Etiket istanbul

Meyhanede müzayede

Dört yıl önce kitap kafe olarak açılan ve daha sonra meyhaneye dönüşen Beyoğlu’ndaki Antika Meyhane, 26 Aralık 2010 Pazar günü yapılacak müzayedeye hazırlanıyor. Müzayedede Osmanlı geleneksel sanatlarından çalışmalar, gümüş ve tesbih koleksiyonları yanı sıra antika porselenler, camlar, vazolar, fincanlar müşteri arayacak. Bu etkinliğin diğer müzayedelerden farkı meyhanede gerçekleşecek olması değil sadece: Satışa sunulacak eserlerin müzayedeye çıkış fiyatı atışa 100 ile 20 bin TL arasında değişiyor. Bu fiyat aralığı göze alındığında, müzayedenin orta gelirli alıcılara da hitap etmesi bekleniyor. Müzayedeyi düzenleyen, meyhanenin de sahibi olan koleksiyoncu Sibel Yalın “Sanatı daha ulaşılır ve yaşanır kılmak, müzayede, antika pazarı, takas ve koleksiyon kültürünü teşvik etmek, antika ve sanat kültürünü lezzet kültürüyle zenginleştiren sosyal bir ortam oluşturmak istiyoruz” diyor. Koleksiyonerliğe yedi sekiz yıl önce hobi olarak başlayan ve yurtdışındaki birçok şehirden porselen ve fincan toplayan Sibel Yalın, bu etkinliğe, yurtdışında gördüğü antika kafelerin ilham kaynağı olduğunu belirtiyor. Amacını “Eskiye, tarihe biraz daha sahip çıkmak, kaliteli objeleri, porselenleri ve müzayedeyi de halkın ulaşılabileceği seviyeye çekmek istiyoruz” sözleriyle özetliyor. Müzayedede yüz yıllık antika porselenler, artık üretilmeyen özel ürünler, imzalı geleneksel ve çağdaş resimleri de içeren 150 eser alıcı bulmak için yarışacak. Sibel Yalın, benzer hobilere sahip olan insanların oluşturmuş olduğu bir topluluğu bir araya getirmek ve keyifli zaman geçirmelerini sağlamayı istediklerini söylüyor. “Sanat camiasından ressamın, koleksiyoncuyla, koleksiyoncunun da satıcıyla bir arada bulunduğu, birbirlerinden ürün takas edebildikleri, aslında bu kültürü konuşabildikleri bir ortam yaratmak istiyoruz” diyor. Ona göre kozmopolit yapıya sahip Beyoğlu, bu sosyal ortamı yaratmak için doğru bir tercih. Yalın, Antika Meyhane’deki müzayedelerin her ay tekrarlanacağını da hatırlatıyor.

Alım Garantili Lale Soğanı

İstanbul yeni bir “lale sezonu”na hazırlanıyor. İçinde bulunduğumuz günlerde belli başlı meydan, cadde ve parklara dikilen milyonlarca lale soğanının mart ortalarından itibaren çiçeklenmesiyle baharı, -İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tanımlamasıyla- bir festival ile karşılayacağız. Gelgelelim kent halkının tümü bu “festivali” aynı sevinçle kutlamıyor. Metropolü şenlendiren laleler çoğu kez olumlu bir uygulama olarak nitelendirilirken, bu renkli örtünün kente faturası kaygılanmayanlar da yok değil. Lalelerin maliyeti konusunda yapılan tutarsız açıklamalar, bu endişenin çok da yersiz olmadığını gösteriyor. Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 2004’ten bugüne devam eden “Lale Evine Dönüyor” projesinin bir amacının da, lalelerin İstanbul çevresindeki köylerde yetiştirilmesi ve bu sayede yöre halkına da gelir sağlaması olduğunu söylüyor. Zaman gazetesinin 27 Aralık 2010 tarihli haberine göre bu yıl, 11 milyonu Büyükşehir Belediyesi ve 4 milyonu ilçe belediyeleri olmak üzere kente 15 milyon lale soğanı dikilecek. Aynı haberde Ağaç AŞ Genel Müdürü Eyüp Karahan’ın verdiği bilgiye göre soğanların yaklaşık altıda biri, kent çevresindeki köylerden sağlanacak. Karahan’a göre projenin hedefi bir süre sonra 15 milyon tüm soğanın da İstanbul’da üretilmesi. HaberVs muhabirleri, son birkaç yılda lale soğanı üretimiyle hareket kazanan, Silivri Belediyesi sınırları içindeki Seymen köyünü ziyaret etti ve çiftçilerle görüştü.Üretici sayısı beş katına çıktı Seymen Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Necmettin Eren, dört yıldır devam eden, İBB’nin Alım Garantili Lale Soğanı Yetiştiriciliği projesinin köylerine fayda sağladığı görüşünde. “Bu aslında Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü bir sosyal sorumluluk projesi, hem yetiştiricilerimiz hem de köylülerimiz bu proje sayesinde ekmek yiyor” diyor. İBB’ye bağlı Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’nin yetiştirilen lale soğanlarının alıcısı olduğunu belirten Eren, tohumların Ağaç A.Ş tarafından kendilerine ücretsiz verildiğini, yetiştirdikleri soğan başına ise 65 kuruş yetiştiricilik ücreti aldıklarını söylüyor. “Üretime belli bir limit konmadığı için kendi tohumlarımızı da üretip soğan haline geldiklerinde alım garantili olarak Ağaç A.Ş’ye teslim ediyoruz. Şirket için ne kadar fazla soğan olursa o kadar iyi.” Dört yıl önce sadece dört üreticiyle başladıklarını […]

Duble mi, tek mi?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Ümraniye’de Tavukçuyolu Caddesi’nde yaklaşık üç aydır uyguladığı yanlış trafik düzenlemesi, HaberVs’nin uyarısı üzerine değiştirildi. Tehlikenin nedeni caddenin girişindeki yaklaşık 300 metrelik bölümün tek yöne çevirilmesi, ancak sürücülerin bundan haberli olmamasıydı. Cadde çift yönlüyken kullanılan trafik levhaları üç ay boyunca kaldırılmadı, caddeye bağlanan sokaklara yeni duruma dair yeterli sayıda levha yerleştirilmedi ve ışıklar düzenlenmedi. HaberVs’nin geçtiğimiz hafta konuyu haberleştirirken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yaptığı başvuru sonrasında, cadde ve sokaklardaki tabelalar bir gün içinde değiştirildi. Ancak cadde esnafı, trafiği rahatlatmak amacıyla hayata geçirilen uygulamanın yarardan çok zarar getirdiği görüşünde.

Clinton İstanbul’da moral verdi

Bilgi Üniversitesinin de üyesi olduğu Laureate International üniversiteler zincirinin Onursal Başkanı, ABD başkanlarından Bill Clinton Santral yerleşkesinde kurulan büyük çadırda davetliler ve öğrencilerden oluşan bir 500 kişilik bir topluluğa konferans verdi. Türkiye’nin Batı’ya Müslüman dünyası ile yeni bir anlayış için kapı açtığını söyledi. “Türkiye 21.yüzyılın oluşumuna katkı verecek kilit ülkelerdendir,” ABD’nin eski başkanı Bill Clinton’ın Bilgi Üniversitesinde verdiği konferansta söylediği moral verici sözlerden birisi. Bir başkası ise bugün Türkiye’ye sırtını dönen Avrupalıların, Türkiye bu büyüme hızını sürdürdüğü takdirde, bir gün yoksullaşarak Türkiye’ye gelecekleri. Clinton’ın konuşmasını Avrupa Birliği ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış, Laureate CEO’su Douglas Becker, Şişli ve Eyüp belediye başkanları ile diğer davetliler izlediler. Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Halil Güven’in açış konuşmasından sonra Becker kürsüye gelerek Clinton’ın başkanlık döneminden sonra kurduğu sivil toplum kuruluşları ile dünyanın çeşitli bölgelerinde yürüttüğü insani yardım programlarını özetledi. Egemen Bağış ise yaptığı İngilizce konuşma ile Clinton’ın 1999 yılında deprem felaketinden sonra Türkiye’yi ziyaretine ve TBMM’de yaptığı konuşmaya değinerek, “Türkiye o zamandan bu yana çok büyük yol kat etti. Türkiye artık daha demokratik ve daha zengin bir ülke,” dedi. “Türkiye’de eksen kayması yok” Clinton Türkiye’nin Doğu’ya kaydığı konusunda yapılan yorumlara katılmadığını, 21.yüzyılda Türkiye’nin yeni ittifakların kurucusu olacağını belirterek, “Bağımsız olarak yeni köprüler kurmak yolundasınız. Ben de olsaydım aynı şeyi yapardım,” şeklinde konuştu. Türkiye’de dine saygılı olunduğunu ama dinin ülkeyi felç etmediğini ileri süren Clinton, ülkenin demokrasiye inancı ve İslamiyet’e bağlılığı ile Müslüman dünyasına örnek olacağını söyledi. Başkanlığı sırasında, altı yıl Avrupa Birliği’ni Türkiye’nin tam üyeliğini hızlandırmak için ikna etmeye çalıştığını vurgulayan Clinton, “Çeşitli fikir ayrılıkları ve endişeler olduğunu biliyordum. Ama bu endişelerin ve Kıbrıs gibi çözüme kavuşturulamayan sorunların Türkiye’nin tam üyeliğinin sağlayacağı avantajlar karşısında önemini yitireceklerini anlatmaya çalıştım,” diye konuştu. İletişim sorunları Bütün dünyada iletişim teknolojilerinin son derece gelişmiş olmasına karşın bilgilerin ancak parça parça edinilebildiğine dikkat çeken Clinton, “Bu da gerçekte neler […]

Elveda İstanbul

UNESCO’nun yedi yıldır yaptığı uyarıların göz ardı edilmesi, İstanbul’un büyük ihtimalle Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılmasına neden olacak.

Sokak Kitabı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü’nün liselerde yürüttüğü üç yıllık çalışmanın sonunda lise öğrencilerinin kendi sokaklarını anlattığı “Sokak Kitabı – Liselilerin İstanbul Sokakları” başlıklı kitap yayınlandı. Proje, son üç yılın Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi, Sanat Yönetimi ve Kültür Yönetimi bölümlerinde okuyan son sınıf öğrencileri tarafından gerçekleştirildi. Üç yıl boyunca yaklaşık 24 üniversite öğrencisinin görev aldığı proje kapsamında İstanbul’da farklı ilçelerden ve semtlerden çok sayıda liseye gidildi ve binlerce öğrenciye proje anlatıldı. Sonuçta değişik okullardan ve semtlerden 106 öğrencinin 34 ilçeden 106 farklı semti ve sokağı anlattığı özgün bir kent kültürü çalışması ortaya çıktı. Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Program Koordinatörü Doç. Dr. Serhan Ada’nın dediği gibi kendilerinden yalnızca test çözmeleri ve çok çalışıp üniversiteye kapağı atmaları beklenen lise öğrencileri bunca “önemli” işlerinin arasında sokaklara –en azından kendi sokaklarına- çıkıp etraflarına bakıp yaşadıkları çevreyi fark edip bunu yazıya döktüler. Serhan Ada, bu kitabın zaman içinde önemli bir belge değeri kazanacağını, 2008-2010 yıllarında İstanbul’un sokaklarının kesitini çıkartan, gençlerin hayatlarını ve hayallerini yansıtan bir belge olacağını belirtiyor. Ada’ya göre her tartışmanın kültüre ve kültür başkentine bağlandığı İstanbul’da, liseli gençlerin hazırladığı bu kitap, kentteki hayata, özel hayatlara, komşuluğa ve geçen zamana bir bakış fırsatı yaratıyor. Bu yönüyle de İstanbul 2010 projelerinden maddi bir katkı almasa da İstanbul 2010 projesine önemli bir katkı sunuyor. 2007-2008 döneminde “Liseliler 2010’a katılıyor” projesi kapsamında başlayan ancak daha sonra gelişen ve ayrı bir proje olarak ortaya çıkan Liselilerin İstanbul Sokakları, Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında çıktı ve şu anda İstanbul’daki tüm liselere dağıtılıyor. Projede Bilgi Üniversitesi Öğrencilerinin yanısıra çok sayıda öğretim görevlisinin de katkısı var. Projeye son dönemde dahil olan ve kitabın editör yardımcılığını da yapan Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü son sınıf öğrencisi Şiyar Kubilay, lise öğrencisi gençlerin kültür tüketicisi olarak yüksek bir potansiyel taşımasına rağmen yerine getirmek zorunda oldukları […]

Fermuar hastanesi

Üsküdar Belediye Pasajı’nda küçük bir dükkan. Bir tuhafiyeci. Ama içeride bir hastane var. Fermuar Hastanesi. 23 yıllık tuhafiyeci Ahmet Vehbi Selçuk (40), mesleğe başladığı günden beri fermuarlarla haşır neşir. Selçuk’un bu konudaki uzmanlığı birkaç yıl once dükkanın ismini hastane olarak değiştirmesine neden oluyor. Fermuar doktoru, çantadan ayakkabıya, pantalondan dalgıç kıyafetine tüm eşyaları tamir ediyor, üstelik bir gün içerisinde. Talebin artması ve müşterilerin bu hizmetten haberdar olup yararlanabilmesi için Fermuar Hastanesi internet sitesi (www.fermuarhastanesi.com) kuruldu. İnternet sitesiyle birlikte Türkiye’nin her yerinden fermuarı bozuk eşyaların kargoyla kendisine gönderilmeye başladığını söyleyen Fermuar Doktoru, her türlü ürünün fermuarını tamir ettiğini söylüyor. Ahmet Vehbi Selçuk’un tamir ettiği fermuarlar arasında çadır, dalgıç kıyafeti, kayak pantalonu, motorsiklet montu fermuarları da bulunuyor. Çeşitli fermuar arızaları için farklı teknikler uygulayan Fermuar Hastanesi, en erken bir dakika, en geç bir gün içerisinde arızalı ürünü sahibine teslim ediyor. Ayrıca tamir edilen fermuar için yeni bir fermuarın ömrü kadar garanti veriliyor. Yeni fermuar mı tamir mi? Çantanızın, montunuzun veya botunuzun fermuarı bozulduğunda eğer yeni bir fermuar alıp işi terziyle bitirmek isterseniz, hem fazla zamanınızı harcayacak hem de fermuara ve dikişe para vereceksiniz, üstelik ürününüzün orijinalliği de bozulacak. Fermuar hastanesi, size zaman kazandırıyor ve eşyanızın orjinalliğinin bozulmamasının garantisini veriyor. Fermuar doktoru her çeşit fermuarı iyileştirebildiğini ve bunun ekonomik bir işlem olduğunu dile getiriyor ve ekliyor “Yeter ki fermuar giysi üzerinden sökülmemiş olsun. Önemli olan bu. Çünkü burada amaç fermuarın giysi üzerinden sökülmeden tamiri. Dikişe verilecek paranın tasarrufu, zamandan tasarruf ve orjinalliğin bozulmaması fermuar tamirinin artılarıdır.”Uzun ömürlü fermuar kullanmanın püf noktası Kalitesi ve markası ne olursa olsun, hor kullanılan her fermuar bozulmaya mahkumdur. Fermuarlarınızın bozulmaması için, fermuarı mümkün olduğu kadar zorlamadan , hırpalamadan kullanmanız fermuarınızın ömrünü uzatır. Fermuarınızın zor açılıp kapanmaya, takılmaya yani kısacası bozulmaya başladığını hissettiğinizde, kullanmaya devam etmeden tamire götürürseniz eski haline dönme ihtimali yükselir.

Trafik levhası ağaca bağlanır mı?

Altından geçip gittiğimiz, belki hiç fark etmediğimiz bir görüntü… Yeri biraz ilginç. Beşiktaş’ın tam göbeğinde; Çırağan ve Beşiktaş caddeleri ile Barbaros Bulvarı’nın buluştuğu yerde… Bu üç caddenin bir araya geldiği noktadaki devasa yol bilgi levhası, hemen arkasındaki çınara tutturulmuş. Yaklaşık 6 metre yüksekliğindeki levha sürücüleri Çevreyolu, Yıldız ve Levent istikameti ya da Ortaköy, Bebek ve Rumeli Hisarı istikametine yönlendirebilmek amacıyla, yolun üzerine yerleştirilmiş. Levhaları taşıyan metal konstrüksiyon, arkasında bulunan çınardan destek alıyor. Ya da en azından destek alırmış gibi görünüyor… Yol bilgi levhası, bu kadar büyük olmasa bile, bir ağaca bağlanabilir mi? Beşiktaş meydanındaki bu “abes”liğin nedenin öğrenebilmek için Karayolları İstanbul Bölge Müdürlüğü’nü arıyorum. Sorumu cevaplayan nöbetçi memur Ömer Gencer endişemi yerinde buluyor. “Böyle bir uygulama olmaması gerekir” diyor, “bu bölgedeki tabelalar beş altı yıl önce belediyeye devredildi. Siz iyi dikkat etmişsiniz, ağaca bu şekilde desteklenmesi mantıklı değil. Bu bölgedeki ilk tabelaları biz yaptık fakat karayolları olarak bu şekilde tabela yapmayız. Belediyeye devrinden daha önce yaptıklarımız bu şekilde değildi. Düzeltilmesi gerekir.” Karayolları’nın yönlendirmesi üzerine, levhalardan sorumlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Kontrol Merkezi’ni arıyorum. Sorumu cevaplayan Mustafa Söğüt önce “Aferin, çok dikkatlisin” diyor. “Ama levhalar ağaca değil, ağaç levhaların olduğu metal konstrüksiyona bağlı.” Söğüt verdiği bilgiye göre kavşakta bulunan çınar koruma altında. Bu nedenle kaldırılamıyor. Ancak yaşlı bir ağaç olduğu için devrilme riski var. Çınarın devrilmesi, levhaların asılı olduğu metal iskeletten ve çınardan yere indirilen metal destekten yardım alınarak önleniyor.

Okul bitti pasolar gelmedi

Okulların kapanmasına yaklaşık bir ay kalmasına rağmen 2009-2010 yılı pasoları bir türlü dağıtılamadı. Her yıl olduğu gibi 2010 yılı pasolarının harçları kasım ayında toplanıp ilgili kurumlar tarafından İ.E.T.T Genel Müdürlüğü’ne yatırıldı. Öğrenciler pasolarını beklerken mayıs ayı gelmesine rağmen ne pasolar geldi, ne yetkililerden bir açıklama… Ocak ayında verilmesi gereken pasoların gelmemesinin sebebi ise yeni “İstanbul Kart” olarak adlandırılan çipli kart sistemiyle çalışan cihazların henüz otobüslere takılamaması.. İ.E.T.T İşletmeleri Genel Müdürlüğü Basın Danışmanı Ömer Faruk Birpınar; entegrasyon ve kişiselleştirme çalışmaları içinde olduklarını ve yeni pasoların mayıs ayında dağıtılacağını söylüyor. Bu gecikme süreci içinde eski pasoların kullanılabildiğini vurgulayan Birpınar ilk defa pasoya başvuranlara ise 2009 yılına ait pasoları dağıttıklarını söylüyor. Yoğun bir çalışma içinde olduklarını belirten Birpınar, “Pasolarda problem var ama mağduriyet söz konusu değil” diyor. İndirimli karta, bindirimli harç İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Danışmanı Beyhan Sunal ise 2010 yılı için kurumsal paso başvurusunda bulunan öğrencilere herhangi bir paso gönderilmediğini belirtiyor “Geçen seneden pasosu olanlar kullanabiliyorlar fakat ilk defa paso için başvuran hazırlık öğrencileri maalesef beş aydır pasosuzlar” diyen Sunal, bir çok öğrencinin bireysel başvuruda bulunmak için öğrenci belgesi almaya geldiğini anlatıyor. Bunun nedeni ise Birpınar’ın sözünü ettiği yeni paso alacakların mağduriyetini önlemek amacıyla dağıtıkları geçmiş yılın pasolarının yalnızca bireysel başvurulara verilmesi. Sunal’ın açıklamasına göre, öğrenciler yeni paso çıkarma bedeli olan 5 lirayı kurumsal başvuruda ödediler, fakat pasolarının gelmemesi nedeniyle 5 lira daha ödeyerek bireysel başvuruda bulundular. Bir çok kişi bireysel başvurudan habersiz Ancak çift başvuru harcı yatıran öğrencilerin tek zararı 5 TL ile sınırlı değil. İ.E.T.T Genel Müdürlüğü’nün resmi sitesinde yapılan açıklamada, 2010 yılına ait bireysel başvuruların; iş yoğunluğu nedeniyle, ancak 1 Nisan 2010 tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmişti. Bu tarih, kurumsal başvuru tarihinin bitiminden sonra başlıyor. Sonuç olarak bu sene yeni paso çıkarmak isteyenlerin bir çoğu bireysel başvurudan habersiz halen pasolarını beklerken bir bölümü ise çift harç yatırmasına rağmen dört ay […]

Sulukule için suç duyurusu

” haberinin görselleri de kanıt olarak sunuldu. Şöyle denildi: “06.05.2010 tarihinde Fatih Belediye Başkanlığı ve Toplu Konut İdaresi tarafından gerçekleştirilen “Temel Atma Töreni” sırasında gerek bölgede bulunanlar gerekse de basın mensupları tarafından kültürel mirasımızın önemli bir parçası olan İstanbul İli, Fatih ilçesi 2484 ada, 2489 ada, 2490 ada, 2492 ada, 2493 ada, 2492 ada, 2495 ada, 2497 ada, 2498 ada, 2499 ada, 2525 ada, 2524 adada bulunan arkelojik değeri bulunan materyallerin zarar gördüğüne tanık olmuşlar ve bu durum ekte sunulan fotoğraflarla belgelenmiştir.” Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, kameraların açık olmadığı bir anda, devam eden arkeolojik kazıyı “zulüm” olarak nitelemiş ve kazının yapıldığı alanda arkeolojik buluntuya ulaşılma ihtimalinin “sıfır” olduğunu söylemişti. HaberVs, Mustafa Demir’in alandan ayrılmasından sonra, inşaat demirleriyle gizlenmeye çalışılan buluntuları belgelemiş ve eserlerin, 18. yüzyılın ortasına tarihlenen Osmanlı su ishale hattı olduğunu öğrenmişti.

Söz konusu göbek olunca…

İstanbul halkı, Kabataş-Zeytinburnu tramvayını hınca hınç doldurdu. Halkı daha rahat ve daha çabuk Sultanahmet meydanına götürmek için Büyükşehir Belediyesi tramvayların sayısını da arttırdı, ancak bu bile yeterli olmadı. Ahırkapı’ya gitmeye çalışanlar tramvayları doldurdukları gibi sahil trafiğinin de kilitlenmesine sebep oldu. İnsanlar Sultanahmet Meydanı’nda toplanarak, Ahırkapı’ya doğru toplu gruplar halinde roman müzikleri ve şarkılarıyla yürüdüler. Çingenesinden, İngilizine, bebeğinden, gencine, yaşlısına kadar herkes festival alanındaydı. Kalabalık yolları ve tramvayı olduğu gibi festival alanını da kilitlemişti, alanda hareket etmek, bir yerden bir yere gitmek oldukça zordu. Kamerasını ve fotoğraf makinesini alan herkes unutulmaz görüntüler çekti. Yabancı turistlerin festivale ilgisi de had safhadaydı. Festivale katılan herkes gibi, onlar da hazırlanan yerlere dileklerini bağlamayı ihmal etmediler.Herkes roman kılığına büründü Elinde tefi, saçında çiçeği, ayağında eteği, ağzında sakızı, dudağında kırmızı ruju, yanağında kalemle boyanmış beni, tam takım giyinmişti genç kızlar. Davulcu, zurnacı çaldı genç kızlar roman havası ile eğlendi. Yemeniler yok sattı. Festival alanında onlarca davulcu, zurnacı, klarnetçi vardı. Her gruba yetecek kadar. En çok roman dansı oynayan da erkekler oldu. Herkes birlikte eğlendi. Her kesimden insan görmek mümkündü. Yerlerde oturmuş farklı farklı genç gruplar, aralarında elinde tefi, darbukasıyla dolaşan insanlar, yürüdükçe değişen müik sesleri. Ahırkapı’ya herkes Hıdrellez için gelmişti, ama herkes kendi havasında, kendi tarzında eğleniyordu. Böyle bir insan mozaiginin beraber olup eğlenmesi belki de bu şenliğin en güzel kısmıydı. Göbek atmak, halay çekmek, oynamak işin içine girdi mi sınıf ayrımı diye bir şey kalmıyor çünkü… Dilekler dilendi Ahırkapı Parkı, rengarenk dilek ağaçları, hatıra fotoğrafları çektireceğiniz panolar, dileğiniz ne kadar süre içerisinde olacağını gösteren tahta panolarla dolup taştı. Pek çok üniversitenin hazırladığı değişik fal oyunları, sizi Monalisa’nın kucağına konulmuş bebek, Marilyn Monroe, çingene ve hatta Picasso’nun bir tablosunun karesi yapacak şekilde yapılmış değişik maketlerin önünde fotoğraf çektirme kuyrukları oluştu. İlginç bir sahne de panoda yer alan iki kadın çingenenin kafasındaki boşluğa fotoğraf çektirmek için suratını […]

Çünkü İstanbul’da tiyatro şart!

İstiklal Caddesi dün, 16 ülkenin genç tiyatrocularının işgali altındaydı. Avrupa Üniversiteleri Tiyatro Şenliği için İstanbul’da bir araya gelen yüzlerce genç, Atlas Pasajı’nın önünde başlayıp Tünel Meydanı’nda sona eren müzikli, danslı bir yürüyüşle şenliğin resmi açılışını yaptı. 16 Mayıs’a kadar devam edecek bu festivalde 51 oyun, Devlet Tiyatroları salonları, Nişantaşı Rüştü Uzel Lisesi ve garajistanbul’da ücretsiz izlenebilecek. 2008’de İstanbul, 2009’da Türkiye üniversiteleri arasında düzenlenen Tiyatro Şenliği, bu yıl Türkiye’den 36, Avrupa’dan 14 ve Japonya’dan bir üniversitenin tiyatro topluluklarının katılımıyla uluslararası nitelik kazandı. Japon tiyatro grubu Kaki-Kuu-Kyaku, 2010’un Türkiye’de Japon Yılı olması nedeniyle davet edildi. Koordinasyonunu İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği’nin üstlendiği şenlikte oyunların yanı sıra, bir sempozyum ve 15 atölye çalışması da gerçekleştirilecek. Dün saat 16:00’da Atlas Pasajı önünde toplanan genç tiyatrocular, yürüyüşlerine Kent Orkestrası Bandosu’nun müziği eşliğinde başladı. Erol Günaydın, Müjdat Gezen, Haluk Bilginer, Gazanfer Özcan, Adile Naşit gibi Türkiye tiyatrosunun ölmez isimlerinin maskelerini takan gençler taşıdıkları “tiyatro şart”, “inadına tiyatro” ve “barış içinde hayat” gibi dövizlere, aynı içerikteki sloganlarla eşlik ettiler. Kortej Tünel’e vardığında, meydanda onları bekleyen Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümünün “Post-Modern Orta Oyunu” isimli performansı sergiledi. Performansın sonunda şişirdikleri balonların üzerine sorular yazan oyuncular, bu balonları izleyicilere dağıtarak yine yazılı olarak cevaplamalarını istediler. Gösterinin sonunda, izleyicilerin cevapları yüksek sesle okundu ve balonlar, meydanda gerili iplere asıldı. Festival Programı3 Mayıs Pazartesi İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgi Sahnesi “DEDİLER…’’ Yer: Devlet Tiyatroları (DT) ÜSKÜDAR STÜDYO Saat: 17.30 Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tiyatro Topluluğu “BİR CEZA AVUKATININ ANILARI’’ Yer: DT CEVAHİR 2 Saat: 17.30 National Technical University of Athens (NTUA) Theatre Team (YUNANİSTAN) “CLOSER’’ Yer: DT KÜÇÜK SAHNE Saat: 20.004 Mayıs Salı Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü Tiyatro-Oyunculuk Anasanat Dalı ‘ “KUVAYİ MİLLİYE’’ Yer: DT CEVAHİR 2 Saat: 17.30 University of Ljubljana Academy of Theatre, Radio, Film and […]