Etiket öğrenci

Bilgi’ye üç dalda Avrupa Birliği iletişim ödülü

HaberVs Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) tarafından hayata geçirilen “AB Yolunda Genç İletişimciler Yarışması”nda İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesiöğrencileri üç dalda birinci oldu. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) tarafından AB İletişim Stratejisi çerçevesinde 4 farklı kategoride düzenlenen yarışmada slogankategorisinde birinciliği, “Bu Değişim Hepimize İYİ GELECEK” sloganıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ceren Bettemir, Başak Karamanve Gizem Yücelen kazandı. İstanbul’dan 24 üniversite ve 5 meslek yüksekokulunun katıldığı yarışmada, TV kategorisinde birinciliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Hazar Deniz Aksaylı, Hakan Güzey, Ahmet Alper Başkanve Açelya Köse, “Hayatımız Alaturka”adlı eserleriyle kazandı. Farklı alanlarda AB standartlarını anlatan 3 farklı kısa filmden oluşan eser, “hayatımızın alaturka, standardımızın ise Avrupa” olduğunu eğlenceli bir kurgu ile sunuyor. Radyo kategorisinde birinciliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ali Kaan Kılıç, Emel Gamze Sargın, Asena Kılıçve Beril Dedeoğlu, “Avrupa’da”(Dinlemek için tiklayın>>) adlı cıngıl çalışmalarıyla aldı. İki farklı cıngıl çalışmasından oluşan eser, AB üyeliğinin günlük hayatımıza olumlu katkılarına değiniyor. Basılı Materyal ve Açık Hava Reklamı kategorisinde birinciliği ise Işık Üniversitesi’nden Hande Özgeldi, “To Higher with Turkey” (Türkiye ile Daha Yükseğe) adlı eseriyle aldı. Avrupa ülkeleri ve Türkiye kamuoylarındaki karşılıklı önyargıları ve bilgi eksikliğini gidermek için genç iletişimcilerin yaratıcılığından faydalanmak açısından bir ilk oluşturan yarışma ile İstanbul’da binlerce iletişim öğrencisine ulaşıldı. Projeler “AB`nin Değerleri”, “Çağdaşlaşma Projesi Olarak Türkiye`nin AB`ye Üyeliğinin Günlük Hayatımıza ve Çeşitli Sosyal Kesimlere Olumlu Etkileri”, “Türkiye`nin Üyeliğinin AB`ye Kazandıracakları”, “Türkiye-AB Mali İş Birliği Projelerinin Türkiye`ye Sağladığı Kazançlar”, “Gümrük Birliği`nin Türk Ekonomisine Olumlu Etkileri” konu başlıklarına göre hazırlandı. Yarışmanın jürisinde Nail Keçeli, Mehmet Akbay, Erol Olçak, Ali Saydam, Fatih Akol, Sevilay Yükselir, Tayfun Talipoğlu, Bülent Tanla, Zeynep Gürcanlı, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçil Deren Van Het Hof, Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Tellan, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Keskin, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ragıp Taranç yer aldı. Yarışmada birincilik ödülünü kazanan eser […]

Ali topu hâlâ Agop’a atmıyor

’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları BirimiKonuşmaları dahilindeki raporlarına bir yenisi Yard. Doç. Dr. Kenan Çayır tarafından eklendi. Çayır Eğitim, Çatışma ve Toplumsal Barış: Türkiye’den ve Dünyadan Örnekler başlıklı yeni derleme çalışması çerçevesinde, 2005 müfredat reformu sonrası yazılan yeni ders kitaplarını değerlendirdi ve eğitimde çoğulcu bir muhayyile geliştirme konusunda karşılaşılan sorunları tartışmaya açtı. Ders kitaplarında milliyetçilik ve insan hakları ihlallerinin bulunduğuna dikkat çeken Çayır, “Toplum olarak bunları konuşuyoruz ancak hâlâ ders kitaplarına bu yansımadı. Hâlâ Ali topu Agop’a atmıyor.” dedi. Çayır, 2005 yılında ilk defa Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kitapların yenilendiğini ve “öğrenci çalışma kitabı ve öğretmen çalışma kitabı” çıkarıldığını söyledi. Ders kitaplarında erkeklerin daha fazla temsil edildiğini ve kadınlarla aynı haklara sahip değilmiş algısını yaratabilecek metinlerin içerdiğini ifade eden Çayır, “Son dönemde bu durumu dengelemeye çalıştılar” diyerek bir ders kitabından örnek verdi: “1- Merhaba arkadaşlar. Benim adım Atakan. Sekiz yaşındayım. 1,42 boyundayım. Kırk iki kiloyum.2- Merhaba ben Ayşe. Sekiz yaşında, 1,32 boyunda otuz beş kiloyum. Duygusal bir kızım. Kötü bir olay gördüğümde hemen ağlıyorum.” Çayır, Sosyal Bilgiler dördüncü sınıf kitabında ancak bu kadar eşitlendiğini anlatırken, o yaşlardaki kız çocuklarının erkeklerden daha hızlı geliştiklerini ve bu kitapları yazanların insan anatomisi bilgisinden bile uzak olduğunu söyledi. Ermeni olduğunu ve Ermeni okulunda sınıf öğretmenliği yaptığını söyleyen bir dinleyici “Bazen kitaplarda öyle metinler okutmak zorunda kalıyoruz ki, Türklük vurgusu yapılmış metinleri ermeni öğrencilere açıklayabilmek gerçekten çok güç oluyor. Ancak okutmak zorundayız.” şeklinde düşüncelerini söyledi. Katılımcılardan bir lisede Edebiyat Öğretmeni olan Serkan Parlak ise müfredat değişikliğinin daha düzgün kitapların okutulmasını engellediğini dile getirdi: “Önceden alternatif olarak dokuz veya on tane kitap gelirdi önümüze. Zümre ile toplanıp bir tanesini seçerdik. Şimdi ücretsiz dağıtıldığından, Milli Eğitim Bakanlığı hangi kitabı uygun görürse her yerde o okutuluyor.” Eğitim Reformu Girişimi kapsamında 165 öğretmeni ayrımcılıkla ilgili eğitimler verdiğini dile getiren Çayır, Türkiye Dilleri ve Edebiyatı kitabının yazılması […]

Bir anda kör olmak

Daha düne kadar birçok meslektaşı “Suçlu olup olmadıklarını bilmiyoruz” şeklinde yaptılar açıklamalarını. Şüpheyle yaklaşamıyorum. “Bir anda kör olmuşlar demek ki…” diyorum. * Hocalar, gazetecilik öğrencilerine senelerce “Bir gazeteci olaylara hep şüpheyle bakmalıdır” derler. Ahmet Şıkiçin verilen tutuklama kararından sonra, öğrenci olarak şüpheyle bakacağım, önce kendi geleceğim olacaktır. Ahmet Şık ile geçen sene sınıfta gündemi tartışıyorduk. Şık, bir gazetenin “Türkiye İran olur mu?” başlığı üzerine “Sizce bu ülkeye şeriat gelir mi?” diye sormuştu. Gençlerden biri, “Korkmayın hocam, bu ülkede asker var! Darbe olur, şeriat gelmez” diye atıldı. Şık, bu defa kaşlarını çatarak “Galiba bazılarımız darbenin iyi bir şey olduğunu sanıyor” dedi.Yine o ara, meslektaşı Ertuğrul Mavioğlu’yla Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu ve Ergenekon’da Kim Kimdir? adında iki kitap çıkardıklarında, operasyonlardan övgüyle söz edeceğini düşünmüştüm. Çünkü medyada, ne olduğunu tam anlayamadığımız Ergenekon’un, işi darbe planlarına kadar götüren derin devlet olduğu söyleniyordu. Şık, darbeye sıcak bakmıyorsa, operasyonları da onaylıyor olmalıydı. Oysa Nisan 2010’da Bianet’e verdiği söyleşide kitabı niye yazdığını şöyle anlatıyor : “Medya yoluyla bilinçli bir kafa karışıklığı yaratılarak ‘Türkiye’de gerçekten bir derin devlet temizliği yapılıyor’ algısı yerleştiriliyor. Ergenekon soruşturması, Türkiye’de bir şeyleri soruşturuyormuş gibi gösterip ama hiçbir şeyin soruşturulmadığı, esas faili gizlemek üzerine kurulu bir dava süreci benim gözümde. Bir yıl sonra yeni tutuklamalar olmazsa Ergenekon’dan bir kişi bile cezaevinde kalmayacak.” Şu an bu söyleşiyi okuyup, tutuklanma kararının kendisi için alındığını öğrenmek, insanların bir anda kör olduğu Yeşilçam filmlerini izlemek gibi geliyor. Ancak filmlerin gerçeklik payı da varmış. Daha düne kadar birçok meslektaşı “Suçlu olup olmadıklarını bilmiyoruz” şeklinde yaptılar açıklamalarını. Şüpheyle yaklaşamıyorum. “Bir anda kör olmuşlar demek ki…” diyorum. Olayı gözümde filme dönüştüren bir başka nokta daha var. Ahmet Şık’ın da içinde bulunduğu bir ekip 2007’de Nokta dergisinde “Darbe Günlükleri” başlıklı 50 sayfalık bir haber yayınlamıştı. Haberde, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen bir günlük deşifre ediliyordu. […]

Eğitimde çok güzel hareketler

İlk kitabını dokuz yaşında yayınladı. “Hiçbir yerde zorlanmadı.” Nar Taneleri’nin yazarı hızını alamadı, “Bu kitaptan 20 tane de ben alırım” dedi. İstanbul Ali Yalkın İlköğretim Okulu 3A Sınıfı Öğrencileri ilk kitaplarını dün yayınladı. Hikâye kitabının ismi Nar Taneleri. Ayın gün, okullarında düzenlenen törende basın mensuplarını ağırlayan genç yazarlar, yaratma sürecinde hiiiç zorlanmadıklarını dile getirdi. (Sadece hikâyeleri süsleyecek resimleri çizerken renk seçmekte biraz tereddüt ettiler.) Eğitimde farkındalık yaratmayı ve yeni öğrenme ortamlarının oluşmasına katkı sağlamayı amaçlayan bu çalışma, bir sınıf öğretmeninin çabalarıyla hayat buldu. Mitat Zorlu, geçtiğimiz eylül ayında hikâye yazmanın unsurlarını öğrenen öğrencilerinden, kendi belirledikleri konularda hikâyeler yazmalarını ve bunları resimlerle süslemelerini istedi. Ortaya çıkan ilginç yazıları derleyerek proje kapsamında kitap haline getirmeye karar verdi. Milli Eğitim Müdürlüğü, Okul Müdürü Rüştü Özker ve velilerin desteği ile ilk adımlar atılmaya başlandı. Hukuksal işlemlerin de tamamlanmasından sonra Nar Taneleri Projesi hayata geçirildi. Kelime Yayınevi sponsor olduğu ve yayınladığı kitabın gelirini, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği‘nin yürüttüğü “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasına bağışlamayı önerdi.“Yazıları değiştirmedim” Nar Taneleri’nin derlemeleri sırasında hikâye içeriklerine kesinlikle dokunmadığını ve düzeltme yapmadığını belirten Zorlu, yazım sürecini şu şekilde dile getiriyor: “ Öğrencilerim yazılarını yazarken kesinlikle bir düzeltme yapmadım. Yalnızca Yayın Yönetmeni Asya Çağlarile şiddet unsuru içeren, mesela ‘ölüm’ gibi kelime ya da cümleleri düzelttik.” Ayrıca aynı süre içinde hikâye yazan öğrencilerin birbirlerinin yazılarından da haberdar olmadığının altını çizen Zorlu, bunu hikâyeler arasında benzerlik olmasının önüne geçmek ve farklı ürünlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmak amacıyla yaptığını belirtti. Kitabın yayınlanma süresini beklemenin öğrencileri ve kendisi için çok zor geçtiğini anlatan Zorlu bu sürede heyecan ve stresten beş kilo verdiğini, ancak gururunu öğrencileriyle birlikte yaşadığını söylüyor. Nar Taneleri’nin yazarlarından, 3A sınıfı öğrencisi Melek Doğa Harmancı (9) hikâyesini yazarken hiç sıkılmadığını fakat resimleri yaparken renkleri seçmede biraz zorlandığını söylerken, Arda Tuna Erşık (9) kalemine duyduğu güveni: “Ben hiçbir yerde zorlanmadım. Kitaptan 20 tane alacağım” sözleriyle […]

Bilgi Üniversitesi’nden haberler

İstanbul Bilgi Üniversitesi, tüm ülkenin gündemine oturacak kadar hareketli günler yaşıyor. Üniversitenin öğretim kadrosu ve mezunları, basında görüşüne sık sık başvurulan, örnek başarı öyküleri haber konusu oluşturan isimler arasında yer alıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Tanıtım ofisinin yayınladığı bültenlerin yardımıyla derlediğimiz, son bir hafta içerisinde Türkiye basınında yer alan ve üniversitenin isminin geçtiği haberlerin bazıları şöyle. Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin çabasıyla kurulan Tarlabaşı Çocuk Orkestrası, Zamangazetesinin 4 Ocak tarihli nüshasında ön sayfadan haber oldu. Aynı gazetenin yazarı İbrahim Öztürk 3 Ocak tarihli “Bu yazının kahramanı sizlersiniz!” başlıklı köşe yazısında, Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu’ndan alıntı yaptı. Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu Cenker Kardeşler, Hürriyetgazetesinin Cumartesiekinin haber konusuydu. Vesaire Vesaire isimli albümü yayınlanan Kardeşler ile yapılan röportaj “Baba zoruyla albüm yapan fabrikatör müzisyen” başlığıyla 1 Ocak tarihinde yayınlandı. Eleledergisi de bir başka Bilgi mezununa mikrofon uzatmıştı. Dergi Ocak 2010 sayısında “Gazeteci olmak isterken lojistik patroniçesi olan” Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü mezunu Evrim Aras Sağıroğlu’nun başarı öyküsüne yer verdi. 2 Ocak Pazar günü yayınlanan “insan kaynakları” ekleri de İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim elemanları ve öğrencilerin görüşlerine başvuruyordu. Hürriyet’in İnsan Kaynakları eki, kadın ve çocuk istismarının konu edildiği haberinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç, Dr. Ayten Zara ile röportaj yaptı. Sabahgazetesinin İşte İnsan eki ise Sağlık Bakanlığı’nın, psikologlarının yalnız başlarına sağlık hizmeti veremeyeceklerine dair genelgesini konu ettiği haberinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisans Programı Direktörü Yrd. Doç. Dr. Murat Paker’in görüşüne başvurdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu Nayad Demirci, “Eğitimi üst düzey yöneticiler veriyor” başlıklı haberde, İstanbul Business School’dan üniversite sonrasında aldığı eğitimin kariyerinde oynadığı rolü anlatıyordu. Cosmopolitandergisi, Ocak 2010 sayısında Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü mezunu, doğum fotoğrafçısı Vera Caen Anahmias ile “işine duyduğu aşk” üzerine söyleşi yaptı. HABERTÜRKgazetesinin 31 Aralık 2010 tarihli İstanbul ekinde, 1999 […]

Çift dillilik çocukları nasıl etkiliyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Araştırmaları Birimi’nden Dr. Müge Ayan Ceyhan, Eğitim Reformu Girişimi tarafından yürütülen Çift Dillilik ve Eğitim Projesi’ni dün Santral Yerleşkesi’nde sundu. “Bölünme kaygısından uzaklaşmak, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği, barış içinde birlikte yaşayabildiğimiz bir toplum tahayyülünden söz etmenin artık zamanı gelmedi mi?” Bu sözlerle işe başladı Müge Ayan Ceyhan. Süregelen tartışmalar gösteriyor ki çift dilli eğitim bu tahayyülün tam da merkezinde yer alıyor. Ceyhan, uygun toplumsal ve pedagojik koşullar altında, doğru politikalarla hayata geçirilebildiği takdirde çift dilli eğitimin Türkiye’nin ileri götürülebileceği görüşünde. Bilgi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Birimi’nin Projeler Koordinatörü olan Ceyhan, projesini eğitimde çiftdilliliği, teknik boyutlarıyla ele alarak sundu. Avrupa Birliği mali desteği ile Eğitimde Haklar projesi kapsamında, pedagojik, dilsel ve toplumsal açıdan disiplinlerarası perspektifin sunduğu olanaklar çerçevesinde çiftdilliliği değerlendiren Ceyhan, kısa ve orta vadedeki çözüm önerilerini de anlattı. Türkiye çok dilli“Türkiye’nin etnik yapısındaki çeşitliliğin farkına varmamız gerek. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan nüfus sayımlarında evde konuşulan dillere değinilmemekte” diyen Ceyhan, KONDA Araştırma’nın Milliyet Gazetesi için 2006’da yaptığı “Biz Kimiz?” adlı toplumsal yapı araştırmasını anlattı. Buna göre Türkiye’de konuşulmakta olan anadillerin dağılımı şu şekilde: Türkçe yüzde 85, Kürtçe/Kurmanci yüzde 12, Zazaca yüzde 1, Arapça yüzde 1,4, Ermenice yüzde 0,07, Rumca yüzde 0,06, İbranice yüzde 0,01, Lazca yüzde 0,12, Çerkezce yüzde 0,11, Kıptice yüzde 0,01. Türkiye’nin bu tür bir çokdilli yapıya sahip olması, çocukların önemli bir kısmının Türkçeden başka diller bilerek örgün eğitime başladığı anlamına geliyor. Türkiye’deki mevcut durumda Anayasa’nın 42’nci maddesinin; “Türkiye Devleti’nin dili Türkçedir ve Türkçeden başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” şeklinde olduğunu söyleyen Müge Ceyhan, bu durumun tek istisnasının Lozan Barış Antlaşması’nda bulunduğunu dile getirdi. Buna göre, yalnızca azınlık gruplar olarak tanınan gayrimüslimlerin (Rum, Ermeni, Musevi) kendi dillerinde eğitim alma hakkına sahipler.Kürtler eğitime 1-0 yenik başlıyorMüge Ayan Ceyhan, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın […]

Beklemek, hep beklemek, umutsuzca beklemek…

). Emre Aköz’ün artık sayısını unuttuğumuz yediği herzelerden birinden yola çıkarak yazılan bu yazı, deyim yerindeyse gündem yarattı. Ya da unutulmaya , mecrasından kaydırılmaya çıkarılan, “öğrencilere yönelik polis şiddetini” yeniden tartışmaya açtı. İyi de oldu. “Ben seni beğenmiyorum” demenin en gösterişli yollarından biri olan yumurta atmayı, cop ve biber gazı kullanılarak, yerlerde sürükleyerek cezalandıran bir şiddetle eşdeğer görüp eleştiri yöneltenlere de iyi bir yanıttı. Ama bu “iyiliği” yaratan unsurların vahametini, acımasızlığını, korkunçluğunu, kanun tanımazlığını ve maalesef cezalandırılamazlığını gözler önüne sermesinden ötürü de ironik. Peki bu yazı nereden çıktı? Barış’ın haberinde yer alan öğrencilerden birisi, Neslihan ya da bizim aramızdaki adıyla Hayat, arkadaşımdı. Aynı dönemde İstanbul Üniversitesi’nde o Edebiyat, ben ise İletişim Fakültesi’nde öğrenciydik. Bana kıyasla öğrenci hareketinin siyasal mücadalesi içinde fazlasıyla önde yer alan Hayat’ın başına gelenleri okudunuz. “Hiçbiri öğrenci sorunlarını bilmiyor” diye görüşünü anlatan Hayat, 1998’de gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamamıştı. O dönemin savaş politikalarının en kirli araçlarından birisiydi gözaltında kaybetme. Latin Amerika’da doğan ve dünyanın tüm faşist yönetimlerinin üzerine atladığı bir sindirme aracı olan gözaltında kaybetme bir dönem Türkiye’nin egemen güçlerinin de en çok başvurduğu araçlardan biri oldu. Şimdi size ajitasyon yapacak değilim. Derdim bir mesele anlatmak daha doğrusu anlatılmasına aracı olmak. Nar Fotoğraf Ajansı’ndan bir grup arkadaşımla birlikte bu meseleyi bir belgesele dönüştürmek için bir yıldan uzun bir zamandır çalışıyoruz. Her biri kaybettiği evladı ya da sevdiği için her cumartesi saat 12.00’de Galatasaray’da buluşan ve yakınlarının akıbetini öğrenmeye çalışan, “Cumartesi Anneleri” ya da “Cumartesi İnsanları” diye anılanlarla bir araya geldik haftalar boyunca. Çekimler, söyleşiler, uzun sohbetler yaptık. Dertleştik. Birlikte ağladık kimi zaman. Zaten başlı başına bir travma olan bu konuyu, hem de sevdiklerini kaybedenlerin ağzından dinlemek, aktarmak hiç kolay değildi. Ara verdik. Belgesel üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. İşte henüz adı konmamış bu belgesele konuşanlardan biri de Neslihan’ın ablası Nagihan Kurt’tu. Aslında annesiyle konuşmak istemiştik […]

Yıllanmış yıllıklar

Eski öğrenci yıllıklarının bir türlü çıkarılamaması İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bu hizmetin ücretli hale getirilmesine mi neden olacak? Öğrenci Birliği bu ihtimale karşı, yıllıklara reklam alınmasına karşı çıkıyor: “Üniversite ticarethane değil!”

Üniversite-sanayi işbirliği artık medyada

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü yüksek Lisans Programı (M&İS) medya alanında “üniversite-sanayi işbirliği”ni hayata geçirerek kendi alanında bir ilke imza attı. Türkiye’de bir başka örneği olmayan Medya ve İletişim Sistemleri Yüksek Lisans Programı, öğrencilere akademik altyapının yanında sektörle buluşma imkânı da sağlıyor. M&İS, program ortakları Doğan TV Holding, Doğuş Yayın Grubu, Ipsos KMG, TESEV, Atlantis Yapım ve İndeks İletişim-İçerik Danışmanlık yöneticileri ile öğrencileri 27 Eylül Pazartesi günü Santral Kampüsü’nde program ortaklığı imza töreni için biraraya geldi. M&İS Program Direktörü, Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu, medya ve akademiyi bir araya getirmek için uzun süredir hazırlandıklarını, deyim yerindeyse “üniversite duvarlarını içeriden yıkmak için” çalıştıklarını söyledi. Nalçaoğlu, “Ortaklık fikri kesinlikle tek yönlü bir akış anlamına gelmiyor. Ortaklarımızı, programa öğrenci kabulünden öğrenci projelerini değerlendirmeye, kuramsal ve uygulamalı derslere katkı vermeye kadar her alanda içeriye davet ediyoruz. Biz akademisyenler de elimizden geldiği kadar dışarıya çıkmaya hazırız” diyerek tüm program ortaklarına teşekkür etti. Program ortaklarından Doğan TV Holding adına bir konuşma yapan İnsan Kaynakları Grup Başkanı Yasemin Merih de yüksek lisans programının sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak donanıma sahip insan kaynağının ortaya çıkması için önemli olduğunu vurguladı Program ortakları Doğuş Yayın Grubu ve Doğan TV Holding, isteyen öğrencilerin eğitimlerinin ikinci yılında kurumlarda mezuniyet projesi üretmelerine olanak sunuyor. İndeks İletişim-İçerik Danışmanlık ve Atlantis Yapım’la da ortak olan M&İS, araştırma yapmak ve tez yazmak isteyen öğrencilere, bir dönemlerini önde gelen araştırma şirketlerinden Ipsos KMG’de araştırma yaparak veya TESEV’de (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) çalışarak ya da İngiltere’de Liverpool Üniversitesi’nde ders alarak geçirme fırsatı da sağlıyor. Bu kapsamda program ortaklarına proje yapmak için giden öğrenciler, kurumun olanaklarından yararlanırken eğitimlerini sürdürecekler. Kurumdaki danışmanları ile Bilgi’deki danışmanlarının gözetiminde “multimedia projeleri” hazırlayan öğrenciler, öğretim yılı sonunda mezuniyet projelerini karma jüriye sunacaklar.

Mayfest 2010

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen 2010 Mayıs şenliklerinde yine birçok ünlü isim sahne aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santrall kampüsünde Perşembe günü, Dolapdere Big Gang ve Doa’nın sahne alması beklenirken, katılımın az olması nedeniyle konserler iptal edildi ancak Bedüksahnedeki yerini aldı. Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Mayıs Festivali’nde öğrenciler önceki yıllardaki kalabalığı bu yıl göremediklerini ancak yine de arkadaşlarıyla birlikle olmaktan ötürü mutlu olduklarını belirttiler. Festivalin üçüncü ve son gününde (Cumartesi) Pamela, Emre Aydın ve Sertab Erener düşük izleyici sayısına rağmen sahneye çıktılar ve oldukça iyi performans sergilediler. Haber ve Kamera: Niso Esim, Mert Oynargül, Hikmet Karahasan

Okul bitti pasolar gelmedi

Okulların kapanmasına yaklaşık bir ay kalmasına rağmen 2009-2010 yılı pasoları bir türlü dağıtılamadı. Her yıl olduğu gibi 2010 yılı pasolarının harçları kasım ayında toplanıp ilgili kurumlar tarafından İ.E.T.T Genel Müdürlüğü’ne yatırıldı. Öğrenciler pasolarını beklerken mayıs ayı gelmesine rağmen ne pasolar geldi, ne yetkililerden bir açıklama… Ocak ayında verilmesi gereken pasoların gelmemesinin sebebi ise yeni “İstanbul Kart” olarak adlandırılan çipli kart sistemiyle çalışan cihazların henüz otobüslere takılamaması.. İ.E.T.T İşletmeleri Genel Müdürlüğü Basın Danışmanı Ömer Faruk Birpınar; entegrasyon ve kişiselleştirme çalışmaları içinde olduklarını ve yeni pasoların mayıs ayında dağıtılacağını söylüyor. Bu gecikme süreci içinde eski pasoların kullanılabildiğini vurgulayan Birpınar ilk defa pasoya başvuranlara ise 2009 yılına ait pasoları dağıttıklarını söylüyor. Yoğun bir çalışma içinde olduklarını belirten Birpınar, “Pasolarda problem var ama mağduriyet söz konusu değil” diyor. İndirimli karta, bindirimli harç İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Danışmanı Beyhan Sunal ise 2010 yılı için kurumsal paso başvurusunda bulunan öğrencilere herhangi bir paso gönderilmediğini belirtiyor “Geçen seneden pasosu olanlar kullanabiliyorlar fakat ilk defa paso için başvuran hazırlık öğrencileri maalesef beş aydır pasosuzlar” diyen Sunal, bir çok öğrencinin bireysel başvuruda bulunmak için öğrenci belgesi almaya geldiğini anlatıyor. Bunun nedeni ise Birpınar’ın sözünü ettiği yeni paso alacakların mağduriyetini önlemek amacıyla dağıtıkları geçmiş yılın pasolarının yalnızca bireysel başvurulara verilmesi. Sunal’ın açıklamasına göre, öğrenciler yeni paso çıkarma bedeli olan 5 lirayı kurumsal başvuruda ödediler, fakat pasolarının gelmemesi nedeniyle 5 lira daha ödeyerek bireysel başvuruda bulundular. Bir çok kişi bireysel başvurudan habersiz Ancak çift başvuru harcı yatıran öğrencilerin tek zararı 5 TL ile sınırlı değil. İ.E.T.T Genel Müdürlüğü’nün resmi sitesinde yapılan açıklamada, 2010 yılına ait bireysel başvuruların; iş yoğunluğu nedeniyle, ancak 1 Nisan 2010 tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmişti. Bu tarih, kurumsal başvuru tarihinin bitiminden sonra başlıyor. Sonuç olarak bu sene yeni paso çıkarmak isteyenlerin bir çoğu bireysel başvurudan habersiz halen pasolarını beklerken bir bölümü ise çift harç yatırmasına rağmen dört ay […]

Kurgusal duruşma, gerçek ödül

Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin, Ankara Üniversitesi ve Ankara Barosu‘nun ceza hukuku alanında düzenlediği Mahmut Esat Bozkurt Kurgusal Duruşma Yarışması‘nı kazandığını geçtiğimiz hafta öğrenmiştik. Gülşah Güven, DilanIşık, Ali Sina Yurtseverve Gökhan Özvardar‘dan oluşan Bilgi ekibi, bu yıl ikincisi düzenlenen yarışmada, kendi üniversitelerinin hukuk bölümlerini temsil eden 12 takımı geride bıraktı. Üçüncü sınıf öğrencilerinden oluşan bu ekip, 28 Mart’ta gerçekleşen final duruşmasında, hâkim ve savcı stajyerlerinden oluşan takıma karşı başarı sağladı. Bilgi takımının “teknik direktörü”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Onur Kemal Kerman, HaberVs‘nin bu kurgusal yarışmaya dair sorularını cevapladı. Kurgusal duruşma nedir?Farazi dava ya da duruşma yarışması ceza hukuku alanında yapılıyor. Öncelikle bir olay yayınlanıyor. Ankara Üniversitesi’ndeki hocalar bir olay hazırlıyorlar. Ondan sonra o olayı yayınlıyorlar ve belli tarihler veriyorlar dilekçeleri hazırlamak için. Önce işin bir yazılı aşaması var. Yazılı aşamasında şöyle oluyor: Normal ceza mahkemesinde olduğu üzere her takım verilen olaya ilişkin yazılı bir iddianame hazırlıyor. Suçları tespit ediyor ya da muhakeme sürecine ilişkin herhangi bir aksaklık varsa onu tespit ediyor. Onlara ilişkin bir iddianame hazırlıyor. Bir de savunma dilekçesi hazırlıyor. Yani adeta ceza mahkemesindeki iki taraf gibi iki dilekçeyi de hazırlıyor. Daha sonra hazırladıkları dilekçeleri belirlenen tarihe kadar gönderiyorlar.Peki, öğrenciler dilekçeleri gönderdikten sonra ne oluyor?Daha sonrasında gönderilen dilekçeler değerlendiriliyor. Yani yazılı aşamada da bir eleme söz konusu. Katılan 12 takımdan sekizi katılmaya uygun bulundu. Yazılı aşamadan geçen takımlar sözlüye kalmaya hak kazanıyorlar. Tabii biz yarışmaya katılacağımız açıklanmadan önce çocukları sözlü aşamaya hazırlamak için sunum hazırlıkları yapıyorduk. Dört tane öğrencimiz vardı. Katılan öğrenciler üçüncü sınıf öğrencileri dolayısıyla aslında şöyle bir şey de var; Ceza Özel Hükümler dersi vardır bizde üçüncü sınıfın ikinci döneminde verilir. Bu öğrenciler o dersin hepsini görmemişler, dördüncü sınıfta verilen Ceza Muhakemesi Hukuku dersini ise hiç almamışlar. Fakat kendileri hazırlandılar. Yarışmanın da ertelenmesi ile yaklaşık sekiz ay boyunca hazırlandılar. Yaz tatili dâhil olmak üzere evlerine gitmeyip […]