Manşette el bombası

Sabah gazetesi bugünkü manşetinde, Ergenekon terör örgütüne üye iki gazetecinin tutuklanma nedeni olan delillere inancını teşhir etti.

Sabah gazetesi bugünkü manşetinde, Ergenekon terör örgütüne üye iki gazetecinin tutuklanma nedeni olan delillere inancını teşhir etti.

İstanbul Belediyesi, aylardır kullandığımız metro istasyonlarını ve spor salonlarını Başbakan’ın katılımıyla “açıyor”! Tam sayfa açılış ilanlarının maliyetini de iki inşaat firması üstleniyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi, tüm ülkenin gündemine oturacak kadar hareketli günler yaşıyor. Üniversitenin öğretim kadrosu ve mezunları, basında görüşüne sık sık başvurulan, örnek başarı öyküleri haber konusu oluşturan isimler arasında yer alıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Tanıtım ofisinin yayınladığı bültenlerin yardımıyla derlediğimiz, son bir hafta içerisinde Türkiye basınında yer alan ve üniversitenin isminin geçtiği haberlerin bazıları şöyle. Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin çabasıyla kurulan Tarlabaşı Çocuk Orkestrası, Zamangazetesinin 4 Ocak tarihli nüshasında ön sayfadan haber oldu. Aynı gazetenin yazarı İbrahim Öztürk 3 Ocak tarihli “Bu yazının kahramanı sizlersiniz!” başlıklı köşe yazısında, Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu’ndan alıntı yaptı. Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu Cenker Kardeşler, Hürriyetgazetesinin Cumartesiekinin haber konusuydu. Vesaire Vesaire isimli albümü yayınlanan Kardeşler ile yapılan röportaj “Baba zoruyla albüm yapan fabrikatör müzisyen” başlığıyla 1 Ocak tarihinde yayınlandı. Eleledergisi de bir başka Bilgi mezununa mikrofon uzatmıştı. Dergi Ocak 2010 sayısında “Gazeteci olmak isterken lojistik patroniçesi olan” Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü mezunu Evrim Aras Sağıroğlu’nun başarı öyküsüne yer verdi. 2 Ocak Pazar günü yayınlanan “insan kaynakları” ekleri de İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim elemanları ve öğrencilerin görüşlerine başvuruyordu. Hürriyet’in İnsan Kaynakları eki, kadın ve çocuk istismarının konu edildiği haberinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç, Dr. Ayten Zara ile röportaj yaptı. Sabahgazetesinin İşte İnsan eki ise Sağlık Bakanlığı’nın, psikologlarının yalnız başlarına sağlık hizmeti veremeyeceklerine dair genelgesini konu ettiği haberinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisans Programı Direktörü Yrd. Doç. Dr. Murat Paker’in görüşüne başvurdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu Nayad Demirci, “Eğitimi üst düzey yöneticiler veriyor” başlıklı haberde, İstanbul Business School’dan üniversite sonrasında aldığı eğitimin kariyerinde oynadığı rolü anlatıyordu. Cosmopolitandergisi, Ocak 2010 sayısında Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü mezunu, doğum fotoğrafçısı Vera Caen Anahmias ile “işine duyduğu aşk” üzerine söyleşi yaptı. HABERTÜRKgazetesinin 31 Aralık 2010 tarihli İstanbul ekinde, 1999 […]

Ethem Sucu – Dila Özsoy – Koray Çil Muhabirimiz Barış Uygur’un yaptığı “O protestocu öğrencilerin halleri” başlıklı haber Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü tarafından yayınlanan HaberVs’nin, bu dönem, en çok okunan haberi oldu. Haber, 21 Aralık’ta öğle saatlerinde yayına girdi ve okuduğunuz bu haberin yayına hazırlandığı saatlerde okuyucu sayısı 35 bini geride bırakmıştı. Ancak okuyucu sayısındaki sıçrama, ertesi gün gazeteci Mirgün Cabas’ın haberin linkini Twitter’dan paylaşmasıyla yaşandı. İki gündür yayında olan haberimiz o ana kadar sadece, politik tutumları gereği haberin içeriğiyle ilgilenen siteler tarafından fark edilmişken ulusal medyaya taşındı. Hürriyetyazarı İsmet Berkan, 23 Aralık tarihli köşesinde haberi “dehşete düşüren bir haber” başlığıyla duyurdu. Ve Berkan’ın yazısından sonra HaberVs’nin telefonları susmak bilmedi. Sonuç olarak tüm ülkenin ilgisini çeken, hemen tüm gazetelerin ve onlara ait internet sitelerinin kullandığı haberin duyulabilmesinin neredeyse tek nedeni, sosyal paylaşım ağı Twitter oldu. Gazetecilerin, bu sosyal ağı en aktif şekilde kullandığı biliniyor. Gazetecilerin Twitter yazışmaları kimi zaman ayrıca haber konusu da olabiliyor. Örneğin Ahmet Hakan’ın, Fazıl Say’la geçtiğimiz aylarda girdiği “arabesk müzik” tartışması akılda kalan, Twitter kaynaklı gazete haberlerinden biriydi. Ahmet Hakan örneğinde olduğu gibi, ilginç olan, bu gazetecilerin bir bölümünün hem kendilerine ait TV programlarında hem de gazetelerdeki köşelerinde, düşüncelerini aktarmak için yeterince imkân sahibi olmaları. Anlaşılan o ki, “140 karakterlik görünürlük”, TV ve gazetelerle yetinmeyen gazeteciler için ayrı bir cazibe yaratıyor. Son günlerde tekrar alevlenen “Ankaralı gazeteci-İstanbullu gazeteci” tartışmasında da Twitter’ın bir mukayese birimi olarak algılandığına tanık olduk. Örneğin Radikalmuhabiri Berrin Karakaş bu iki grubun gazetecilerine mikrofon uzattığı haberinde kıyaslamayı “Ankaralı gazeteci Twitter’ı dedikodu değil, iş amaçlı kullanır” diye yapıyordu. HaberVs muhabirleri gazetecilere, neden Twitter kullandıklarını sordu. “Erken uyarı sistemi” Kendi kuşağı içerisinde belki de Twitter’ı en aktif kullanan gazeteci, Sabahyazarı Nazlı Ilıcak soruyu şöyle cevaplıyor: “Twitter’ı hızlı haber almak için kullanıyorum. I-phone kullanıcısı olduğumdan kolaylıkla olan biteni takip edebiliyorum. Böylece çok hızlı […]

“Sosyalistlik oynayan o protestocu öğrencilerin 10 yıl sonraki hallerini” merak ediyordu Emre Aköz... İşte 1991’de “Oy verecek partimiz yok” diyen dört öğrencinin akıbeti.

Öğrencileri “hiç yüzleri kızarmadan ‘parasız eğitim’ istemek"le itham eden Emre Aköz’ün, kendi eğitim harcamaları için devletin ödediği paranın bugünkü karşılığı 265 bin TL.

Sabah gazetesinin internet sayfalarında “Etik Servisi” adıyla ilginç bir bölüm var. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Barış Soydan tarafından hazırlanan sayfada okurların karşı karşıya kaldığı kimi durumlarda yaptıkları ya da yapacakları davranışların ahlaki olup olmadığına ilişkin sorular yanıtlanıyor. Bir nevi ahlaki Güzin Ablalık hizmeti yani. “Aman ne güzel bir hizmet” diye aklınızdan geçirebilirsiniz. Ancak yöneltilen soruları okuyunca insan bir garip hissediyor kendini. Garabet, sorulara verilen yanıtlardan ziyade soruların kendisinde. İnternet kullanılarak ulaşılabilen bir siteye girebilen, ortalama okuryazar zekasına sahip olsa da internet erişimi nedeniyle beyaz yakalı olduğunu düşünegeldimiz Türkiye halkının yönelttiği sorulardan bir kaçı şöyle: “Aldatmak etik mi?”, “Yasaklı olan YouTube’a çeşitli yöntemler kullanarak girmek etik mi?”, “Kuyruk bekleyen taksicinin müşteri seçmesi etik mi?”, “Eski sevgilinin başına gelenlere sevinmek etik mi?”… Türkiye’nin halleriPür hal-i mealimizi anlatan bu ve benzeri soruları daha fazla yazmak niyetinde değilim. Bu yazının yazılmasına vesile olan konu başka. “Uzmanı yanıtlıyor” denilen internet sayfasında 28 Ekim 2010 günü A.K. rumuzlu bir okur, “Üniformalı polislerin otobüslere ücretsiz binmesi etik mi?” diye bir soru sormuş. Uzman da yanıtlamış: “Rüşvet almıyor, işkence yapmıyorlar ya, alt tarafı otobüse bedava biniyorlar, ne var bunda? Gazetecilerin, kendilerini bedava ağırlayan şirketler hakkında haber yapması ne kadar etikse, polisin ücretsiz otobüse binmesi, bedava çorba içmesi de o kadar etik. Yani tabii ki etik değil! Şaka yapıyorum yahu, böyle bir şey nasıl etik olabilir ki!” Doğru ama eksik tespitlerSoydan yazının devamında, polisin kendisine şahsi çıkar sağlayanlar hakkında tarafsız, adil, objektif davranmasının mümkün olmadığını vurgulayarak dünyanın her tarafında bunun adının “çıkar çatışması” olduğunu da eklemiş. Otobüse bedava binen polisin o şoföre ceza kesmesi gerektiğinde elinin titreyeceğini vurgulamış. Doğru da söylemiş. Ama eksik. Soydan, polislerin çalışma koşullarından, ağır mesai saatlerinden ve yaptıkları işin yıpratıcılığından ya da amirlerinden işittiği haraketler ya da literatüre “mobbing” adıyla giren tacizlerinden ve en önemlisi aldığı ücretlerin yetersizliğinden de bahsetse, belki bu eksik bir nebze […]
Çalık Holding’e ait Turkuvaz Medya grubuna bağlı atv, Sabah gazetesi ve dergi çalışanı 10 gazeteci grev önlüklerini yeniden giydi. Gazetecilerin geçen yıl 13 Şubat’ta başlattıkları grev 16 Temmuz’da mahkeme tarafından durdurulmuştu. Ancak Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi’nin, yapılan itirazı yerinde görerek yerel mahkemenin kararını bozması ve yerel mahkemenin de bu bozma kararına uyması üzerine İstanbul Balmumcu’daki atv-Sabah binasına bugün (4 Mart 2010) yeniden “Bu işyerinde grev vardır” pankartı asıldı. atv-Sabah grubunun TMSF’ye devredilmesi sonrasında sendikal örgütlülük çalışması yapan ve yetki çoğunluğuna da ulaşan gazeteciler işverenin tehditleriyle sendikadan istifa etmişti. Tahditlere aldırmayanlar ise çeşitli gerekçelerle işten çıkarılmıştı. Atılanların tümü açtıkları işe iade davasını da kazanmıştı.

Çalık ailesinin sahip olduğu Turkuvaz Medya grubuna bağlı ATV, Sabah gazetesi ve dergi çalışanı 10 gazeteci, 13 Şubat 2009 günü hak arama mücadelelerini grev yoluyla sürdüreceklerini açıklayarak grev gözcüsü gömleklerini giydiler. Halen Sabah gazetesi önünde “Bu işyerinde grev vardır” pankartı altında bu 10 gazeteci, Sabah ve ATV içinden olmasa da meslektaşlarından gördükleri destekle mücadelelerini sürdürüyor. Bu zor ve onurlu mücadeleyi sürdüren 10 kişiyi o pankartın altına getiren sürecin başlangıcı ise bundan yıllar öncesine dayanıyor. 1990’lı yılların başına kadar Hürriyet, Milliyet gibi büyük ulusal gazeteler de dahil olmak üzere bir çok işyerinde örgütlü olan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), basın organlarının Bab-ı Ali’den İkitelli-Güneşli aksına taşınma süreciyle birlikte ciddi bir gerileme dönemine girdi ve Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Milliyet gazetesinden başlayarak örgütlü olduğu işyerlerini teker teker kaybetti. 2007 yılına kadar bir kaç dergi ve gazetede yaşanan sınırlı örgütlenme çabaları da sonuç vermeyince TGS yalnızca bir devlet kurumu olan Anadolu Ajansı’nda örgütlü bir sendika haline geldi. 1 Nisan 2007’de, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Dinç Bilgin ile Turgay Ciner arasında 2002’de imzalanan sözleşmenin hileli olduğu iddiasıyla Bilgin ve Ciner arasındaki satış ve devir protokollerini geçersiz saydığını açıkladı. Bunun üzerine Ciner Holding bünyesinde bulunan ve medya sektöründe faaliyet gösteren, içlerinde ATV ve Sabah’ın da bulunduğu 63 şirketinin yönetimi TMSF tarafından devralındı. ATV ve Sabah yönetiminin TMSF’ye, yani kamuya geçmesiyle birlikte, Türkiye’nin bu en büyük medya kuruluşlarından birinin hükümete yakın bir sermaye grubuna satılacağı söylentileri de hızla yayılmaya başladı. Bu satış söylentileri yayıldıkça grup çalışanları arasında da iş güvencesi konusunda kaygılar başgösterdi. Bu kaygıların yoğunlaşmasıyla, işyerinde biraraya gelen bir grup gazeteci, ATV, Sabah ve Merkez Dergi Grubu’nda sendikal örgütlenme çalışması başlattı. Böylece 1990’ların başından itibaren ilk kez büyük bir basın grubunda, üstelik de grup çapında ve aynı zamanda tarihinde hiç sendikalı olmamış ATV-Sabah grubunda, sendikal örgütlenme çalışmasına girişildi. TMSF örgütlenmenin karşısında Şirket yönetiminin kamu görevlilerinin […]
Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’ın günlüklerinin de yer aldığı iddianemeyi Cumhuriyet gazetesi “Tartışmalı iddianeme” manşetiyle verirken Doğan Medya Gurubu’na ait gazetelerde iddianame “Türkiye’de bir ilk” ve “ 3 Orgeneral daha” başlıklarıyla yer buldu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 1909 sayfalık 2. iddianame 16 gazetede farklı manşetlerle yayınlandı: Cumhuriyet: Tartışmalı iddianameDarbe planı savları ve “günlüklerin” yer aldığı ikinci Ergenekon iddianamesi, özel telefon görüşmelerine,mektuplara,elektronik postalara, siyasi partlerdeki iç çekişmelere, gizli tanık ifadelerine dayandırıldı. Radikal: Tarihimizde bir ilk: Darbe girişimi sivil mahkemedeErgenekon’un iddianamesinde Eruygur ve Tolon, “silah zoruyla hükümeti devirmeye teşebbüs’le suçlandı; dört darbe girişimi anlatıldı.Milliyet: 3 Orgeneral dahaTürkiye’de ilk kez kuvvet komutanları “Darbe”den yargılanacak.İddianamede Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen 4 darbe girişimi yer aldı. Eski kuvvet komutanları Yalman, Örnek ve Fırtına örgütle işbirliği yapmakla suçlandı. Savcı 3 komutanın dosyasına adli yargının bakacağını da kaydetti.Hürriyet: İddianame diyor kiÜst düzey bazı komutanlar 2003-2004 yıllarında dört darbe planı yaptılar. Sabah: Eruygur ve Tolon 4 darbe planladıErgenekon sanıkları Yakamoz, Ayışığı, Sarıkız ve Eldiven kod adlı planlarla darbeye teşebbüs suçuyla yargılanacak. Taraf: Generallerin isyan cuntasıİkinci Ergenekon iddianamesi, Eruygur liderliğindeki beş generalin, hükümeti devirmenin yanı sıra orduyu da baştan aşağı değiştireceklerini ortaya koydu. Yeni Şafak: Zehirli darbe girişimiErgenekon’da 56 sanıklı 1909 sayfalık 2. iddianame kabul edildi. 1 numaralı sanık emekli general Eruygur’un darbe için Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı zehirlemeyi bile düşündüğü ortaya çıktı. Zaman: Darbeye teşebbüsten yargılanacaklarErgenekon terör örgütüyle ilgili ikinci iddianame kabul edildi. Suçlamalar Türkiye’yi dehşete düşürdü: “Cebir ve şiddetle hükümeti ve Meclis’i ortadan kaldırmaya teşebbüs, partileri bölme, askeri isyana teşvik, yargıya baskı, kamu görevlilerine suikast.” Birgün: Ergenekon’da ikinci perde açıldı13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianameyi kabul etti. Sanıklar 20 Temmuz tarihinde hakim karşısına çıkacakVakit: Allah korumuşİkinci Ergenkon iddianamesi mahkemece kabul edildi… İddianameyi okuyunca; tüylerin diken diken olmaması ve “ülkeyi Allah korumuş” denmemesi mümkün değil… Çünkü darbeciler, “Hitler’in toplama kampları”na […]

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, ATV, Sabah ve dergi grubunun tek bir şirkette toplandığını, toplu görüşmelerin tek işyeri için sürdürüldüğünü ve herkesi kapsadığını açıkladı. Çalışanları sendikadan istifaya zorlayan kişilerle ilgili suç duyurusu ve Sabah’a işyeri temsilcisi atanması konusunda ise TGS’nin çalışmaları devam ediyor. İpekçi, bu süreçle ilgili olarak HaberVs’nin sorularını cevapladı. Dün yaptığınız eylemden sonra Sabah Grubu’nun insan kaynakları ile ilgili yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunacağınızı söylemiştiniz. Bu konuda bir girişiminiz oldu mu? Biliyorsunuz bizim orada baskıya maruz kalan arkadaşlarımız oldu ve bununla ilgili hukuki sürecin ne olması gerektiğini avukatlarımız inceliyor. Orada yasal olarak ne yapılması gerektiğine avukatlarımız karar verecek. Peki hangi isimlerle ilgili suç duyurusunda bulunmayı düşünüyorsunuz? Orada zaten arkadaşlarımız baskı altında, bu nedenle şu anda isim vererek onları da zor durumda bırakmak istemeyiz. Ama incelemelerimiz sürüyor. Bu konuda mutlaka bir şeyler yapacağız. İncelemeleriniz ne zaman sonuçlanır? Tam bir süre vermek doğru olmaz. Dediğim gibi avukatlarımız konuyu inceliyorlar, biz de onları bekliyoruz. Daha önce ATV’de toplu görüşmelere başladığınızı, Sabah’ta ise yetki sürecinin devam ettiğini açıkladınız. Sabah’ta hangi aşamadasınız? Aslında şu anda ATV ve Sabah için tek bir şirket var ve burada çalışan herkes için toplu görüşmelere başladık. ATV’de yetki alındığı Sabah’ta ise sürecin devam ettiği konusunda haberler çıktı. Öyleyse yanlış yazıldı bu konuda… Tam olarak da yanlış diyemeyiz. Çünkü ATV’deki yetki süreci daha önce tamamlanmıştı biliyorsunuz. Ancak biz buraya geldiğimizde gördük ki yetki aldığımız şirket isim değiştirmiş ve çalışan sayısını artırmış. Yani ATV ve Sabah tek şirkette birleşmiş. Bizim yetki aldığımız şirketin adının değişmesi ve çalışan sayısının artması elbette bizim yetkimizi etkilemez. Biz de buradaki tüm çalışanlar için toplu görüşmeleri başlattık. Yani bu durumda yaptığınız toplu sözleşme görüşmelerine hem ATV’de çalışanlar, hem Sabah’ta çalışanlar, hem de Dergi Grubu’nda çalışanlar dahil öyle mi? Evet. Burada tek bir işyeri var. ATV, Sabah veya Dergi Grubu, arkadaşlarımızın çalıştıkları bölümler […]

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) ATV-Sabah Grubu’nda başlattığı toplu sözleşme görüşmeleri, kanal ve televizyonun yeni sahibi Çalık Grubu tarafından engellenmeye çalışılıyor. Sendika ve işveren arasında başlatılan toplu sözleşme görüşmeleri sırasında çalışanlara sendikadan istifa etmeleri yönünde baskı yapan grup yönetiminin bu girişimlerine karşılık TGS pazartesi sabahı Balmumcu’daki ATV-Sabah binası önünde oturma eylemi başlattı. Eylemin Sabah yönetimine karşı suç duyurusuyla devam etmesi bekleniyor. Sendika ve çalışanlar adına bir basın açıklaması yapan TGS Genel Başkanı Ercan Sadık İpekçi, toplanmalarının nedeninin “Huzursuzluk yaratmak değil, tam tersine Sabah ve ATV binasında geçen hafta içerisinde yaratılan huzursuzluğu, gerginliği sona erdirmek” olduğunu söyledi. Sabah ve ATV’de 2007 yılından bu yana yaptıkları sendikal mücadelenin sonunda yetki sürecini tamamladıklarını ve toplu sözleşme masasına oturduklarını anlatan İpekçi, dört görüşme yaptıklarını belirterek şunları söyledi: ”Toplam 59 maddemiz var. Bunların çoğu kabul edildi. Kalan maddelerin büyük çoğunluğu da parasal maddeler. Biz işverenden bununla ilgili teklif beklerken, geçen hafta içinde patron adına hareket ettiğini öne süren insan kaynaklarından sorumlu kişiler tarafından üyelerimize yönelik çok ciddi baskılar başladı. İnsanlar, görevlerini yapamaz, çalışamaz hale geldiler. ATV işyeri temsilcimiz Adnan Orun bu baskılar karşısında yüksek tansiyon problemi yaşadı ve hastanelik oldu.” 2007’de başlayan süreç TGS tarafından başlatılan eylemin geçmişi, 2007 yılında ATV-Sabah Grubu’nun Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeyken başlatılan sendikalaşma çalışmasına dayanıyor. Sabah ve ATV işyerlerinde başlatılan örgütlenme çalışmalarının sonucunda Türkiye Gazeteciler Sendikası, ATV için 10 Mayıs 2007 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na çoğunluk tespiti için başvurdu. Bakanlık, 5 Temmuz tarihinde, TGS’nin ATV işyerlerinde yeterli çoğunluğa sahip olduğuna ilişkin tespit yazısını gönderdi. TMSF yönetimindeki ATV işvereni, 16 Temmuz tarihinde TGS’nin çoğunluğuna itiraz etti. Davayı görüşen İstanbul Dördüncü İş Mahkemesi, 4 Aralık 2007’de, ATV işvereninin itirazını reddederek, TGS’nin işyerlerinde çoğunluğa sahip olduğunu kararlaştırdı. 5 Aralık 2007’de gerçekleştirilen ihale sonucunda bu kez Çalık Grubu’na geçen ATV’nin yeni yönetimi, bu karara da itiraz etti. Dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu […]

Eren Bircan Sabah Gazetesi’nin 30 Temmuz tarihli sayısında birinci sayfadan verdiği bir haber, biyoloji öğretmenlerinin Darwin’in evrim teorisine yönelik fikirleriyle ilgili. Ancak “Biyoloji öğretmeni evrime inanmıyor” başlıklı haber, daha spotta, başlığıyla fikir ayrılığına düşüyor. Çünkü spottan, öğretmen adaylarının aslında yüzde 43’ünün “evrimin bilimsel bir teori olduğunu düşündüğünü”, yüzde 30’unun “kararsız kaldığını”, yüzde 16’sının ise “teoriye inanmadığını” öğreniyoruz. Haberin 18’inci sayfada yer alan devamında ise birinci sayfadaki başlık biraz yumuşar gibi oluyor: “Biyoloji öğretmeni evrime ‘mesafeli’. Fakat bu kez de haberin spotunda ve grafiklerinde işler karışıyor. Sabah Gazetesi’ne göre araştırmaya katılanların “Sadece yüzde 43’ü evrim teorisinin bilimsel bir geçerliliği olduğunu düşünüyor”. Yani Sabah’a göre “Hayır evrim teorisine inanmıyorum” diyen yüzde 16 ile “kararsızım” diyen yüzde 30, çoğunluk görüşü oluştururken, “teori bilimseldir” diyen yüzde 43, “sadece” ifadesiyle azınlıkta kalıyor. Muğla Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Oğuz Özdemir tarafından, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği bölümde öğrenim gören 98 öğrenciyle yapılan ankette, deneklerin “tamamen katılıyorum”, “katılıyorum”, “kararsızım”, “katılmıyorum” ve “hiç katılmıyorum” diyerek cevaplanması istenen 5 anket sorusu yer alıyor:“Evrim bilimsel geçerliliği olan bir teoridir”, “ Günümüzde yaşayan organizmalar, evrim sürecinin ürünüdür”, “Modern insan evrim sürecinin ürünüdür”, “Eldeki veriler, evrim konusunda çelişkiler içermektedir” , “Organizmalar yeryüzünde aynı anda olmuştur” Sabah’ın haberinde, birinci sayfada “evrime inanmayan” öğretmen adayları, 18’inci sayfada “evrime mesafeli” hale geliyor, aynı sayfadaki grafik başlığında ise “Kararsızların oranı yüzde 30” vurgusu yapılıyor. Haberin başlık ve yazımı yanında grafiklerdeki çelişki de işin bir başka yönü. Araştırma sonuçlarının pasta grafiklerle verildiği haberde, pasta grafik kullanımının genellikle “toplamı 100 eden” yüzde dağılımlarını göstermek için iyi bir yöntem olduğu da göz ardı ediliyor. Zira haberde yer alan beş grafikteki pasta dilimleri görünürde yuvarlağı tamamlayarak 100 ediyor ama rakamlar pek de öyle söylemiyor. Pasta dilimleri üzerindeki rakamlar toplandığında her pasta sırasıyla 89, 104, 82, 95 ve 100 ediyor. Tabii Sabah Gazetesi’nin “boşa koyulsa doldurmayan, doluya koyulsa almayan” […]

Gökhan Tan “Seni sevmeyen ölsün.” 1980’lerin akılda kalan şarkılarından biriydi. Şarkıyı ilk kez, bugün ismini bile zor hatırladığımız Tüdanya söylemişti. Çok geçmeden İbrahim Tatlıses tarafından seslendirildi ve şöhreti ülke sınırlarını aştı. Şarkı, tribünlerin unutulmaz tezahüratlarından birine de ilham verdi. Şöyle deniyordu: Tribünlerde coşacaksın/ Kupaları alacaksın/ Sen şampiyon olacaksın/Seni sevmeyen ölsün Tezahüratın patenti, Ali Sami Yen Stadyumu’nun kapalı tribününe aitti. 14 yıl boyunca şampiyonluk sevinci yaşayamayan Galatasaray taraftarlarınca, 1986-1987 sezonunun ikinci yarısında yazılmış ve diğer takımların tribünlerinde de benimsenmişti. Galatasaray o sezon şampiyon oldu. Ve kulübün o dönemki başkanı Ali Tanrıyar, yıllar sonra gelen şampiyonluğun verdiği hafifliğe dayanamamış ve kutlamanın yapıldığı gece kendisine uzatılan mikrofona “Galatasaray’ı sevmeyen ölsün” demişti. Elbette bunu kast etmiyordu Ali Tanrıyar. Ancak sözleri, tribünde durduğu gibi durmadı. Bu şekilde algılanmak istendi ya da, empatiyle yaklaşılmadı. En büyük tepkiyi gösterenler de bizzat Galatasaray taraftarıydı. Bir taraftar, hiç unutamadığım bir mesaj göndermişti kendi kulübüne. “Doğma büyüme Galatasaraylıyım. Ama canımdan çok sevdiğim, hayattaki en önemli varlığım olan torunum, Fenerbahçeli. Torunumun ölmesi isteniyorsa ben de Galatasaraylı değilim” diyordu. Nitekim Ali Tanrıyar da özür dilemiş, açıklamasının amacı aştığını söylemişti. Ama sözleri unutulmadı. Hıncal Uluç’un bugünkü “İnşallah eleniriz” başlıklı yazısını okuyunca bu sözler geldi aklıma. Şunları yazmış Uluç: “İnanın fena halde böyle diyesim geliyor..…Bu kahrolası Allah’ın belaları yüzünden, hem de ulusça en ihtiyaç duyduğumuz günlerde zafere lanet edip, yenilgi dilenesim geliyor..Hep ayni hikâye.. Hep ayni trajedi..Bir futbol maçı kazandık mı patlayan tabancalar ve durup dururken ölen masumlar..…Cinsel iktidarsızlıklarını, eksik erkekliklerini saklamak için her fırsatta silaha sarılanlar, güya havaya saydırdıkları kurşunlarla gene, zaferi kana boyadılar. Yığınla yaralı var.. 12 yaşındaki İzel şimdi yoğun bakımda yaşam savaşı veriyor. Çıkar mı belli değil.. Çıksa bir daha sağlıklı olur mu belli değil? Söyler misiniz, dünyada hangi maçı kazanmak buna değer?İnsan canından kıymetli bir şey var mı? O canın bedeli var mı?” Uluç, yazının sonuna doğru şu soruyu […]

Alper Görmüş (…)Startta olsak belki anlayamayacağız.Kamera yakın çekimlerde yüzleri ekrana getiriyor.Bizimkisi asık yüzlerden kurulu bir takım arkadaş.Onlar ise, adeta eğleniyor.Futbolun da zevkini çıkarıyor.İyi bir pasın, iyi bir şutun, iyi bir verkaçın nasıl keyifli bir şey oyduğunu hissediyor, biliyor, yaşıyor.Bizde bu gülümsemeye, keyfe, neşeye en yatkın iki isim, Nihat ile Tuncay bile gergin.Yüzlerinden düşen bin parça. (…) Biz, nasıl olduysa, hep kazanmak, mutlaka kazanmak, çok kazanmak, hemen kazanmak isteyen bir kültür edindik.Lakin, tat alma, keyif alma, paylaşma, gülümseme, sabırla ve akıl ile vicdanla mücadele etmeye dair yarı yollarda kaldık.Henüz memleketin nasıl yönetileceğinde, bir seçimin nasıl yapılacağında, kimin ne yetkisi olduğunda, rejimin esasında nasıl bir şey sayılabileceğinde, toplumun esas önceliklerinde dahi anlaşamayan, mutabakat sağlayamayan, gündelik hayatta birbirine hoyrat, siyasi hayatta birbirine nefret bir ülke yarattık.Baştan başa… Demir ağlarla ördük… Kafamızı, ruhumuzu, heyecanlarımızı, umutlarımızı.Belki de…Ruhları öyle bir kafesin içinde sıkışmış çocuklar da, ancak bu kadar oynayabildi.Gazla, tuzla, aslanım koçumla, asarım keserimle ancak bu kadar olabildi.Futbol bu. Yarın, çıkar oynar, kazanırlar.Belki de, yine oynayamazlar.Hiç oynayamazlar.Keyifle çıldıramazlar.Ruh bu… Sıkarsan büzüşür de… Çağırırsın, gelmez!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comDün başlattığımız mini dizinin sunuşunda şöyle demiştim:“Yuvadan kopup ‘bağımsız’ bir gazete kuran eski Sabah’çılar yeni Sabah’çılara öfkeli… Vatan’cıların ‘İktidarın gazetesi oldunuz’ eleştirilerini cevaplamak Sabah’a düşer, onlar da bunu yapıyor zaten. Ben bu yazıyı, ‘iktidar gazeteciliği’nde bu kadronun eline hiç kimsenin su dökemeyeceğini hatırlatmak ve geçmişten birkaç örnekle bu iddiamı temellendirmek için kaleme aldım.”Bugün sırada 2000 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “ekip”in yürüttüğü gazetecilik var. Dün olduğu gibi bugünkü hatırlatma da eski Medyakronik üzerinden olacak. Ama izninizle ben biraz arka plan bilgisi vereyim ki, üzerinden sekiz yıl geçmiş metni daha iyi anlayabilesiniz… Üçlü koalisyon ve “baba” 2000 yılının başlarında Türkiye’nin ana gündem maddesi yeni cumhurbaşkanının seçimiydi. Eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 5 yıllık süresi dolmuştu ve yeniden seçilmesi yasal olarak mümkün değildi. Fakat üçlü koalisyon’un (Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan partisi) liderleri (Bülent Ecevit-Devlet Bahçeli-Mesut Yılmaz) aralarında anlaşarak Demirel’in süresini uzatmaya karar verdiler. “5+5” diye formüle edilen yeni bir yasa maddesi hazırlayarak TBMM’ye sundular. Böylece, bir dönem cumhurbaşkanlığı yapmış olan bir kişi beş yıllığına yeniden seçilebilecekti.Önerge, iktidar milletvekilleri arasında dahi memnuniyetsizlik yarattı. Çünkü Süleyman Demirel’in adı dönemin batık bankacılığı ve kamu kaynaklarının yağma edilmesi siyasetiyle birlikte anılıyordu. Fakat bu, dönemin büyük medyasının umurunda bile değildi. Zamanın üç büyük gazetesi (Hürriyet, Sabah, Milliyet) militan bir “Demirel gazeteciliği” yapıyorlardı. O kadar ki, sonradan ortaya çıkacağı gibi, Demirel’in, yeğeni batık bankacı Murat Demirel için Azerbaycan Devlet Başkanı’na gönderdiği iş takibi mektubu bu gazetelere gittiği halde, “5+5” oylamasına zarar verir gerekçesiyle yayımlanmamıştı. (Bir gün bu “insaf artık” dedirten oto sansürü daha geniş biçimde ele alırız.)Konumuz eski Sabah… O nedene bugünlük Hürriyet ve Milliyet’i bir kenara bırakıp sadece Sabah üzerinde yoğunlaşalım. Eski Medyakronik’e teşekkürle, buyurun Mart-Nisan 2000’inin Sabah’ına… “Baba garantiledi…”, “Baba banko”, “Babadan sonra kaos…” 1 Mart’ta gazete, “Demirel garantiledi,” diyor. (…) 12 Mart’ta MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “memleketin daha önemli sorunları var, cumhurbaşkanlığı […]

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comDünkü (30 mart) Sabah’ta genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, günlerdir gazetesini topa tutan eski “yoldaş”larına hitap ediyordu.“Sabah’ı batırmak için yola çıkıp, kendileri 100 milyonlarca lira batırıp, şimdi bunu borsadaki küçük yatırımcının sırtına yıkmaya hazırlananlar, timsah gözyaşı döküyor. ‘Sabah ne hale geldi’ diye. Sanki kendi yaptıkları Sabah onur ve haysiyet abidesiydi. Madem kavgada yumruk sayılmaz yazalım” diye başlayan “’Satmak’ üzerine” başlıklı yazıda Babahan, kendini de katarak eski kadronun gazetecilik günahlarını özetliyordu yazısında:“Hep beraber kendi yazarlarımızı ‘PKK’dan para aldı’ diye manşete biz çıkarmadık mı? Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand’ı düzmece belgelerle ‘vatan haini’ ilan etmedik mi? 28 Şubat’ta postal yalayıcısı olup belli merkezlerden servis yapılan haberleri manşetlere çıkarmadık mı? O zaman neredeydiniz sevgili Güngör Abi? Bir gün sesinizi çıkarttınız mı, bir gün muhalif olmayı, kendi fikrinizi dile getirmeyi denediniz mi?”Babahan, bu meşhur günahlardan, daha az bilinen birkaç günaha geçip hatırlatıyor:“Sırf sizin çıkar düzeninize karşı diye, Cumhuriyetçi Ahmet Necdet Sezer’i bile ‘Avanta villa’ aldı haberleriyle tehdit etmediniz mi? Laik Ecevit’i yerden yere vuran yalan haberlere yorumlar yazmadınız mı? Bunları unutmak işinize gelebilir ama biz unutmayız.”Babahan, yazısının sonunda Sabah’la Vatan’ın hangi noktalarda ayrıştığını izah ediyor ki, bence de mesele zaten buralardan patlıyor:“Bizim duruş noktamız bellidir: Demokrasi. Biz bu ülkede ordu malı bombalarla gazeteler bombalanıp kaos yaratılsın istemiyoruz. Biz bu ülkede Hrant Dink’ler öldürülsün istemiyoruz. Biz, misyonerlikle savaş adı altında insanların vahşice öldürülmesini istemiyoruz. Biz, Türkiye’nin Nobel ödüllü yazarı can korkusuyla Amerika’da yaşamak zorunda kalsın da istemiyoruz. Bu ülkenin gencecik evlatları genç yaşta şehit düşsün istemiyoruz. Biz böyle bir kavga içindeyiz. Bu işleri çevirenlerin ortaya çıkarılması mücadelesi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Çünkü Türkiye çetesiz bir yaşamı hak ediyor. Siz ne derseniz deyin, biz bildiğimiz yolda gideceğiz.” Zafer Mutlu’dan itiraflar Aslında, ekibin komutanı Zafer Mutlu, Vatan’ın kuruluşundan hemen önce Hürriyet’ten Ayşe Arman’a, gazetenin birinci yıldönümünde çıkarılan “tuğla gazete” sayısında da kendi gazetesinden Devrim Sevimay’a […]