Kapalı kapının arkası

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere yerleşkesinde bir “kapı sorunu” var: Eğitim binalarıyla servis durağı arasındaki kapı iki aydır kapalı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere yerleşkesinde bir “kapı sorunu” var: Eğitim binalarıyla servis durağı arasındaki kapı iki aydır kapalı.

Prof. Dr. Gençay Gürsoy YÖK’ünr kuruluşundan sonra 1402 sayılı sıkıyönetim yasasıyla 1983’te üniversitelerden uzaklaştırılan isimlerden biri. Açtığı davayla 1990 yılında tekrar görevine dönerek, emekli olduğu 2006 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde anabilim dalı başkanlığı dahil akademik ve idari görevini sürdürdü. 1980 öncesinde dernek, sendika ve partilerde yer alan Gürsoy, 1980 sonrasında askeri rejimi ve daha sonra da YÖK sistemini en çok eleştiren isimlerden biri oldu. Gençay Gürsoy’la kuruluşunun 28’inci yılında YÖK’ü ve Türkiye’nin üniversitelerini konuştuk. YÖK neden kuruldu? YÖK, 12 Eylül askeri darbesinin üniversiteyi adeta askeri yönetime uydurma operasyonuydu kısaca ve 12 Eylül rejimi ondan önceki döneme ait bütün siyası olayların öğrenci olaylarının, gençlik olaylarının sorumlusu olarak üniversiteleri görüyordu ve kendi ifadeleriyle; “üniversitelerin ıslah edilmesi lazımdı”. Dolayısıyla ilk yaptıkları şeylerden biri üniversiteleri hiyerarşik, monolitik, otoriter bir yapıya dönüştürmek oldu. Ondan önceki dönemde de üniversiteler yeteri kadar düşünce özgürlüğünün, özerkliğin yaygın uygulandığı alanlar değildi belki ama yine de özellikle 1933’ten sonra, üniversitenin ilk reform hareketinden sonra, batıdaki modellere uygun düşünce özgürlüğünün, fikir özgürlüğünün ve katılımın yaygınlaştığı bir yapıya doğru kendini adım adım değiştirmeye çalışan bir kurumken tepeden inme bir yasal değişiklikle üniversiteler adeta kışla disiplinine uydurulmaya çalışıldı. Bütün üniversitelerin tek bir model etrafında yapılanması konusunda bir strateji izlendi. Tabi bunlar gerçekleştirildi ilk yasayla. Özerklik kaldırılmış oldu. Merkezi bir yapıya kavuşturuldu bu dönem İhsan Doğramacı diye tanınan hala hayatta olan bir akademisyenin başkanlığında yapıldı askeri rejimle işbirliği halinde. Tabi o zamandan bu zamana çok değişiklikler geçirdi YÖK. Hangi aşamalardan geçti? Zamansal bir şeye ayırmak mümkün mü çok emin değilim ama bütün bu yıllar içinde askeri rejimin yavaş yavaş geri çekilmesiyle birlikte, normal “siyasi hayata dönüş” ile birlikte YÖK’ün de bu katı hiyerarşik yapısının ihtiyaçları karşılamadığını, topluma özellikle akademik dünyaya batı örneklerine uyma konusunda üniversitelerin hızla geriye gittiğini görerek adım adım bazı değişikliklere gidildi. Çok sayıda yönetmelik yasa değişikliği yapıldı. Ama bugün […]

YÖK’ün kurulmasından sonra YÖK sistemini en fazla eleştiren Prof. Dr. Burhan Şenatalar, 1980 sonrasında öğretim üyelerinin örgütlenmesinin ilk adımı olarak kabul edilen Öğretim Üyeleri Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in döneminde YÖK üyeliğine seçildi ve mücadelesini bu kez kurum içinde sürdürdü. Üniversitelerin özgürleşmesinden ve üniversite içi demokrasiden yana görüşleriyle tanınan Prof. Şenatalar, YÖK’ü hem uygulamalarıyla dışarıdan, hem de YÖK üyeliğiyle içeriden tanıyan bir isim. 28’inci kuruluş yıldanömünde YÖK’ü ve Türkiye üniversitelerinin geleceğini Prof. Dr. Burhan Şenatalar’la konuştuk… YÖK neden kuruldu? Amaçlanan neydi? Herhalde bunu yanıtlamak için iki şeye bakabiliriz. Birincisi ne zaman kuruldu, bir de ne kuruldu? Kasım 1981’de kuruldu. 12 Eylül 1980’den 14 ay sonra. 82 anayasasının kabulünden de bir sene kadar önce. Demek ki, 12 Eylül askeri yönetiminin en katı ve en güçlü olduğu dönemde kurulmuş. Dolayısıyla bu, askeri rejim mantığıyla kurulduğunu açıkça gösteriyor. İkincisi kurulan nasıl bir sistemdi? Kurulan sistem son derece merkeziyetçi bir sistemdi. Bunu daha önceki yüksek öğretim sistemiyle karşılaştırarak rahatlıkla anlayabiliriz. Bugün Türkiye’de 140 kadar üniversite var. Yüksek Öğretim Kurulu dediğimiz zaman üniversiteleri, fakülteleri bir de meslek yüksek okullarını anlıyoruz. Hâlbuki 1981 YÖK yasasından önceki sistemimizde 2547 sayılı kanun vardı. Bir kere üniversite sayısı çok daha azdı. Bir de üniversiteler yanında akademiler vardı. İktisadi ticari ilimler akademileri, mühendislik, mimarlık akademileri. Bugün bizim Yıldız Teknik Üniversitesi diye bildiğimiz kurum o zaman mimarlık, mühendislik akademisiydi, Marmara Üniversitesi diye bildiğimiz kurum o zaman iktisadi ticari ilimler akademisiydi. Aynı şekilde İzmir’de Ankara’da benzer akademiler vardı. Dolayısıyla önceki sistemimizde yüksek öğretim kurumları içinde üniversiteler ve akademiler vardı. İkinci önemli fark; üniversitelerde üniversite öğretim üyeleri rektörlerini kendileri seçiyordu dekanı da fakültenin öğretim üyeleri kendisi seçiyordu. Şimdi ondan önce 1973 yılında daha merkezi bir yapı getirilmek istenmişti. O zaman 1973 yılında bu gerçekleşemedi. Orada da bir yüksek öğretim kurulu oluşturulmak istenmişti. Peki bir yüksek öğretim kurulu oluşturmanın amacı […]

HaberVs 12 Eylül darbesinin hemen ardından 6 Kasım 1981’de çıkartılan bir yasayla kurulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) aradan geçen 28 yıla rağmen Türkiye’nin en fazla tartışılan kurumlarının başında geliyor. Üniversitelerin merkezi bir yapıya kavuşturularak kontrol altına alınması için oluşturulan YÖK, bu işlevinin halen devam ettiriyor. Devlet ve vakıf üniversitelerinin sayısı 140’a ulaşırken her iki alanda da hem akademik, hem idari, hem ekonomik sorunlar bir türlü çözüme kavuşturulamıyor. Üniversitelerde bilimsel araştırma ve öğrenci kalitesi uluslararası standartları yakalamaktan halen çok uzak görünüyor. YÖK’ün getirdiği antidemokratik uygulamalar bugün hâlâ aşılabilmiş değil. YÖK’ün varlığı bir yandan üniversitelerde demokrasi kültürünü yok ederken bir yandan da geleceği yönelik tartışmanın sağlıklı bir zeminde cereyan etmesini engelliyor. Bugün 28’inci yaşını bitiren YÖK’ün nereden gelip nereye gittiğini ve Türkiye’deki yükseköğretimin geleceğini sistemi yakından tanıyan iki isimle konuştuk. Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof Dr. Burhan Şenatalar ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy’la yaptığımız söyleşileri aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhan Şenatalar: Artık YÖK’ü değil, uluslararası alanda rekabet edebilir bir yükseköğretim sistemini tartışmalıyız YÖK’ün kurulmasından sonra YÖK sistemini en fazla eleştiren Prof. Dr. Burhan Şenatalar, 1980 sonrasında öğretim üyelerinin örgütlenmesinin ilk adımı olarak kabul edilen Öğretim Üyeleri Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde YÖK üyeliğine seçildi ve mücadelesini bu kez kurum içinde sürdürdü. Üniversitelerin özgürleşmesinden ve üniversite içi demokrasiden yana görüşleriyle tanınan Prof. Şenatalar, YÖK’ü hem uygulamalarıyla dışarıdan, hem de YÖK üyeliğiyle içeriden tanıyan bir isim. 28’inci kuruluş yıldanömünde YÖK’ü ve Türkiye üniversitelerinin geleceğini Prof. Dr. Burhan Şenatalar’la konuştuk…
Öncelikle şunu söylemeliyim; ben öyle insan kaynakları uzmanı falan değilim. Dolayısıyla benden sihirli iş bulma formülleri ya da yaşamınızı değiştirecek pırıltılı sözler beklemeyin. Ancak sizlerle üniversite son sınıfta iş arayan öğrencilerime yol gösterme çabamdaki sekiz yıllık deneyimlerimi paylaşabilirim. Eh, bence bunu da pek azımsamayın doğrusu. Dile kolay, her bahar bana başvuracakları kuruluşlarla ilgili sorular soran, fikirlerimi merak eden, referans mektubu isteyen ve kariyer tercihlerini danışan düzinelerce öğrencim olur. Ofisim bu genç insanların kaygılı heyecanlarıyla dolar taşar haftalarca. Eğitimciliğin asıl önemli kısmının öğrencilerle derslik dışında yaptığımız diyaloglardan geçtiğine inandığım için bu sürecin ayrı bir değeri vardır gözümde. Son yıllarda öğrencilerimin gerçek iş arama yerine önce “esaslı bir staj” peşinde koştuklarına tanık oluyorum. Hatta kurumsallaşmış bir şirkette staj yapmak için girmedikleri rekabet yok gibi. Bu nedenle de artık bırakın iş bulmayı iyi bir kurumda staj yapmak bile aslanın ağzında olmaya başladı. Doğrusu ben öğrencilerimi büyük ve saygın kuruluşlarda staj yapmaya yüreklendiriyorum. Onlara gelecek vadeden, çalışanlarını sınama sürecini ciddiye alan şirketlerde, kendilerine ilerde referans olabilecek bu fırsatı değerlendirmelerini söylüyorum. Ne de olsa staj bir anlamda rahat üniversite hayatından daha kurallı iş hayatına yumuşak bir geçiş olmalı. En azından bir süre için de olsa dengenizi kaybedip düştüğünüzde altınızda serili bulunan güvenlik ağı sizi kurtarabilmeli (en azından siz öyle hissedebilmelisiniz). Ancak tek çekincem staj döneminin tam zamanlı çalışan olamayan genç bir kitlenin bir süre oyalandığı ve çalışıyormuş gibi yaptığı bir bekleme odasına dönüşme tehlikesi. Bu nedenle de öğrencilerime staj dönemini üniversite yaşamları sırasında yapmalarını öneriyorum. Böylelikle üniversite hayatıyla profesyonel iş ortamı daha keskin bir şekilde kendini gösterebilecektir. Özellikle kurumsal bir şirkette en az üç farklı departmanda bir aydan az olmayacak şekilde staj yapmaları onların önlerini açacaktır. Tıpkı öğrencilerime söylediğim gibi bu satırları okuyan gençlere de staj için rekabete girerken bu süreçten beklentilerinizin net olması gerektiğini hatırlatabilirim. Örneğin, staj yaptığınız firmaya ne olursa olsun “kapağı atmak” […]

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçtiğimiz günlerde açıkladığı işsizlik raporuna göre, Türkiye 2009 yılı Şubat ayında, yüzde 16.1’lik işsizlik oranıyla yeni bir rekora imza attı. Son bir yılda işsizler ordusuna 1 milyon 125 bin kişi daha katıldı ve işsiz sayısı 3 milyon 802 bine ulaştı. Böylece geçen yıl Şubat ayında 11.9 olan işsizlik oranı, bu yıl aynı ay 16.1’e yükselmiş oldu. Rapora göre gençlerin işsizlik oranlarında da artış var. Geçen yılın Şubat ayında gençlerde işsizlik oranı yüzde 21.5’ken bu yılın Şubat ayında bu oran yüzde 28.5’e yükseldi. Yani şu anda ülkemizde her 100 gençten 28’inin işsiz olduğu da söylenebilir.Peki, işisizlik oranı giderek artarken, üniversiteyi bitirmek üzere olan gençler mezuniyetten sonrasını görebiliyorlar mı? Ekonomistler Platformu’nun 980 üniversite öğrencisiyle görüşerek yaptığı ‘Ekonomik Kriz, İşsizlik ve Gençlik Anketi’ne göre, gençlerin yüzde 57,8’i bir yıldan daha kısa sürede iş bulabileceğini düşünmüyor. Aynı ankete göre üç ay veya daha kısa sürede iş bulabileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 24.Okul yılının sonlarına yaklaşırken, farklı sektörlere adım atmaya hazır olan son sınıf üniversite öğrencileriyle konuştuk. Diploma almaya sayılı günler kala, iş bulmak için hangi yolları izlediklerini, geleceğe nasıl baktıklarını, planlarını, kaygılarını anlattılar. Çeşitli üniversitelerin değişik bölümlerinden mezun olmak üzere olan bu gençlerin ortak özellikleri, sonu farklı bitse de “İşsiz kalırsam…”la başlayan cümleler kurmaları. Ufuk Etikan (23) Boğaziçi Üniversitesi-İktisatOkulumun son günleri dersler dışında iş aramakla geçiyor. Bu krizden önce iş bulma konusunda bu kadar endişem yoktu, o yüzden çok fazla plan yapmamıştım. Şimdi bu panik ortamında geleceğimi planlamaya çalışıyorum. Bu planın içinde askerlik de var. İş bulmak konusunda ümitsizim ve bu koşullarda askerliği bir kaçış olarak düşünüyorum. Daha önceleri yurt dışına gitmek de benim için bir seçenekti ama kriz global olduğuna göre, orada iş bulmak daha kolay olmayacaktır. Bilgilerimin en taze olduğu zamanda işsiz kalırsam bunları kullanamamak beni çok üzer. Bu yaşlarda bir şey yapamazsam herhalde bunalıma girerim. Okulun bitmesine […]
Üniversitelilerin bütün bir yıl boyunca iple çektiği günler yaklaşıyor. Öğrenci kulüpleri tarafından organizasyonu yapılan “Bahar Şenlikleri” Türkiye’nin pek çok üniversitesine hareket getiriyor. Üniversite öğrencisi olmanın belki de en tatlı yanı olan şenlikler, vizeler, ardından finaller, ödevler derken bunalan üniversite öğrencilerinin kafa dağıtmasını ve bir yılın gerilimini atmalarını sağlıyor. İlkbahar aylarında gençlerin imdadına yetişen “Bahar Şenlikleri,” bu yıl da pek çok ünlü şarkıcıyı ve grubu ağırlıyor. Üniversite kampüslerinde düzenlenen şenlikler konser tadında bir eğlence sunmanın yanısıra yarışmalar, sergiler ve çeşitli etkinlikleri de içinde barındırıyor. Farklı üniversitelerden öğrencilerin de katılabilecekleri İstanbul’daki üniversite bahar şenliklerinin programları şöyle: 16-17 Mayıs İstanbul ÜniversitesiÜniversite şenliklerin ilki İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştiriliyor. 16 -17 Mayıs tarihlerinde Beyazıt kampüsünde gerçekleştirilecek olan etkinlik, Ogün Sanlısoy, Pinhani, Direc-t ve Yasemin Mori’yi gençlerle buluşturuyor. 16 Mayıs Koç Üniversitesi16 Mayıs Cumartesi günü Koç Üniversitesi Rumeli Feneri Kampüsü’ndeki şenlikte ise Kenan Doğulu, Teoman, Bedük ve İngiltere’nin en ünlü trip hop elektronik gruplarından Kosheen canlı performansıyla sahne alıyor. “Koçfest” adı altında gerçekleştirilen şenlikte kitap bağışı, ‘10 boş bardak=1 bira’ kampanyası ve Greenpeace’in çevreci etkinlikleri de katılımcıları geri dönüşüme ve sosyal duyarlılığa davet ediyor. 16-18 Mayıs Galatasaray ÜniversitesiYine en renkli üniversite şenliklerinden biri de Galatasaray Üniversitesi’nin Ortaköy Kampüsü’nde. 16-17-18 Mayıs’ta Sakin, Babazula, Yenitürkü, Pinhani gibi grupların katıldığı şenliğe pek çok amatör grup performanslarıyla öğrencilerin karşısına çıkacak. 20-23 Mayıs Boğaziçi Üniversitesi20-23 Mayıs tarihlerinde “Sanat Bayramı” adıyla Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen şenlikte ise Bedük, Mert Yücel, Duman ve Battle of the DJs – Atjazz’ı ağırlıyor. Şenlik süresince güzel sanatlar, fotoğrafçılık ve sinema gibi pek çok kulübün sergileri de ziyarete açık olacak. 23 Mayıs Sabancı ÜniversitesiŞehrin karmaşasından uzakta eğlenmek isteyen gençler “Suşenlik” adı altında Sabancı Üniversitesi’nde buluşacak. Duman, Bedük ve Jukebox’ı konuk edecek olan “Suşenlik,” 23 Mayıs’ta gerçekleştiriliyor. 23 Mayıs İstanbul Bilgi ÜniversitesiAynı gün santralistanbul`da gerçekleştirilecek olan “Bilgi Mayfest” Kenan Doğulu, Yüksek Sadakat ve Nil Karaibrahimgil’e evsahipliği yapacak. Konserleri ile Santral […]

adresinden alınabiliyor. (En yakın gösterim ve söyleşi İstanbul Film Festivali Kapsamında 16 Nisan 2009 saat 19:00’da İstanbul Pera Müzesi sinemasında gerçekleştirilecek)

Ergenekon soruşturması kapsamında 18 ayrı il ve ilçede gerçekleştirilen operasyonlarda 50’den fazla isim gözaltına alınarak, sorgulanmak üzere İstanbul’a getirildi. Soruşturmanın 12. gözaltı dalgasının hedefinde ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Başkent Üniversitesi, Kanal B ve eski rektörler vardı. Başkent Üniversitesi Rektörü ve Kanal B’in sahibi Mehmet Haberal, Giresun Üniversitesi Rektörü Osman Metin Öztürk ile eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu da gözaltına alındı. Rektörlerin ev ve işyerlerinde saatler süren aramalar yapıldı. Bilgisayar ve bazı belgelere el konuldu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, sorgulanmak üzere İstanbul’a götürülen Mehmet Haberal’ı havaalanından yolcu ederken, gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Profesör Erol Manisalı da bulunuyor. Operasyon kapsamında ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’ın evi de arandı. Kanser hastası olan Saylan gözaltına alınmadı. ÇEV merkezi ve şubeleri de tıpkı ÇYDD’ye olduğu gibi operasyon düzenlenip arama yapılan kurumlar arasında yerini aldı. Türkiye çapında 95 şubesi ve yaklaşık 20 bin üyesi bulunan ve bugüne kadar birçok kız çocuğunun okumasına ön ayak olan ÇYDD’nin şubelerinde saatler süren arama yapıldı ve derneğin burs verdiği öğrencilerin, üyelerin listesi olduğu belgelere el konuldu.ÇYDD, 12. dalganın hedefinde Ümraniye’de bir gecekonduda 2007 Haziran ayında el bombaları bulunmasıyla başlayan ve yapılan operasyonlarla bir anda tüm yurdu saran Ergenekon soruşturmada bugün 12. dalga operasyon yapıldı. Arama ve operasyonlar, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’nın koordinasyonunda Ergenekon soruşturmasını yürüten beş savcının talebi ve özel yetkili mahkemenin kararıyla yapıldı. Sabah saatlerinde eşgüdümlü olarak başlatılan ve Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Samsun, Şanlıurfa, Bursa, Trabzon, Antalya, Alanya, Mersin, Van, İzmir, Giresun, Kars ile Adana’da önceden belirlenen 83 ayrı adrese baskınlar yapıldı. Ergenekon davasının 2. iddianamesinın sanıkları arazında bulunan paşaların öncülüğünde darbe ortamı hazırlamak gerekçesiyle yapıldığı öne sürülen “bayrak mitinglerinin” düzenlenmesinde aktif rôl alan ÇYDD, bugün yapılan operasyonun merkezinde yeraldı.Saylan gözaltına alınmadı Dernek Başkanı Saylan’ın […]

Kültür Bakanlığı Türkiye’de eğitim gören yabancı öğrencilerin öğrenciliğini onaylamıyor; müze ve ören yerlerine “turist” ücretiyle girmelerini istiyor.
“Yurtdışında eğitim sektörü” temsilcilerine göre her yıl yaklaşık 50 bin Türk öğrenci, okumak için Türkiye dışındaki üniversite ve eğitim kurumlarını tercih ediyor. Bu kurumlar, çeşitli fuarlarda bir araya gelip potansiyel “müşteri”lerine kendilerini tanıtıyor. Geçtiğimiz ay İstanbul’da Hilton Oteli’nde gerçekleşen IEFT Yurtdışı Eğitim Fuarı, bunlardan biriydi. İstanbul yarın aynı amaçla düzenlenen bir başka fuara ev sahipliği yapıyor. Elmadağ’daki Ceylan Intercontinental Oteli Akare Yurtdışı Eğitim Fuarı’na kapılarına açıyor. 8-9 Kasım 2008 tarihlerinde gerçekleşecek bu fuar önümüzdeki hafta içerisinde sırasıyla Ankara, İzmir ve Adana’ya da gidecek. Bu fuarlarda neler oluyor? Kim, hangi nedenle yurtdışında okumak istiyor? Peki bu istek öğrenciye neye mal oluyor? Bu soruları 18-19 Ekim’de İstanbul’ gerçekleşen IEFT Yurtdışı Eğitim Fuarı’nın standları arasında gezerek cevaplamaya çalıştık. Bu yıl on dördüncüsü düzenlenen İngiltere, Fransa, Amerika, Kanada ve Avustralya başta olmak üzere yirmi ülkeden temsilcinin katıldığı fuar, gelecek planları yapan öğrenciler ve bu hayallerin ne kadara mal olacağını merak eden aileleri tarafından büyük ilgi gördü. Yılda iki kez düzenlenen ve yedi yıldır İstanbul, Ankara İzmir ve Bursa’da yapılan bu fuarlar yurtdışında dil eğitimi, sertifika programları, danışmanlık hizmetleri, lisans ve yüksek lisans eğitimleri üzerine çeşitli alternatifleri bir arada toplayan bir ortam sunuyor. İki gün boyunca lise son ve üniversite öğrencilerinin ağırlıklı olduğu kalabalığı bilgilendiren yüz kırk üniversitenin temsilcileri, genellikle gençlerin eğitim ücretleri ve yaşam koşullarını merak ettiklerini belirtiyor. Okulların öğrencilerden talepleri de verilecek eğitime göre değişiyor. Georgia Devlet Üniversitesi temsilcisi Cheryl Dalke, lisans öğrencileri için en az 3,00 GPA (Grade Point Average) ve lisansüstü eğitim için en az 3,40 GPA aradıklarını dile getiriyor. Colorado Devlet Üniversitesi’nde mühendislik bölümü öğretim görevlisi Hüseyin Sarper de başvuran öğrencilerin hem GPA, GRE (Graduate Record Examination), TOEFL sonuçlarını değerlendirdiklerini hem de yılda 15 bin dolar öğrenim ücreti aldıklarını söylüyor. İngiltere, Fransa ve Hollanda’daki devlet okulları da şartları okuldan okula değişmekle birlikte öncelikle dil yeterliliğine bakıyor. Burs imkânı sınırlı Vakıf […]

Mart 2008’de yedikleri dönerle zehirlenen İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları, kısmen düzelse de, So Café’nin hâlâ istenen kaliteyi sağlayamadığı görüşünde.

Hikâyenin kahramanı İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencileri… Derste öğrendiklerini henüz öğrenciyken hayata geçirmeyi isteyen 12 kafadar, Anadolu’nun ücra bir köşesine, örneğin Kahramanmaraş’ın Gülburnu köyüne giderek kendi projelerini gerçekleştiriyor. Bu “kendi projeleri” lafı sonuna kadar hak edilmiş bir şey. Çünkü inşa ettikleri yapıların hem projesini çiziyor, hem tuğlaları üst üste kendi elleriyle diziyorlar. Üstelik gerekli kaynağı da bizzat yaratıyorlar. İsimleri “Ölçek 1/1”. Manidar bir isim bu. Çünkü mimari de detayı sembolize ediyor. Gerçekte bu isimle kendileri kadar mimarlık eğitimini de sorguluyorlar: “Ölçeği büyütmekten korkmadan, detaylarla boğuşarak, sorunlarla yüzleşmek ve onları çözmek için” yola çıkmışlar. “Mimarlık diploması sahibi kimi insanların, hatta profesörlerin bile uygulaması yapılmış, ayağa kalkmış bir eseri olmayabiliyor” diyorlar. Onlar, bunu henüz öğrenciyken gerçekleştiriyor. Yükleri de, dertleri de büyük Çalışacakları yerleri, grup üyesi 12 öğrenci, çeşitli alternatifleri değerlendirerek belirliyor. Hakan Kaçmaz, Ege Özgirin ve Erdem Tüzün’ün kuruculuğunu üstlendiği bu bağımsız grubun ilk işi Kahramanmaraş’ta bulunan Hacı İbrahim Uşağı Köyü’nün, yine kendi ismini taşıyan tek okulu için öğretmen lojmanı inşa etmek olmuş. Yanı sıra, okul binasını da onarıp, peyzaj düzenlemesini de yapmışlar. İstanbul’da çizip tasarladıkları projeleri, Kahramanmaraş’ta hayata geçirmişler. 2007 yazında iki ay boyunca çalıştıkları bu işi, 2008 yazında Giresun’un Espiye’ye bağlı Gülburnu köyünün balıkçı barınağının inşası izlemiş. Limanın tarihi adından esinlenerek “Zefre” ismini verdikleri bu proje hâlâ devam ediyor. Grubun bu ikinci projesinin ilkinden önemli bir farkı var. Çünkü Kahramanmaraş’ta boş bir araziye lojman inşa etmişlerdi. Oysa Giresun’da, var olan bir balıkçı barınağını yıktılar. Ve bir an önce yenisi yapmaları gerekiyor. Sponsor desteği tükenince… Kahramanmaraş’ta Türk Telekom’dan destek alan Ölçek 1/1, Zefre Projesi’ne Ağaoğlu Şirketler Grubu’nun desteğiyle başladı. Ancak bu destek yeterli gelmedi; projenin ancak bir bölümü tamamlanabildi. Gönüllülük esasına göre çalışan bu öğrenci hareketinin resmi bir kimliğe sahip olmaması, destek bulmalarında sıkıntı yaratıyor. Çünkü firmalar, fatura ya da en azından bağış makbuzu almadan yardımda bulunamıyor. Giresun’da, Espiye Belediyesi balıkçı barınaklarının […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde akademisyen ve öğrenci tarafından bugün başlatılan yemekhane boykotu, üniversite genelinde beklenen ilgiyi görmemekle birlikte Kuştepe ve Santral yerleşkelerinde bu hizmeti sağlayan So Cafe’de yemek yiyenlerin geçmiş günlere kıyasla seyreldiği görüldü. Boykot, yemeklerin kalitesiz, lezzetsiz, pahalı olduğu ve yemekhanede yeterli hijyenin sağlanmadığı gerekçeleriyle başlamıştı. Bu eylemi Santral yerleşkesinde So Cafe’nin önünde piknik yaparak destekleyen öğrencilerden biri katılımın azlığını, organizasyon eksikliğine bağlıyor. Bir başka öğrenci, fiyatların yüksek olmasının herkeste aynı etkiyi bırakmadığını “Otto’da bir makarnayı 20 YTL’ye yediği için, So Cafe’de bu makarnaya 6 YTL vermek rahatsız etmiyor” sözleriyle dile getiriyor. Boykota katılmayan Bilgi mensupları, örneğin Hilal Özdemir, So Cafe’yi tercih etme nedenini “Okulda başka yerde sulu yemek yeme şansı olmaması ve abur cuburla öğün geçiştirmek istemediğim için” sözleriyle açıklıyor. So Cafe önünde piknik yapan öğrenciler, katılımın gelecek günlerde artacağını umuyor. Ve tepkilerini davul ve ziller eşliğinde seslendiriyor: “Kantinci amca hadi gelsene buraya, sana cacık yapayım 50 kuruşa…”Haber: Erim Hüner Kurgu: Ertan Önsel

Öğrenci Birliği’ne göre kantin boykotunun nedeni öğrenciler değil, öğretim görevlileri. Başkan Özmansur “Öğrenciler şikayetçi olsaydı, kesinlikle desteklerdik” diyor.
Helsinki Yurttaşlar Derneği, Temmuz 2008’de “Yurttaşlık ve Milliyetçilik: Farkında mıyız?” başlığı altında gerçekleştirdiği yaz okulunun ardından, milliyetçilik meselesini daha geniş katılımcılarla tartışmak için İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, “Milli Halimiz, Bugün ve Yarın” başlıklı bir panel düzenledi. İki oturum şeklinde gerçekleşen ve Murat Belge’nin açılış konuşmasını yaptığı konferansta Ümit Fırat, Orhan Gazi Ertekin, Ayşe Hür, Ali Bayramoğlu, Melek Göregenli, Levent Yılmaz, Alev Erkilet, Bülent Somay, Ferhat Kentel, Özlem Dalkıran, Mehmet Tarhan, Beyhan Sunal ve Cemil Ertem konuştu. Panelin ilk oturumunda “milli hallerimiz”, ikinci oturumunda ise “milli hallerimizin geleceği” tartışıldı. Açılış konuşması yapan Murat Belge, Temmuz 2008’de Kocaeli Üniversitesi, Derbent Uygulama Oteli’nde gerçekleştirilen yaz okulu hakkında bazı bilgiler verdi: “Önce Balkan Ülkeleri’nden özellikle üniversite öğrencilerini biraraya getirmek amaçlı yaz okulları düzenledik. Çatışma bölgelerinden yerler seçtik, önce Kafkasya, Orta Avrupa, sonra Girit’te yaz okulları yaptık. Birarada yaşıyor bu insanlar ve birbirlerini tanıyorlar. Yunan Makedonyalıyla, Türk Ermeniyle, Bulgar Sırpla bir hafta, on gün süresince beraber yaşıyor, derslere giriyor, yemek yiyip eğleniyorlar. Bu panel de, bu yaz yaptığımız yaz okulunun son aşaması. Okul, Doğu-Batı, Türk-Kürt öğrencileri biraraya getirdi. Bu okula gidecekleri seçerken çok milliyetçi, ulusal bir dünya görüşü olan insanlar seçmedik. Hayata üst düzeyden bakabilen öğrenciler seçtik. Bu panelde de yaz okulundan alınanları buraya taşıdık.” “Milli Adalet”Hakim Dr. Orhan Gazi Ertekin Panelin alt başlıklarından biri olan “milli adalet” üzerine konuşan Orhan Gazi Ertekin, milli adaletin bir itibar kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti: “Milli adalet, 19. yy.’da anlamlı kılınan bir ideal olarak değerlendirilebilir. 19. yy, milli adaletin insanlara çok şey kazandıracağı üzerine kuruldu. ‘Adalet, ancak milli sınırlar içerisinde nefes alabilir’ anlayışıyla hareket edildi. Pascal, milli adaleti şu sözüyle çok güzel eleştirmiştir: ‘Sınırlarını, bir derenin belirlediği bir adaletin adil olduğu söylenebilir mi?’ Milli adalet böyle bir şeydir. Sınırın bir tarafında türban takabiliyorken, diğer tarafında takamıyorsunuz.” Ertekin, milli adaletin aynı zamanda zararının da olabileceğini şu örnekle açıkladı: “Bir […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğrenci ve akademisyenler, perşembe günü gerçekleştirilecek yemek boykotuna hazırlanıyor.

İnan Parlak Yoğun ve stresli bir öğrenim yılından sonra üniversite adayları ÖSS’ye girdi ve ardından tercih zamanı geldi. Adaylar şimdi de tercih sürecinde üniversitelerini, bölümlerini ve ilerdeki mesleklerini seçmeye çalışıyorlar. Biz de bu süreçte adayların nelere dikkat etmesi gerektiğini, tercihlerde nelerin değiştiğini, üniversitelerini nasıl seçip neler yapmaları gerektiğini İstanbul Bilgi Üniversitesi Yaşam İçin Tercih Günleri’nde üniversite adaylarına danışmanlık yapan Sait Gürsoy’la konuştuk. Gürsoy, bu yıl kontenjanların yaklaşık 152 bin arttığına, ayrıca lisans programları için barajın 185 puandan 165 ‘e çekildiğine, ön lisans programları için de 165 puandan 145’e düşürüldüğüne dikkat çekerek, bu artış nedeniyle adayların hangi puan türünden tercih yapacaklarsa o puan türünden genel başarı sıralamasıyla tercih etmek istedikleri bölümün son öğrenci sayısını karşılaştırması gerektiğini ifade ediyor. “Başarı sırası 30 bin olan bir aday, tercihlerine 25 binden başlar, 60 bin’e kadar getirebilir.” diyen Gürsoy, adayların bu yelpazeyi geniş tuttukları oranda kazanma şanslarının da artacağını söylüyor. Ayrıca kontenjanların artırılması ve barajların düşürülmesi nedeniyle vakıf üniversitelerine girmek için lisans programlarında 165 ve üstü, ön lisans programlarında da 145 ve üstü yeterli oluyor. 4 yıllık olmazsa, 2 yıllık Meslek lisesi mezunları, liseyi bitirdikten sonra direkt olarak 2 yıllık programlara sınavsız geçiş hakkını kullanarak girebiliyorlar ancak normal liselerden mezun olanlar sınava girip üniversiteyi kazanmak zorunda. Sait Gürsoy, adayların 4 yıllık bir yere girememelerin durumunda 2 yıllık yerleri tavsiye ediyor zira aday, 2 yıllık bir meslek yüksek okulunu bitirdiğinde, dikey geçiş sınavıyla 4 yıllık bölümlere geçebiliyor. Ayrıca tercih yaparken 4 yıllık ya da 2 yıllık bir sınırlama bulunmuyor yani adaylar sıralamalarında hem iki yıllık hem 4 yıllık bölümlere birlikte yer verebiliyorlar. Adaylar için bazı önemli noktalar Üniversite adaylarının tercih yaparken dikkat etmesi gereken bazı noktaları Sait Gürsoy şöyle sıralıyor: – Adaylar tercih sıralarına ve puan durumlarına göre üniversitelere yerleştiriliyorlar. Ama iki adaydan düşük puan alan tercihini birinci sıraya yazarsa, yüksek alan tercihini son sıraya yazsa […]

İnan Parlakinanparlak@gmail.com İstanbul Bilgi Üniversitesi “2008 Yaşam için Tercih Günleri” 14 Temmuz’da santralistanbul’da başladı. İletişim ve danışmanlık biriminin organize ettiği Tercih Günleri’nde, üniversite adayları Bilgi Üniversitesi’ni daha yakından tanırken tercihleri hakkında danışmanlık alabiliyor ve düzenlenen seminerlere katılabiliyorlar. “Yaşam için Tercih Günleri” boyunca santralistanbul’a gelen üniversite adayları ve velileri okumak istedikleri bölümler hakkında bilgi alırken tercihleriyle ilgili her türlü sorunun cevabını da alabiliyorlar. Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri ÖSS uzmanı Sait Gürsoy’un katıldığı “Yaşam İçin Tercih Günleri Seminerleri” düzenleniyor. Ayrıca Tercih Günleri’nde, her gün sabah 11:00’den başlayarak akşama kadar düzenlenen seminerlerde puan türlerine göre fakülteler anlatılıyor ve bölümlerin içerikleri, gelecekteki durumları hakkında bizzat akademik kadro tarafından bilgi veriliyor. Tercih Günleri kapsamında 21-23-25-27-29-31 Temmuz ve 1 Ağustos tarihlerinde, adaylara tercihlerinde yardımcı olmak üzere uzman rehberler tarafından bireysel tercih danışmanlığı hizmeti verilecek. santralistanbulKampüsü’ne gelen üniversite adayları Bilgi Üniversitesi’ni ve üniversitenin hem akademik hem de sosyal olanaklarını daha yakından tanıma fırsatı buluyor. Tanıtımlar 4 Ağustos tarihine kadar devam edecek. Eski Silahtarağa Elektrik Santralı üzerine kurulu santralistanbulKampusü’ne Taksim AKM önünden her gün 10:00-19:00 arası yarım saatte bir karşılıklı servis kalkıyor.

Medyakronik Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampusü 3–6 Temmuz tarihleri arasındaki mezuniyet törenlerine ev sahipliği yaptı. İlk kez santralistanbul’da gerçekleştirilen törenler için haliç kıyısında özel bir tören alanı hazırlandı. Törenler 3 Temmuz Perşembe akşamı saat 19.00’da gerçekleştirilen İletişim Fakültesi mezuniyetiyle başladı. Yaklaşık üç saat süren törene 326 öğrenci ve İletişim Fakültesi akademisyenleri katıldı. Velilerle beraber yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı tören, diplomaların verilmesinden sonra kokteylle devam etti. 4 Temmuz Cuma akşamı Fen-Edebiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Fen Bilimleri Enstitüsü mezuniyet törenlerini; 5 Temmuz Cumartesi akşamı İktisadi İdari Bilimler Fakültesi törenleri izledi. Son olarak 6 Temmuz Pazar akşamı da Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrupa Birliği Enstitüsü ve Meslek Yüksek Okulu mezuniyet törenleriyle toplam bin 583 öğrenci diplomalarını aldı.. Törenlerin Fotoğraf ve video çekiminin yanı sıra müzik organizasyonuyla da VCD bölümü çalışan öğrencileri ilgilendi.