Etiket üniversite

E) Hiçbiri

Barış Uygur Üniversiteye giriş için yapılan birinci basamak sınavından sonra ortaya çıkan tartışmalar takibi zor, anlaması daha zor ama katlanması imkânsız bir kaosa yol açtı. Her şey bir velinin gazetelerde yayınlanan soru kitapçığının matematik bölümünde şıkların sıralamasıyla ilgili bir patika keşfetmesiyle başladı. Bin yıldır küçükten büyüğe ya da büyükten küçüğe sıralanan cevap şıklarının bu kez karışık olarak sıralanması mı dikkatini çekmişti bilemiyorum ama sonunda vardığı netice herhangi bir matematik sorusunun cevap şıklarının, “geleneksel” yöntemle sıralanması halinde doğru cevaba ulaşılabileceği yönündeydi.Üniversite sınavı, 1 milyon 600 bin öğrencinin katıldığı, herhalde bunun beş altı katı kadar geniş bir nüfusu etkileyen bir sınav. Şimdi dilerseniz ÖSYM Başkanının (Pazar günü) yaptığı açıklamalar ışığında olayın bir röntgenini çekmeye çalışalım. ÖSYM Başkanı ne diyor? 1. ÖSYM başkanı demektedir ki;a) Elimizde bir master soru kitapçığı vardı ve bu kitapçıkta cevap şıkları geleneksel olarak sıralanmıştı.b) Master kitapçığından basın için bir kopya çıkartırken biz yanlış cevapların yerlerini değiştirdik.c) Dolayısıyla basında yer alan kitapçıkta bu şekilde bir “şifre” olduğu iddiası doğrudur. Ancak bu kitapçık hiçbir adaya verilmemiştir.d) Biz her aday için farklı soru kitapçığı hazırladık. Yani toplamda 1 milyon 600 bin farklı soru kitapçığı var.e) Şüpheleri gidermek için bütün kitapçıkları halkın erişebileceği bir şekilde sisteme yükleyeceğiz, tüm kitapçık tipleri internet üzerinden ulaşılabilir olacak ve herkes tarafından kontrol edilebilecek. Ama bu yayınladığımız kitapçıkların kime ait olduğu gibi bilgiler yer almayacak. 2. İyimser ihtimal: Diyelim ki ÖSYM Başkanı haklıdır. Basına dağıtılan soru kitapçığı ya da doğru şıkların hep aynı yerde kaldığı bir başka hitapçık hiçbir adaya dağıtılmamıştır. Peki o zaman;a) Basına dağıtılan soru kitapçığında bu patikanın oluşma nedeni olarak “cevap anahtarında karışıklık olmasın” dendiğine göre, 1 milyon 600 binin üzerinde farklı cevap anahtarı üreten ÖSYM bir tane daha cevap anahtarı üretmekten aciz midir?b) Neden basına dağıtılan soru kitapçığı da adaylara dağıtılan soru kitapçığıyla aynı yöntemle üretilmemiştir? Makine mi soğuktu, sistem mi izin vermedi? […]

Hey, Mr DJ put a record on ‘academia’*

Diskcokeylik sadece bir hobi mi yoksa “meslek” denebilecek bir iş dalı mı? Kadir Has Üniversitesi’nde geçen hafta başlayan “DJ Akademi” programı bu soruyu yanıtlamak üzere kuruldu. Cibali’deki eski TEKEL Tütün Fabrikası’nın bugün üniversite olarak hizmet veren binasında sinema salonuna doğru ilerliyorum. Kadir Has Üniversitesi’nin müzik ve eğlence şirketi S&S Music Maker’la ortaklaşa başlattığı, profesyonel diskcokey yetiştirme iddiasındaki Pioneer DJ Academy’nin ilk dersinin konuğuyum. İçeride ne olup bittiğini gerçekten merak ediyorum. Merakımın nedeni DJ’liğin Türkiye’de “hobi” olmaktan çıkıp bir “meslek” mertebesine gerçekten de erişip erişemediği… Doğrusu bu alanda çok bilgi sahibi değilim. Ama “ne derece profesyonel olabilir ki” diye düşünmeden edemiyorum. Derken kapının önünde beni bekleyen, programın kurucularından Salih Saka’yı görüyorum ve içeri giriyoruz.Ders başlamadan, salonda hummalı bir çalışma var. Teknik ekipmanlar sahnenin ortasındaki uzun masaya dizilmiş, müzik sistemi tüm öğrencilerin görebileceği bir şekilde sergileniyor. Daha kimse gelmemiş, eğitmenleri ilk dersin heyecanı sarmış, aralarında konuşuyorlar. Saka’yla sohbete koyuluyoruz. “DJ’liğin hak ettiği yerde olmadığını düşündüğümüzden dolayı, bu işi akademik bir boyuta taşımaya karar verdik” diyor ve ekliyor: “İlk defa bu alanda bu kadar profesyonel bir çalışma yapılıyor.” Eğitim sürecinin nasıl ilerlediğini sorduğumda Saka, DJ Sertifika Programı’nı “basic” ve “pro” olarak ikiye ayırdıklarını, “basic” programının temel müzik eğitimini kapsadığını, “pro”nun ise daha ileri seviyede eğitim almak isteyenler için olduğunu anlatıyor. Öğrenci gruplarının yaş aralıklarına göre sekiz dokuz kişiden oluştuğunu, isteyenlerin tek kişilik dersler de alabildiğini ifade ediyor. DJ’liğin yarısı… Tam o sırada akademinin ilk öğrencileri salona giriyor. Üniversiteli iki genç, “Bir şey kaçırmadık değil mi” diyerek, koşar adım sahneye doğru iniyor. Müziğe ilgileri daha ilk anda göze çarpıyor. Vücut dilleri, bu izlenimi doğrular nitelikte. Bir şarkıya eşlik ediyor veya tempo tutuyorlarmış gibi dinliyorlar karşılarındakini. Derken, orta yaşlı bir adam ve arkasından yine aynı yaşlarda bir kadın giriyor içeri. Hava şartları (o gün İstanbul’a sezonun ilk karı yağmıştı) sebebiyle gruptaki diğer dört kişi derse […]

Ahmet’in arkadaşları Ahmet’i anlatıyor

Gazeteciler ve çalışma arkadaşları, Ahmet Şık’ı konuşmak üzere Bilgi Üniversitesi’nde biraraya geliyor. Bilgi Üniversitesi’nin Santral yerleşkesindeki toplantı 14 Mart Pazartesi günü saat 11:00’de. HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, Ahmet Şık’a destek etkinliği düzenliyor. Ahmet Şık’ın çalışma arkadaşları 14 Mart Pazartesi günü saat 11:00‘de üniversitenin Santralyerleşkesinde gerçekleşecek toplantı için şu çağrıyı yapıyor: “Çalışma arkadaşımız Ahmet Şık’a destek vermek, şaibeli bir hukuki süreçte, Ahmet’in “gizli” ve “derin” olduğu söylenen delillerle karartılmaya çalışılan kişiliğini, yazdıklarını, gazeteciliğini konuşmak üzere bir araya geliyoruz. İstiyoruz ki, Ahmet’in gazeteci kimliği ve en önemlisi yazdıkları delil sayılsın. Bu yüzden Ahmet Şık’ın Ergenekon davaları hakkında yazdığı kitabı okumayan soruşturma savcısına en gerçek delilleri, en aleni şekilde, sunmak istiyoruz. Ahmet’i tanıyanlar, onunla birlikte çalışanlar, ondan öğrenenler anlatacaklar Ahmet’i. Üstelik Zekeriya Öz’e bir de hediyemiz olacak: Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu. İki cildi birden! Ahmet’e ‘kesilecek’ iddianameden çok daha gerçek ve üzerine hala gidilmeyen öyküler var içinde.” Etkinlik, Ahmet Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü tarafından yayınlanan HaberVesairesitesinin editörleri tarafından yapılacak basın açıklaması ile başlayacak. Savcı Zekeriya Öz’e Ahmet Şık’ın kitaplarının postalanmasından sonkaki forum bölümünde Ahmet Şık’ın çeşitli dönemlerde birlikte görev yaptığı arkadaşları gazeteciler Celal Başlangıç,Ertuğrul Kürkçü, Ertuğrul Mavioğlu ve İsmail Saymaz ve Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölüm Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan meslektaşları Şık’ı anlatacak.

Bilgi Üniversitesi’nden Ahmet Şık duyurusu

Ahmet Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı İstanbul Bilgi Üniversitesi, öğretim elemanlarına gönderdiği mesajla konuyla ilgili ilk açıklamayı yaptı. Rektör Vekili Prof. Dr. M. Remzi Sanver‘in imzasıyla gönderilen mesaj şöyle: 3 Mart 2011 Perşembe sabah saatlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla emniyet mensupları tarafından göz altına alınmış ve aynı saatlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi binasındaki ofisinde arama yapılmıştır. Konuyu 8 Mart 2011 tarihli toplantısının gündemine alan Üniversite Yönetim Kurulumuz, devam eden hukuki süreçte Ahmet Şık’a Üniversite yönetimince hukuki ve insani destek sağlanması gerektiğinde mutabık kalmıştır. Mütevelli Heyeti Başkanımız, Ahmet Şık’ın ailesine, kendisinin özlük haklarının hukuki süreç boyunca korunacağını bildirmiştir. Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Av. Ural Aküzüm de Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevinde ziyaret ederek, bu desteğimizi kendisine ifade edecektir.

Medya etiği uzmanının ettiği!

Adını bile anmak istemediğim bir meslekdaşım kalktı, medyadaki yanlış/eksik bilgileri düzeltmek içinmiş gibi, ‘Ahmet’in bu Günlüklerin yayınlanmasında hiçbir dahli yoktur. Her şeyi tek başıma ben yaptım’ mealinde bir yazı yazdı.

Ahmet çıkacak, yine yazacak!

Geriye dönüp Ahmet Şık’ın haberlerini okuyun. Hepsinde ceberrut devletten hesap soran bir gazeteci göreceksiniz. Şimdi de, onun onurunu ve gerçek gazeteciliği korumak için, bizim devletten hesap sormamız gerekir. Gazeteciliğe ilişkin akademik çalışmaların büyük bir bölümü, gazetecilik ve gerçeklik arasındaki sorunlu ilişkiye dayanır. Haber, aslında gerçeğin aynası değil, gerçeğin sadece işlenmiş, tercih edilmiş, kısaltılmış, eklenmiş, kısacası üzerinde oynananmış bir temsilidir. Çokça da çarpıtılmış bir temsilidir. Her haber metninde o haberi yazan muhabirin, onu okuyan, başlık atan editörün kişisel yargıları, önyargıları vardır. Üstüne, medyanın ekonomi politiğinin, yani medya sahiplik mekanizmasıyla bu mekanizmanın iktidarla/güçle kurduğu ilişkilerin izi düşer. Althusser’in dediği gibi, zaten kendisi de devletin ideolojik aygıtlarından biri olan medya, doğası gereği, devletin baskı aygıtlarının (ordunun, polisin, yargının, cezaevlerinin, vd.) hegemonyacı taleplerine boyun eğer. Türkiye gibi ceberrut devletin sermayeyi ve medyayı arkasına alarak varlığını sürdürdüğü otoriter sistemlerde, haber iyiden iyiye propaganda aracına dönüşür, gerçek kaybolur. Hal böyle olunca, yurttaşın gerçeğe ulaşması, olan biten hakkında doğru, çok yönlü ve derinlemesine bilgi sahibi olması zorlaşır. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanması ve sorgulanması sürecine ilişkin haber içeriklerini analiz ettiğimizde, Ragıp Duran’ın tabiriyle “hakiki gerçek” ve “medyatik gerçek” arasındaki korkunç farkı bir kez daha görmek mümkündür. Bir tarafta ülkenin bir yerinde olup bitmekte olan bir şeyler vardır, diğer yanda ise bu olup bitenlerin medyadaki temsili. Haber metinlerindeki gerçeklik inşa süreçleri tek tek ve detaylıca incelendiğinde, haberin, eğer istenirse, varolan gerçekliği tahrif etmekte nasıl ustalıkla kullanılabileceğine ilişkin önermeler bir kez daha doğrulanır.Devletin işlediği suçların “aktarımı” Biz, Türkiye’de, gerçeğin çarpıtıldığı habercilik pratiğini en çok devletin işlediği suçlara ilişkin bilgilerin kamuya aktarılmasında görürüz. Faili meçhul cinayetler, polisin adının karıştığı işkence/kötü muamele olayları, ordunun Güneydoğu’daki savaşı bahane ederek Kürtlere karşı giriştiği hak ihlalleri, darbe girişimleri, devletin hapishanelerinde tecritte tutulan siyasi tutukluların maruz kaldığı insanlık dışı durumlar gibi olaylar yaygın medyada ya hiç habere dönüşmez, ya da “devletin diliyle” haber olur. […]

Gazetecilik savunulmaz, savunur

Hiç utanıp sıkılmadan “Türkiye’de özgür basın var” diyenler… Bu insanlar kör ve sağır ama dilsiz değiller.* Yanı başımda olanları hayretle izliyorum. “Ergenekon” diyorlar adına yıllarıdır… Önce arkadaşlarım anlattı HaberVs’nin aranışını. Dinledim. Sonra televizyonlar konuşmaya başladı. Onları da dinledim. Hocalarım çok konuşmadı, konuşamadı ama ben sessizce köşemden izledim onları ne yaptıklarını, nasıl davrandıklarını izledim. Okulda Ahmet ismi geçen konuşmalara kulak kabarttım. Herkesin nasıl karışık nasıl allak bullak olduğunu gördüm. İlk başta sadece çok yakınımdan birisinin tutuklanmasının üzüntüsündeydim. Sadece tanıdığım, bir ailesi olduğunu bildiğim, onun için üzülen insanları görebildiğim için. Belki siz fark etmediniz polisler eşliğinde evinden çıkarılırken yüzündeki buruk gülümsemeyi, ben onun için üzüldüm. Hafta sonu Ahmet Şık’la ilgili yazılar yazan köşe yazarlarını okudum. Kimse açık açık söylemiyordu ama tutuklanmayacağı düşülünüyordu. Ben de öyle diyordum. “Yok artık” diyordum, “kesin bırakırlar, pazartesi toplantısında canımızdan bezdirir” diyordum. Hatta bana söyleyecekleri bile belliydi kafamda toplantı masasında. Şöyle bana doğru dönüp “yarın ne günü” diyecekti. Ben de ona “Kadınlar Günü” cevabını verdikten sonra “nerde haberin” diye zılgıtı yiyecektim. Hatta toplantıdan sonra hemen peşine takılıp yardım isteyecektim. İşte o zaman kendim için üzüldüm. Özgür olmadığım için üzüldüm. Asla gerçekten yapamayacağım bir meslek seçtiğim için üzüldüm. Aklımda bir soru var: Şimdi kim karşıma çıkıp da bana bu ülkede özgürce gazetecilik yapabileceğimi söyleyebilir? Hiç utanıp sıkılmadan “Türkiye’de özgür basın var” diyenler… Bu insanlar kör ve sağır ama dilsiz değiller. Oturup burdan basın özgürlüğü hakkında atıp tutacak değilim. Çünkü önce insanlar özgür olur. Sonra zaten insanların oluşturduğu gruplar gerek meslek grupları, gerekse üniversiteler, şirketler özgür olur. Ama biz özgür değiliz. Ahmet Şık benim hocamdır ve ben kimsenin karşısına çıkıp onu savunmayacağım. Çünkü onun benim savunmama ihtiyacı yoktur. Çünkü gazetecilik savunulmaz, savunur. * İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi.

Zor zamanda genç olduk

Bir çocuk oyunu vardır “vampir” diye. Vampir her zaman bir panikle kendini en çok suçlayanı öldürür ve ele verir kendini. ’tan takip edebilirsiniz İçinde bulunduğumuz tanımlaması zor günlerde, tanımlaması zor bir insan Ahmet Şık. Onun bu perdesi, sahnesi, yönetmeni, her şeyi karanlık oyunun bir aktörü edilmesi, istenenin aksine bazı şeyleri çok daha netleştirdi benim kafamda. Yanımda bu hissi paylaşan, farklı seslere, kalemin gücüne, özgürlüğün ışığına inanan insanlarla, İstanbul’un sesi en çok çıkan sokağında bir arada olmak, bir genç olarak bana güven verdi. Onun için, onun savunduğu değerler için, onu kısıtlayan zihniyete karşı orada bulunan herkes, yarınıma ortak oldu benim. Bir çocuk oyunu vardır “vampir” diye. Vampir fark ettirmeden köylüleri öldürmeye çalışırken, köylüler kimin vampir olduğunu tahmin etmeye çalışırlar. Vampir her zaman bir panikle kendini en çok suçlayanı öldürür ve ele verir kendini. Dilerim bu örnek, bu yaşananlar, bu süreç ve bu endişe dalgası herkese artık susmama cesaretini verir. Yarın ne olacağını beklemektense, dilerim korkmayız, dilerim unutmayız, ve dilerim unutturmayız. *HaberVs, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Liseliler Eğitim Programı katılımcısı, Lise öğrencisi

Son dakika

Okan Özer* İthamlar neticesinde bekli de çok uzak olduğumuz, hatta kenarından kıyısından geçemeyeceğimiz olayların içerisinde kendinizi bulabiliyorsunuz. Peşinden gittiğiniz, aydınlığa kavuşturmaya çalıştığınız şeylerin bir anda derin başkahramanı oluveriyorsunuz. Bu yeni kimliğinizi daha parlak kılmak adına adeta tetikte bekleyen kalemler de sizi karalamak için bu anı bekliyor. Tıpkı son iki gündür Ahmet Şık’ın başına gelenler gibi… Geçtiğimiz günlerde, yıllar önce polis tarafından öldürülen Gazeteci Metin Göktepe adına hazırlanmış olan Taçlanmış Gazetecilik adlı belgeselde konuşurken gördüm Ahmet hocamı. Daha doğrusu konuşamazken… Kelimelerin boğazına düğümlendiği o anda, ağlarken. Bugün ise üzerine gidip, hakkında kitap yazdığı Ergenekon ile ismi yan yana gelmiş bir vaziyette televizyonlarda. Ergenekon ve Ahmet Şık ismi daha önce de yan yana gelmiş, ama yazdığı kitap ve açığa kavuşturduğu olaylar ile. Bu sefer durum çok farklı… Ahmet hocam Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıyor. Belki de hayatının bundan sonrasını şekillendirecek olan o son dakika haberinin içinde, onu sadece birkaç gün için bizden ayıracağını umduğum yolculuğa çıkarken, “Dokunan yanar” diye haykırıyor. Düşüncenin ve sorgulamacılığın her kıpırdayışını kendisi için tehlike sayan acımasız istibdatların döneminde yaşıyoruz adeta. İnsan olmanın en büyük erdemi olan düşünme yetisi hiçe sayılarak toplum apolitik bir otomata çevriliyor. Daha dün Ergenekon’un üzerine giderek olayları açığa çıkartan gazeteci ve akademisyen olan Ahmet Şık gözaltına alınıyor. İlginç! Çok ilginç! Demokrasinin olduğu bir toplumda ifade özgürlüğü hiçe sayılıyor. *İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 4. sınıf öğrencisi

Bir şey söylemem lazım

Tuğçe Erçalık* Dün okulda görüp görebileceğim en kötü günü yaşadım… Ben ve benim gibi İletişim Fakültesi’nde öğrenim gören bütün arkadaşlarım, öğretim görevlileri, kısacası herkes olayı şaşkınlıkla izliyordu. Sabah Ahmet Şık’ın evini basıp didik didik arayan polis, şimdi de okula, hocamızın odası ve birlikte çalıştığımız HaberVesaire’ye gelmişti. Bizler öğrencileri olarak şaşkın, çalışma arkadaşları da en az bizler kadar şaşkın ve üzgün, odanın aranması için refakat etmekten başka bir şey yapamıyorlardı. Fakültemize mensup birkaç akademisyenin eşliğinde polis arama yaparak, Ahmet Şık hocamızın birtakım eşyalarına el koydu. Bir üniversite’nin kampüsüne giriliyor, bir akademisyenin, bir eğitmenin, gazetecinin odası aranıyordu. Ahmet Şık, öğrencilerine bu mesleği öğretmek için elinden geleni yapan, farklı görüşlere de açık olacak kadar hoşgörülü ve dolayısıyla ileri görüşlü bir gazetecidir. Ne ithamla suçlanıyor bilmiyoruz. Tek bildiğimiz Ergenekon denen, ne olduğu da henüz anlayamadığımız, enteresan bir olayın içerisine çekilerek buradan, öğrencilerinden, ailesinden, sevenlerinden koparıldığı… Hem de henüz basılmamış bir kitap ile suçlandığını düşünürsek, gazetecilik mesleğinin git gide iç karartıcı ve vahim bir hale nasıl gelebileceğini anlayabiliriz. Bizler Ahmet Şık ve onun gibi kendini bu mesleğe adamış hocaların yetiştirdiği öğrenciler, yarının gazeteci adayları olarak geleceğe umutla bakmak yerine, endişeyle bakıyor, akıbetimizden korkuyoruz. Basın özgürlüğü diye bir şey varsa neden bunlar oluyo? hayır yoksa neden dünyanın en demokratik, en laik ülkesiymişiz gibi gösterilmeye çalışılıyor? Yarın işe başladığımız zaman, kişiliğinden ve düşündüklerini söylemekten taviz vermeyen gazeteciler gibi olup, bizler de mi suçlanacağız? Yoksa diğerleri gibi (ne renk oldukları belli olmayan) “power” denilen şeyin bir uydusu olup, “power” kim ise ona göre mi davranacağız? Ahmet Şık bu ülkede tutuklanan ilk gazeteci değildi ve biz biliyoruz ki son da olmayacak. Ama yine de artık birilerinin buna bir “dur” demesi, gerçekten demokratik bir ülkede bunların asla olamayacağını herkesin beynine kazıması lazım. Bütün bunlar zihnimizi kurcalarken aklıma seneler önce okuduğum Alman İlahiyatçı Martin Niemöller’in söyledikleri geliyor, şu an hislerime öyle […]

Teşekkürler Ergenekon, gözümü açtın!

Meneviş Tozak* Öğrenimimi İngiltere’de sürdürüyorum. Her gün Türkiye’den gelen kötü ya da bir haberle uyanmaya alıştım. Dün sabah da uyandığımda ilk işim, el alışkanlıgı ile Twitter’a bakmak oldu, yeni bir Ergenekon dalgasından bahsediliyordu, artık o kadar alışmışım ki garipsemedim bile. Ama haber bu sefer çok yakındandı. Gözaltına alınan gazetecilerden biri, Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nden hocam Ahmet Şık’tı. Haberlerin devamını okuyunca şaşkınlığım daha da arttı, neredeyse üniversitede ki son yılımın her gününü geçirdiğim ofisimiz de Ahmet Şık’ın eviyle eş zamanlı aranıyordu. Çok geçmeden gözaltına alındığı haberi düştü internete, o anın videosu ile birlikte. İlk defa tanıdığım biri tutuklanıyordu. Videoyu izlerken, eminim izleyen pek çok diğer öğrencisi için de geçerlidir, yüzümdeki gülümsemeyi farkettim. HaberVs‘yi ’tan takip edebilirsiniz Ergenekon nadir? Açıkçası derinlemesine bilmiyorum. Çok kişinin buna net bir cevabı olduğuna da inanmıyorum. Beni ilgilendiren Ahmet hocam ve aslında onunla birlikte hâlâ gözaltında ve tutuklu olan diğer gazeteciler. Beni ilgilendiren, bana gazeteciliği elinden geldiğince öğreten hocalarımdan birinin neden tutuklandığı. Beni ilgilendiren beni bazen zorla da olsa bir haberden diğerine yollayan hocamın da diğer gazeteciler gibi nedensizce günlerce ve aylarca hapiste kalıp kalmayacağı? İşin kötüsü de bunlara kimsenin bir cevap verememesi. Terör örgütüne üyeymiş, halkı kin ve düşmanlığa teşvik ediyormuş… Habervs’de geçen bir yılımız boyunca beni ve arkadaşlarımı da haber yazmaya, üretken olmaya, beraber çalışmaya teşvik ederken aslında beynimizi dolduruyormuş. Teşekkürler Ergenekon, gözümü açtın! Ben de ilerde haberci olmak istiyorum, bunu duyan herkes garipsiyor, “Başka iş mi yok” en sık karşılaştığım cümlelerden birisi mesela. Evet kimse kusura bakmasın, belki de gerçekten başka iş yok, çünkü…Bütün bu yaşanlardan sonra bir açıklama cümlesine ve “çünkü”ye ihtiyacım var mı? *King’s College London, Europe and the World IP Yüksek Lisans programı, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü 2010 mezunu.

Oradaydık

“Neden buradasınız” dediler, “Bugün ifade özgürlüğü, yarın cumhuriyet için” dedik. Bugün, saat 12’de Taksim Meydanı’ndaydık. O saatte derste olmamız gerekiyordu ama sırf orada olmak için izin almıştık. Dilediğimiz gibi düşüncelerimizi anlatabilmek, bunu yaptıkları için hapis yolu gösterilmiş binlerce gazetecinin yalnız olmadığını Türk ulusunun haktan hukuktan anlayan azınlığınca göstermek için oradaydık. Ülke gerçeklerini bir takım kurumlardan elde ettikleri çıkarlara göre çarpıtmadan aktaran yazarlar için oradaydık. Yandaş medya üyesi olmadan, yaptıkları çarpıcı araştırmaların sonuçlarını korkusuzca ortaya koyabilen gazeteciler için oradaydık. Yazın hayatının önemli isimleriyle yan yana sloganlar attık “AKP elini medyadan çek” diye bağırdık yüzlerce kişiyle beraber. Biliyoruz, sesimizi duyuyorlar; ancak değişen bir şey var ki, artık duymazlıktan gelemeyecekler. Bu millet görüyor, duyuyor, yaşıyor ve isyan ediyor. Sesimizin daha yüksek çıkacağı yarınlar, toplumu doğru yönlendirmek için çabalayan ve susturulmayan dürüst gazeteciler için, Ahmet için, Nedim için. Biz oradaydık. HaberVs, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Liseliler Eğitim Programı katılımcısı, Lise öğrencisi

Kış Oyunları’nda Bilgi bayrağı

Yarın Erzurum’da başlayacak 25. Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları’nda İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencisi 12 sporcu, milli forma için yarışacak. 25. Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları, Universiade 2011 yarın Erzurum’da başlıyor.Türkiye’nin ev sahipliğini ilk kez üstlendiği organizasyona 57 ülkeden yaklaşık 3 bin üniversiteli sporcu katılıyor. Türkiye’yi 153 milli sporcumuz temsil edecek. Bu sporcuların 12’si, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencisi. Zeynep Severge, İrem Önder ve Kerem Ersoy alp disiplini dalında yarışacak. Hepsi çocuk yaştan itibaren kayak sporuyla uğraşıyor ve yaklaşık 10 yıldır müsabakalara katılıyor. Kerem Ersoy ve İrem Önder’in yurtiçi ve yurtdışında katıldıkları yarışlarda birden çok derece kazandı. Serbest stil kayak dalında da madalya arayacak olan Zeynep Severge’nin bu alanda beş Türkiye şampiyonluğu, Kayseri F.I.S. yarışında üçüncülüğü ve Bulgaristan Ulusal Şampiyonası’nda dördüncülüğü bulunuyor. Serbest stil kayak dalında mücadele edecek diğer sporcumuz ise Barkın Beceren. Artistik paten dalında Bilgi Üniversitesi’nin tek temsilcisi Renk Kemaloğlu’nun da sporculuk geçmişi 10 yıla dayanıyor. 2008’de ülkemizde yapılan Balkan Şampiyonası’nda dördüncülük kazanan sporcumuz, bu sezon da “senior” kategorisinde Türkiye üçüncüsü oldu. 25. Üniversite Kış Oyunları, uluslararası yarışmalarda tecrübesi bulunmayan Kemaloğlu’nun ilk büyük müsabaka tecrübesi olacak. Snowboard dalında yarışacak Nesligül Kocakıran, üç yıldır profesyonel yarışlara katılıyor. Can Polatkan, Umut Öğücü, Berkcan Önem ise bu dalda madalya kovalayacak diğer sporcularımız. HaberVs muhabirlerinin görüştüğü sporcularımız, başarıya ulaşmak için ellerinden gelen performansı sergileyeceklerini dile getiriyor. Ancak kış sporları konusunda daha iyi altyapıya ve geçmişe sahip ülkelerin sporcuları karşısında büyük bir beklentiye girilmemesi hususunda ortak görüş bildiriyor. Universiade 2011 Erzurum Kış Oyunları, 6 Şubat’ta sona erecek.

Bilgi’de üç katlı eylem

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve öğretim elemanları, geçtiğimiz hafta üç akademisyenin “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesi ile işten çıkarılmasını santral yerleşkesinde protesto etti. Görsel İletişim Tasarımı (VCD) bölümünden bir öğrencinin geçtiğimiz bahar döneminde bitirme projesi olarak porno içerikli bir tez sunmasının 1 Ocak’ta basına yansımasının ardından, tez jürisinde yer alan üç öğretim görevlisinin üniversiteyle ilişiği 3 Ocak’ta kesilmiş ve söz konusu bölümün de bulunduğu E1 binasındaki ofis ve stüdyoların kilitleri, 2 Ocak akşamı değiştirilmişti. Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve çalışanları “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesiyle, savunmaları alınmadan işten uzaklaştırılan öğretim elemanlarına destek için örgütlendi. Bilgi mezunları ve e-posta hesapları geçici süreyle erişime kapatılan Fotoğraf ve Video (POV), Görsel İletişim Tasarımı (VCD) ve Sinema ve Televizyon (FTV) bölümü çalışanları, tepkisini sosyal ağlar ve üniversite dışındaki internet sitelerinden dile getirirken, Bilgi’de çalışan öğretim elemanları üniversitenin iç yazışma sistemini kullandı. Bu ikinci gruba eylem çağrısını ilk Matematik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Nesin yaptı. Eylemciler saat 10:00 civarında santral yerleşkesinin “cami girişi” tabir edilen arka kapısında toplanırken, Bilgi kimlik kartı taşımayan katılımcılar ve basın mensupları, Üniversite Yönetimi’nin bir gün önce yaptığı duyuru dikkate alınarak, güvenlik görevlilerince içeriye alınmadı. Sendikalı Bilgi Çalışanları ve öğrencilerin, basın mensuplarının içeriye alınmasına dair yönetime yaptığı çağrı olumlu karşılandı. Gazetecilere giriş izni verildi ancak az sayıdaki katılımcı, kimlik kartları olmadığı gerekçesi ile dışarıda kaldı. Sayısı 300’e yaklaşan grup, cami tarafındaki girişten E1 binasının önüne giderek eyleme devam etti. Burada, dışarıda kalan grubun da içeri alınması için çağrı yapan eylemcilerin talebi yerine getirilmedi. Grup tekrar eylemin başladığı “cami girişi”ne yöneldi ve basın açıklamaları burada yapıldı. Rektörden yorum yok HaberVs muhabirleri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörlüğü’nün gelişmelerle ilgili görüşünü almak istedi. Rektör Prof. Dr. Halil Güven muhabirlerimize konuyla ilgili yorum yapmayacağını ifade etti. Uzaklaştırılan öğretim elemanları adına ilk konuşmayı, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Mustafa Ercan Zırh yaptı. Zırh, işten çıkarmalarla ilgili […]

Bilgi Üniversitesi’nden haberler

İstanbul Bilgi Üniversitesi, tüm ülkenin gündemine oturacak kadar hareketli günler yaşıyor. Üniversitenin öğretim kadrosu ve mezunları, basında görüşüne sık sık başvurulan, örnek başarı öyküleri haber konusu oluşturan isimler arasında yer alıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Tanıtım ofisinin yayınladığı bültenlerin yardımıyla derlediğimiz, son bir hafta içerisinde Türkiye basınında yer alan ve üniversitenin isminin geçtiği haberlerin bazıları şöyle. Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin çabasıyla kurulan Tarlabaşı Çocuk Orkestrası, Zamangazetesinin 4 Ocak tarihli nüshasında ön sayfadan haber oldu. Aynı gazetenin yazarı İbrahim Öztürk 3 Ocak tarihli “Bu yazının kahramanı sizlersiniz!” başlıklı köşe yazısında, Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu’ndan alıntı yaptı. Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu Cenker Kardeşler, Hürriyetgazetesinin Cumartesiekinin haber konusuydu. Vesaire Vesaire isimli albümü yayınlanan Kardeşler ile yapılan röportaj “Baba zoruyla albüm yapan fabrikatör müzisyen” başlığıyla 1 Ocak tarihinde yayınlandı. Eleledergisi de bir başka Bilgi mezununa mikrofon uzatmıştı. Dergi Ocak 2010 sayısında “Gazeteci olmak isterken lojistik patroniçesi olan” Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü mezunu Evrim Aras Sağıroğlu’nun başarı öyküsüne yer verdi. 2 Ocak Pazar günü yayınlanan “insan kaynakları” ekleri de İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim elemanları ve öğrencilerin görüşlerine başvuruyordu. Hürriyet’in İnsan Kaynakları eki, kadın ve çocuk istismarının konu edildiği haberinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç, Dr. Ayten Zara ile röportaj yaptı. Sabahgazetesinin İşte İnsan eki ise Sağlık Bakanlığı’nın, psikologlarının yalnız başlarına sağlık hizmeti veremeyeceklerine dair genelgesini konu ettiği haberinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisans Programı Direktörü Yrd. Doç. Dr. Murat Paker’in görüşüne başvurdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu Nayad Demirci, “Eğitimi üst düzey yöneticiler veriyor” başlıklı haberde, İstanbul Business School’dan üniversite sonrasında aldığı eğitimin kariyerinde oynadığı rolü anlatıyordu. Cosmopolitandergisi, Ocak 2010 sayısında Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü mezunu, doğum fotoğrafçısı Vera Caen Anahmias ile “işine duyduğu aşk” üzerine söyleşi yaptı. HABERTÜRKgazetesinin 31 Aralık 2010 tarihli İstanbul ekinde, 1999 […]

TUS sınavına giren mağdur hekimler adına

Mustafa Aydınol Ben 12.12.2010 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan Tıpta Uzmanlık Eğitimine Giriş Sınavı’na (TUS) giren bir hekimim. Sınavın soruları ile cevap anahtarının resmi olarak açıklandığı 14.12.2010 tarihinde hekim hocalarımız tarafından yapılan değerlendirmelerde her sınavda olabileceği gibi ancak biraz fazla sayıda (tam 9 tane soru) kesin hatalı olarak değerlendirildi. Biz de bu durumda ÖSYM’ye itiraz ederek soruların hatalı olduğunu ve gerekli tedbirlerin alınmasını rica ettik. Ancak ÖSYM 21.12.2010 tarihinde yaptığı açıklamada “Bu sayede adayların, özellikle de başarılı adayların cevap olarak farklı seçenekleri tercih ettiği sorular özel olarak yeniden ele alınmakta” ibaresine yer verilerek hiçbir referans kaynak ve bilimsel gerekçeler belirtilmeden hatalı olan sorulardan 4 tanesinin sınava giren tüm adaylar için doğru kabul edileceği ancak geri kalan 296 soruda hiçbir hata olmadığı belirtildi. Bu açıklamayı takiben 24.12.2010 günü ÖSYM, TUS sonuçlarını açıkladı ve hiçbirimizin beklemediği bir şey oldu: Bazı arkadaşlarımıza beklediklerinden 8 net ile 20 net arasında düşük geldi. Bazı arkadaşlarımıza ile beklediklerinden daha yüksek geldi. Aynı gün de bir arkadaşımız hukuk yoluna gitmeyi seçerek hakkını aramayı tercih etti. Fakat yürütmeyi durdurma kararı alınamadı. Her ne kadar ilgili mahkeme hassasiyetle davranıp, acele posta yoluyla ÖSYM’den 10 gün içerisinde savunma yapmasını istese de yürütmeyi durdurma kararı alınamadığından süreç işlemeye devam etmekte. Bu nedenle kısa bir süre içinde hekimlerin atamalarının başlayıp, telafisi imkansız zarar ve haksızlıkların ortaya çıkmasından büyük endişe duymaktayız. Takdir edersiniz ki ÖSYM bu ülkedeki tüm sınavları yapan kuruluş olduğundan ÖSYM’nin bir sınavda azami derecede iki önemli hata yapması diğer sınavlarda olabilecek benzer hatalar açısından bizleri endişelendirmektedir ve aynı korku kamuoyu için de geçerli olacağı kanaatindeyiz. Çünkü herkesin çocuğu, kardeşi, annesi, babası, arkadaşı, dostu, sevgilisi, eşi ve en önemlisi kendisi bu sınavlardan birine gireceğinden “Acaba bu aksilik benim sınavımda da olur mu?” düşüncesi ve şüphesi ile akılları kemirmeye başlamaktadır. Nitekim, bildiğiniz üzere sınavların liyakat ilkeleri doğrultusunda yapılması esastır. Tıpta Uzmanlık Sınavı gibi […]

Yıllanmış yıllıklar

Eski öğrenci yıllıklarının bir türlü çıkarılamaması İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bu hizmetin ücretli hale getirilmesine mi neden olacak? Öğrenci Birliği bu ihtimale karşı, yıllıklara reklam alınmasına karşı çıkıyor: “Üniversite ticarethane değil!”

Kurgusal duruşma, gerçek ödül

Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin, Ankara Üniversitesi ve Ankara Barosu‘nun ceza hukuku alanında düzenlediği Mahmut Esat Bozkurt Kurgusal Duruşma Yarışması‘nı kazandığını geçtiğimiz hafta öğrenmiştik. Gülşah Güven, DilanIşık, Ali Sina Yurtseverve Gökhan Özvardar‘dan oluşan Bilgi ekibi, bu yıl ikincisi düzenlenen yarışmada, kendi üniversitelerinin hukuk bölümlerini temsil eden 12 takımı geride bıraktı. Üçüncü sınıf öğrencilerinden oluşan bu ekip, 28 Mart’ta gerçekleşen final duruşmasında, hâkim ve savcı stajyerlerinden oluşan takıma karşı başarı sağladı. Bilgi takımının “teknik direktörü”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Onur Kemal Kerman, HaberVs‘nin bu kurgusal yarışmaya dair sorularını cevapladı. Kurgusal duruşma nedir?Farazi dava ya da duruşma yarışması ceza hukuku alanında yapılıyor. Öncelikle bir olay yayınlanıyor. Ankara Üniversitesi’ndeki hocalar bir olay hazırlıyorlar. Ondan sonra o olayı yayınlıyorlar ve belli tarihler veriyorlar dilekçeleri hazırlamak için. Önce işin bir yazılı aşaması var. Yazılı aşamasında şöyle oluyor: Normal ceza mahkemesinde olduğu üzere her takım verilen olaya ilişkin yazılı bir iddianame hazırlıyor. Suçları tespit ediyor ya da muhakeme sürecine ilişkin herhangi bir aksaklık varsa onu tespit ediyor. Onlara ilişkin bir iddianame hazırlıyor. Bir de savunma dilekçesi hazırlıyor. Yani adeta ceza mahkemesindeki iki taraf gibi iki dilekçeyi de hazırlıyor. Daha sonra hazırladıkları dilekçeleri belirlenen tarihe kadar gönderiyorlar.Peki, öğrenciler dilekçeleri gönderdikten sonra ne oluyor?Daha sonrasında gönderilen dilekçeler değerlendiriliyor. Yani yazılı aşamada da bir eleme söz konusu. Katılan 12 takımdan sekizi katılmaya uygun bulundu. Yazılı aşamadan geçen takımlar sözlüye kalmaya hak kazanıyorlar. Tabii biz yarışmaya katılacağımız açıklanmadan önce çocukları sözlü aşamaya hazırlamak için sunum hazırlıkları yapıyorduk. Dört tane öğrencimiz vardı. Katılan öğrenciler üçüncü sınıf öğrencileri dolayısıyla aslında şöyle bir şey de var; Ceza Özel Hükümler dersi vardır bizde üçüncü sınıfın ikinci döneminde verilir. Bu öğrenciler o dersin hepsini görmemişler, dördüncü sınıfta verilen Ceza Muhakemesi Hukuku dersini ise hiç almamışlar. Fakat kendileri hazırlandılar. Yarışmanın da ertelenmesi ile yaklaşık sekiz ay boyunca hazırlandılar. Yaz tatili dâhil olmak üzere evlerine gitmeyip […]