Habervs

Habervs

Üniversiteli Ergenekon

Ergenekon soruşturması kapsamında 18 ayrı il ve ilçede gerçekleştirilen operasyonlarda 50’den fazla isim gözaltına alınarak, sorgulanmak üzere İstanbul’a getirildi. Soruşturmanın 12. gözaltı dalgasının hedefinde ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Başkent Üniversitesi, Kanal B ve eski rektörler vardı. Başkent Üniversitesi Rektörü ve Kanal B’in sahibi Mehmet Haberal, Giresun Üniversitesi Rektörü Osman Metin Öztürk ile eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu da gözaltına alındı. Rektörlerin ev ve işyerlerinde saatler süren aramalar yapıldı. Bilgisayar ve bazı belgelere el konuldu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, sorgulanmak üzere İstanbul’a götürülen Mehmet Haberal’ı havaalanından yolcu ederken, gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Profesör Erol Manisalı da bulunuyor. Operasyon kapsamında ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’ın evi de arandı. Kanser hastası olan Saylan gözaltına alınmadı. ÇEV merkezi ve şubeleri de tıpkı ÇYDD’ye olduğu gibi operasyon düzenlenip arama yapılan kurumlar arasında yerini aldı. Türkiye çapında 95 şubesi ve yaklaşık 20 bin üyesi bulunan ve bugüne kadar birçok kız çocuğunun okumasına ön ayak olan ÇYDD’nin şubelerinde saatler süren arama yapıldı ve derneğin burs verdiği öğrencilerin, üyelerin listesi olduğu belgelere el konuldu.ÇYDD, 12. dalganın hedefinde Ümraniye’de bir gecekonduda 2007 Haziran ayında el bombaları bulunmasıyla başlayan ve yapılan operasyonlarla bir anda tüm yurdu saran Ergenekon soruşturmada bugün 12. dalga operasyon yapıldı. Arama ve operasyonlar, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’nın koordinasyonunda Ergenekon soruşturmasını yürüten beş savcının talebi ve özel yetkili mahkemenin kararıyla yapıldı. Sabah saatlerinde eşgüdümlü olarak başlatılan ve Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Samsun, Şanlıurfa, Bursa, Trabzon, Antalya, Alanya, Mersin, Van, İzmir, Giresun, Kars ile Adana’da önceden belirlenen 83 ayrı adrese baskınlar yapıldı. Ergenekon davasının 2. iddianamesinın sanıkları arazında bulunan paşaların öncülüğünde darbe ortamı hazırlamak gerekçesiyle yapıldığı öne sürülen “bayrak mitinglerinin” düzenlenmesinde aktif rôl alan ÇYDD, bugün yapılan operasyonun merkezinde yeraldı.Saylan gözaltına alınmadı Dernek Başkanı Saylan’ın […]

Kavramların kadıncası

Güncel sözlüklerdeki tanımına göre Thesaurus ‘belirli bir alandaki sözcükleri ya da kavramlar grubunu içeren bir tür ansiklopedi’. Thesaurus, belirli bir konu alanı için oluşturulan bilgi-belge yönetimi sistemleri içinde, söz konusu alandaki bilginin tanımlanmasını ve erişimini en etkin düzeyde gerçekleştirmek için kullanılan bir araç. Bilgiyi tanımlamak için kullanılan dil, kadın hareketi ve kadın çalışmaları alanındaki gelişmeleri izleyemiyor ve bu durum çoğu kez bilginin erişimine engel oluyor. Kadınlarla ilgili belgelerin, cinsiyetçi olmayan tanımlanması, kataloglanması ve kadınların kendileriyle ilgili bilgilendirme haklarının aracı olarak görülen kadın Thesaurusu, bilginin önünü tıkayan sistem bozukluklarını ve bilgi kaybını engellemeyi amaçlıyor. Avrupa’ya ihraç 500 Türkçe terim Kadınlarla ilgili her çalışmanın, kadına ait özel bir bakış açısı gerektirdiği fikriyle hazırlanan Türkiye Kadın Thesaurusu (kadın konulu kavramlar dizini), bilginin içeriğini tanımlama ve erişim süreçlerinde ortak bir dil oluşturma işlevi görecek. Tarih, hukuk, psikoloji, sağlık, kültür gibi 20 ana konuda, 40’dan fazla uzman ve akademisyen tarafından, 3,5 yıllık bir çalışmanın neticesinde ortaya çıkan Thesaurus, Türkiye’de örneği ve standardı bulunmadığı için Avrupa Kadın Thesaurus’undan yararlanılarak hazırlandı. 2 bin 87 terimden oluşan ve 29 Avrupa ülkesinde kullanılan Avrupa Kadın Thesaurus’una 500 yeni Türkçe terim eklendi. Böylece, uluslararası alanda, bütün Avrupa’da kullanılacak terimlerde standartlaşmayı ve kaynak erişiminde ortak kavramlar üzerinden arama yapılması sağlanacak. Türkiye’nin ilk Thesaurusu Thesaurus, terimleri standartlaştırdığı için bilgi kaybını önleyen bir indeksleme yöntemi. Ancak, Avrupa’da 1960’lardan beri gündemde olan Thesaurus geleneğinin Türkiye’de bir örneği yok. Türkiye Kadın Thesaurusu, kadın örgütlerinde, üniversitelerin kadın çalışmaları bölümlerinde, kadınla ilgili devlet kuruluşlarında, kadın merkezlerinde, yayın kuruluşlarında, özel ve yerel arşivlerde, kamu kütüphanelerinde, kadın hareketi, duruşu ve sorunları ile ilgili bilgi ya da belge arayanlara, bilgi tarama ve erişim aracı olarak hizmet verecek. Kadın Eserleri Kütüphanesi’ndeki tüm belgelerin Thesaurus’a göre içeriği tanımlanınca, online sistemde, kütüphane çatısı altında aranan bir konu ile ilgili her türlü malzemeye erişimi sağlayacak bir sistem bu aynı zamanda. Klasik yöntemlerden farklı Türkiye’deki […]

Gol değil basket!

Galatarasay Kadın Basketbol takımı, FIBA Eurocup finalinde İtalya’nın Cras Basket Taranto Takımı’nı 82 – 61 yenerek aslında bir değil, birkaç ilke birden imza atmış oldu. Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın Türkiye’de Avrupa şampiyonluğunu yakalayan ilk takım olması büyük bir sevinç yaşattı. Ama daha da önemli bir şey vardı o da Ayhan Şahenk Spor Salonu’nu dolduran taraftarlardı. Keza, basketbolcular sayesinde taraftarlar da sporun sadece futboldan ibaret olmadığını bir kez daha hatırlamış oldular. Tabii, kendini futbol maçında zanneden taraftarlara söylenecek çok da söz olmasa gerek, çünkü her baskette “Gooool” diye bağırmaları birçok şeyi açıklıyordu. Hayatında ilk defa basketbol maçına, hem de final maçına gidip şampiyonluğu gören şanslı insanlardan biri, fakat spordan pek de anlamayan bir şahsiyetim. Galatasaraylı bir genç olarak “Sanırım bu finale gitmezsem olmaz” gibi iç seslerle ve elime tutuşturulan biletle, kendimi bir anda salonda buluverdim. Önceden yaptığım tek hazırlık, kırmızı giyinmeye özen göstermekti. Zira maça gelen her taraftarın kırmızı giyerek bir bütünlük sağlaması bekleniyordu. Bu sebeple de tırnaklarıma sürdüğüm ojeden tutun da saçıma taktığım minik tokaya kadar “kırmızı” olmaya gayret gösterdim ve formamı giymeyi de unutmadım. Saat 21:30’da çığlıklar eşliğinde heyecanlı karşılaşma başladı. 12 Dev Adam’dan kalma basketbol bilgimle basketbolcuların basketlerini sayarken, hemen her futbol maçında karşılaştığım manzara tam arkamda bitiverdi; Kavga! “Dur be kardeşim, maçı mı izleyeceğiz yoksa sizi mi?” diye içimden sayıklarken, şampiyonluk için potayı basket yağmuruna tutan Galatasaray takımı ilgiyi kendisine çekmeyi başardı ve kavga duruldu. Maç esnasında öğrendiğim önemli bilgilerden biri de Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın karşı takımı 13 sayı farkla yenmesi gerektiğiydi. Utana sıkıla sorduğum “Neden ki?” sorusunun ardından aldığım cevap merakımı dindiriyordu ama beni daha da strese sokuyordu. Çünkü, daha önceki maçta 12 sayıyla yenilen Galatasaray’ın şampiyon olabilmesi için İtalya’nın Cras Basket Taranto Takımı’na 13 fark atması gerekiyordu. Nitekim her periyotta karşı takıma fark atan Galatasaray, beni stresten çok herkes gibi tere boğdu. Oturmayı bırakın […]

The Obama visit is over, discussions about its significance continue

Although the U.S. President Barack Obama gave a variety of messages to make everybody happy during his two-and-a-half day state visit, opinion makers and politicians keep talking about what really was the concrete outcome of his presence in Turkey. Obama paid ample homage to Kemal Ataturk and his secularism in his address to the Turkish National Assembly which definitely made those who oppose the Islamic-oriented policies of the Tayyip Erdogan government happy. The general feeling in these circles was that Obama’s White House will stop encouraging Turkey to become a “moderate Islamic state” as the previous Bush administration did. The next day, when he met with about 100 youngsters in Istanbul, he did not miss to make a point for the pious Turks by saying that he wants to end the meeting before the muezzin calls for evening prayers from the minaret. He made Erdogan happy by hugging him Turkish style and saying, “I was impressed by the prime minister’s leadership when I first met him at the G-20 meeting in London.” He made opposition party leaders happy by seeing them, albeit for only 10 minutes each, separately, including the Ahmet Turk, the leader of the pro-Kurdish Democratic Society Party (DTP) with whom Prime Minister Erdogan even refuses to shake hands with. He made minorities happy by meeting the religious leaders, non-Muslim and Muslim in Istanbul. He made Orthodox Patriarch Bartholomeos happy by receiving him separately, indicating that he recognizes the ecumenical status of the pontiff as the spiritual head of 170 million Christians belonging to Orthodoxy. To make the patriarch even happier he asked publicly from the Turkish government to reopen the Chalki seminary. Realizing that his advice to Turkey to solve its problems with Armenia caused certain annoyance in Azerbaijan, he even called Ilham Aliev, the Azeri president […]

Obama’nın barışı Afganistan’ı kapsamıyor

ABD Başkanı Barack Obama, “teenage” kuşağın bir rock yıldızına gösterdiği ilgiye benzer bir karşılama ve ağırlamayla gelip gitti. Siyasilerin demeçleri, bir takım “akil” gazeteci ve yazarların sanki lise arkadaşlarını anlatıyormuşçasına hakkında methiyeler düzdüğü ve medyanın tümünün estirdiği sempati rüzgarlarıyla sanki bir Hollywood filminden sahneler izledik birkaç gün boyunca. Böylece geçmişin bütün kötü izleri kolayca silinip, yanıbaşımızda halen yaşanmakta olan ABD kaynaklı trajik olayları unutturuldu sanki. Buraya kadar sayılanlar işin görünür kısımnda yaşananlardı. Ne kadarının ne kadar gerçek olduğunu zaman gösterecek elbet. Ancak bu görünenlerin dışında bir de kapalı kapılar ardında konuşulup ayrıntılarını iddia düzeyinde öğrenmeye çalıştıklarımız var elbet. Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olması karşılığında neler alındığını bilemiyoruz henüz. Radikalgazetesinde Hilal Köylü imzasıyla çıkan ve Obama ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında geçen görüşmede neler konuşulduğunu anlatan bir haberde ne tür tavizler verildiğine ilişkin birazcık fikrimiz olabildi. Hilal Köylü’nün iddiasına göre Cumhurbaşkanı Gül, ABD’ye Irak’tan çekilme ve Afganistan konusunda “muharip asker” göndermek de dahil Obama’ya her türlü desteğin sağlanacağı garantisini vermişti. Savaşın yeni adresi Afganistan 11 Eylül 2001’deki saldırıların hemen ardından, ABD’nin saldırıdan sorumlu tuttuğu Taliban’ı yok etmek amacıyla başlattığı Afganistan’daki işgal 8 yılı geride bıraktı. El Kaide ve Taliban’ı tasfiye bahanesiyle oluşturulan “şer ekseni”nin ilk halkası Afganistan, yüzyıllık süreç içerisinde üçüncü süpergüç işgalini yaşıyor. Irak’ın işgali için sıçrama tahtası olarak kullanılan ancak Irak’taki görevin sona ermesiyle Afganistan, yeniden gündeme güçlü bir şekilde gelecek ve önümüzdeki aylardan itibaren bir hayli ısınacak. Taliban militanlarıyla yaşanan sıcak çatışmalara ABD ile birlikte İngiltere, Kanada ve Avustralya askerlerinin girdiği Afganistan’da, diğer NATO ülkelerine ait askerlerin de aralarında bulunduğu 70 binin üzerinde güç konuşlanmış durumda. Buna karşın başkent Kabil dışında hemen hemen hiçbir yer de kontrol sağlanmış değil. Özellikle sıcak çatışmaların yaşandığı ülkenin güney ve güneydoğusunda Taliban’ın mutlak hakimiyeti sürüyor. NATO’ya bağlı olarak ülkede, daha çok geri planda bir takım hizmetler götürmekle mükellef bir askeri güç bulunduran […]

‘Bilmiyorsan sor kardeşim’

Bizde gazetecilik, sözüm ona “araştırmacı gazetecilik”, sansasyonel bir başlık attığında, altını neyle doldurursan doldur, beslersen besle işe yarıyor, satıyor. Kendisine araştırmacı gazeteci titrini yapıştırmış hemen herkesin TV programlarında ve yazılı basında yaptığı ölülerin-dirilerin üzerinden bir takım hikayeler anlatmak. 15 Mart 2009 tarihli Hürriyet gazetesinde Soner Yalçın’ın “Bu aileyi tanımayan bu ülkeyi anlatamaz” başlıklı yazısı da buna bir örnek. Baba Mihri Beyoğulları, Selahattin ve Necmettin Hilav, kızkardeş Lâmia (Kadıköy Kız Lisesi Müdiresi), Süheyla, en küçük kardeş Leyla Hilav (Sönmezocak), gelinler Alev Cem ve Çiğdem Talu’dan sözeden bir yazı. Ailenin Kürt kökenli oluşu Selahattin ağabeyin Türkiye’de Marksizme çeviri ve telifleriyle büyük katkılar yapmış oluşu, Necmettin ağabeyin üç-beş dil bilen yüksek mühendisliği, Selahattin ağabeyin Alev hanım ve Çiğdem Talu’yla evliliği, kızları Zeynep, yine Necmettin ağabeyin müzmin bekârlığı, Leyla Hanımın Rahmi Sönmezocak’la evli oluşu üzerinden bir haber yazı. Amaç Türkiye’nin mozaik olduğunu ispatlamak. HaberVs‘yi ’tan takip edebilirsiniz Necmettin Hilav’ı 1993 senesinden beri tanırım, Selahattin ağabeyi kardeşinin cenazesinde tanıdım. Öncesinde, çevirdiği ve yazdığı her kitaptan biliyordum zaten. Soner beyin teslim ettiği gibi Marksizme bulaşmış herkesin tanısın tanımasın rahlesinden geçtiği birisidir. Çiğdem hanımın şarkı sözleri oturaklıysa, Melih Kibar, Erol Evgin, Onno Tunç gibi şarkıcı ve şarkı sözü yazarlarını etkilediyse bunu bir dönem Selahattin ağabeyle evli oluşuna borçludur. Yerlilik konusunda ise ona borçlu olmayan solcu yok gibidir. Soner Yalçın’ın yazısında takıldığım noktalardan birisi; Necmettin ağabeyin kitap okumaya meraklı İslamcı arkadaşları tarafından gömüldüğü ve kendisinin de İslamcı bir münevver olduğu yolundaki cümleler. Soner Yalçın arkadaşı olduğu İbrahim Yılmaz’ın Simurg adlı dergisinde yayınlanan Nedret İşli’nin yazısına baksa cenaze törenine katılanların hiç de öyle olmadığını görecekti. Necmettin Hilav’ın İslamcılığına gelince; bu tam uyduruk bir hikâye. Farsça, Arapça, Osmanlıca, Almanca, Fransızca, Latince ve İngilizce bildiği bir gerçek. İslam tarihini, kültürünü, felsefesini birincil kaynaklardan okuduğu da. Ahmet Emin’den, Dozzy’den ezbere parçalar okuduğuna, W.Durand’dan pasajlar anlattığına defalarca şahidim. Evliya Çelebi’den, Katip Çelebi’den söz […]

Oyun parkı gibi sergi

santralistanbul, “Modern ve Ötesi”nden sonra, “Haritasız: Medya Sanatlarında Kullanıcı Çerçeveleri” isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. İçeriği ile Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirilmiş en geniş yeni medya sergisi olan Haritasız; ziyaretçilerini birer kullanıcı, katılımcı ve yaratıcı olmaya da davet ediyor. Ziyaretçilerini sergilenen eserlerin bir parçası yapan sergide dijital ve etkileşimli medyaların geniş ölçekli kullanımını gerektiren bir çağdaş sanat seçkisiyle sanatın yeni medyayla ilişkisini sorgulanıyor. Sergi kapsamında, Türkiye’de henüz profesyonel anlamda örnekleri izleyiciyle buluşmamış medya sanatları, teknoloji geliştiren kurumlar ve akademik faaliyetler için kalıcı bir kaynak oluşturmak amacıyla bir de kitap hazırlanıyor. “Haritasız” sanat ve bilimi buluşturmakla kalmayıp her gün gelişmekte olan teknolojilerle güncellenen sanatsal kavramları da tartışıyor. İzleyicisini kullanıcı, yaratıcı ve katılımcı olmaya davet eden sergi, bu kavramları sanat tarihinde detaylı bir şekilde incelemiş Marcel Duchamp, Peter Weibel gibi önemli isimlere de yer veriyor. Öncü isimler yeralıyor Alman ZKM Sanat ve Medya Teknolojileri Merkezi, Avrupa’nın seçkin tasarım enstitülerinden ECAL Lozan Sanat ve Tasarım Üniversitesi ve bağımsız küratörlerin de katkılarıyla gerçekleştirilen sergide dünyanın farklı yerlerinden önemli ve tanınmış sanatçının yanı sıra öncü ve yenilikçi sanatçılar ile sanatçı kolektiflerinin çalışmalarına yer veriliyor. Kuratörlüğünü Bilgi Üniversitesi VCD Bölümü Başkanı İhsan Derman ve öğretim görevlisi Ahmet Atıf Akın üstlendiği sergi Şili, Brezilya, Kore, Japonya, ABD ve Avustralya’nın yanı sıra Türkiye ile diğer Avrupa ülkelerinden 80’in üzerinde sanatçının çalışmalarını bir araya getiriyor. Sergide esereleri yeralan genç sanatçılar, dijital platformda teknolojik gelişmelere ön ayak olan ve Avrupa’da hem teknoloji geliştiren şirketler hem de sanat akademileri tarafından ilgiyle takip edilen medya festivallerine farklı kapsamlarda katılım göstermiş ve çeşitli ödüllere layık görülmüş öncü isimlerden oluşuyor. Müzeden çok oyun parkı gibi Eserlerin sürükleyici nitelikleri, ziyaretçilerin sanatsal ifadenin dikkat çekici biçimlerini ve izleyici ile sanat yapıtı arasındaki ilişkinin kökten değişimini keşfetmelerine imkân tanıyan sergi, farklı ve ileri teknolojiyi yansıtma özelliğine sahip. İzleyiciyeri tarafından kullanılabilmeleriyle de dikkat çeken sergide katılımcılar, kendilerini bir müzeden […]

Enki Bilal: ‘Photoshop çizgiyi öldürüyor’

Hem çizgi romancı, hem film yönetmeni hem de hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyor kendisini Enki Bilal. Çizgi romanları, albümleri ve çektiği filmlerle adından sıkça söz ettirdi. Yaklaşık iki yıldır müzayedelerde sunulan eserleri satış rekorları kırdı. Yeni çizim tekniklerini denemekten hoşlanan sanatçının orijinal eserleri, “Enki Bilal İstanbul’da” başlığıyla, ilk kez Türkiye’de sergileniyor. 28 Mart’ta başlayan ve 2 Mayıs’a kadar devam edecek olan sergide, ayrıca Murat Cem Şerbetçi Koleksiyonu’na ait imzalı afişler, heykel ve sanat tasarımları, posta pulları ve kartpostallar gibi eserler de bulunuyor. Enki Bilal serginin açılışında kendisiyle ilgili soruları yanıtlamak üzere Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’nda sevenleriyle buluştu. Bazı ülkeler çizgi romanı kabul edemiyor Enki Bilal, dünya ülkeleri arasında çizgi romanın nasıl algılandığı sorusu üzerine, bazı ülkelerin çizgi romanı kabul edemediğini, bu romanların değersiz bulunduğunu belirtti. Bu durumu kültürel bir sorun olarak nitelendiren Bilal; “Elbette her sanat dalında olduğu gibi kötüleri de üretilmiştir. Ancak çizgi roman sanattır ve faydalanılmalıdır” şeklinde konuştu. Enki Bilal, photoshop gibi dijital tekniklerin ilerleme göstergesi olduğunu ancak yaratıcılığın “elle çizmekten” geçtiğini savundu: “Photoshop son dönemlerde bir iktidar kurdu, bu da kolaycılığı getirdi. Özellikle reklamcıların rötuş yapma, temizleme merakı olayı daha da vahim hale getirdi. Çizgi ölmeye başladı. Tenlerde yapılan temizlikle yüzler düzleşti. Kadın ve erkek ayrımı adeta ortadan kalktı. Çizimdeki insani ayrıntıları barındıran tensel doku bu rötuşlar sonucunda insanın kaybolmasına yol açıyor.” Cem Şerbetçi de, Bilal’in görüşlerine paralel olarak bir müzayedede, Enki Bilal eserlerinin 100 bin avroya satılmasının, elle yapılan çizime olan saygının arttığını göstergesi olduğunu vurguladı. “Özgürlüğü tercih ediyorum” Çizim sürecinde herhangi bir katı kurala bağlı kalmadığını söyleyen Bilal, yazı dilinden çok çizgi diline önem verdiğini belirtti: “Yazı diline çok önem vermiyorum. Kimi zaman çizgi, yazının eksikliğini gidererek tek başına da gerekli şeyleri anlatabiliyor. Ama bunun yanında yazı dili de önem taşıyor. Çünkü anlatılmak isteneni sözcükler çok daha iyi ifade ediyor.” Öykülerinin oluştururken özgürlüğü tercih ettiğini […]

Hakem silah çekti

Romanya amatör liginde Popesti Stefan ve Unirea Dragalina arasında 28 Mart 2009’da oynanan maçta orta hakemin verdiği tartışmalı gol kararı ev sahibi takımın taraftarlarını çileden çıkardı. Sahanın giren taraftarlar orta ve yan hakemin üzerine yürüyünce, maçın yan hakemi taraftarlardan korunmak için belinde taşıdığı silahı çıkardı. Ateş açmayıp sadece sinirli taraftarları uzaklaştırmak için silahını bir tehdit unsuru olarak kullanan hakem cep telefonuyla görüntülendi. Kayıtta hakemin tabancasına mermi sürdüğü de belgelendi. Güvenlik görevlilerinin hakemi gözaltına alması sonucu maç tatil edildi.

Dozer dikkat, bu evde insan var!

Yaklaşık iki yıl önce evlerinin depreme dayanıklı olup olmadığını ölçmeye gelmişler. Lakin ölçüm biçim, güçlendirmek bir yana, yıkmaya yönelikmiş. Umaç ailesi, en az üç kuşaktır yaşadıkları bu evin, “Sulukule Kentsel Yenileme Projesi” nedeniyle yıkılmasını bekliyor. Ama Umaç ailesinin tek sorunu evlerinin yıkılacak olması değil. Ailesinin son üç kuşağının bu evde doğup büyüdüğünü söyleyen Levent Umaç evin kendilerine ait olduğunu kanıtlayamıyor. Çünkü tapusunu hiç görmemiş. 152 yıldır hiç satış görmeyen evin Osmanlı dönemindeki tapusu, şimdi hayatta olmayan amcasında kalmış. Umaçlar’ın belediyeden paralarını alabilmesi için tapu davası açması gerekiyor. Ailesinin geçimini evde ayakkabı yaparak sağlamaya çalışan Levent Umaç, mahkeme ve avukat masraflarını karşılayabilecek imkâna sahip değil. Aileye bu konuda Sulukule Platformu destek veriyor. Platform üyesi Neşe Ozan’ın yardımıyla Avukat Hasan Alıcı’ya ulaşmış ve Fatih 1. Sulh Mahkemesi’nde veraset davası açılmış. Kentsel yenilemenin kalesi!İstanbul suriçinin en eski yerleşimlerinden ve kent eğlence hayatının önemli mekanlarından Sulukule, 2005 yılından bugüne Türkiye’nin gündemine yerleşen “kentsel yenileme” olgusunun en çok konuşulan ismi oldu. Ağırlıkla Romanların yaşadığı bu tarihi semt, yenileme projesinin, düşük gelirli kesimin merkez dışına alınarak kenti “soylulaştırmak” ve onların üzerinden rant sağlamak amacıyla kullanıldığı iddialarının semboleştiği yer haline geldi. Ancak sivil toplum kuruluşları, bilim adamları hatta yurt dışından gelen tepkiler Sulukule’deki Romanların çoğunun, evleri yıkılarak semtten uzaklaşmasına engel olamadı. Bakanlar Kurulu 2005’te “Sulukule Kentsel Yenileme Projesini” kabul etti. Kamulaştırma kararı 19 Ekim 2006’da kamulaştırma çıkarıldı. İtirazlar kabul görmedi, Kültür ve Tabiat Varlıkları Yenileme Kurulu, Sulukule Yenileme Projesi’ni onayladı.Semti oluşturan Neslişah ve Hatice Sultan mahalleleri, yenileme alanı olarak belirlendi. Dar gelirli mal sahiplerine, mülklerini devretme dışında bir bu sistemde 86 bin 760 metrekarelik 355 parselin TOKİ tarafından revize edilmesi ve yeni konutlar yapılması planlandı. Büyükşehir ve Fatih belediyeleri projeyi ortak yürütecekti. Dünyanın en eski yerleşik Roman topluluğu kabul edilen Sulukuleliler’e, TOKİ’nin Arnavutköy’ün Taşoluk beldesinde inşa ettiği, kent merkezine 40 kilometre mesafedeki toplu konutlardan 450 ev ayrıldı. […]

Sabah’ın önündeki on kişilik çoğunluk

Çalık ailesinin sahip olduğu Turkuvaz Medya grubuna bağlı ATV, Sabah gazetesi ve dergi çalışanı 10 gazeteci, 13 Şubat 2009 günü hak arama mücadelelerini grev yoluyla sürdüreceklerini açıklayarak grev gözcüsü gömleklerini giydiler. Halen Sabah gazetesi önünde “Bu işyerinde grev vardır” pankartı altında bu 10 gazeteci, Sabah ve ATV içinden olmasa da meslektaşlarından gördükleri destekle mücadelelerini sürdürüyor. Bu zor ve onurlu mücadeleyi sürdüren 10 kişiyi o pankartın altına getiren sürecin başlangıcı ise bundan yıllar öncesine dayanıyor. 1990’lı yılların başına kadar Hürriyet, Milliyet gibi büyük ulusal gazeteler de dahil olmak üzere bir çok işyerinde örgütlü olan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), basın organlarının Bab-ı Ali’den İkitelli-Güneşli aksına taşınma süreciyle birlikte ciddi bir gerileme dönemine girdi ve Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Milliyet gazetesinden başlayarak örgütlü olduğu işyerlerini teker teker kaybetti. 2007 yılına kadar bir kaç dergi ve gazetede yaşanan sınırlı örgütlenme çabaları da sonuç vermeyince TGS yalnızca bir devlet kurumu olan Anadolu Ajansı’nda örgütlü bir sendika haline geldi. 1 Nisan 2007’de, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Dinç Bilgin ile Turgay Ciner arasında 2002’de imzalanan sözleşmenin hileli olduğu iddiasıyla Bilgin ve Ciner arasındaki satış ve devir protokollerini geçersiz saydığını açıkladı. Bunun üzerine Ciner Holding bünyesinde bulunan ve medya sektöründe faaliyet gösteren, içlerinde ATV ve Sabah’ın da bulunduğu 63 şirketinin yönetimi TMSF tarafından devralındı. ATV ve Sabah yönetiminin TMSF’ye, yani kamuya geçmesiyle birlikte, Türkiye’nin bu en büyük medya kuruluşlarından birinin hükümete yakın bir sermaye grubuna satılacağı söylentileri de hızla yayılmaya başladı. Bu satış söylentileri yayıldıkça grup çalışanları arasında da iş güvencesi konusunda kaygılar başgösterdi. Bu kaygıların yoğunlaşmasıyla, işyerinde biraraya gelen bir grup gazeteci, ATV, Sabah ve Merkez Dergi Grubu’nda sendikal örgütlenme çalışması başlattı. Böylece 1990’ların başından itibaren ilk kez büyük bir basın grubunda, üstelik de grup çapında ve aynı zamanda tarihinde hiç sendikalı olmamış ATV-Sabah grubunda, sendikal örgütlenme çalışmasına girişildi. TMSF örgütlenmenin karşısında Şirket yönetiminin kamu görevlilerinin […]

Şampiyon olamayan dünya birincisi: İspanya

İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde 100. yaşını kutlayan İspanya Futbol Federasyonu önderliğindeki İspanya Ulusal Takımı, 2008 yazında İsviçre ve Avusturya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası finalinde kupayı kazanarak tarihinde ilk kez FIFA dünya sıralamasında ilk sıraya yükseldi. Dünya Kupası kazanmadan bu sıralamada birinciliğe yükselen tek takım İspanya’nın futbol tarihi hayal kırıklıkları ile dolu. İlk resmi maçını 1920 yılında Belçika’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nda Danimarka’yla oynayıp 1-0 kazanan ‘kırmızılar’, oyunları gümüş madalya ile tamamladı. Uruguay’da 1930’da düzenlenen ilk Dünya Kupası’na katılmayan ‘boğalar’, dört sene sonra İtalya’daki Dünya Kupası’nda çeyrek finalde ev sahibine boyun eğdi. Sonraki uluslarası turnuvalarda 1950’ye kadar, İspanya İç Savaşı ve II. Dünya Savaşı nedeniyle boy göstermeyen İspanyollar, 1950’de Brezilya’daki Dünya Kupası’nı dördüncü sırada bitirdi.Fakat 1962’ye dek düzenlenen hiç bir turnuvaya katılamayarak, başarılarını devam ettiremedi. İspanya, 1954 Dünya Kupası elemelerinde Türkiye’ye elendi. İlk büyük başarısını 1964’te ev sahibi olduğu Avrupa Kupası’nı kazanarak elde eden İspanya, 1984 yılında Fransa’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda ikinciliği elde edene dek, üç Avrupa, iki de Dünya Kupası’na katılamadı. 1966, 1978 ve 1982’deki dünya kupalarına da grup maçları sonrası veda ettiler. Meksika’da düzenlenen 1986 Dünya Kupası’nda ise Eric Gerets’li Belçika’ya çeyrek finalde penaltılar sonucu elendi. Türkiye’nin tek galibiyeti1954 ve 2009 yılları arasında dokuz kez karşılaştığımız İspanya’yı sadece bir kez mağlup edebildik. Dört maçı kaybettik, dört maç da beraberlikle sonuçlandı. Ulusal futbol takımımız İspanya’ya karşı tek galibiyetini, 1954’te İsviçre’de düzenlenecek Dünya Kupası elemelerinde aldı. Takımımız, Mart 1954’te İspanya’da oynanan ilk maçtan 4-1 yenik ayrıldı. Maçın İstanbul’da oynanan rövanşında Türkiye 1-0’lık sonuçla durumu eşitledi. O yıllarda averaj uygulaması yapılmadığından üçüncü karşılaşma tarafsız sahada (Roma) oynandı ve 2-2 sona erdi. Kupaya katılacak takım, top toplayıcı “Franco”nun attığı yazı-tura ile ekibimiz, İspanya’yı eleyip kupaya katılma hakkı elde etti. İspanya’ya karşı bugüne kadar kaydettiğimiz dört golü de, 1954’te oynanan o maçlarda attık. İspanya’daki yenildiğimiz ilk maçta Türkiye’nin golü Beşiktaşlı Recep Adanır’dan geldi. İstanbul ve Roma’da […]

Seçim bitmedi!

Resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Büyükçekmece’de seçimi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Hasan Akgün kazandı. Seçimi 640 oyla kaydeden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) adayı İlker Gürbüz sonuçlara itiraz etti. İtirazın kabul edilmesi üzerine iptal edilen oylar üçüncü kez sayılıyor. CHP’li ve AKP’li partililer, Yüksek Seçim Kurulu’nun bulunduğu Büyükçekmece Adliyesi önünde beklerken olayların büyümemesi için polis iki grup arasına barikat ördü. CHP adayı Hasan Akgün bu seçimlerde “evet” mührünün kullanılmadığını, sadece “tercih” yazılı mühürlerin kullanıldığını fakat açılan sandıklardan AKP’ye “evet” basılmış oy pusulalarının çıktığını ve bu oyların sayıldığını iddia etti. Beylikdüzü’nde yaptıkları itirazın kabul edilmemesini çifte standart olarak değerlendiren Akgün, “Neden CHP’nin kazandığı ilçelerdeki itiraz kabul ediliyor da, AKP’nin kazandığı ilçelerde itiraz kabul edilmiyor” diye konuştu. Akgün “Büyükçekmece’ye bağlı Karaağaç köyünde sandıklar, kapılar kapatıldıktan sonra sabaha karşı sayılmıştır. Bu dört beş tane sandığın içinden çok yüksek sayıda AKP oyunun çıkması son derece düşündürücüdür” diye konuştu. CHP’nin itiraz ettiği ilçelerde oy oranları TuzlaAKP: 40.6CHP: 38.8BeylikdüzüAKP: 32.1CHP: 30.6BeyoğluAKP: 35.3CHP: 32.9BayrampaşaAKP: 44.5CHP: 35.7ÇekmeköyAKP: 45.3CHP: 41.1 Beylikdüzü’nde “suç belgeleri” İstanbul Beylikdüzü’de ise AKP’nin adayı Yusuf Uzun’un 850 oy farkla kazandığı sayıma “sahte oy kullanıldığı” gerekçesiyle CHP tarafından itiraz edildi. CHP İl Başkanı Gürsel Tekin basın açıklamasında İlçe Seçim Kurulu tarafından itirazlarının kabul edilmediğini bu nedenle İl Seçim Kurulu’na, o da olmazsa Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracaklarını belirtti. Gürsel açıklamasında birçok ilçede oy çalındığını, aylardır kesilmeyen elektriklerin nedense seçim gecesi kesildiğini, 22 Temmuz 2007 yerel seçimlerinde sorunsuz çalışan sistemin 29 Mart akşamı çökmesinin soru işareti yaratığını söyledi. Tekin, Sultangazi ilçesinde de itiraz kararı aldıklarını belirtti. CHP Beylikdüzü başkan adayı Vecdet Öz de Büyükçekmece Adliyesi önüne gelerek, elindeki sahte olduğunu iddia ettiği oyları gösterdi ve CHP’lilere seslendi. “Beylikdüzü sokakları bu suç belgeleriyle dolu” derken adliyenin camından bakan AKP adayı Yusuf Uzun’a seslendi. CHP bu ilçede, 6 bine yakın oyun gömüldüğünü ve jandarma tarafından kazı yapıldığını iddia ediyor. […]

Tecavüz kriz merkezi

Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın cinsel taciz ve tecavüze maruz kalıyor. “Şanslı” olanlar yaşadıkları travmayı sadece toplum baskısı ve suçlayıcı bakışlarla atlatırken; kimi mağdurlar töre ve namus adına öldürülüyor. Kadını cinsel taciz ve tecavüzden korumak, bu konuda toplumu bilinçlendirmek ve tecavüz mağduru kadınlara destek olmak zorunda olan hükümetler her zaman sınıfta kalıyor. Kadınlar, Türk Ceza Kanunu’yla koruma altına alınmış görünse de, Hüseyin Üzmez davası ve benzeri olaylar yasaların çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Hal böyle olunca sorunlarına çare bulmak için iş yine kadınlara düşüyor. Bu tür olaylara karşı toplumda farkındalık ve duyarlılık yaratmak, suç işleyenleri caydırmak ve tecavüze uğrayan kadınların mağduriyetinin ortadan kaldırılmasına yönelik hem yasal hem de toplumsal yardımlarda bulunmak amacıyla kadın örgütleri Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu çatısı altında birleşti. Mor Çatı, Amargi, Lambdaistanbul, Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu ve çeşitli kadın örgütlerinden oluşan platformun kuruluş ve işleyişini, başlatıkları kampanyayı Esen Özdemir ile konuştuk. Kadın Platformu’nun kuruluş amacı nedir?Bu platform kurulmadan önce Taciz ve Tecavüze Son İnisiyatifi kurulmuştu. Bu insiyatif tecavüze uğrayan kadınların tecavüz sonrası yaşadıkları sorunlardan ve bu işin politikasını yapmak istemelerinden dolayı Amargi’ye gelmeleriyle ortaya çıktı. Kadınlar artık mağdur olmak istemediklerini, tecavüze uğrayan kadınlarla biraraya gelerek dayanışmak istediklerini belirtiler. Onların kendi örgütlenmeleri var aslında. Amargi onlara bir çeşit destek sağladı. Ama bu süreçte Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu’nun temelleri atılmış oldu. Biz Amargi olarak işin sekreterya kısmını üstlendik. Avrupa’daki tecavüz kriz merkezlerini, devletin ve kadın örgütlerinin bu işin neresinde yer aldığını araştırdık. Sonrasında kadın hareketi olarak bir kampanya başlatmak istediğimizi belirterek kadın örgütlerine çağrıda bulunduk. Platformun başlattığı kampanya çerçevesinde neler yapılıyor?Kadın örgütlerinin içerisinden çalışma grubu oluşturduk. Medya, eylem, forum, talepler komisyonları ve sekretaryadan oluşuyor bu platform. Medya komisyonu kapsamında, toplumsal farkındalık ve duyarlılık sağlamak ve medya aracılığıyla bu konuyu toplumun gündemine sokmak adına düzenli olarak kadın köşeyazarları ile biraraya gelme planımız […]

Lezbiyenlere yönelik nefret: ‘Düzeltici’ tecavüz

” adlı bir sivil toplum kuruluşu da bu tecavüz ve cinayetlerin faillerin bulunup, cezalandırılması için Güney Afrika Devlet Başkanı Kgalema Motlanthe’ye bir mektup yazarak imza kampanyası başlattı. Care2 Make a Difference adlı internet sitesinde, devlet başkanı Kgalema Motlanthe’ye gönderilmek üzere hazırlanan mektupta, 1998’den bu yana 31 lezbiyenin homofobik saldırılar sonucunda yaşamını yitirdiği fakat bu olaylardan sadece birinde mahkumiyet çıktığı vurgulandı. Güney Afrika merkezli yoksullukla mücadele örgütü ActionAid’in açıkladığı rapora göre de, ülkede her yıl tahminen 500 bin kadına tecavüz ediliyor, yüzlerce kadın öldürülüyor ve kadına yönelik şiddet çok yaygın. Tecavüze uğrayan lezbiyenlerle yapılan görüşmeler üzerine hazırlanan raporda, mağdurlar erkeklerin kendilerine “bir ders vermek”, “gerçek kadının nasıl olacağını öğretmek”ten bahsettiğini anlattı. Düzeltici tecavüz okullarda artıyor Kadınlara yönelik homofobik saldırılar sadece sokaklarda değil okullarda da yaşanıyor. Güney Afrika İnsan Hakları Komisyonu’nun (SAHRC) geçtiğimiz haftalarda yayınladığı rapora göre okullarda yaşanan homofobik saldırılarda artış yaşanıyor. Saldırıların nedeni olarak okullarda cinsiyet ayrımcılığına karşı herhangi bir eğitim verilmemesi gösteriliyor. Bir an önce okullarda LGBT (lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel) eğitimin insan hakları çerçevesinde verilmesi gerektiğini belirten rapor, farklı cinsel yönelimlerin dinsel değerlerle de çatışmadığı konusunda da çocukların erken yaşta bilinçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Mağdurlar polisle işbirliğinden çekiniyor Tüm bunlara karşılık Güney Afrika polisi tecavüze uğrayanların kendileriyle işbirliği yapmaya çekindiği için faillerin bulunamadığından yakınıyor. Güney Afrika polisi aile içi şiddet, çocuk koruma ve tecavüz masası amiri Andre Neethling kendilerine güven duyulmasının çok önemli olduğunu vurguluyor: “Bize tecavüz bildiriliyor ama bu saldırıların arkasındaki gerçek neden anlatılmıyor. Vakaların gay ve lezbiyenlere yönelik homofobik saldırılar olduğu kanıtlanabilirse bu vakaları birbirine bağlayarak suçluları yakalamak için belli bir profil oluşturabiliriz. Bu nedenle kurbanlarla ortak çalışma yürütmemiz, bize güvenmeleri ve tüm bildiklerini bizimle paylaşmaları gerekiyor.”

Galatasaray ne kaybetti?

Avrupa kupalarındaki son temsilcimiz Galatasaray, Hamburg’a dramatik bir şekilde yenildi ve UEFA Kupası’na beklenenden erken veda etti. Hedef büyüktü. İstanbul’da, ezeli rakibin stadında oynanacak final maçında UEFA kupasını ikinci kez kazanmak Galatasaray Spor Kulübü’nün 104 yıllık tarihindeki en önemli başarı olacaktı. Sarı-kırmızılı takım bu hedefini gerçekleştirebilseydi hem Avrupa, hem de Türk futbolunda ses getirecek bir başarıya imza atacaktı. Sezonun son çeyreğinde teknik direktörlük koltuğuna oturan Bülent Korkmaz, 2000 yılında kupayı kaldıran takımın kaptanıydı. Eğer teknik direktör olarak bu kupayı kaldırabilmiş olsaydı, Hollandalı Huub Stevens’le birlikte bu kupayı hem futbolcu hem de teknik direktörken kaldıran ikinci kişi, Galatasaray çatısı altında ise hem futbolcu hem de teknik direktör olarak kaldıran ilk kişi olacaktı. Kupa kazanıldığı 2000 yılında kadroda bulunan Hasan Şaş, bu yıl da UEFA Kupası’nı kaldırarak, bu kupayı iki kez kazanma başarısını gösteren ilk Galatasaraylı futbolcu olacaktı. G.Saray, turu geçemeyerek, belki de kupayı kazanamayarak yaşanan küresel ekonomik krizde önemli bir gelir kapısını kapamak zorunda kaldı. Bilindiği gibi UEFA Kupası’nda mücadele eden takımlar, Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden takımlara göre kasasını daha az doldurabiliyor. Fakat Meira’nın maliyeti ve satışı arasındaki 1 milyon avroluk farkı bile kar olarak gören G.Saray, UEFA Kupası’na uzanabilseydi bunun çok daha fazlasını kazanacaktı. Atlanan her tur ve kupa karşılığında UEFA tarafından verilecek ödül, reklamlar, televizyon yayını, bilet ve kulüp ürünlerinin satışından sağlanacak gelir ile Galatasaray’ın 20 milyon avroya yakın bir kazanç elde etmesi olasıydı.Gelgelelim Galatasaray dokuz yıl önce kazandığı UEFA Kupası’nı da nakde çevirememişti. İç çekişmeler nedeniyle kulüp, tek bir lisanslı forma bile satamamıştı. Şimdi benzer bir basiretsizlik göstererek, Servet’in sakatlanmasıyla en zayıf mevki haline gelen defansın en önemli oyuncusunu, en kritik maç öncesinde elinden çıkardı. Galatasaray finalde UEFA kupasını kaldırmış olsaydı, UEFA Kupası tarihinde 1998’den bu yana oynanan tekli finallerde ezeli rakibinin sahasında bu kupayı kazanan ilk takım olacaktı. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın arasındaki maçların dünya derbileri arasında önemli […]

İkinci iddianamenin manşetleri

Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’ın günlüklerinin de yer aldığı iddianemeyi Cumhuriyet gazetesi “Tartışmalı iddianeme” manşetiyle verirken Doğan Medya Gurubu’na ait gazetelerde iddianame “Türkiye’de bir ilk” ve “ 3 Orgeneral daha” başlıklarıyla yer buldu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 1909 sayfalık 2. iddianame 16 gazetede farklı manşetlerle yayınlandı: Cumhuriyet: Tartışmalı iddianameDarbe planı savları ve “günlüklerin” yer aldığı ikinci Ergenekon iddianamesi, özel telefon görüşmelerine,mektuplara,elektronik postalara, siyasi partlerdeki iç çekişmelere, gizli tanık ifadelerine dayandırıldı. Radikal: Tarihimizde bir ilk: Darbe girişimi sivil mahkemedeErgenekon’un iddianamesinde Eruygur ve Tolon, “silah zoruyla hükümeti devirmeye teşebbüs’le suçlandı; dört darbe girişimi anlatıldı.Milliyet: 3 Orgeneral dahaTürkiye’de ilk kez kuvvet komutanları “Darbe”den yargılanacak.İddianamede Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen 4 darbe girişimi yer aldı. Eski kuvvet komutanları Yalman, Örnek ve Fırtına örgütle işbirliği yapmakla suçlandı. Savcı 3 komutanın dosyasına adli yargının bakacağını da kaydetti.Hürriyet: İddianame diyor kiÜst düzey bazı komutanlar 2003-2004 yıllarında dört darbe planı yaptılar. Sabah: Eruygur ve Tolon 4 darbe planladıErgenekon sanıkları Yakamoz, Ayışığı, Sarıkız ve Eldiven kod adlı planlarla darbeye teşebbüs suçuyla yargılanacak. Taraf: Generallerin isyan cuntasıİkinci Ergenekon iddianamesi, Eruygur liderliğindeki beş generalin, hükümeti devirmenin yanı sıra orduyu da baştan aşağı değiştireceklerini ortaya koydu. Yeni Şafak: Zehirli darbe girişimiErgenekon’da 56 sanıklı 1909 sayfalık 2. iddianame kabul edildi. 1 numaralı sanık emekli general Eruygur’un darbe için Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı zehirlemeyi bile düşündüğü ortaya çıktı. Zaman: Darbeye teşebbüsten yargılanacaklarErgenekon terör örgütüyle ilgili ikinci iddianame kabul edildi. Suçlamalar Türkiye’yi dehşete düşürdü: “Cebir ve şiddetle hükümeti ve Meclis’i ortadan kaldırmaya teşebbüs, partileri bölme, askeri isyana teşvik, yargıya baskı, kamu görevlilerine suikast.” Birgün: Ergenekon’da ikinci perde açıldı13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianameyi kabul etti. Sanıklar 20 Temmuz tarihinde hakim karşısına çıkacakVakit: Allah korumuşİkinci Ergenkon iddianamesi mahkemece kabul edildi… İddianameyi okuyunca; tüylerin diken diken olmaması ve “ülkeyi Allah korumuş” denmemesi mümkün değil… Çünkü darbeciler, “Hitler’in toplama kampları”na […]

JİTEM’in illegal faaliyetleri

Ergenekon soruşturmasının tutuklu sanıklarından emekli albay JİTEM’in (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) kurucusu Arif Doğan’dan elde edilen dokümanlar, 2. iddianamenin en önemli belgeleri arasında yer almaya aday. İddianamenin Arif Doğan’la ilgili 1488 ile1500 sayfaları arasında, içeriklerine ilişkin kısa bilgiler verilen belgelerde JİTEM’in kuruluşunun ardından, emir-komuta zinciri içinde olmasına karşın özerk bir hale gelen yapının hukukdışı işlere bulaştığına da yer verildi. JİTEM’in, jandarmanın mücadele metotları ve özellikle de istihbarat konusunda yetersiz olduğu için bir boşluğun sonucu ortaya çıktığı belirtilerek, “Jandarma Genel Komutanlığı’nın emir-komuta sistemi içinde olmasına rağmen, çalışma tarzları itibarıyla adeta özerk yapılanma ile faaliyetlerini sürdüren Diyarbakır Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı ve bağlı Jandarma İstihbarat Tim Komutanlıkları’nın üst makamlara sundukları resmi brifing veya özel değerlendirme notlarından bir kısmı önem arz etmektedir. Önemli bulunan bu dokümanlardan bir kısmı örnek teşkil etmesi açısından özetlenerek veya özetinden ilgili bölümü aşağıya çıkartılmıştır” denilerek şu satırlara yer verildi: 11 nolu klasörde, 3 Mart 1988 tarihli Ankara İstihbarat Grup Komutanlığı’na hitaben yazılmış A. Cem Ersever imzalı 2. İstihbarat Tim Komutanlığı’na ait bilgi ve faaliyet formunun sonuç ve teklifler kısmında dikkat çeken husus, haber elemanlarından kanun kaçağı olanlar için kamuflaj maksadıyla boş TC nüfus cüzdanı temin edilmesi talep edilmiştir.PKK süsü verilen eylemler 15 nolu klasörde; mücadeledeki hata ve noksanlıklarla ilgili yapılan değerlendirmelerden “Devletin yapması gerekenin psikolojik paniği çete korucular için yaptığı, bir terör olayı olmasına rağmen teröristlerin ve onlara yardım edenlerin evinin uçurulması gerektiği ve olay yerine PKK, HRK, ERNK bildirilerinin bırakılması gerektiği” hususu, 17 nolu klasörde; “PKK’ya karşı, karşı güç kullanmadaki kapalı yöntem” başlıklı dokümanın 2. sayfasının 2. maddesinin d bendinde “PKK’nın etkin propagandasına maruz kalan yerleşim alanlarında PKK’ya karşı yöre halkının antipatisini kazandıracak hareketleri deşifre olmadan uygun dozda yapma” ifadesi, 19.sayfadaki 4, 5 ve 6.maddelerde “aşiretlerin operasyonlarda daha fazla kullanılması” hususu, dikkat çekicidir. 1 Ocak 1986 tarihli sayfada; “Devlete müzahir olan köy ve mezralarda gizli anlaşmaya girilerek […]