Habervs

Habervs

Kurucusundan JİTEM gerçekleri

Yıllardır varlığı tartışılan, özellikle Susurluk skandalı sonrasında ortaya çıkan birçok belgeyle deşifre olmasına karşın askeri makamların ısrarla “yok” dediği JİTEM (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele), Ergenekon soruşturmasında kuşkuları ortadan kaldıracak bir şekilde ortaya döküldü. JİTEM’in kurucularından Arif Doğan’ın gözaltına alınmasıyla ele geçirilen çok sayıdaki “gizli” ibareli dokümanda örgütün nasıl kurulduğu, legal ve illlegal faaliyetlerine ilişkin çok sayıda belgeye ulaşıldı. İddianamede sadece atıf yapılan, içeriğine ilişkin detaylı bilgiler verilmeyen belgelerde JİTEM elemanlarının kendilerine PKK militanı süsü vererek eylem yapmaları, JİTEM operasyonlarında ele geçirilen silah ve mühimmatın kayıt altına alınmadığı, suça karışmış kişilerin para karşılığında örgüte karşı kullanılması gibi faaliyetler anlatıldı.JİTEM’in Hizbullah bağlantısı İddianamede en dikkat çekici olan ise, Doğan’dan ele geçirilenler arasında bulunan bir belgede, “Örgütü geri bölgesindeki kamplarında vurabilmek maksadıyla PKK’nın ideolojisiyle ters düşen örgütlerle görüşme yapıldığı ve bu görüşmelerin bir örgütle üst seviyeye kadar ulaştığı” ibaresinin yer aldığı bir rapor oldu. Bölgede PKK ile yıllarca silahlı mücadele yürüten en büyük örgüt Hizbullah’tı. Birçok faili meçhul cinayet ve gözaltında kayıp olayında bizzat Hizbullah militanlarınının kullandığı yıllarda, örgütün devletle olan ilişkileri bölge halkınca sık sık dile getirilmiş ve “hizbulkontra” diye nitelendirilmişti. Ancak her zaman yalanlanan bu iddialar Doğan’da ele geçirilen dökümanlarla ilk kez belgelenmiş oldu. Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde, operasyonların fitilini ateşleyen Ümraniye’de ele geçirilen el bombaları ile Şırnak’ta 10 yıl önce Hizbullah’a yönelik olarak yapılan operasyonda bir ev baskınında ele geçirilen el bombalarından birinin kafile ve seri numaralarının aynı olduğuna da yer verildi.Kurucusundan JİTEM gerçekleri 14 Ağustos 2009 günü gözaltına alınıp ertesi gün tutuklanan Arif Doğan’la birlikte, kendisine ait bir depoda çok sayıda silah, mühimmat ve gizli belgeler ele geçirilmişti. 1987-1991 tarihleri arası ile 1993 ve 1997 yıllarına ait, “gizli” ibareli askeri yazışma ve raporları içeren dokümanların incelemesinde ilginç bulgulara ulaşıldı. İddianamede özellikle 1989-91 yılları arasında yapılan yazışmalarda JİTEM adının kullanıldığına dikkat çekildi. Emniyet sorgusunda, “JİTEM’i ben kurdum” diyen Doğan’a ait […]

Dünyanın aydınlığı için bir saat karanlık

WWF Avustralya (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) tarafından ilki 31 Mart 2007’de Sidney’de gerçekleştirilen “Dünya Saati” adlı kampanyanın 28 Mart Cumartesi günü üçüncüsü düzenlenecek. Küresel iklim değişikliği konusunda insanları bilinçlendirme ve çok basit bir yolla da olsa karbondioksit gazı salımını azaltarak dünyaya katkı sağlanabileceğini gösterme amaçlı düzenlenen organizasyona tüm dünyadan büyük katılım bekleniyor. Sadece evinizdeki lambanın düğmesine basarak yapacağınız katkının bile ne kadar önemli olabileceğini vurgulayan Doğal hayatı koruma vakfı’nın bu kampanyasına 2007 yılından bu yana dünyada 50 milyon kişi katıldı. Kampanyayla aynı zamanda Aralık ayında Kopenhag’da yapılacak olan iklim değişikliği zirvesi öncesi iklim değişikliğiyle ilgili ciddi önlemler alınması ve bir an önce harekete geçilmesi gerektiği belirtilecek. Atina’da karanlık konser Kampanya katılımcılarına bakıldığında rakamların yüksekliği de göze çarpıyor. 84 ülkeden, 2 bin 398 şehir, 5 bin 481 kurum, 19 bin özel sektör kuruluşu ve 8 bin okul kampanya için ışıklarını kapatmaya hazırlanıyor. 28 Mart’ta 20:30-21:30 saatleri arasında ışıkları kapatacak şehirler arasında Moskova, Sidney, Los Angeles, Las Vegas, Londra, Atina,Hong Kong, Roma, Oslo, Cape Town, Lizbon, Singapur, Toronto, Dubai, Kopenhag ve İstanbul var. Eylemin belki de en eğlenceli geçeceği şehrin ise Atina olduğu düşünülüyor. Kent sakinlerini kampanyaya destek vermesi için çağrıda bulunan Atina belediyesi geçtiğimiz haftalarda bir duyuru yaparak eylem süresince Yunanlı tenor Marios Fragulis ve Atina Senfoni Orkestrası’nın katılımıyla bir halk konseri düzenleneceğini bildirdi. Piramitler de karanlık, Eyfel Kulesi de 1 milyar kişinin katılımı beklenen kampanya kapsamında bir saat süresince karanlıkta kalacak olan en ünlü yapılar arasında dünyanın en uzun oteli Burj Dubai, New York’taki Empire State binası, New York halk kütüphanesi, Roma’daki İtalya Cumhurbaşkanlığı, Mısır’daki Giza Piramitleri ve Eyfel Kulesi yer alıyor.İnternetten katılım mümkün Kampanyanın resmi internet sitesinde de kampanyayla ilgili son durumu, katılımcı sayısını, karanlıkta kalacak ünlü yapıları hakkında bilgi veriliyor. Sitede bulunan dünya haritası üzerinden de istediğiniz ülkeyi işaretleyerek kampanyaya destek verip vermediğini öğrenebilirsiniz. Ayrıca kampanyaya kurumsal olarak […]

Her taşın altında Ergenekon

Ergenekon soruşturmasının ilkine göre içerik açısından daha hacimli görünen ikinci iddianamesinde darbe planlarının yanı sıra Hrant Dink suikastından, Gazi Mahallesi olaylarına dek birçok konu hakkında elde edilen bilgi, belge ve anlatımlara yer verildi. Savcıların mahkeme heyetine sunduğu dosyada şu iddialar yer alıyor: Hrant Dink suikastı Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde Hrant Dink suikastının ardındaki ismin Veli Küçük olduğu savına da yer verildi. İddianamede PKK itirafçısı Alaatin Kanat’a dayanılarak Hrant Dink cinayetinin sorumlusu olarak JİTEM ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük gösterildi. İddianamenin ilgili kısmında, 19 Ocak 2007’de öldürülmeden önce Hrant Dink’in yargılandığı basın davalarında şikayetçi ve müdahil olan Büyük Hukukçular Birliği’nden Kemal Kerinçsiz ve Agos gazetesinin Şişli bürosu önünde gazeteciyi ölümle tehdit edenler arasında bulunan Levent Temiz’in de, “oluşumun başındakiler” olarak yer aldığı ifade edildi.Gazi Mahallesi olayları İddianamenin örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatıldığı üçüncü bölümünde Gazi Mahallesi olayları ile ilgili “tanık 9” olarak gösterilen Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım’ın anlatımlarına yer verildi. Anlatımlarda Gazi Mahallesi olaylarının Osman Gürbüz tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü. Planlanan suikastlar İddianamede Ergenekon örgütünün yapmayı düşündüğü suikast listesine de yer verildi. İddianamenin 134. sayfasında yer alan iddialara göre ilk iddianamenin sanıklarından Muzaffer Tekin’le irtibatlı olan İbrahim Şahin’in bazı dini lider konumundaki insanlara suikast yapmayı planlaması üzerine operasyon yapılarak gözaltına alındığı belirtildi. Örgütün planladığı suikast planları da şöyle sıralandı: *Alevi Bektaşi konfederasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’a bombalı suikast planı,* Alevi Bektaşi Konfederasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç’e bombalı paketle suikast planı,* Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan’a suikast planı,* Ankara’da bir alışveriş merkezine bombalı eylem planı,*Sivas’ta Ermeni cemati kanaat önderi Minas Durmaz Güler’e el bombasıyla suikast planı. Büyükanıt’ı zehirleme girişimi Dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur’un darbeyi daha sağlıklı gerçekleştirebilmek amacıyla Kara Kuvvetleri Komutanı olmak için normal hiyerarşi içerisinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelecek olan Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın önünü kesmek için yıpratmaya ve sindirmeye yönelik ciddi çalışmalar yaptırdığının belirlendiği de […]

Koşulları ve şartları hazır darbe planları

Türkiye’nin soruşturulan ilk darbe planları olma özelliğine de sahip olan Ergenekon’un 2. iddianamesinde darbe planlarının nasıl hayata geçirileceğine de ayrıntılarıyla yer verildi. İddianamade, başarısız olunması durumunda yapılacakların da anlatıldığı kimi dokümanların Hurşit Tolon, Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirildiği de belirtildi. İddianamade Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkezinde “Ayışığı Çözüm” isimli, dijital ortamda bulunan bir doküman ele geçirildiği ifade ediliyor. Söz konusu belgede darbe planlarının deşifre olması halinde yapılacaklar da anlatılıyor. “Ayışığı ve Yakamoz olarak adlandırılan darbe planını uygulayanlar deşifre olur da dağıtılırsa, planın aynen devam ettirilmesi, sekteye uğramaması için oluşturulacak ve gizli tutulacak ikinci bir yapılanma”dan söz ediyor. Ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) yapılanması içerisinde yer alan Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirilen dokümanlarda, askeri müdahalenin gerçekleştirilmesi yönündeki çalışmaların, CÇG’nin deşifre olması halinde TSK bünyesinde oluşturulacak ikinci bir ekip tarafından yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor. İddianamede “bu yöndeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü anlatılmaktadır” deniyor. Darbe planının aşamaları İddianamede daha sonra Ergenekon örgütü tarafından kurulup yönlendirildiği belirtilen CÇG’nin hazırladığı ve uygulamaya koyduğu darbe planları çerçevesinde yapılacaklar anlatılıyor. Planın nasıl işleyeceği ve yapılacaklar da şöyle aktarılıyor: * Hilmi Özkök’ün istifası talebini içeren kendileri tarafından kaleme alınmış mektupları, muvazzaf askerler tarafından hazırlanmış görüntüsü verilerek Hilmi Özkök’e gönderilmek suretiyle onu baskı altına almaya çalıştıkları, * Darbe hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla emekli generallere mektup gönderdikleri; Özden Örnek’ten ele geçirilen günlüklerden anlaşıldığı üzere, ulusal yayın yapan gazete ve televizyon sahiplerinin çağrılarak, iktidardaki hükumet aleyhine ve özellikle askerin hükumete bakış açısını sert mesajlarla topluma duyurulması amacıyla yayın yapılması için baskı yapıldığı ve bu yapılan baskılar sonucunda amaçlanan yayınların yapılmasının sağlandığı, * Örgüt yöneticisi İlhan Selçuk’un ve örgüt üyesi Mustafa Balbay’ın talimatları ile Cumhuriyet gazetesinin örgütün amacı doğrultusunda bu yöndeki haberleri manşetten vermek suretiyle darbe hazırlıklarına katkıda bulunmaya çalıştıkları, * Ülkede kargaşa meydana gelmesini sağlamak amacıyla öğrencileri gösterilerle sokağa dökmeye çalıştıkları, bu amaçla bazı […]

Ergenekon’un avukatına da darbe planı

Ergenekon’un ikinci iddianamesindeki ilgi çekici detaylardan birisi de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili yapılan planlar oldu. CHP lideri Deniz Baykal’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile girdiği polemikte sahip çıkarak, “Avukatıyım” dediği Ergenekon örgütü yeni iddianameye göre Baykal’ı devirme planları da yapmış. İddianameye göre Ergenekon örgütü Tuncay Özkan’ın yürüttüğü çalışmalarla parti içinde ilişkili olduğu kişileri devreye sokarak Deniz Baykal’ı devirecekti. Daha sonra CHP’nin yapısını değiştirerek oluşacak yeni bir sosyal demokrat hareketin başına da Mustafa Balbay’ın getirilmesi planlandığı iddianamade anlatıldı. İddianamede aynı yöntemlerle Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkanlığı’na da Ümit Özdağ’ın getirlemeye çalışıldığına yer verildi. CHP, AKP ve MHP’yi bölme planları İddianamede aralarında CHP’nin de bulunduğu üç siyasi partiyle ilgili yer alan iddialar şöyle sıralandı: “AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı. MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı. Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti. CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı. Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı. Cumhuriyet mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.” Baykal: Benim böyle bir gözlemim olmadı Anadolu Ajansı’nın haberine göre CHP lideri Baykal ise iddinamede hakkında yer alan iddialarla ilgili ilk değerlendirmesinde, “İddianameyi görmedim. İddianamede neyin olduğuna yönelik sağlam bir bilgim yok ama söyledikleriniz benim de kulağıma geldi. İddianamede benim adımın geçmiş olması ve CHP’nin adının geçmiş olmasının değerlendirilmesi gerekir. Demokratik siyasi yaşam içerisinde bu partide tartışmalar geçirdik, yarışmalar yaptık. Kongreler, kurultaylar geçirdik. Bunları bütün Türkiye ilgiyle izledi. Parti içinde benimle mücadele eden kişilerin, ekiplerin arkasında Ergenekon denilen örgütü andıracak herhangi bir grubun bulunduğuna dair bir gözlemim, hiçbir izlenimim olmadı. Normal demokratik yarışmaları yaptık. Bazen kaybettim bazen kazandım. Ama hiçbir zaman ne Ergenekon’dan dolayı kaybettiğimi ne de kazandığımı ne de son zamanlarda beni değiştirmeye yönelik kampanyalarda Ergenekon diye bir kuruluşun […]

Sivillerin soruşturduğu ilk darbe

Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde sanıklara yöneltilen suçlamalardan en önemlileri emekli generaller öncülüğünde planlandığı belirtilen darbe girişimleri. Darbe planlarıyla bağlantılı olarak eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Gazeteci Mustafa Balbay’ın tuttuğu günlükler de iddianemede yer buldu. Günlükleri iddianamede referans olarak alınmasına ve darbe planları içinde yer aldığı söylenmesine karşın Örnek ve dönemin diğer kuvvet komutanları Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına davanın sanıkları arasında değil. Gazeteci Mustafa Balbay’a ait olduğu iddia edilen, Balbay’ınsa farklı notlarının işlenmesiyle oluşturulduğunu söylediği metinlerde de darbe konuşmaları yeralıyordu. İki yıl önce, kapatılan Nokta dergisi ve geçen yıl Taraf gazetesi tarafından yayımlanan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ile Eldiven isimli planlar mahkemece kabul edilen iddianameyle birlikte, ilk kez somutluk kazandı. Generallere 1047 yıl hapis cezasıErgenekonun yeni iddianamesinde başta emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur olmak üzere darbe girişiminde bulunmakla suçlanan sanıkların planlarından bahsedildi. Suç örgütü yöneticiliğiyle ve darbe girişiminde bulunmanın yanısıra Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutulan Tolon ve Eruygur için bin 47’şer yıl ağır hapis ve 14 kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen iddianamede ayrınıtları daha önce basına yansıyan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen darbe planlarına yer verildi. Örgüt üyelerinin görevde iken Ergenekon’la bağlantıda oldukları, emekli olduklarında da örgütte ayrı görevlere getirildiklerine yer verilen iddianamade, “Ergenekon terör örgütünün, ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmek için ülkede kaos ortamı oluşturmaya çalıştıkları, bu amaçla suikast dahil her türlü yasadışı yolu yöneldikleri, bu amaçla darbeye zemin hazırlamak ve yürütme organını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yaptıkları anlaşılmıştır. Elde edilen resmi içerikli ve gizli belgelerde, oluşuma Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) adı verildiği, bu isimle oluşturulan grubun askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla yaptıkları planlara Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven gibi kod isimleri verdikleri belirlenmiştir” denildi.Görevdeyken başlayıp emekliliklerinde devam ettiler Şüphelilerder elde edilen dokümanlarda örgütün TSK içerisinde yer alan yapılanma olarak gösterildise de sözkonusu belgeler ve […]

“Yavru iddianame”de ağır suçlamalar

Ergenekon soruşturmasının mahkemeye sunulan ikinci iddianamesi bugün (25 Mart 2009) kabul edildi. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle aralarında emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un da bulunduğu 56 sanık hakkında daha dava açılmış oldu. Sanıklara darbe planlamak, örgüt kurmak ve yönetmek, örgüt üyeliği, fişleme yapmak, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri elde etmek, halkı isyana tahrik, askerleri itaatsizliğe teşvik etmek gibi 23 ayrı suçlama yöneltildi. Muvazzafken soruşturmaya dahil edilen 4 teğmen ve emekli olmuş rütbeli 7 askerle birlikte toplam 11 asker sanığın yer aldığı iddianamede tutuklu sanıklardan JİTEM’in kurucularından Emekli Albay Arif Doğan ile Muzaffer Öztürk’e uyuşturucu ticareti yapmak suçlamaları da yöneltildi. Soruşturmayı yürüten 6 savcı tarafından hazırlanan yaklaşık 2 bin sayfalık iddianame 15 gün önce, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmuştu. Davanın ilk iddianamesinde de 86 sanık bulunuyordu. Asker, gazeteci, siyasetçi sanıklar Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Emekli Tuğamiral İlker Güven, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Emekli Hakim Albay Tanju Güvendiren, emekli albay Arif Doğan, teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Noyan Çalıkuşu, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar ikinci iddianamenin asker sanıkları olarak davadaki yerlerini aldı. Tuttuğu notlar ve günlüklerden darbe planlarının içinde yer aldığı ortaya çıkan Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan, Ufuk Büyükçelebi, Fatma Sibel Yüksek, Merdan Yanardağ, Adnan Bulut ve Evrim Baykara da yeni iddianameyle birlikte Ergenekon’un sanık gazetecileri arasına katıldı. Gazeteci sanıklara darbe girişiminde bulunmak, örgüt üyesi olmak ve devlete ait gizli bilgileri bulundurmak suçlamaları yöneltildi. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün örgüte bilerek yardım etmekle suçlandığı iddianamede AKP eski Milletvekili Turhan Çömez darbe girişiminde bulunmak ve silahlı terör örgütü üyesi olmakla, yine AKP eski Milletvekili Emin Şirin de örgüt üyeliğiyle suçlandı. Sırada 77 şüpheli daha var İstanbul Cumhuriyet Savcıları Ercan Şafak, Mehmet Ali Pekgüzel, Fikret Seçen, Mehmet Murat Yönder, Zekeriya Öz ve Nihat Taşkın tarafından […]

Fırat’ın ötesi: ÖHD, ÖKK, JİTEM, Ergenekon…

Ergenekon soruşturması kapsamında Şırnak’ın Cizre ilçesinde sürdürülen kazı çalışmalarında bulunan kemiklerle ilgili iki tanığın verdiği ifadeler üzerine Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz dün (23 Mart 2009) gözaltına alındı. Faili meçhul ve kayıp iddialarıyla ilgili Cizre’nin Kuştepe köyünde yapılan kazılarda 20 kemik parçası bulunmuş gözaltına alınan 6 kişiden eski Cizre Belediye Başkanı ve Korucubaşı Kamil Atak’ın oğlu tutuklanmıştı. Kaçak durumdaki Korucubaşı Atak da geçtiğimiz günlerde yakalanmıştı. Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Temizöz’ün ismi kazılarla ilgili gözaltına alınan kişilerin ve halen sorgulanan Kamil Atak’ın ifadelerinde yer alıyordu. Temizöz’ün Cizre’de görev yaptığı 1993-96 yılları arasındaki dönemde kaybolan ve faili meçhul cineyetlerin kurbanı olan kişilerle ilgili sorgulanmak üzere Diyarbakır’a götürülmesi bekleniyor. Daha önce de Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı BOTAŞ tesislerindeki kuyularda araştırma yaptırtmış ve 10 günlük arama sonunda 3 kuyudan kemik parçaları, bir kafatası, elbise parçaları ve düğümlü ip gibi materyaller bulunmuştu. Bölgede JİTEM’in adının sıkça anıldığı hukukdışı uygulamaların Ergenekon kapsamında incelemeye alınmasıyla soruşturma Fırat’ın öte yakasına geçti. Yıllardır JİTEM’le ilgili bir çok suç duyurusunda bulunup ensonunda bir dava açılmasını sağlayan Diyarbakır Barosu avukatlarından Tahir Elçi sorularımızı yanıtladı: Albay Cemal Temizöz’ün gözaltına alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Albay Cemal Temizöz Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Arif Doğan ve Levent Ersöz’den sonra en önemli isimlerden biri ve gözaltına alınması önemli bir gelişme. Temizöz’le birlikte, tabloyu oluşturan üçlünün önemli bir eksiği de tamamlanmış oldu. Şimdi henüz soruşturmanın içeriği ve suçlamaların niteliğine ilişkin elimizde yeterli veri yok ancak Ergenekon soruşturması kapsamında ve bölgede geçmişte yaşanan ancak şimdi soruşturulmaya başlanan faili meçhuller ve gözaltında kayıplarla ilgili gözalıtana alındığını biliyorum. 1994 – 1995 yıllarında Cizre’de yaşanan faili meçhul ve gözaltında kayıp olayları bağlamında Kuştepe köyündeki infaz mekanında bulanan kemiklerle ilgili olarak suçlandığı anlaşılıyor. Soruşturma gizli ve elimizde bilgi yok ama son soruşturma kapsamında bu adamla ilgili hem tanık beyanları, hem de itiraflarda bulunanlar var. Temizöz neden bu kadar önemli bir […]

Fabian Ernst: Şampiyonluk getirir mi?

Yıldırım Demirören’in başkanlığı süresince Beşiktaş yönetiminin futbol takımıyla ilgili hemen her tasarrufu tartışma konusu oldu. Başkanın “Kulübün kapısından içeri adımını dahi atamaz” dediği Mustafa Denizli, aynı başkan tarafından sezon ortasında takımın başına getirildi. Denizli ise “sezon ortasında takım devralmama” prensibini “Beşiktaş’a çocukluk rüyamı gerçekleştirmek için geldim” diyerek bir kenara bıraktı. Mustafa Denizli, şampiyonluk için mutlaka bir defansif ortasaha oyuncusu istiyordu. Denizli’nin listesinde yer alan Fabian Ernst’in Beşiktaş’a gelme ihtimali oldukça düşüktü. Çünkü Schalke 04 Kulübü’nün Başkanı Josef Schnusenberg sezon başında yaptığı açıklamada Kevin Kuranyi ve Fabian Ernst’i takımın vazgeçilmez oyuncuları görüyordu. Fakat transferin son gününde Beşiktaş yönetimi Alman 1. Ligi’nin (Bundesliga) en önemli takımlarında istikrarlı sezonlar geçiren Ernst’i 4,5 milyon avro karşılığında takıma kazandırdı. Pek çok Beşiktaşlı’ya göre takımda aynı pozisyonda oynayan futbolculardan farkı olmayan Ernst için ödenen bu miktar Demirören müsrifliği idi. Alman oyuncu geldiğinden bu yana oynadığı dokuz karşılaşmadaki performansıyla Demirören’i – her bozuk saat günde iki kere doğru saati gösterir misali – haklı çıkardı. Sokaktan tribünlere kadar hemen her Beşiktaşlı, Ernst’in, 100. yıldaki (2002/03 sezonu) şampiyon kadronun kilit isimlerinden Federico Guinti’den sonra, takıma en çok katkıyı yapan ve en iyi defansif orta saha oyuncusu olduğunu düşünüyor. (Ernst’in bu kadar kısa sürede, çok farklı kesimlerden futbolseverlere aynı şeyi düşündürmesi, yıllardır özlenen bir futbolcuyla bir tutulması, futbolu izleyenlerle yönetenlerin yeşil sahaya ne kadar farklı pencerelerden baktığının bir göstergesi.) Her maçta Ernst Fabian Ernst futbola, doğduğu kentin takımı Hannover 96’nın alt yapısında başladı. Yeteneğiyle dikkat çekiyordu. A takımında oynayana dek 18 yaş altı takımlarında iyi bir jenerasyon yakalayan Hannover 96’nın önemli bir parçası haline gelmişti. Ernst’in genç takımlardaki arkadaşı Andre Basan, Ernst’in o dönemde de fizik gücünü ön planda tutan bir oyun tarzını benimsediğini söylüyor. “Yaşıtlarına göre daha yapılı olduğu için teknik direktörler onu her zaman defansta oynatırdı” diyor Basan. Defansif gücü, 1979 doğumlu Ersnt’in bugün de en büyük özelliği. […]

Tibetli evliya ve Amerikalı günahkar Milarepa

Milarepa, 32 yıl önce Hindistan’a doğru giderken hayatını sonuna kadar değiştirecek kişiye rastlar, bu kişi Milarepa’nın ustası “Bhagwan Shree Rajneesh’tır”. ABD’li şarkıcı, şarkı yazarı, müzisyen ve meditasyon öğretmeni olan Milarepa, ustası olan Osho’dan öğrendiği meditasyonları paylaşmak için 3 Nisan’da İstanbul’a geliyor. Hintli Mistik Osho Uluslararası Müzik ve Kutlama Enstitüsü’nün başkanı olan Milarepa’nın 16’nın üzerinde albümü bulunuyor. “Steping Stones” adlı meditasyon serisinin de yaratıcısı olan Milarepa, her sene Amerika, Avrupa, Japonya, Avustralya ve Bahama’lar başta olmak üzere birçok ülkede konserler veriyor. Düzenlediği organizasyonlarda meditasyon, müzik ve sevgi görüşlerini insanlarla paylaşıyor.Yaptığı müzikle aşk anlayışını ve meditasyonu yansıttığını söyleyen Milarepa, temalarının evrensel ve bu yoldan giden herkesin anlayabileceği şeyler olduğunu söylüyor. “Osho’nun vizyonunda bu güzel gezegende hayatın gizemini şarkılarımızla, danslarımızla, kalplerimizin sessizliği ile kutluyoruz” diyen Milarepa, insanlığın 21. yüzyıla ilerlediği bu dünyada bu mesajın çok daha gerekli olduğunu düşünüyor. Ustasının konuşmasını “dağdan akan suyun sesinin müziğini dinlemek gibiydi” diyen Milarepa, ustasının sözlerinin duygularının ve düşüncelerinin ruhunun derinlerine işlediğini ifade ediyor. 1990 yılında Osho’nun ölümünü “bedenen öldü” diyerek tanımlayan Milarepa, ustasının “Osho” olarak anılmak istediğini söylüyor. “Osho” kelime olarak varoluşun okyanustaki deneyimi anlamına geliyor. Ustasının ölümünden sonra onunla olan bağının daha da derinleşip genişlediğini ifade eden Milarepa, “Onun ışığı benim iç ve dış dünyamı gökkuşağı gibi aydınlattı. Kendimle ilgili yeni içgörüler, yeni anlayışlar fark etmeye başladım” diyor. Ustası öldüğü zaman arkasında boş bir sandalye bırakıyor ama işlerini devam ettirmesi için birini tayin etmiyor. “İnsan bilincinin evriminde bunun öneminin farkına varmak çok önemli. Osho’nun boş sandalyesi insanlığın ustalara ve çıraklara gerek duymadığını anlamamızı sağlıyor” diyen Milapera, insanın aklı gerçeği görmesine ve varlığının farkına varmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Eski zamanlarda dini metodolojilerin zamanının en iyi teknikleri olduğunu söyleyen Milarepa, “Eski Japonya’da Zen, Ramana, Maharsi, Mevlana ve Buda kendi zamanlarının ustalarıydı. İnsanın aklı daha hassas, düşünceleri daha avantajlı. O zamanın teknikleri o zaman etkiliydi, şimdi ise o […]

Seçimlerde afiş ve bayrak savaşları

Seçimler yaklaştıkça rekabet kızışıyor, gerilim artıyor ve seçim yarışı zaman zaman partililer arasında tabiri caizse “sıcak temas”a bile dönüşebiliyor. Her gün bayrak asmak, rakibin bayrağını indirmek, afişlerinin üzerine afiş asmak artık sıradan uygulamalar. Sokaklarda ilçelerde mahallelerde oluşan bu gerilimin çok küçük bir bölümü basına ve televizyonlara yansıyor. Biz de medyaya yansıyan bu kampanya çekişmelerinden küçük bir derleme yaparak ülkemizdeki yerel seçim manzarasını arz edelim dedik… Bakırköy’de billboard kavgası AKP’nin Bakırköy belediye başkan adayı Oğuz Satıcı’nın posterlerinin yapıştırıldığı TIR dorseleri, CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu ile Bakırköy adayı A.Ünal Erzen’in Ataköy’deki afişlerinin önüne çekildi. CHP’nin para ödediği yerlerin kapatılmasına Bakırköy Belediye Başkanı Erzen tepki gösterirken AKP’liler durumu şöyle açıklıyor: “Bayrak asıp, çevreyi kirletmek istemedik. TİM’in eski başkanı Oğuz beye ihracatçı arkadaşları da TIR desteği veriyor.” 18 Mart 2009 Antakya’da aday afişleri yarışı Antakya’da, CHP’nin Belediye Başkan adayı İris Şentürk’ün billboardlardaki seçim afişlerinin üzerine AKP’nin başkan adayı Lütfi Savaş’ın posterlerinin yapıştırılması gerginlik yarattı. Kentin değişik noktalarındaki billboardlardaki İris Şentürk’ün afişlerinin üzerine, gece operasyonuyla AKP’li Lütfi Savaş’ın afişleri yapıştırıldı. Afişlerinin sabote edilmesinin barış ve kardeşlik kenti olan Antakya’ya yakışmadığını belirten CHP’li yöneticiler, iktidar partisini “Zorbalık”la suçladılar. AKP yöneticileri ise, billboardlardaki gelişmelerin kendi bilgileri dışında olduğu açıklamasını yaptılar. 18 Mart 2009 Kâğıthane’de bayrak gerginliği Kâğıthane’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapılacak olan tünel açılışı öncesinde gerginlik yaşandı. SP`nin Sadabat Viyadüğü’ne asılı olan dev bayrağı Kâğıthane Belediyesi görevlileri tarafından kesilerek indirildi. Bunun üzerine viyadük altında toplanan Saadet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi üyesi bir grup, bayrakların belediyenin resmi aracıyla toplatıldığını ileri sürerek tepki gösterdi. SP Kâğıthane İlçe Başkanı Halit Özgür Atak, mahalle aralarında ve yollardaki AK Parti haricindeki diğer parti bayraklarının AK Partili belediye görevlileri tarafından toplatıldığını iddia etti. Başbakan’ın katılacağı tünel açılışı nedeniyle böyle bir uygulama yapıldığını öne süren Atak, vatandaşların AK Parti`ye sandıkta gereken cevabı vereceğini söyledi. Daha sonra SP’liler […]

Dünyayı gezmenin en ucuz yolları

sitesine üye olarak aynı yönde seyahat eden kişilerle aynı arabayı paylaşmak. Yalnızca benzin parasının paylaşımı sözkonusu olduğu için seyahat etmenin en kolay ve ekonomik yolu bu. 5 kıtada, 70’den fazla ülkede ve 850 binden fazla bölgede kullanılan bu yöntem yeni insanlarla tanışmak için de ideal. Ben alırım sırt çantamı, atlarım trene, her durakta iner doyasıya gezerim dünyayı diyorsanız bunun için iki seçeneğiniz var. İlki, Avrupa Demiryolları İşletmeleri tarafından uygulanan Interrail Pass (pas bilet). Tek biletle, istenilen yerde ve zamanda istenilen trene binme olanağı sağlayan bu uygulama, Avrupa’nın 30 ülkesinde 3 gün ila 1 ay arasında serbest dolaşım imkanı tanıyor. Bilet fiyatları, yaşa göre 3 kategoriye ayrılıyor. 26 yaş altı için bilet fiyatları gidilecek ülke sayısı ve güne göre 32 ila 194 avro arasında değişiyor. 26 yaş üstü ise, birinci ve ikinci mevki olarak, yine gidilecek ülke sayısı ve güne göre 115 ila bin 885 avro arasında değişiyor. İkinci yöntem ise, Interrail’in İskandinav versiyonu olan Scanrail. Norveç, İsveç, Danimarka ve Finlandiya’yı 26 yaş altındakilere 2 aylık geçiş bileti alarak 177 ila 276 avroya; 26 yaş üstündekilere ise, 235 ila 367 avroya gezme imkanı tanıyan Scanrail, İskandinav ülkelerini bir uçtan bir uca gezmek isteyenler için bulunmaz fırsat.

Sihirbaz Vassilis Saleas

Enstrümantal müzik yapmak ve dinletmek iddialı bir uğraştır. Çünkü popüler müzik dinleyicisi çoğu zaman vokalsiz bir şarkıyı dinlemek istemez. Oysa bu tür, sesini, tınısını beğendiği enstrümanları “su katılmadan” dinlemek isteyen müzik severler için çok farklı bir yere sahiptir. Hele de dünyanın en iyi müzisyenleri tarafından icra ediliyorsa… Beyoğlu Ghetto yarın akşam, işte böyle ismi, “klarnet sihirbazı” olarak nitelenen Yunan müzisyen Vassilis Saleas’ı ağırlıyor. Saleas’a bu konserde şarkıcı Ege eşlik ediyor. Güney Kıbrıs’ta 1958’ta doğan Vassilis Saleas’ın, hemen her bireyi müzisyen Roman ailesi aynı yıl Atina’ya yerleşti. Klanete 9 yaşında başladı, 14 yaşında ilk profesyonel kaydını yaptı. Kısa zamanda ismini duyurdu. Saleas, Mikis Theodorakis, Dionisis Savopoulas ve Stamatis Spanoudakis gibi sanatçılara eşlik etti. İlk solo albümünü 2000 yılında yayınladı. 2003 yılında İstanbul’da, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde Laço Tayfa ile de konser verdi. Saleas, geçtiğimiz yıl bir yarışma programına konuk olmuş, onu televizyonda gören Hüsnü Şenlendirici eşofmanlarıyla apar topar programa gelmişti. İkilinin birlikte çaldığı o tüm izleyicileri büyülemişti. Tüm dünyada pek çok hayranı olan Saleas, enstrümanının imkânlarını sonuna kadar zorluyor; onu kimi zaman bir saksafon kimi zaman zenci gırtlağını andıran bir insan sesi gibi kullanabiliyor. Olağanüstü dudak ve nefes ayarıyla, ses genişliği dört oktava varan klarnetin her tonunda geziniyor. Akdeniz müziğinin gür ve gösterişli neşesini ve kısık sesle çaldığı hüznünü başarıyla birleştiriyor. Müziği bize hiç yabancı değil. Onun tınılarında, Ege’nin ortak dilini konuşuyor. Saleas’e 20 Mart’taki performansında vokalde Ege’nin yanı sıra buzuki Orhan Osman ve gitarist Ayhan Günyıl eşlik edecek. Bu isimler Türkiye’nin önde gelen müzisyenleri. Ama doğrusu Saleas’ı Ghetto’da sahnesinde solo dinlemek isterdim.

Belediye ihaleleri kimi kalkındırıyor?

açılıyor. Burada isterseniz “yol” yazın, isterseniz “kavşak”, isterseniz “üst geçit”, isterseniz “metrobüs”, isterseniz de “tünel” yazın, tarih aralığı olarak 2003-2009 arasını, en alttaki kutudan da “ihale sonuçlandı” seçeneğini seçin ve arayın. Merak ettiğiniz hiç bir ihalenin sonucunu burada göremiyorsunuz. Bu aramayı dilersiniz firma isimleriyle yapın. Sözünü ettiğimiz ve “Kalyon”, “MVM” veya MVM’nin Küçük Dilara olayından sonra şekil değiştirmiş hali olan KBT şirketlerinin isimlerini yazıp denediğinizde yine hiçbir sonuç elde edemiyorsunuz. Peki hiç bir anahtar kelime kullanmadan sonuçlanmış tüm ihaleleri listeleyip incelediğinizde ne oluyor? Burada da arsa ve gayri menkul satışları, dükkan ve kulübe kiralanması dışında ufak tefek bir kaç bakım ve onarım ihalesiyle karşılaşıyorsunuz. Bu yolları, parkları kim yaptı? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sitesinden indirilen ve Başkan Kadir Topbaş’ın 5 yıllık icraatını anlattığı “5 Yılda rekorlara imza attık” başlıklı kitapta, 5 yılda 169 kavşak ve yol bitirildiği, bunların toplam maliyetinin de 2 milyar 465 milyon 678 bin lira olduğu belirtiliyor. Ancak bu inşaatların ne zaman ihaleye çıkartıldığı ve inşaatının kim tarafından gerçekleştirildiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesinden veya başka bir biriminden öğrenilemiyor… İBB 5 yılda yol ve altyapı için 13.9 milyar lira harcadı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayınladığı “5 Yılda Rekorlara İmza Attık” başlıklı kitapta yer alan 5 yıllık harcama miktarları:– 169 kavşak ve yol: 2.465.678.000 TL– 28,71 km raylı sistem: 1.173.322.800 TL– Kağıthane-Piyalepaşa, Bomonti-Dolmabahçe tünelleri: 550.000.000 TL– Deniz ulaşımı yatırımları (Deniz otobüsü, vapur, iskele vb): 332.407.942 TL– 30 km metrobüs hattı (Avcılar-Zincirlikuyu): 384.880.000 TL– 11 km metrobüs hattı (Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme): 89.896.000 TL– Toplam 2110 araç kapasiteli kapalı otopark: 41.500.000 TL– Toplam 14,6 milyon ton asfalt dükümü: 995.300.000 TL– 4.000 km atıksu hattı: 2.083.073.626 TL– 3347 km içme suyu, 564 km isale hattı: 2.043.835.002 TL– 18 milyon m2 yeşil alan: 1.593.820.410 TL– 13.500 km doğalgaz hattı: 2.000.000.000 TL– 14 adet spor tesisi yapımı: 197.800.000 TL Kitapçıkta açıklanan 5 yıllık toplam harcama: 13 milyar […]

‘Başka tünel yapılmamalı’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, yoğun kent trafiğini rahatlatma iddiasıyla üç yıl önce başladığı 7 Tepe 7 TünelProjesi’nin ilk ayağı tamamlandı. Yapımına 15 Mayıs 2007’de başlanan ve Kağıthane’yi Piyalepaşa Bulvarı’na bağlayan tünel, 14 Mart’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. İnşası tamamlanan ve Dolmabahçe’yi Bomonti’ye bağlayacak olan ikinci karayolu tünelinin ise önümüzdeki ay açılması bekleniyor. Büyükşehir Belediyesi yakın zamanda İstanbul’da 12 tünelin daha hizmete gireceğini ifade ediyor. Bunlardan iki tanesinin yapımı sürerken, dördü ihale ve altısı da proje aşamasında. Ancak uzmanlar karayolu tünellerinin kent trafiğine çözüm getireceği düşüncesine katılmıyor. Onlara göre bu tüneller trafiğe sadece geçici rahatlama sağlayabilecekken, yüksek maliyetleri nedeniyle, kent ulaşımına gerçek çözümü getirecek metro projelerine de engel oluyor. Gerçekte uzman görüşleri, belediye bürokratları tarafından da doğrulanıyor. Ulaşım dairesi yetkilileri sık sık, kent ulaşımında gerçek bir rahatlamadan söz edilebilmesi için şehir içi seyahatlerinin yüzde 50’sinin raylı ulaşım sistemleriyle gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getiriyor. Oysa mevcut hatlar, kent içinde gerçekleştirilen tüm yolculukların sadece yüzde 10’unu karşılıyor. Erdoğan: “Dağları dele dele yürüyoruz” Gelgelelim başbakan, 14 Mart’taki açılış töreninde, karayolları tünelleriyle ilgili eleştirileri şu sözlerle yanıtlıyor: “Birinci köprü yapılırken bunu çekemeyenler hangi zihniyetse ikinci köprüyü yaparken çekemeyenler hangi zihniyetse dün hızlı trenin açılışını yaptık, çekemeyenler hangi zihniyetse bunu çekemeyenler de aynı zihniyet. Biz Ferhat’ız, siz de Şirin’siniz. Biz dağları dele dele bu medeniyet yolculuğunda yürüyoruz, yürüyeceğiz. Onlar da arkadan bol bol dedikodu ürete dursunlar.” İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Ulaştırma Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Gerçek, 7 Tepe 7 Tünel Projesi’ne, kamuoyuna tanıtıldığı günlerden beri karşı çıkan bilim adamları arasında. Gerçek, belediye tarafından bu tünellerin yapımı ancak metronun düşünülmemesi için öne sürülen maliyet, eğim gibi tüm nedenlerin geçersiz olduğunu savunuyor. Örneğin karayolu tünellerinin kilometre başına 12-15 milyon dolara mal olacağı iddia edilirken, bilim adamı bu rakamın 30 milyon dolar olduğunu ve bunun da metro inşaat maliyetine yakın bir büyüklük olduğunu söylüyor. Haluk Gerçek, […]

Mahkeme var, savcı var, sanık yok

Türkiye’den 3 ayrı baraj projesinin de ele alındığı İstanbul Su Mahkemesi geçen hafta sonu bitti. Türkiye’den Hasankeyf, Yusufeli ve Munzur Vadisi ile ilgili dosyaların ele alındığı mahkemenin jürisi kararında, Türkiye hükümetinden çevreyle ilgili ulusal ve uluslararası sözleşmeler ve mevzuatlardaki yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi. Suya erişimdeki güçlüklerin artmasına katkıda bulunan ülkelerin ve siyasetçilerin yargılandığı mahkemede suçlananlar, kendilerini savunmak için dahi sanık sandalyesindeki yerlerini almadı. Mahkemenin jüri üyelerinden Brezilyalı federal savcı Alexandre Camanho de Assis’i en çok üzen konuların başında da bu geliyor. Daha önce Brezilya ve Meksika’da düzenlenen su mahkemelerinde de jüri üyeliği yapan Assis İstanbul Su Mahkemesi’yle ilgili izlenimlerine ilişkin sorularımızı şöyle yanıtladı: İstanbul Su Mahkemesine davalılardan kimse gelmedi. Peki daha önce katıldığınız mahkemelerdeki davalılar da bu şekilde mi davrandı?Davalıların İstanbul Su Mahkemesi’ne katılmamasına üzülüyorum. Brezilya davasının Türkiye’deki mahkemeye nazaran eğitseldi. Brezilya’da sadece jüri değil insanlar da bir şeyler anlamak için bulunuyordu. Meksika’daki davalıların farklı pozisyonları vardı. Meksika’da sadece bir iddia yoktu. Fakat biz daha önceki 13 örnekteki gibi birçok iddia yargıladık. Bu iddialar farklı hükümet örneği ile ilişkili. Federal hükümet, eyalet hükümeti, yerel hükümet. Bunlar farklıydı. Orada bir takım iddialar da vardı. Davalıların yüzde 60’ı bizzat ya da vekil aracılığıyla mahkemeye çıkar. Çünkü sorunu kavramak açısından bu durum her zaman için en iyisidir. Eğer taraflardan biri konuşmak, açıklamak için mahkemeye gelirse herkes sorunun ne olduğunu anlayabilir. Yani kısacası herkes için problem daha açık olur. Ama maalesef burada çağrımıza kulak asan olmadı. Daha önce yapılan açıklamalarda davalıların davet edildiği duyurulmuştu. Herhangi bir cevap alabildiniz mi? Neden gelmemiş olabilirler?Mahkemeler bazen birtakım streslere neden olabiliyor. Belki de bu yüzden bize kredi vermediler. Belki de bu mahkemenin insanları haykırtacak bir şey olduğunu düşündüler. Tam olarak ne düşündüklerini çözemiyorum. Benim anladığım, eğer suçlu meydana çıkmasa da her ne olursa bu süreç devam eder. Eğer davalılar burada görünselerdi çok hoş olurdu. Üzülüyorum, çünkü eğer davalılar […]

Milliyetçilik ve yemek

Geçtiğimiz hafta İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Prof. Faruk Tabak’ın anısına düzenlenen ve daha çok, Amerikalı ünlü sosyal bilimci Immanuel Wallerstein’ın katılımıyla kendinden söz ettiren “Küresel Perspektifte Tarih” başlıklı üç günlük sempozyumda arkeolojiden ekonomiye pek çok disipline ait sunumlar yapıldı. Ama bana göre en ilginci Sosyolog Zafer Yenal’ın sempozyumun son saatlerine denk gelen “Milliyetçiliğin Belirsizliğinin Yemek Kitapları Aracılığıyla Okunması” başlıklı sunumuydu. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Zafer Yenal, konuşmasının başında Roland Barthes’ın sözleriyle ifade ettiği gibi yemeğin, sistem içinde incelenmesi gereken ve sınır çizen bir şey olduğuna inanıyor. Yemek toplumun üretimine, tüketimine ve kültürel kimliğine de etki ediyor. Bu etki beraberinde yeni bir kavram da getiriyor: Ulusal mutfak. Ve tıpkı “ulus” gibi, ulusal mutfağın da çok sesliliğe yer vermeyen bir mit olduğunu düşünüyor. Hangisi ulusal? Yenal, düşüncelerini farklı tarihlerde basılan iki yemek kitabı, Boğos Piranyan’ın 1914 tarihli Yeni Aşçı ve Süheyla Arel’in 1930’larda basılan ve kız meslek öğretmen okullarında okutulan kitabı üzerinden anlattı. Yeni Aşçı’yı Ermeni tehcirinden bir yıl önce yazan Piranyan, 18 yıl boyunca Ermeni öğrencilerin çoğunlukta olduğu Merzifon Erkek Okulu’nda aşçılık yapmıştı. Kitabı Türk yemekleri kadar Batılı örneklere de yer veriyor. Piranyan musakka, köfte, turta gibi, değişik kültürlerle paylaşılan yemeklerin gerçekte ait oldukları etnik gruplara dair herhangi bir gönderme yapmamış. Yemeklerin hangi yöreye olduğunu belirtilmemiş. Bunun üzerinde düşünülmesi gerektiğini söyleyen Yenal, “Yoksa o dönemde Ermeni olmak önemli değil miydi?” ya da “Yoksa bir yemeğin Ermeni kökenli olduğunu ifade etmek korku nedeni miydi” sorularını yöneltiyor. Yenal’a göre bu sorular, o dönemde toplumun çeşitli kesimlerinde var olan baskılar, tramvalar, korkular ve iktidar ilişkileri göz önüne alınarak cevaplanabilir. Kemalist devletin Fransız usulü mutfağı Süheyla Arel’in Ev İdaresi kitabı ise uzun yıllar kız enstitülerinde okutuldu. Bu enstitüler, ulusun kızlarını modern ve eğitimli anneler olarak yetiştirmeyi amaçlıyordu ve 1930’lardan 1970’lere kadar genellikle seçkin ailelerin kızları giderdi. Yenal’a göre enstitülerde amaçlanan bu Kemalist modernleşmecilik, Arel’in kitabında da […]

Etiği senin kemiği benim gazetecilik

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Cumhuriyetgazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’a ait “günlükler” ve notlar dün (16 Mart 2009) Tempo24haber sitesinde yayınlandı. Yayınlanan günlükte, Balbay’ın da katıldığı bazı toplantılarda üst düzey komutanlarla bazı gazetecilerin muhtemel bir darbe üzerine sohbet ettikleri ortaya çıktı. Çoğu askeri tesislerde yapılan ve günü saati özenle not edilen bu toplantılara ait tutanakların, daha önce yayınlanan “Sarıkız” ve “Ayışığı” kod adlı darbe planlarıyla paralellik arzettiği görüldü. Balbay’ın dışında Emin Çölaşan ve isimleri zikredilmeyen başka gazetecilerin de bulunduğu anlaşılan notlarda gazetecilerin bir müdahale için komutanlara yol gösterdiği, komutanların da muhtemel darbe için basının desteğini talep ettiği yer aldı. Mehmet Yılmaz: “Balbay’ınki gazeteci ilişkisi değil” Haberi yayınlayan Tempo24’ünbağlı olduğu Doğan Burda’nın İcra Kurulu Başkanı Mehmet Y. Yılmaz, NTV’de konuk olduğu Can Dündar’ın proğramında, “Okunduğu zaman görülecektir ki bu bir gazetecilik faaliyeti sayılabilir ama gazetecilik faaliyetinin ötesinde de farklı bir ilişkinin varlığını da ortaya koyuyor. Balbay, böyle bir darbe planının içinde olsaydı bu şekilde günlük tutmazdı, kişisel olarak inancım bu. Ancak şöyle bir durum var ki, bulunduğu toplantılarda şahit olduğu şeylerin önemli bir bölümünü de yazmadı gazetesinde. Bir gazeteci olarak o tür toplantılarda bulunduğunuzda bunu bir şekilde yazmanız gerekir” dedi. Aynı programda Cumhuriyetgazetesi yazarı Ali Sirmen ise soruşturmanın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğine vurgu yaparak, “Hukuk devletinde gizli olan soruşturmanın gizliliğine riayet edilir. Türkiye’de gizliliğe riayet edilmemektedir. Günlükleri sızdıranlar ve yayınlayanlar hapis cezasıyla cezalandırılacak bir suç işlemişlerdir. Ayrıca meslek etiğine fevkalade aykırı davranmışlardır. Bütün bunlar benim kabul edemeyeceğim şeyler. Bir gazetecinin her şahit olduğunu yazması diye bir kural mı var? Hayret ve dehşet içinde izliyorum yaşananları” eleştirisinde bulundu. Habercilik mi, soruşturmanın gizliliği mi ihlal edildi? Düne kadar Balbay’ın notlarının tutuklama nedeni sayılıp sayılmayacağı tartışılıyordu ama notların içeriği bilinmiyordu. Ortaya çıkan bu yeni gelişme sadece Ergenekon davasına değil gazeteciliğin gidişatına da yeni anlamlar yükledi. Balbay’ın konuşmalarının içeriğine bakıldığında ortada gazeteci ve haber kaynağı arasında olması […]

Biz de mi okulu bıraksak?

Arada bir gazetelerimizde görünen pek garip bir haber var. Bir haberin belirli aralıklarla, her seferinde sanki yepyeni bir şey gibi sayfaları işgal etmesi her ne kadar garip gelse de ilgi çekici, verdiği bilgi de şaşırtıcı olduğu için bunu şimdilik bir kenara bırakabiliriz. Başlığı gazeteden gazeteye, yıldan yıla değişse de pek bir farklılık göstermeyen bu haber “okulu bırakıp milyoner olanlar” şeklinde özetlenebilir. Bu başlıkta toplanan haberlerin değişmez başkahraman da tahmin edebileceğiniz gibi Microsoft kurucusu Bill Gates. Gates’i de genellikle yine aynı sektördeki rakipleri izliyor.HABERTÜRK’te, Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken okulu bıraktığı söylenen Bill Gates gerçekte bu bölümün kapısından bile geçmiş değil. Kaldı ki hukuk, Amerikan üniversitelerinde “lisansüstü” bir eğitim olduğu için öncelikle bir lisans programını bitirmek gerekiyor. Oysa Gates herhangi bir alanda lisans diplomasına sahip değil. Gates’in Harvard’daki öğrenimini yarım bıraktığını bildiren haberler, Fatih Terim’inAC Milan’daki teknik direktörlüğüne son verildiğinde Türkiye’de sert bir şekilde eleştirilmesine anlam veremeyen İtalyan taksi şoförünün bir Türk spor yazarına yaptığı yorumu akla getiriyor: “İyi ama Milan’dan kovulmak için, önce Milan’a girmek gerekiyor!” Bırakmak için başlamak lazım Aslında bu büyük başarı öyküsü için Harvard ve Bill Gates’in Harvard’a kabul edilmeden önce bitirdiği Lakeside School bize önemli ipuçları veriyor. Lakeside School, tahmin edebileceğiniz gibi, bizim Amerikan filmlerinde sıkça gördüğümüz türden öğrencilerin omzunda teyplerle sınıfa girdiği, öğrencilerin çoğunun problemli olduğu bir okul değil. (Tabii, o filmlerde genç ve idealist bir öğretmenin sınıftaki öğrencilere müzik, şiir kimi zaman da dans aracılığıyla yaşama sevinci ve umut aşıladığını söylemeden geçmemek lazım. Bu öğretmenin dövüş sanatlarının inceliklerini sergilediği de vakidir ancak, bu durumda da başrolde Steven Segal gibi adamları görürüz.) Bilakis, yıllık eğitim ücreti olan 25 bin dolarla Amerikan standartları için bir hayli pahalı bir özel okul. Zaten bildiğim kadarıyla Harvard da ilke olarak “karşılıksız burs” vermek yerine finansal gücü yeterli olmayanlara “kredi” veren, bunun nedenini de “buradan mezun olduğunuzda yılda ortalama yüz […]