Kategori Genel

Kaş -limanı- yaparken göz çıkarmak

/Kaş Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Gökseki köyü kıyısındaki taşocağı yöre halkına korku yaşatıyor. Konutları zarar gören ve resmi kurumlara yaptıkları başvurulardan sonuç alamayan Göksekililer, geçtiğimiz hafta düzenledikleri eylemle taşocağında dinamit kullanımının sona ermesini talep ettiler. Türkiye’nin en güzel sahillerinden birini işgal eden ocak, Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü’ne (DLH) ait ve Makyol firması tarafından işletiliyor. Taşocağında son günlerde 120 kilo dinamit patlatıldığı iddia ediliyor. Patlamalar, taşocağına 250 metre mesafedeki bazı konutlara ve bu konutlara ait su depolarına zarar veriyor. Konutları zarar gören ve aralarında Gökseki’ye yerleşen AB vatandaşlarının da bulunduğu köylüler, yetkililerle yaptıkları görüşmelerden sonuç alamayınca 29 Mayıs’ta taşocağında eylem yaptı. AB’li yerleşimcilerle Türk köylülerin elele tutuşarak yaptıkları eylem ilginç görüntülere sahne oldu. Eylemin ardından akşam saatlerinde yazılı bir açıklama ileten yüklenici firma Makyol’un Genel Müdür Vekili Özay Turnaoğlu, ocaktaki taş çıkarma işlemine son verildiğini belirtti.“Yetkililer yardımcı olmuyor” Önceki gün sabah saatlerinde Kaş- Kalkan karayolunda bulunan taşocağına gelen yüze yakın köylü, kamyon ve iş makinelerinin ocağa giriş çıkışına engel olmak için elele tutuşarak çalışmanın durdurulmasını istedi. Olay yerinde bulunan Jandarma yetkilileri eylemcilere ocağın yasal olarak çalıştığını belirterek eyleme son vermelerini talep etti. Bunun üzerine eylemciler Kaş Kaymakamı Süleyman Yılmaz’ın olay yerine gelmesini ve kendilerine çalışmanın durdurulması konusunda teminat vermesini istedi. Bu sırada bazı eylemcilerle Jandarma arasında tartışmalar yaşandı. Bazı eylemciler, yetkililerin kendilerine yardımcı olmaktan kaçındığını dile getirerek bu eylemle haklarını aradıklarını belirtti. Çalışmaların durdurulması sözünü almadan ocaktan ayrılmayacaklarını açıklayan eylemciler, Jandarma ekipleriyle birlikte Makyol firmasının proje sorumlusu Osman Almaz’la bir görüşme yaptı. Görüşmede ocaktaki patlamaların sona ereceği sözünü veren firma yetkilisi Almaz, ocağın bulunduğu alanın doldurularak ağaçlandırılacağını belirtti. Bunun üzerine dağılan eylemciler, Gökseki’de yeniden bir araya gelerek patlamaların sürmesi durumunda hukuki yolla mücadele kararı aldı. Yerleşim alanına 250 metre Kaş merkezinde yer alan ve Bucak Denizi olarak anılan koyda inşasına başlanan ancak yıllardır bir türlü bitirilemeyen 400 […]

Kara Afrika’nın beyaz kurbanları

“Biz”den farklı olana yabancılaşma, dışlama, onu tehlikeli görme hemen hemen her ırkta, her toplumda sıkça rastlanan bir durum. Bize benzemeyenleri tanıyıp, öğrenmek yerine onları uzaklaştırmak hatta bazen yok etmek en kolay seçim gibi görünüyor nedense. Bunun en güncel örneklerinden biri de uzunca bir süredir Afrika’da yaşanıyor. Afrika kıtasında yaşayan halkların çoğunluğunun siyahi olduğu bölgede bembeyaz tenli albinolar da “öteki” olmanın zorluklarını en vahşi şekilde yaşıyor. Büyüler, iksirler, batıl inançlar kıtası Afrika’da albino cinayeti haberlerini çok sık okumamız da bu tezi doğrular nitelikte.Özellikle 2008 yılından beri Afrika ülkelerinde yaşayan albinolara büyük saldırılar yapılıyor. Geçtiğimiz aylarda Doğu Afrika ülkesi Burundi’de 8 yaşında bir albino çocuk öldürüldü. Öldürülen çocuğun 2 kolu ve 1 bacağı kesildi ve katiller tarafından götürüldü. Son 4 ayda 6 albinonun öldürülmesi üzerine ülkedeki tüm albinolar güvenlik amacıyla ülkenin belli yerlerinde toplanmaya başlandı. Bir diğer Afrika ülkesi Tanzanya ise albino ölümlerinin en çok yaşandığı ülke konumunda. Bugüne kadar kayılara geçen 43 albinonun öldürüldüğü ülkede 2009 yılı başından beri de 6, 8 ve 14 yaşlarında üç çocuk sırf albino olduğu için cinayete kurban gitti. Zenginlik iksiri için öldürülen albinolar Peki albinolar neden böyle bir vahşete kurban ediliyorlar? Bunun inanması zor iki nedeni var: Birincisi çoğu Afrika ülkesinde albinolar “uğursuz” ve “lanetli” kabul ediliyor. İkinci nedeni ise Afrikalı büyücülerin, albinoların zenginlik ve bereket getireceğine olan inançları nedeniyle, onların vücutlarını ve kanlarını kullanarak yaptıkları zenginlik iksirleri. Yanlış duymadınız, 2009 yılında zenginlik iksiri için öldürülen insanlardan bahsediyoruz. İlk nedene geri dönersek, albino cinayetlerinin en fazla olduğu ülke olan Tanzanya’da albinolarla ilgili şu inanışlar oldukça yaygın: “Uğursuzluk getirir,görünce yere tükürün. Hastalıklıdır, evlenmeyin. Kesin zina yapmıştır, dışlayın. Çoğalırlar, doğumda öldürün.” Bazı inanışlarda albinolar bu kadar lanetli görülürken, bazı inanışlara göre ise zenginlik ve bereketin kaynağı oldukları söyleniyor. Ancak yaşarken değil, ölüp bir iksire karıştıkları zaman. Bu nedenle zenginlik peşinde olanlar, albinoların öldürülmesi karşılığında 2 bin dolar […]

Haliç Kültür Havzası projeleri

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi, Kültür Yönetimi ve Sanat Yönetimi son sınıf öğrencilerinin Haliç’e değişik açılardan yaklaşarak sosyal ve kültürel yönlerini ön plana çıkarmak amacıyla hazırladıkları projeler 29 Mayıs’ta santralistanbul’da tanıtıldı. Haliç Rehberi, Fener-Balat’tan, Liselilerin İstanbul Sokakları ve Liseliler 2010’a Katılıyor! projelerinin tanıtım etkinliğine yerel yöneticiler ve kültür-sanat yöneticilerinin yanı sıra, Haliç sakinleri, sanatçılar, Haliç esnafı, akademisyenler ve katılımcı lise öğrencileri yoğun ilgi gösterdi.Etkinlik kapsamında düzenlenen panelde, öğrencilerle birlikte çalışan ve projelere katkısı olan gazeteci Ersin Kalkan, Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği gönüllüsü Kathrin Hagemann, Liselilerin İstanbul Sokakları projesi katılımcısı Süha Zaimoğlu ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti danışma kurulu üyesi Gürhan Ertür proje süreçlerini anlattı. Panelin yanısıra, projelerin içerikleri doğrultusunda oluşturulan sergilerin de yer aldığı etkinlikte konuklar Haliç’e özgü yemekleri tattı. Liseliler 2010’a Katılıyor projesi kapsamında düzenlenen yarışmanın ödül töreninin de yapıldığı etkinlikte liseliler heyecanlı anlar yaşadı. 6 haftalık proje yazma süreci sonucunda oluşturulan 17 projenin katıldığı yarışmayı “Evladiyelik” projesiyle Deniz Bulutsuz, Nesligül Çaltıl, İdil Işıksoy, Işık Karlı ve Sibel Kaya kazandı. En başarılı proje seçilen bu projenin katılımcılarına ÖSS sonucunda, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi, Kültür Yönetimi ve Sanat Yönetimi bölümlerinden birine giriş hakkı kazandıkları takdirde burs verileceği açıklandı. En katılımcı, en sürdürülebilir ve en yaratıcı projelerin katılımcılarına ise Tiyatro Kedi’den oyun bileti verildi. Fener-Balat’tan Fener-Balat’tan projesi adına panelde konuşan Irmak Bayındır, bu projeyle Fener ve Balat semtlerinin kültürünü görünür hale getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Proje, tarihi doku araştırması ve haritalama çalışmasının yanı sıra, Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve Balat-Fener Kültür ve Güzelleştirme Derneği ile kurulan ortaklıklar sonucunda çıkarılan yerel bir çocuk gazetesi ve fotoğraf sergisini içeriyor.3 ay boyunca her hafta sonu gerçekleştirilen atölyelerde fotoğrafçı Mehmet Kaçmaz, Habervesaire’den Ahmet Şık, Güventürk Görgülü ve Gökhan Tan çocuklara haber yazım ve fotoğraf teknikleri konularında yardımcı oldular. Bu derslerin sonucunda, Mavi […]

Can a president stand trial on forgery charges?

Niyazi Dalyancı “I have no concern personally about facing a trial. But the reputation of the presidency should not be harmed,” President Abdullah Gul told journalists today commenting on a recent court ruling that might make him face a trial. A penal court in Ankara overruled a decision by the Ankara Chief Prosecutor that Gul has political immunity that protects him from standing trial at a 12-year-old case against his former Welfare Party (RP) regarding the cash given annually to all political parties from the state treasury to support their activities. In 1997, RP received the equivalent of 1,000,000 new Turkish currency but failed to return it after the Constitutional Court closed the party on charges of anti-secular activities. A later court ruling established that party administration produced forged documents to prove that the money had already been spent. Gul said that he was one of the ten deputy chairmen of RP at the time and he was not responsible for the financial affairs of the party. “I was in charge of foreign affairs,” he said. “When this subject was raised at the parliament when I was serving as prime minister and then as foreign minister I asked my immunity to be lifted. But at the time this was not done,” he explained. Necmettin Erbakan, the leader of RP was finally convicted to 2 years 4 months in prison on charges of forgery by a penal court in Ankara and the sentence was confirmed by the Supreme Court. Erbakan was able to postpone going behind bars several times producing medical reports claiming that his health was not suitable to serve time in prison. Meanwhile, the Progress and Development Party (AKP) group passed legislation, dubbed “The Erbakan law” in the parliament that would allow convicts above the age of 75 to […]

Israel, landmines and Turkey’s past sins

Niyazi Dalyanci The government of Prime Minister Tayyip Erdogan agreed to pull back from the parliament floor the draft legislation that would grant a 44-year lease to the company that clears more than 650,000 land mines that dot the 510-kilometer, 350-meter wide swathe of land along Turkey’s border with Syria. The operation for clearing the 210 square-kilometer prime agricultural land from mines in exchange for such a long period of land lease on top of the five years estimated to complete the process, led to a debate in which relations with Israel, global land grabbing by rich nations to ensure supply of food and Turkey’s past sins committed against her non-Moslem minorities, got all mixed up thanks to the uniquely preposterous nature of current Turkish political scene. As of May 2004, Turkey became an official party to the 1997 Mine Ban Treaty that requires clearing of all land mines on its territory by the year 2014. But how did the seemingly unrelated topics such as global land grabbing for food, relations with Israel and most peculiarly issues like exchange of populations between Turkey and Greece, discriminatory practices against the non-Moslem communities in Turkey since the 19’/20s were thrown into the heated political debate? Israel entered the scene when the Turkish media reported that one of the likely companies to be awarded the mine clearance contract was Israel’s TAHAL that would enter the tender with Turkey’s Calik group where Berat Calik, the son-in-law of Prime Minister Tayyip Erdogan is employed as the CEO. The reports immediately led to dissenting voices questioning the political propriety of leasing such a big swathe of land on the Syrian border to an Israeli company considering the continuing explosive situation in the Middle East. Some commentators insinuated that Erdogan had probably made promises behind the scenes […]

Bu askerlik bitmez

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 29 Nisan’da askerlikte yeni bir sistem üzerine çalıştıklarını açıklamasının ardından bir ay bile geçmeden askerlik süreleriyle ilgili yeni düzenlemeyi içeren yasa taslağının Bakanlar Kurulu’na gönderildiği açıklandı. Başbuğ son açıklamalarında “daha sade, daha eşit ve daha adil bir sistem” üzerinde çalıştıklarını, 15 ay normal, 12 ay yedek subay ve 6 ay kısa dönem olmak üzere gerçekleştirilen askerliği tek tipe indirmek istediklerini belirtmişti. Hazırlanan taslakta da aynı doğrultuda bir çalışmanın yer aldığı belirtiliyor. Medyada yer alan bilgilere göre yeni sistemde yedek subaylığın tamamen kaldırılması planlanıyor. Süreyle ilgili bilgiler ise şimdilik “söylenti” düzeyinde. Bazı söylentilere göre askerlik herkes için 12 veya 15 ay olacak, bazı söylentilere göre ise herkes askerliğini er olarak yapmakla birlikte üniversite mezunları 12 ay, üniversite mezunu olmayanlar 15 ay silah altına alınacak. Yani tüm yükümlülerin er olarak yerine getirecekleri askerlik görevinde üniversite mezunlarıyla olmayanlar arasında hiç bir fark olmayacak veya tek fark üç aylık bir süre olacak. Taslağın nasıl yasalaşacağı, yeni uygulamaya ne zaman geçileceği şu anda belirsizliğini korurken kamuoyunda konuyla ilgili hararetli bir tartışma sürüyor. Askerliği yaklaşan gençlerin kimine göre düşünülen uygulama büyük bir haksızlık, kimine göre ise tam tersine var olan haksızlığı kaldırma amacına yönelik olumlu bir girişim. Bu arada askerlik nedeniyle üniversite okumak isteyen gençlerin sayısında azalma olacağını ve bunun ülkedeki eğitim seviyesini düşüreceğini düşünenler de var. Hatta kimileri açık öğretim sistemine olan talebin tamamen ortadan kalkacağını ileri sürüyor. Bu görüşün tersini savunanlar ise salt askerlik nedeniyle üniversite okumak isteyenler bundan vazgeçtiklerinde, gerçekten yüksek öğrenim yapmak isteyenlerin şansının artacağını ve bu durumun da eğitim kalitesini yükselteceğini düşünüyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Güvenç, askerliğin tek tip olmasıyla beraber üniversiteye kayıt yaptıran erkek öğrencilerin sayısında bir azalma olup olmayacağını söylemek için çok erken olduğunu belirtiyor. “Üniversitelerin eğitim kalitesinde bir artış görülebilir mi bilmiyorum.” diyen Güvenç, üniversitelerin eğitim kalitesinin, okuyan […]

Dikkat çocuk var!!!

İnsan Hakları Derneği (İHD), Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında tutuklanan çocuklarla ilgili “2008 Kanunla İhtilafa Düşen Çocuklar” adlı bir rapor hazırladı. Rapora göre 2006 ve 2007 yıllarında, TMK kapsamında 737, TCK’nın 220. ve 314. maddesi kapsamında ise toplam 835 çocuk yargılandı. 2008 yılında gelindiğindeyse, sadece Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemeleri’nde toplam 279 çocuk yargılandı. Raporda Diyarbakır’da 28 Mart 2006’da meydana gelen olayların bir anda Batman, Mardin, Şırnak, Hakkari ve ilçelerine sıçradığına dikkat çekilerek, sadece Diyarbakır’da resmi rakamlara göre 400, gayrı resmi rakamlara göre 700 çocuğun gözaltına alınıp insanlık dışı uygulamalara maruz kaldığı belirtildi. Yine raporda Adana’da 67 çocuğun ceza aldığı, Van’da da 38 çocuğun yargılandığı belirtildi. Adana’da yargılanan çocukların 18 ve 15 yaş altında, Van’da yarılananların da yaşlarının 12-18 arasında değiştiği belirtildi. Gösteriye katılana yıllarca hapis Uzman görüşlerine de yer verilen İHD raporunda diğer illerde de işkence ve kötü muamele iddialarının dile getirildiğine işaret edilerek, “Bu çocuklardan birçoğu tutuklanmış, haklarında çeyrek yüzyıla yakın cezalar istenmiştir. Bu arada TMK’da değişiklik meydana gelmiş, yerel mahkemelerin çocuklar aleyhinde verdiği cezalar temyiz amacıyla Yargıtay’a gönderilmiş, Yargıtay’dan da Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gitmiş, orada karar çocuklar aleyhine onanıp yürürlüğe girmiş, böylece taş atan veya zafer işareti yapan bir çocuğa 25 yıl hapis cezası uygulaması başlamıştır. Polise taş atmanın 25 yılla cezalandırılmasının adalet duygusunu zedelediğine dair toplumsal tepki önce Diyarbakır’da sonra da Türkiye’nin birçok ilinde ortaya çıkmıştır” denildi. Adana’da da ceza alan çocuk sayısının 67 olduğu belirtilen raporda, “18 ve 15 yaş altındaki bu 67 çocuğa, yapılan yargılamalar sonunda yaş sınırı dolayısıyla yapılan indirimlerden sonra örgüt üyeliğinden ve örgüt propagandası suçlamalarıyla toplam 290 yıl 3 ay ceza verilmiştir. Yani bu 290 yıla aldıkları cezada yapılan indirimler dahil değildir” denildi. Tepki çeken cezalandırma Çocuklara verilen cezalara toplumun birçok kesimi tarafından tepki gösterildiğine de dikkat çeken raporda, “Çocuklara reva görülen bu uygulamalar ve verilen cezalar başta ailelerin, çocukları savunan […]

Tadına doyulamayan tehlikeli lezzet: MSG

Gıda sektörü önü alınamaz biçimde büyürken, firmalar ürünlerini daha lezzetli aynı zamanda daha dayanıklı yapabilmek için binbir çeşit katkı maddesine başvuruyor. Bir yandan bu katkı maddelerine her gün bir yenisi eklenirken, diğer yandan hayatını sağlıklı beslenmeye adayanlar organik ürün sektörünü geliştiriyor. Her ne kadar bu iki sektör henüz birbiriyle yarışabilecek durumda olmasa da katkı maddeli ürünleri almaktan sakınan tüketici sayısı bir hayli fazla. Yediğimiz hemen hemen her hazır ürünün içinde bulunan her katkı maddesi satılan gıdanın türüne göre değişiklik göstermekle birlikte neredeyse hepsinin kısa ya da uzun vadede vücuda zararı dokunuyor. Kimi katkı maddeleri ürünün açıldıktan sonra geç bozulmasını sağlıyor, kimisi raf ömrünü uzatıyor, kimi yumuşamasını ya da sertleşmesini önlüyor, kimi de tadına olduğundan fazla lezzet katıyor. Örneğin bisküvilerin ve krakerlerin içine koyulan GMS (Gliseril Mono Stearat) maddesi, bisküvinin yumuşamasını önlüyor. Ancak GMS maddesi vücut ısısında erimediğinden uzun vadede damar tıkanıklığına neden olabiliyor.Dizilere konu olan katkı maddesi Bunun gibi birçok farklı etkili katkı maddesi olmakla beraber geçtiğimiz haftalarda ünlü Amerikan dizisi CSI:NY’da araştırılan bir cinayet sırasında adı geçen bir katkı maddesi gündeme geldi. Adı Monosodyum Glutamat (MSG) olan katkı maddesi hazır gıdaların % 95’inde ve bazı restoranlarda kullanılıyor. Tuz bazlı bir katkı maddesi olan MSG doğal yolla et, balık, patates, süt, peynir ve domateste bulunuyor. Ancak bunlarda bulunma oranı milyonda bir civarında. Doğal yolla alınan MSG’nin vücuda herhangi bir zararı olmazken katkı maddesi olarak aşırı tüketilmesi uzun vadede vücutta zarara neden olabiliyor.Kod adı E621 Lezzeti artırmak için kullanılan MSG, hemen hemen tüm cipslerde, bazı katı ve ekmek üstü yağlarda, et sularında, hazır çorbalarda, hazır soslarda, tatlı-tuzlu hazır ürünlerin bazılarında, bulyonlarda, işlenmiş et, balık ve tavuk ürünlerinde, mayonezde ve baharat karışımlarında (Tuzot), dondurulmuş yiyeceklerde ve konservelerde bulunuyor. MSG’nin tadı tuza daha yakın olduğu için meyve suyu, şekerleme ve diğer tatlı gıdalarda kullanılmıyor. İlk kez 1864 yılında ortaya çıkarılan MSG’nin ticari üretimi […]

Santralistanbul’dan bir Mayfest daha geçti

İstanbul Bilgi Üniversitesi 2009 Mayıs Festival’inde bu yıl yine birçok ünlü sanatçıyı ağırladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşen festivalde Yüksek Sadakat grubu, Nil Karaibrahimgil ve Kenan Doğulu gençlerle buluştu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Birliği, gelenekselleşen Bahar Şenliklerinin bu yıl 12’ncisini düzenledi. Festivaldeki pek çok aktivite de katılımcıların güzel vakit geçirmelerini sağladı. Gün batmaya başlarken sahne alan Yüksek Sadakat’in şarkılarıyla şenliğe merhaba diyen üniversiteliler daha sonra Nil Karaibrahimgil’in hareketli şarkıları ve danslarıyla eğlenceye devam ettiler. Gecenin finalinde sahne alan Kenan Doğulu ise kendisinin de Bilgi Üniversitesi’nden terk bir öğrenci olduğunu söyleyerek konserine başladı. Kenan Doğulu’nun sahne almasının ardından eğlencenin doruğa çıktığı festival, sabahın ilk ışıklarına kadar devam etti.Hilal Özdemir Gökhan Tünay

Okul bitti ama…

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçtiğimiz günlerde açıkladığı işsizlik raporuna göre, Türkiye 2009 yılı Şubat ayında, yüzde 16.1’lik işsizlik oranıyla yeni bir rekora imza attı. Son bir yılda işsizler ordusuna 1 milyon 125 bin kişi daha katıldı ve işsiz sayısı 3 milyon 802 bine ulaştı. Böylece geçen yıl Şubat ayında 11.9 olan işsizlik oranı, bu yıl aynı ay 16.1’e yükselmiş oldu. Rapora göre gençlerin işsizlik oranlarında da artış var. Geçen yılın Şubat ayında gençlerde işsizlik oranı yüzde 21.5’ken bu yılın Şubat ayında bu oran yüzde 28.5’e yükseldi. Yani şu anda ülkemizde her 100 gençten 28’inin işsiz olduğu da söylenebilir.Peki, işisizlik oranı giderek artarken, üniversiteyi bitirmek üzere olan gençler mezuniyetten sonrasını görebiliyorlar mı? Ekonomistler Platformu’nun 980 üniversite öğrencisiyle görüşerek yaptığı ‘Ekonomik Kriz, İşsizlik ve Gençlik Anketi’ne göre, gençlerin yüzde 57,8’i bir yıldan daha kısa sürede iş bulabileceğini düşünmüyor. Aynı ankete göre üç ay veya daha kısa sürede iş bulabileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 24.Okul yılının sonlarına yaklaşırken, farklı sektörlere adım atmaya hazır olan son sınıf üniversite öğrencileriyle konuştuk. Diploma almaya sayılı günler kala, iş bulmak için hangi yolları izlediklerini, geleceğe nasıl baktıklarını, planlarını, kaygılarını anlattılar. Çeşitli üniversitelerin değişik bölümlerinden mezun olmak üzere olan bu gençlerin ortak özellikleri, sonu farklı bitse de “İşsiz kalırsam…”la başlayan cümleler kurmaları. Ufuk Etikan (23) Boğaziçi Üniversitesi-İktisatOkulumun son günleri dersler dışında iş aramakla geçiyor. Bu krizden önce iş bulma konusunda bu kadar endişem yoktu, o yüzden çok fazla plan yapmamıştım. Şimdi bu panik ortamında geleceğimi planlamaya çalışıyorum. Bu planın içinde askerlik de var. İş bulmak konusunda ümitsizim ve bu koşullarda askerliği bir kaçış olarak düşünüyorum. Daha önceleri yurt dışına gitmek de benim için bir seçenekti ama kriz global olduğuna göre, orada iş bulmak daha kolay olmayacaktır. Bilgilerimin en taze olduğu zamanda işsiz kalırsam bunları kullanamamak beni çok üzer. Bu yaşlarda bir şey yapamazsam herhalde bunalıma girerim. Okulun bitmesine […]

Pencereler yine yenilendi

Dünyanın en büyük ve en fazla tartışma konusu yapılan yazılım frması Microsoft yeni işletim sistemi Windows 7’nin tam sürümünü kullanıcılarına sunmak için gün sayıyor.Bilgisayarın evlere girmesiyle başlayan Windows serüveni 1990’larda Windows 95, 98, ME, ikibinlerde ise XP ve Vista’yla devam etti. Bugünküne göre çok daha ilkel sayılan Windows 95’in ardından gelen Windows 98 yeni arayüzü ve açılma hızıyla kullanıcıyı memnun etmişti. 98’in ardından gelen Millenium ise evlere yönelik ihtiyacı karşılamaktan çok işyerlerine yönelik olması nedeniyle pek tercih edilmedi. 2001 yılında tanıştığımız Windows XP ise bugüne kadar Windows kullanıcılarını neredeyse en memnun eden işletim sistemi oldu. Açılım hızı, arayüz kolaylıklarıyla bugün hâlâ yaygın olarak kullanılıyor. 2007 yılında çıkarılan Windows Vista ise kullanıcılar arasında büyük tartışma yarattı. Bazıları Vista’yı çok kullanışlı bulurken, bazıları da Vista’yı yavaşlığı ve arayüzünün karmaşıklığı nedeniyle tercih etmedi. Bugünlerde ise yeni çıkacak Windows 7 konuşuluyor. Herkesin merakla beklediği Windows 7’nin beta versiyonu 2009’un ocak ayında çıktığında, insanlar halihazırda kullanmakta oldukları işletim sistemlerini silip bu beta versiyonu yüklemeye pek sıcak bakmamıştı. Beta versiyonların genelde sorunlu olması ve sisteme zarar verebilme ihtimali bunun en büyük nedeniydi. Fakat kısa bir süre önce Microsoft firması, Windows 7 “Release Candidate” (yayımlanma adayı) versiyonunu da kullanıma sundu. İnternetten ücretsiz indirilebilen Windows 7 işletim sistemi bizlere bir önceki işletim sistemi olan Windows Vista’dan farklı olarak neler sunuyor? Vista’dan daha hızlı Microsoft firmasının Windows 7’yi ilk duyurduğunda en çok vurguladığı özellik işletim sisteminin hızıydı. Vista’ya göre çok daha hızlı olacağı söylenen işletim sistemini kurduğumuzda bu hızı gerçekten farkedebilyoruz. Sistemin açılma hızı (boot) gerçekten gelişmiş. Çok kısa bir sürede açılan sisteme genel bir bakış attığımızda ilk göze çarpan, masaüstünün Vista’daki karanlık tonlarına göre çok daha sade ve aydınlık oluşu. Başlat menüsünün birkaç ufak değişikliğe uğraması ve daha hızlı açılmasının dışında pek farkı yok. Windows XP ve Vista’daki kullanıcı klasörleri değişikliğe uğramış. XP’deki “Belgeler ve seçenekler”, Vista’daki “Kullanıcılar” […]

Bilgi öğrencilerinden sosyal sorumluluk projeleri

Müge ErgülGökhan Tünay İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, BİL-201-202 Sosyal sorumluluk dersi kapsamında yaptıkları projeleri 21 Mayıs Perşembe günü Santral İstanbul Kampüsünde düzenledikleri bir fuarla tanıttı. Fuarda öğrencilerin yaşlılarla yaptıkları sosyal aktiviteler, çevre eğitimi, çocuk ve çevre, çingenelerle sözlü tarih, çocuklarımızı koruyalım, lise son sınıf öğrencilerini yakın tarihle buluşturalım gibi projelerinin tanıtımı yapıldı. Projeye katılan öğrencilerin vermek istedikleri ortak mesaj; bazı sosyal konularda farkındalık yaratmaktı. Öğrencilerin projelerin aşamaları ve öğrencilerin projelerle ilgili günlükleri adresinden takip edilebilir.

Devlet kapısında şahitli silikozis ispatı

Kot taşlama atölyelerinde çalışan, akciğerlerine dolan kum nedeniyle tedavisi olmayan slikozis hastalığına yakalanan işçilerin haklı mücadelesi bir yıla yakın bir süredir devam ediyor. Merdiven altı atölyelerde, havalandırması bile olmayan küçücük odalarda, gerekli maskeleri olmadan, eskimiş görüntüsü vermek için basınçlı kumla çalışan kot taşlama işçileri, yakalandıkları hastalık nedeniyle çalışma hayatına son vermek zorunda kalıyor. Çoğu sigortasız ve çalıştığı taşeron şirketler kapanmış olan işçiler bir yıla yakın süredir kendilerinin meslek hastalığına yakalandığının kabul edilmesini ve emekli edilerek, hayatlarının son dönemlerinde devletten maaş alabilmeyi umuyordu. Mücadeleleri geçtiğimiz Nisan ayında sonuç verdi gibi görünse de önlerinde hâlâ büyük zorluklar, aşılamaz bürokratik işkenceler var.40 ölümden sonra gelen yasaklama 4 Nisan’da Sağlık Bakanlığı’ndan gelen bir açıklamayla her türlü kot giysi ve kumaşlarda uygulanan püskürtme işleminde kum, silis veya silika kristalleri içeren herhangi bir maddenin kullanılmasını yasakladı. 5 bin slikozis hastası ve bu hastalıkla gelen 40 ölümden sonra kot taşlamayı yasaklayan Sağlık Bakanlığı, sosyal güvencesi ya da yeşil kartı olmayan slikozis hastalarının da tedavilerinde her türlü yardımın yapılacağını açıkladı. Bunun yanı sıra Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Bir işyerinde slikozise uğramış bir vatandaşımız, mutlaka hukukun kapısında olmalıdır” diyerek, işçileri hukuk mücadelesine davet etti. Ancak o işçiler zaten bir senedir bu hukuk mücadelesini, seslerini duyurabildikleri her yerde veriyor, onlardan çalınmış sağlıklarını, yeri doldurulamayacak olsa da emeklilikle, çocuklarına kalacak bir maaşla telafi etmeye çalışıyordu.Slikozis mağdurlarına “anında emeklilik” Sağlık Bakanlığı’nın bu açıklamasından tam 4 gün sonra 8 Nisan’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan gelen bir açıklama ise yüreklere biraz daha su serpti. Yapılan açıklamayla, sigortalı slikozis hastalarının, bu hastalığa kot taşlama esnasında yakalandığının hastanelerde yapılacak tespiti halinde iş gücü kaybının karşılanacağı, sigorta süresi ya da prim ödeme gün sayısına bakılmaksızın mağdurların emeklilik hakkı kazanacağı bildirildi. Aynı zamanda sigortası olmayan işçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu elemanlarına meslek hastalığı tespiti için aynı işyerinde sigortalı bir işçiye şahitlik yaptırmalarının yeterli olacağı açıklandı. Aynı açıklamada Çalışma […]

Swine flu arrives in Turkey but no other cases recorded except interned airline passengers

News Etc. A week after a family of six was interned at an Istanbul hospital when thermal cameras at the Ataturk Airport’s arrivals lounge spotted that one of them had a high running fever, Turkey’s Ministry of Health announced that no other cases of swine flu (A/H1N1) has been recorded in the country except in two members of the quarantined family. The family of six, all Iraqi-origin U.S. citizens, were traveling from Amsterdam on their way to Baghdad. After all the family members were interned by health authorities, subsequent tests revealed that both the young man with high fever and his mother had been infected with A/H1N1 virus. The Health Ministry announcement said none of the remaining members of the family nor the crew and other passengers on board the same flight from Amsterdam showed signs of infection. It also said that the conditions of the infected patients “were satisfactory.” After the medical tests indicated that the deadly A/H1N1 virus reached Turkey, the Health Ministry began operating a hot telephone line to answer questions about the disease coming from the citizens. The ministry also issued a list of symptoms of the virus and warned those who may have some or all these symptoms to report to hospitals. “If you have arrived in the country from abroad within the last 7 days and if you have a fever above 38 degrees Centigrade and suffering from pains in the throat, coughing, headache and exhaustion report to a doctor immediately,” said the Health Ministry warning. Health Ministry officials also said that they have stocked 1,920,00 units of anti-virus medicine and ordered 720,000 more units to combat a possible epidemic of the disease. Meanwhile, World Health Organization (WHO) said that the number swine flu cases in the world has reached almost 9,000 in 40 […]

Karl Marx is going to be a brand name!

Serdar Cevher We are used to seeing the image of Ernesto “Che” Guevara in many ways, on clothes, covers of books etc., but no one would have imagined that Karl Marx, namely the “father of communism” would be used the same way. This “brilliant” idea came from a Turkish couple, who already produce some brand clothes as one with a familiar name for Turkey, “Midnight Express”. Pants for men, office tools, t-shirts…Owners of unusual and generally pricey brands, Mumcu and Bora are actually well known names for the ones who are interested in luxury consumption in Turkey. They own two design homes in Taksim and Bebek, which “create opportunities for new designers” according to them. “Although it was an awful movie for Turkey’s reputation, ‘Midnight Express’ is the fourth well-known thing about our country, after belly dance, kebab and raki”, according to the couple. They explain that they prefer to use unusual brand names to attract people’s attention and they have been quite successful with this method until now. “Karly Marky” for babies… If the Turkish Patent Institution will not object to the application, the brand will be registered within two years. Furthermore, Marx will be subject to various ridiculous variations, such as “Karly Marky”, which is considered as the brand for babies’ clothes! Mumcu sincerely claimed that if Karl Marx were alive today, he would be very happy to see his name on these clothes. He also said that if he were a leftist, it would be attracting for him to wear Marx on his pants. But it is obvious that Mumcu does not have a thorough idea about being a leftist, as he admits himself. “We are apolitical people, but we respect leftist heritage” Mumcu explains that they are criticized by many people because of being so out […]

Tens of thousands turn out for Turkan Saylan’s funeral

News Etc The Chairwoman of the Association for the Support of Contemporary Living (CYDD), Prof. Turkan Saylan died beginning of the week after a long illness. Only a month ago police had raided her house and seized her computer discs and documents related to CYDD, including lists of students that the association was providing scholarships. The raid had taken place on the orders of the prosecutor investigating the Ergenekon case. If it were not for the police raid, Saylan’s funeral on May 19, would have not reached the proportions of such a massive demonstration with the participation of tens of thousands of people carrying Turkish flags, Ataturk posters and slogans in support of secularism. Opposition politicians like Republican Peoples Party (CHP) leader Deniz Baykal, high-ranking military officers, writers, artists, stage personalities, university professors, journalists and people from all walks of life were present at the courtyard of the Tesvikiye Mosque where the funeral prayers were held. There was nobody representing the government, not even a wreath with the name of President Abdullah Gul or Prime Minister Tayyip Erdogan on it. There were women who came from the provinces as far as Van. To the television cameras they explained their presence at the funeral as the expression of gratitude for Saylan’s help for educating girls and her fight against leprosy. “She used to tell us medicine is not enough to combat leprosy, you must touch the hearts of patients. She was a dreamer, a fighter and had the spirit of a child,” said a nurse from the Lepra hospital that Saylan helped found, at the memorial ceremony held at the Dr. Lutfi Kirdar Conference Center before the funeral. Her associates and friends denounced articles printed mostly in the Islamic press before Saylan’s death accusing her of being a Christian missionary or […]

Sanal dünyanın gerçek çöpü: e-atıklar

Dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri bize her gün yeni bir teknoloji harikası ürün sunarken, sunulan her ürünün belli bir ömrü olduğu da biliniyor. Alınan bir bilgisayar ya da cep telefonu, zamanla eskidiği, bozulduğu ya da daha yenisi çıktığı için atılıyor. Alınan bir cep telefonun iki hafta sonra yeni modeli, kullanılan bilgisayara uyum sağlayamayan yeni yazılımlar çıkabiliyor. Hal böyle olunca son on yılda 500 milyon bilgisayarın çöpe atılması normal karşılanıyor. Peki atılan bir elektronik çöp nereye gidiyor, hangi süreçlerden geçiyor? Bu soruya gelişmiş geri dönüşüm tesislerinde, doğaya ve insana zararı olmayacak şekilde ayrıştırılıyor diye cevap vermeyi çok isterdik ama maalesef durum çok daha içler acısı. E-atıkları buzdolabı, klima, telsiz ve cep telefonları, her tür bilgisayar ve bilgisayar aksesuarı, televizyon, müzik seti ve ses sistemleri gibi aklınıza gelebilecek her tür elektonik alet oluşturuyor. En çok e-atık oluşturan alet ise bilgisayarlar. Özellikle bilgisayarın en çok satıldığı ülke olan Amerika’nın attığı bilgisayarların yüzde ellisinin çalışır durumda olduğu halde, yeni teknoloji kurbanı olması, e-atık miktarını gereksiz şekilde arttırıyor. ABD, Avustralya, Japonya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde atılan elektronikler toplanarak gemilerle başta Çin olmak üzere, Hindistan ve Pakistan’a geri dönüşüm amacıyla gönderiliyor. Az gelişmiş ülkelere gönderilmesinin nedeni ise basit: E-atık geri dönüşümü için Amerika’da 30 dolar, Avrupa’da 20 Euro harcanması gerekirken, Çin’de 2 dolar, Hindistan’da 2 euro harcanıyor. Bu fiyat farkında ucuz iş gücünün yanı sıra, geri dönüşüm işlemi için hiçbir tesise ya da önleme gerek duyulmaması da etkili. 18 ayda bir yenilenen teknoloji Çin ve Hindistan’daki e-çöplüklere geçmeden önce bu çöplerin nedenini anlamak için üç farklı kategorideki kullanıcılara bir göz atmak gerekiyor. Birincisi bireysel kullanıcılar ve küçük işletmeler. Bu kategorideki elektronik eşya kullanıcıları genelde aletleri bozulduğu için değil, daha yenisi çıktığı için atıyor. Teknolojinin bugün yaklaşlık 18 ayda bir yenilenen bir sektör olduğu kabul edildiğinde bireysel kullanıcıların yaklaşık iki yılda bir sahip oldukları aletleri yeniledikleri gözlemleniyor. İkincisi […]

Türkan Saylan’ın son arzusu

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) kurucusu ve genel başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan tedavi gördüğü İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümü’nde 04.30 sularında hayata veda etti. Okuma şansı olmayan kız çocuklarını okutma işini üstlenerek 1989 yılından beri Türkiye’nin en büyük sivil toplum projelerinde imzası bulunan Saylan, 23 yıldır kanserle savaşını sürdürüyordu. ÇYDD’nin internet sitesinde Türkan Saylan’ın vefatı “Çok sevdiği ülkesinin çocuklarında, gençlerinde ve yol arkadaşlarının yüreğinde hayalleri, düşünceleri, ilke ve değerleri ile yaşamaya devam edecektir. Ülkemizin başı sağ olsun” denilerek duyuruldu. Ergenekon soruşturmasının 12. dalga göz altıları sırasında 3 Nisan’da ÇYDD’nin bazı şubeleriyle birlikte Saylan’ın Arnavutköy’deki evi de polis tarafından basılmıştı. Günlerini doktor kontrolünde geçiren Türkan Saylan, basının yoğun ilgisi nedeniyle hastalığının son ve en ağır safhasını gözler önünde yaşamak durumunda kalmıştı. 13 Aralık 1935’te İstanbul’da doğdu. Kandilli İlkokulu ve Kandilli Kız Lisesi’nden sonra 1963’te İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Son sınıf öğrencisiyken cüzzam (lepra) hastalığından çok etkilendi ve bu hastalıkla ilgili kendini eğitmeye karar verdi. Deri ve zührevi hastalıkları ihtisası yaparak Türkiye’de bu alanda uzmanlaşan yedinci kadın oldu. 1976’da herkesin cüzzam hastalarından kaçtığı dönemde bu hastalıkla ilgilenmeye başladı ve Cüzzamla Savaş Derneği’ni kurdu. Cüzamla ilgili önyargıların yersiz olduğunu anlatmak ve cüzzamlıların hayatlarını sorunsuz yaşamaları için uğraştı. Bu çalışmalarıyla 1986’da Uluslararası Gandhi Ödülü’ne layık görüldü. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün cüzam danışmanlığını yaptı. Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesi ve Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi ile Uluslararası Lepra Derneği’nin de üyesiydi. Saylan’ın cüzzamı takip eden ikinci büyük uğraşı Türkiye’de kızların okumasını sağlamaktı. 1989 yılında bu amaçla Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kuruluşunda rol oynadı. 1990’da İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin kuruluşunda da görev aldı. 1996’ya kadar bu merkezin müdür yardımcılığı ile kadın sağlığı derslerinin koordinatörlüğünden sorumluydu. İstanbul Tabip Odası ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’nın da üyeliğini yaptı. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000’de Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu […]

‘Ölü şeğire oşgeldiniz’

Kentsel dönüşüm projesi kapsamında, İstanbul sur içinde çoğunlukla Roman vatandaşların oturduğu Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinin yıkımı Hafriyat Karaköy’de açılan “Sulukule’yi Aldılar Darbukamı Kırdılar” sergisine konu oldu. Sergi, dünyanın en eski yerleşik Roman topluluklarından birinin, yüzlerce yıllık yaşam alanından ve sosyal çevrelerinden koparılarak, kent dışındaki (Arnavutköy’e bağlı Taşoluk beldesi) çok katlı binalara gönderilişini fotoğraflarla ve belgelerle anlatıyor. Projenin yürütücüsü Fatih Belediyesi ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları ve videolar da yer alıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi 31 Mayıs’a kadar görülebilir.Haber:Müge Ergül Kamera:Gökhan Tünay