Etiket belediye

Krizden kaçarken sele kapılmak

Ekonomik kriz üzerine gelen sel felaketi, İkitelli’de hem halkı hem de gayrimenkul sektörünü etkiledi. Ekonomik bunalım yüzünden geçim sıkıntısı yaşayan İkitelli sakinleri bir de selin getirdiği maddi ve manevi sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Sel, İkitelli ve Halkalı bölgelerinde toplu konut alanında çalışan emlâkçileri ise daha farklı bir şekilde etkiledi. Ekonomik kriz ve TOKİ’nin son dönemde inşa ettiği çok sayıda konut nedeniyle satışları düşen emlâkçiler, sel felaketinin ardından insanların bu konuyla ilgili önyargıları ve korkuları nedeniyle piyasanın daha da durgunlaştığını söylüyorlar. “Geceleri sel korkusundan nöbet tutuyoruz” Sel felaketinin ardından evleri ve işyerleri sular altında kalan İkitelli halkı, hala selin yaralarını sarabilmiş değil. Yaşadıkları ve çalıştıkları yerleri eski haline getirebilmek için var gücüyle çalışan vatandaş, devletin bu konudaki yardımlarını yetersiz buluyor. 31 yaşındaki otolift tamiri yapan, Ünlü Makine’nin sahibi Murat Ünlü yardımları yetersiz bulanlardan sadece biri. Kira ödediği dükkanı için hiç bir maddi destek alamadığını belirten Ünlü, sözlerine şöyle devam etti: “’İtfaiyeden bilirkişi raporu almamıza rağmen, kaymakamlık maddi destek isteğimizi maalesef geri çevirdi. Henüz bununla ilgili herhangi bir ödenek çıkmadığını söylediler. Devlet sadece burada yaşayan halka tetanos aşısı yaptı ve sokağın genel temizlik işlerini halletti. Şu anda maddi zararlarımı karşılamak konusunda büyük sıkıntılar yaşıyorum, iki aracım hasar gördü, borç harçla onları tamir ettirdim, ayrıca dükkanı temizlerken kullanmış olduğum sudan dolayı 300 milyon su parası geldi. Kira zaten ayrı bir sıkıntı, mal sahibi sel felaketinin olduğu günler dahil kiramı benden ödeme günümde istiyor. Bu kadar sıkıntı yaşarken devletin bu konuyla ilgili bizlere daha fazla yardımcı olması gerekir. Biz hala tedirgin durumdayız akşamları her yağmur yağdığında dükkâna gelip sel basmaması için nöbet tutuyoruz.” Mağdurlardan bazıları ise devletin kendilerine maddi olarak yardım yaptığını ancak bu yardımların, hasarların giderilmesi açısından yeterli olmadığını düşünüyor. Kirada oturan ev hanımı Emine Tekin, devletin yapmış olduğu maddi yardımların eksik kaldığını savunuyor: ”Devlet bize 1.000 TL yardımda bulundu, bu yardımın bayram […]

Selimpaşa’da birinci ay

Ayşegül Aydın Sel felaketinin İstanbul’da yarattığı tahribatı gidermek üzere yapılan çalışmalar çok yavaş ilerliyor. 8 ve 9 Eylül’de yaşanan felaketin üzerinden tam bir ay geçmesine rağmen, selin en çok zarara yol açtığı Silivri ilçesine bağlı Selimpaşa beldesinde bu yavaşlığı görmek mümkün. Beldede 8 Eylül’de Boğluca Deresi’nin taşması nedeniyle denizle dere yatağı arasındaki alan sular altında kalmış, çoğunluğunu yazlık konutların oluşturduğu mahalleler yaşanmaz hale gelmişti. Felaketin birinci ayında Selimpaşa’nın görünümü, selin sanki birkaç gün önce yaşanmış olduğunu düşündürecek kadar vahim. Evlerden sokaklara dağılan, denize kadar sürüklenen ev eşyaları ilk günkü yerlerinde duruyor. Bir çamur deryası içinde nerenin sokak, nerenin konut olduğunu anlamak hatta denizin nerede başladığını bile net olarak söylemek mümkün değil.Moloz yığınları arasında sağlam kalmayı başarmış evler bulunsa da, bu konutlarda yaşayanlar evlerindeki çamuru hâlâ tahliye edebilmiş değil. Tüm bunlara rağmen neredeyse hiçbir çalışma yapılmıyor. 3 Ekim Cumartesi günü Selimpaşa sahilindeki hemen tüm sitelere gitmemize rağmen çalışan bir iş makinesi bile göremedik. Gün içerisinde rastladığınız tek araçlar sahile kum boşaltan bir kamyon ve park halindeki bir kepçeydi. Tanık olduğumuz bu şaşırtıcı eylemsizlik, bölge halkınca da onaylanıyordu. Selimpaşalılar, yerel seçimlerde ilçe belediyesinin CHP’ye geçmesi nedeniyle Büyükşehir Belediyesi tarafından yalnız bırakıldıklarını iddia ediyordu sıklıkla. Erseven Sitesi’nde yaşayan Orhan Yılmazer (55) örneğin, AKP’li belediye sınırları içinde kalan İkitelli’de geçen bir ay içerisinde gözle görülür bir düzelme olduğunu vurguluyor. Yılmazer, “Afette politika olmaz” diyor ve Büyükşehir’den daha fazla destek beklediklerini dile getiriyor. Nalbur Selami Semiz (34), geçtiğimiz yıllarda başlanan dere yatağı ıslah çalışmasının yarım bırakıldığına dikkat çekiyor: “Yeni belediye, AKP döneminde ihaleyi alan mütteahhitle anlaşamadığını öne sürerek çalışmayı yarım bıraktı. Sel benim suçum değil. Ama bu ihmale rağmen faturası benden kesiliyor.” Semiz, sel sonrasında yapılan 1500 TL’lik yardımın ise gerçekçi olmadığı görüşünde. Seldeki mal kaybının 20 bin TL olduğunu belgeleyen nalbur, işlerini veriye mal alarak yürütmeye çalıştığını söylüyor. Market sahibi Aysel Özer (35) de […]

Salı Pazarı’nda yapılaşmaya durdurma

HaberVs Yaklaşık 70 yıl boyunca Salı Pazarı’nın kurulduğu tarihi Kuşdili Çayırı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından imara açılmasına ve çok katlı alışveriş merkezi yapılmasına imkan tanıyan projenin yürütmesi İstanbul İdare Mahkemesi’nce durduruldu. Proje, Kadıköy’ün merkezinde yer alan ve imar girmemiş son arazinin yeşil alan yerine yapılaşmaya teslim edildiği gerekçesiyle sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri tarafından tepki görüyordu. Arkeologlar Derneği ise, kent tarihinin en eski tarihi buluntularının ve antik limanın yer aldığı gerekçesiyle Kuşdili Çayırı’nda arkeolojik çalışma yapılmasını zaruri görüyordu. Kadıköy Belediyesi’nin 10 Haziran 2009’da yaptığı açıklamada, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin kararıyla, Aralık 2008 tarihine kadar Salı Pazarı’nın kurulduğu Kuşdili Çayırı’na yapılması planlanan alışveriş merkezi projesinin durdurulduğu ifade edildi. Açıklamada, Kadıköy’de yapılacak böyle bir inşaatın, “Bölge trafiğini daha da zora sokacağı ve yapılacak alışveriş merkezinin Kadıköy’deki tarihi çarşı esnafının ekonomisine zarar vereceği” gerekçesiyle ilçede oturanların bu projeye karşı çıktıkları, bu alanın tekrar yeşil alan olarak tasarlanması için kampanya başlattıkları ifade edildi. Açıklamada, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün şu görüşlerine yer verildi: “Kararı olumlu buluyoruz. Bizim için önemli bir kazanım. Kentin yeşil alanlarının korunması açısından örnek teşkil edecek bir yaklaşım. Bir süredir tüm Kadıköylüler gibi biz de bu kararı bekliyorduk. Karar, umarım yeşil alanların imara açılması yoluyla trafik yoğunluğunu artıracak ve kent içi yaşamı olumsuz etkileyecek diğer projelere de örnek olur.” İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce, Salı Pazarı’nın kaldırıldığı Kuşdili Çayırı’na çok katlı alışveriş merkezi yapılmasına ilişkin proje hazırlanması üzerine Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından, “projenin yürütmesinin durdurulması” talebiyle İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurulmuştu.

‘Ölü şeğire oşgeldiniz’

Kentsel dönüşüm projesi kapsamında, İstanbul sur içinde çoğunlukla Roman vatandaşların oturduğu Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinin yıkımı Hafriyat Karaköy’de açılan “Sulukule’yi Aldılar Darbukamı Kırdılar” sergisine konu oldu. Sergi, dünyanın en eski yerleşik Roman topluluklarından birinin, yüzlerce yıllık yaşam alanından ve sosyal çevrelerinden koparılarak, kent dışındaki (Arnavutköy’e bağlı Taşoluk beldesi) çok katlı binalara gönderilişini fotoğraflarla ve belgelerle anlatıyor. Projenin yürütücüsü Fatih Belediyesi ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları ve videolar da yer alıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi 31 Mayıs’a kadar görülebilir.Haber:Müge Ergül Kamera:Gökhan Tünay

Bombaya dayanıklı naylon çöp kutusu

Sokaklarında çöp tenekesi bulunmayan bir şehrin sokaklarının temiz kalması pek mümkün olmuyormuş. Bu gerçeği çöp tenekesiz olarak geride bıraktığımız yaklaşık on beş yılda bir hayli net bir şekilde öğrendik. Sevgili belediye yetkililerimiz, terör gerekçesiyle, ola ki teröristler bomba koyar diye şehrimizdeki çöp tenekelerini kaldırdıklarında aklımıza takılmıştı: Bu teröristlerin koydukları bombalar Looney Toones çizgi filmlerindeki gibi şöyle siyah yuvarlak, ucundaki fitil yanan (ve genellikle bahtsız kedi Sylvester’ın ya da Coyote arkadaşımızın elinde patlayan) bombalardan mıydı da çöp tenekeleri kaldırılmıştı? Çünkü her ne kadar asker doğsak da görünce tanıyabilecek bir durumda değildik ve dolayısıyla çöp tenekesine bomba yerleştiren biri bunu pekâlâ bir naylon çöp torbası içinde kaldırımın kenarına da bırakabilirdi. Tıpkı çöp tenekesiz geçen uzun yıllarda her gün İstiklal Caddesi’nin orta yerinde biriken çöpler gibi. Şehirde yaşayanların yaşam kalitesini hatırı sayılır ölçüde düşüren bu uygulama değerli belediye yetkililerimizin dâhiyane çözümüyle nihayet sona erdi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bize layık gördüğü yeni çöp tenekeleri, estetik birer mucize olarak İstiklal Caddesi’ni süslemeye başladı. Gün bayram günüdür, gün şenlik günüdür. Yalnız bu çöp tenekeleri, bizim bildiğimiz çöp tenekelerine pek benzemiyor. Bir endüstriyel tasarım dehasının ürünü olarak, açıkta duran naylon çöp torbaları ve bu torbaları tutan eşsiz güzellikteki gövdeden ibaretler. Bildiğiniz gibi her Türk’ün asker doğması tam olarak yeterli bulunmadığından olacak her Türk erkeğinin gidip bir de bir ara asker olması gerekiyor. Ben de doğuştan gelen bu yeteneklerimi bir de sahada etüt ettiğimden biliyorum ki patlayıcı denen şey, patladığı takdirde bir naylon torbanın içinde olmasının etkisini azaltan bir durumu yok. Ama bunu bilmek için askere gitmiş olmanın gerektiği de söylenemez. Terör riski, denizden bile bombaların çıktığı ülkemizde, herhalde tamamen sona ermediğine göre bu torbalar balistik naylondan üretiliyor olmalı. Öyle ya, yıllarca terör riski var diye doğru dürüst çöp tenekesi koymak yerine insanın yaşam kalitesini ansızın sıfır ila on arasındaki bir ölçekte bir ve sıfırın arasına düşüren […]

Dozer dikkat, bu evde insan var!

Yaklaşık iki yıl önce evlerinin depreme dayanıklı olup olmadığını ölçmeye gelmişler. Lakin ölçüm biçim, güçlendirmek bir yana, yıkmaya yönelikmiş. Umaç ailesi, en az üç kuşaktır yaşadıkları bu evin, “Sulukule Kentsel Yenileme Projesi” nedeniyle yıkılmasını bekliyor. Ama Umaç ailesinin tek sorunu evlerinin yıkılacak olması değil. Ailesinin son üç kuşağının bu evde doğup büyüdüğünü söyleyen Levent Umaç evin kendilerine ait olduğunu kanıtlayamıyor. Çünkü tapusunu hiç görmemiş. 152 yıldır hiç satış görmeyen evin Osmanlı dönemindeki tapusu, şimdi hayatta olmayan amcasında kalmış. Umaçlar’ın belediyeden paralarını alabilmesi için tapu davası açması gerekiyor. Ailesinin geçimini evde ayakkabı yaparak sağlamaya çalışan Levent Umaç, mahkeme ve avukat masraflarını karşılayabilecek imkâna sahip değil. Aileye bu konuda Sulukule Platformu destek veriyor. Platform üyesi Neşe Ozan’ın yardımıyla Avukat Hasan Alıcı’ya ulaşmış ve Fatih 1. Sulh Mahkemesi’nde veraset davası açılmış. Kentsel yenilemenin kalesi!İstanbul suriçinin en eski yerleşimlerinden ve kent eğlence hayatının önemli mekanlarından Sulukule, 2005 yılından bugüne Türkiye’nin gündemine yerleşen “kentsel yenileme” olgusunun en çok konuşulan ismi oldu. Ağırlıkla Romanların yaşadığı bu tarihi semt, yenileme projesinin, düşük gelirli kesimin merkez dışına alınarak kenti “soylulaştırmak” ve onların üzerinden rant sağlamak amacıyla kullanıldığı iddialarının semboleştiği yer haline geldi. Ancak sivil toplum kuruluşları, bilim adamları hatta yurt dışından gelen tepkiler Sulukule’deki Romanların çoğunun, evleri yıkılarak semtten uzaklaşmasına engel olamadı. Bakanlar Kurulu 2005’te “Sulukule Kentsel Yenileme Projesini” kabul etti. Kamulaştırma kararı 19 Ekim 2006’da kamulaştırma çıkarıldı. İtirazlar kabul görmedi, Kültür ve Tabiat Varlıkları Yenileme Kurulu, Sulukule Yenileme Projesi’ni onayladı.Semti oluşturan Neslişah ve Hatice Sultan mahalleleri, yenileme alanı olarak belirlendi. Dar gelirli mal sahiplerine, mülklerini devretme dışında bir bu sistemde 86 bin 760 metrekarelik 355 parselin TOKİ tarafından revize edilmesi ve yeni konutlar yapılması planlandı. Büyükşehir ve Fatih belediyeleri projeyi ortak yürütecekti. Dünyanın en eski yerleşik Roman topluluğu kabul edilen Sulukuleliler’e, TOKİ’nin Arnavutköy’ün Taşoluk beldesinde inşa ettiği, kent merkezine 40 kilometre mesafedeki toplu konutlardan 450 ev ayrıldı. […]

Seçimlerde afiş ve bayrak savaşları

Seçimler yaklaştıkça rekabet kızışıyor, gerilim artıyor ve seçim yarışı zaman zaman partililer arasında tabiri caizse “sıcak temas”a bile dönüşebiliyor. Her gün bayrak asmak, rakibin bayrağını indirmek, afişlerinin üzerine afiş asmak artık sıradan uygulamalar. Sokaklarda ilçelerde mahallelerde oluşan bu gerilimin çok küçük bir bölümü basına ve televizyonlara yansıyor. Biz de medyaya yansıyan bu kampanya çekişmelerinden küçük bir derleme yaparak ülkemizdeki yerel seçim manzarasını arz edelim dedik… Bakırköy’de billboard kavgası AKP’nin Bakırköy belediye başkan adayı Oğuz Satıcı’nın posterlerinin yapıştırıldığı TIR dorseleri, CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu ile Bakırköy adayı A.Ünal Erzen’in Ataköy’deki afişlerinin önüne çekildi. CHP’nin para ödediği yerlerin kapatılmasına Bakırköy Belediye Başkanı Erzen tepki gösterirken AKP’liler durumu şöyle açıklıyor: “Bayrak asıp, çevreyi kirletmek istemedik. TİM’in eski başkanı Oğuz beye ihracatçı arkadaşları da TIR desteği veriyor.” 18 Mart 2009 Antakya’da aday afişleri yarışı Antakya’da, CHP’nin Belediye Başkan adayı İris Şentürk’ün billboardlardaki seçim afişlerinin üzerine AKP’nin başkan adayı Lütfi Savaş’ın posterlerinin yapıştırılması gerginlik yarattı. Kentin değişik noktalarındaki billboardlardaki İris Şentürk’ün afişlerinin üzerine, gece operasyonuyla AKP’li Lütfi Savaş’ın afişleri yapıştırıldı. Afişlerinin sabote edilmesinin barış ve kardeşlik kenti olan Antakya’ya yakışmadığını belirten CHP’li yöneticiler, iktidar partisini “Zorbalık”la suçladılar. AKP yöneticileri ise, billboardlardaki gelişmelerin kendi bilgileri dışında olduğu açıklamasını yaptılar. 18 Mart 2009 Kâğıthane’de bayrak gerginliği Kâğıthane’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapılacak olan tünel açılışı öncesinde gerginlik yaşandı. SP`nin Sadabat Viyadüğü’ne asılı olan dev bayrağı Kâğıthane Belediyesi görevlileri tarafından kesilerek indirildi. Bunun üzerine viyadük altında toplanan Saadet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi üyesi bir grup, bayrakların belediyenin resmi aracıyla toplatıldığını ileri sürerek tepki gösterdi. SP Kâğıthane İlçe Başkanı Halit Özgür Atak, mahalle aralarında ve yollardaki AK Parti haricindeki diğer parti bayraklarının AK Partili belediye görevlileri tarafından toplatıldığını iddia etti. Başbakan’ın katılacağı tünel açılışı nedeniyle böyle bir uygulama yapıldığını öne süren Atak, vatandaşların AK Parti`ye sandıkta gereken cevabı vereceğini söyledi. Daha sonra SP’liler […]

Belediye ihaleleri kimi kalkındırıyor?

açılıyor. Burada isterseniz “yol” yazın, isterseniz “kavşak”, isterseniz “üst geçit”, isterseniz “metrobüs”, isterseniz de “tünel” yazın, tarih aralığı olarak 2003-2009 arasını, en alttaki kutudan da “ihale sonuçlandı” seçeneğini seçin ve arayın. Merak ettiğiniz hiç bir ihalenin sonucunu burada göremiyorsunuz. Bu aramayı dilersiniz firma isimleriyle yapın. Sözünü ettiğimiz ve “Kalyon”, “MVM” veya MVM’nin Küçük Dilara olayından sonra şekil değiştirmiş hali olan KBT şirketlerinin isimlerini yazıp denediğinizde yine hiçbir sonuç elde edemiyorsunuz. Peki hiç bir anahtar kelime kullanmadan sonuçlanmış tüm ihaleleri listeleyip incelediğinizde ne oluyor? Burada da arsa ve gayri menkul satışları, dükkan ve kulübe kiralanması dışında ufak tefek bir kaç bakım ve onarım ihalesiyle karşılaşıyorsunuz. Bu yolları, parkları kim yaptı? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sitesinden indirilen ve Başkan Kadir Topbaş’ın 5 yıllık icraatını anlattığı “5 Yılda rekorlara imza attık” başlıklı kitapta, 5 yılda 169 kavşak ve yol bitirildiği, bunların toplam maliyetinin de 2 milyar 465 milyon 678 bin lira olduğu belirtiliyor. Ancak bu inşaatların ne zaman ihaleye çıkartıldığı ve inşaatının kim tarafından gerçekleştirildiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesinden veya başka bir biriminden öğrenilemiyor… İBB 5 yılda yol ve altyapı için 13.9 milyar lira harcadı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayınladığı “5 Yılda Rekorlara İmza Attık” başlıklı kitapta yer alan 5 yıllık harcama miktarları:– 169 kavşak ve yol: 2.465.678.000 TL– 28,71 km raylı sistem: 1.173.322.800 TL– Kağıthane-Piyalepaşa, Bomonti-Dolmabahçe tünelleri: 550.000.000 TL– Deniz ulaşımı yatırımları (Deniz otobüsü, vapur, iskele vb): 332.407.942 TL– 30 km metrobüs hattı (Avcılar-Zincirlikuyu): 384.880.000 TL– 11 km metrobüs hattı (Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme): 89.896.000 TL– Toplam 2110 araç kapasiteli kapalı otopark: 41.500.000 TL– Toplam 14,6 milyon ton asfalt dükümü: 995.300.000 TL– 4.000 km atıksu hattı: 2.083.073.626 TL– 3347 km içme suyu, 564 km isale hattı: 2.043.835.002 TL– 18 milyon m2 yeşil alan: 1.593.820.410 TL– 13.500 km doğalgaz hattı: 2.000.000.000 TL– 14 adet spor tesisi yapımı: 197.800.000 TL Kitapçıkta açıklanan 5 yıllık toplam harcama: 13 milyar […]

Karaca Ahmet’in gerçek mezarı

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karaca Ahmet Sultan gibi halk ozanı ve dervişlerin Anadolu’da, hatta kimi zaman Türkiye sınırları dışında onlarca türbesi ya da makamı (yeri) bulunuyor. Bu mekânların her biri yoğun ziyaret alırken, gerçek kabirlerin nerede olduğu tarihçiler tarafından da tartışılıyor. Hacı Bektaş Veli dergâhında yetişen ve adı, İstanbul’da kendi dergâhını kurduğu yere verilen Karaca Ahmet Sultan bu isimlerden biri. Karaca Ahmet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nün geçtiğimiz ay yayınladığı Hüvelbaki adlı kitapla gündeme geldi. Kitapta, Karaca Ahmet’in esas türbesinin Manisa’nın Horoz köyünde yer aldığı iddia ediliyor. Karacaahmet Sultan Derneği bu iddia üzerine 13 Şubat 2009’da bir basın duyurusu yayınlayarak bu iddianın “Türk ve İslam tarihine karşı kasıt değilse önemli bir bilgisizlik” olduğunu savundu. Gazeteci Melih Aşık konuyu Milliyet’teki köşesine taşıdı. Aşık, Hüvelbaki’de Karaca Ahmet hakkındaki iddianın ispatlanamadığını ve kitabı hazırlayanların da bu konuda mahcup olduğunu dolaylı yoldan öğrendiğini yazıyordu. HaberVesaire, Karacaahmet Sultan Derneği başkanlarından, araştırmacı ve yazar Cemal Şener ile birden fazla türbe geleneğinin kaynağını ve Karaca Ahmet’in İstanbul’daki türbesi hakkındaki iddiaları konuştu. Gerçeği hangisi? Cemal Şener, mezar taşlarının kutsal olmasının ve mezarlıklara saygı duymanın İslam’dan çok Türk kültürüne ait bir öge olduğunu söylüyor. İslam’ın karşı olmasına rağmen bu tür geleneklerin halk arasında bin küsur yıldır yaşadığına değinen Şener, bunun o kişiye verilen önemle ilgili olduğunun altını çiziyor. Şener, Karaca Ahmet Sultan, Yunus Emre gibi isimlerin birden fazla türbesinin olmasını ise şöyle açıklıyor: “Sağlığında, düşünceleri doğrultusunda sevilen sayılan insanlar vefat ettikten sonra da onlara olan saygı sevgi devam ediyor. Türk kültüründe reenkarnasyona benzeyen, onu yaşatma anlayışı var. Toplumda isimleri ile yaşayan pek çok insan geçmişin dinsel, siyasal, felsefi önderi. Anadolu’da bu tür kişilerin birden fazla mezar yerinin olması, o kişinin değişik toplumlarda sevilmesinin bir sonucu.” Türk coğrafyasının çok büyük oluşu Şener’e göre, aynı insanın birden fazla yerde türbesinin bulunmasını açıklayan bir başka neden. “Türkler Altaylar’dan Akdeniz’e kadar […]

Fulya’nın gökdelen kompleksi

Açılışı yapılan BJK Fulya Süleyman Seba Kompleksi, kulüp tarihinin en önemli yatırımı olarak nitelendiriliyor. Proje, 2004’teki kongrede göreve gelen Yıldırım Demirören yönetiminin en büyük hedefi ve aynı zamanda en çok eleştiri aldığı konulardan biriydi. İstanbul kent merkezindeki sayılı mesire yerlerinden Fulya’daki arazi, Başkan Hakkı Yeten (1910-1989) zamanında kiralandı. Yeten yönetimi bu arazide bir stadyum yapılmasını arzuluyordu. Devlet stadyuma izin vermedi. Yönetime muhalif üyeler Yeten’in, stadyum projesinden şahsi çıkarları nedeniyle vazgeçtiğini öne sürdü. Ancak kongre, Yeten’in icraatlarını ibra ederek ona onursal başkanlık unvanı verdi. Başkanlık koltuğunu 1973’te devralan Mehmet Üstünkaya, sona ermesi 10 yıl devam edecek altyapı tesislerinin inşasına başladı. Tapuyu Seba aldı Fulya’nın tapusu, 1984 yılında Süleyman Seba’nın kişisel gayretiyle Beşiktaş’a kazandırıldı. 55 bin metrekareye ulaşan bu alana iki çim, bir toprak saha kuruldu. Güreş Şubesi ve alt yapı yatakhanesi inşa edildi. Merkezi konumu ve geniş yüzölçümü nedeniyle iştah kabartan bu tesislerin dönüşümü, Seba’nın görevi bıraktığı 2000 yılından itibaren çeşitli projelerle sık sık gündeme geldi. Dönemin Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu 2001’de yaptığı açıklamada “Söz konusu projenin ‘gökdelenler’ şeklinde olması durumunda trafiğin tıkanabileceğine” dikkat çekiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, 17 Ekim 2003’te Fulya’da tesislerinin bulunduğu yerin imar planını değiştirerek, basının o günkü yakıştırmasıyla “BJK’ye jest yaptı”. Alana, mevcut spor tesislerinin yanı sıra ticari yapılaşma izni de verildi. 2004’te Yıldırım Demirören yönetiminin göreve gelmesiyle proje hızlandı. Fulya Projesi kapsamındaki parsellerle ilgili 1/1000 ölçekli uygulama imar planı, 16 Nisan 2005’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylandı. Askıda kalma sürecini 15 Temmuz 2005’te tamamlayarak yürürlüğe girdi. İnşaat, tesislerin yıkımı için gereken ruhsatın alınmasıyla aynı ayın sonunda başladı. Kazı ve iksa (istinat duvarları) için gereken izin Kasım ayında Beşiktaş Belediyesi’nce verildi ve temel çalışmalarına başlandı. Ancak projenin kendisi Beşiktaş Belediyesi tarafından uzun süre onaylanmadı.Eski genel sekreter yönetime karşı Kulüp, avan projeyi belediyeye 11 Kasım 2005’te teslim etti. Projenin onay beklediği yaklaşık dört aylık dönem, bir […]

Aletli spor alanları sağlığı tehdit ediyor

Otobüsle ya da otomobille yolculuk ederken veya yürürken trafiğin en yoğun olduğu kavşaklardaki parklar dikkatinizi çekmiştir. Belki de hava almak için bu parklardan birine yolunuz düşmüştür. Apartmanların arasına sıkışmış, yolun kenarında, çoğu zaman kirli İstanbul havasına ve egzoza boğulmuş bu parklarda değişik aletlerin üzerinde spor yapanlara mutlaka rastlamışsınızdır. Peki yediden yetmişe her yaştan insanın büyük bir hevesle kullandığı bu “halka açık” “spor” alanlarının ne kadar güvenli olduğunu, yol kenarında yapılan sporun ne kadar fayda sağladığını ve bu faaliyetin sağlık açısından bir risk oluşturup oluşturmadığını hiç düşündünüz mü? İstanbul’un çeşitli yerlerindeki spor temalı parklar, bir yandan İstanbulluları sağlık için spor yapmaya teşvik ederken diğer yandan bu parkların konumları ve spor aletlerinin kullanımındaki bilinçsizlik kullanıcıların sağlığı için büyük tehlike oluşturuyor. Bu parklarda kullanılan aletlerin tasarımlarının uygunluğu belgelenmiş olsa da sporun yararlı olabilmesi için öncelikle sporun bilinçli yapılması, sonra da çevre koşullarının uygun olması büyük önem taşıyor. Sağlık için ciddi risk İstanbul Kuştepe’de İzmen sitesi önünde, Karkuyusu otobüs durağının hemen arkasında yani neredeyse yol ortasında bulunan parkta karşılaştığımız 86 yaşındaki Süleyman amca gün aşırı parkı ziyaret edenlerden, yaşından beklenmeyecek güç sarf ediyor bu aletler arasında. Aletlerin nasıl kullanılacağını da biliyor ya da kendince yorumluyor. Aslında bu parklarda herkes birbirinden gördüğünü yapıyor. Türk Kalp Vakfı’ndan Kalp-Damar Hastalıkları ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Güven Caner ise bilinçsiz sporun yarardan çok zarar getirebileceğini vurguluyor. Spor yapmayı düşünen ya da yoğun tempolu ve stresli yaşam tarzına sahip 30 yaş üzeri herkesin spor programına başlamadan önce mutlaka efor testi yaptırması gerektiğini ifade eden Caner, aksi taktirde sporun kalp krizi,beyin kanaması ve fiziksel sakatlıklara yol açabileceğini söylüyor. Dr. Güven Caner’e göre değil halka açık spor parkı ziyaretçilerini yüksek aidatlarla üye olunan çoğu salonu müşterilerinin bile yeterince bilgilendirmediğini, kalp krizi sonucu hayatını kaybedenlerin olduğunu anlatıyor. Yalnızca kadın işletmecilere “franchise” hakkı tanıyıp yine sadece kadın üyeler kabul eden B-fit grubunun merkezi […]

Belediye başkanı olsan?

Siyasi partiler 29 Mart 2009’da gerçekleşecek mahalli idareler seçimlerinde, partileri adına yarışa girecek adayları büyük oranda belirledi. Ancak, en çok seçmene ve en yüksek bütçeli belediyeye sahip İstanbul’da AKP dışında büyükşehir başkan adayını açıklayan bir parti yok. Partilerin açıklayacağı isimler ne olursa olsun sonucu belki de en çok merak edilen yarış da yine İstanbul’da yaşanacak. Tüm adayların kesinleşmemesi nedeniyle partilerin İstanbul’un gelecek beş yılı için nasıl bir hazırlık yaptığı, sürekli artan nüfusuyla sorunları giderek artan Avrupa’nın en kalabalık kentinde yaşamı kolaylaştırmak için hangi projelerle çözüm aradıkları belli değil. Sorunların muhatabı İstanbulluların beklentileri ise ortada. Halk, SantralHaber’in “Belediye başkanı siz olsaydınız ne yapardınız” sorusuna ilişikteki videoda izleyeceğiniz cevapları veriyor.

Belediye İshak Paşa’dan ne istiyor?

Topkapı Sarayı çevreleyen surların güneybatı cephesine dayanan 13 bina dün, Sur-u Sultani Projesi kapsamında, Eminönü Belediyesi ekiplerince yıkıldı. Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, Cankurtaran semti, İshak Paşa Caddesi üzerindeki bu binaların yıkım gerekçesini Milliyet gazetesine “Surların etrafındaki kötü yapılaşmayı kaldırmak istedik. Daha önce de Gülhane Parkı’nda böyle bir temizlik yapılmıştı” sözleriyle açıklıyor. Surlar tarihi de, İstanbul’un en eski semtlerinden Cankurtaran’daki konutlar tarihi değil mi? Başkan Nevzat Er’in, Milliyet’teki haberin devamında yer alan sözleri, bu sorunun ardından yükselen endişeyi daha arttırıyor: “Sadece İshak Paşa Konağı sahipleri ile mahkemeliğiz. Onu da yıkacağız, burası temizlenecek.” (http://www.milliyet.com.tr/2008/12/01/guncel/) Bir belediye başkanı nasıl oluyor da, Osmanlı’nın en önemli devlet adamlarından birinin ismini taşıyan konağı yıkmayı temizlik olarak nitelendiriyor? Dahası Bölge Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, saray çevresindeki bu binaların yıkılmasını nasıl onaylıyor? 19. yüzyıla ait konak! İnternette “İshak Paşa Konağı” kelimeleriyle yaptığımız aramada, konağı otel olarak kullanan işletmenin sitesine ulaşıyoruz. İngilizce yayın yapan sitenin açılış sayfasında konağın “19. yüzyıla ait ve devlet tarafından koruma altına alınmış bir bina” olduğu yazıyor. Bunun üzerine otel sahibiyle konuşmak üzere Cankurtaran’a gidiyoruz. İshak Paşa Caddesi’nde, ne zamandır binalar arkasında kaldığını bilemediğimiz surun yıkımlar sonrasında gerçekten de ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Hurdacılar ve mahalleli, dün yıkılan binalardan geriye kalan, işlerine yarayacağını düşündükleri parçaları topluyor. Ancak yaklaşık iki saat beklediğimiz otel sahibine ulaşamıyoruz. Kendisiyle daha sonra görüşmek üzere, telefonlarını alarak Cankurtaran Mahallesi Muhtarlığı’na gidiyoruz. Muhtar, Türk sinemasının unutulmaz “kötü adam”ı Erol Taş’ın yeğeni Nevin Taş bize şaşırtıcı bir bilgi veriyor: “İshak Paşa Konağı en fazla 15- 20 senelik bir geçmişe sahip yeni bir yapı.” Taş yine de, yıkım için kendilerine haber vermeyen belediyeyi eleştiriyor. Yangından geriye kalan… Aynı mahallede bir otelde yönetilicilk yapan, Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) Yüksek Danışma Kurulu Üyesi Mehmet Ata Tansuğ’a ulaşıyoruz. Tansuğ, sadece İshak Paşa Konağı’nın değil, Cankurtaran Mahallesi’ndeki 19. yüzyıla ait […]

İstanbul’un kulağına küpe

İstanbul, 2010 yılında Avrupa’nın kültür başkentliğini yapmaya hazırlanırken, halkı bilgilendirici konferanslar da devam ediyor. 25 Kasım 2008 günü Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde bu amaçla yapılan “Kente Doğru Konuşmalar”ın ev sahibi, kültür başkentliği için yapılacak tüm çalışmalarda yer alıp, destek sağlayacağını açıklayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ydi. Konuşmacılar, 2004’te bu deneyimi yaşayan Fransa’nın Lille kentinin iletişim sorumlusu Laurent Tricart ve Şam’ın, 2008 Arap Kültür Başkenti Genel Sekreteri Dr. Hanan Kassab-Hassan’dı. İki isim, kendi kentlerinin tecrübelerini paylaştı. İtalya’nın Cenova kentiyle birlikte 2004 Avrupa Kültür Başkenti olan Lille, 227 binlik nüfusuyla bulunduğu bölgenin en büyük kenti. Ancak 12 milyonluk nüfusuyla Avrupa’nın en büyük kenti İstanbul’la kıyaslanamayacak kadar da küçük. Laurent Tricart, AKB kendilerine geldiğinde çevredeki 193 yerleşimi de proje dahil ederek bir Avro-bölge olmayı hedeflediklerini ve yaklaşık 9 milyon ziyaretçi aldıklarını belirtiyor. “Sergileri görmek herkesin hakkı” düşüncesinden yola çıkarak sokak festivalleri, ışık gösterileri, performans sanatlarının yer aldığı 28 bin 800 etkinlik gerçekleştirildi. Bu etkinliklerde 17 bin 800 “gönüllü elçi” görev aldı. Tricart’a göre AKB, sadece turist sayısını arttırmakla kalmamış, ticari faaliyetlerde de gözle görülür bir yükselme sağladı. “Kentsel dönüşüm” kapsamında 12 ev yeniden düzenlenerek kültür faaliyetlerine açıldı. Kent ve etkinlikler hakkında uluslararası basında 3 bin makale yayınlandı. Laurent Tricart’a göre tüm bunlar “Lille’de yaşayan herkesin küçük kent kompleksinden kurtulmasına ve şehriyle gurur duymasına” neden oldu. Benzer bir oluşumun Arap Ligi’ndeki temsilciğini ise bu yıl Şam üstleniyor. 2008 Arap Kültür Başkenti Genel Sekreteri K. Hanan Kassab-Hassan, geliştirdikleri projelerin kentin uluslararası kimliğini ön plana çıkarma amacı taşıdığını söylüyor. Hassan, sadece gençlerden oluşan 20 kişilik bir ekip ile Avrupa kültürünü Suriye’ye, Suriye’nin kültürünü de Avrupa’ya tanıtmak için çalıştıklarını söylüyor. Amaçları, şehirde kalıcı kalkınma gerçekleştirmek ve şehrin kültürel açıdan tekrar düzenlenmesini sağlamak. Dünyanın çeşitli yerlerinde Suriye kültürünü tanıtmaya yönelik etkinlikler dizisi yapıyorlar. Dünyaca ünlü sanatçıları Şam’da ağırlıyorlar. Hassan, yeni kurdukları ses ve görsele yönelik departmanın henüz yerli seviyeye […]

İstanbul’a Ahmedinecad eziyetinin resmidir

Güventürk Görgülü Kentte yaşayanlar olmasa şu İstanbul ne güzel yönetilirdi değil mi? Bir üç beş sekiz değil hep böyle! Burası İstanbul ve bu şehre sürekli işadamları, devlet adamları sanatçılar vb. birileri geliyor. Sürekli bir yerlerde bilmem ne toplantıları düzenleniyor ve her seferinde İstanbullular aynı sorunu yaşıyor. Bugün şu geldi yollar kapalı, bugün bu geldi geçiş yasak, bugün şu toplantı var ulaşım yok, yarın şu olacak metro çalışmayacak vs. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın ziyaretiyle İstanbul’un eziyet günleri halkasına bir yenisi daha eklenmiş oldu. Daha öncekilerini ise saymakla bitmez; En akılda kalanlar, Papa ziyareti, NATO zirvesi… Başımıza geldikçe bağırıp çağırıyoruz, sonra bir yenisi olana kadar unutuyoruz ve sonra tekrar aynı sahneleri yaşıyoruz. Ahmedinecad’ın İstanbul’a geleceği öğle saatlerinde, yalnız Yeşilköy ve çevreyolu değil, Mecidiyeköy, Beşiktaş, Çırağan’a kadar tüm yollar yine saatlerce kapalı tutuldu. Beşiktaş Akaretler’den öteye, arabalı veya yaya kimse geçirilmedi. Belediye otobüsleri bile garajlara çekildi. Polise itiraz etmeye kalkanlar tartaklandı, korkutuldu, kovalandı. Ne işi olanlar işine gidebildi, ne evine gidecekler eve ulaşabildi. İstanbul söz konusu olduğunda belediye başkanından, valisinden, bakanından, başbakanına, cumhurbaşkanına kadar konuşmalarına bir bakın, mangalda kül bırakmazlar. “İstanbul şöyle dünya şehri, böyle dünya şehri, bu kente şunları yapacağız bunları yapacağız” diye makineli tüfek gibi saydırırlar. Sonra yabancı devlet başkanları, başbakanlar “Yahu bir de İstanbul’u görelim” dediler mi yandık. O “dünya kenti”nden geriye eser kalmaz. Yollar kapanır, insanlar işlerine gidemez, bulundukları yerlere hapsedilir, sokaklar insansızlaştırılır, ortada bir terör havası estirilir ki sormayın. O zaman ara ki bulasın şu meşhur “dünya kenti”ni… Başbakanımız da Cumhurbaşkanımız da çok geziyorlar, çok görüyorlar. Mesela Londra’ya, Paris’e, New York’a gittiklerinde onlar için kaç tane yolu kapatıyorlar? Tayyip Erdoğan geçecek diye New York caddelerinden insanları kovalıyorlar mı? Abdullah Gül Eyfel Kulesi’ni görmek isteyince kuleye çıkan bütün yolları kapatıyorlar mı? Bütün “dünya şehirlerinde” böyle mi yapıyorlar? Şimdi son zamanın büyük tartışması, daha doğrusu “geyiği”, İstanbul finans merkezi olacakmış… Ataşehir’e […]

Roma kalıntılarının alt geçitte ne işi var?

Görkem Kızılkayak Halk arasında battı-çıktı olarak adlandırılan motorlu araç alt geçitleri, belediyelerimizin özellikle büyük kentlerin trafik yükünü hafifletmek için ürettikleri çözümlerin başında geliyor. Ama bu geçici çözümler Türkiye gibi “toprağı” inanılmaz zenginlikteki ülkelerde sorun yaratıyor. Bunun en son ve çarpıcı bir örneği bugünlerde İzmit’te yaşanıyor. Kent merkezinden geçen D-100 karayolunda, eski SEKA fabrikası önünde devam eden alt geçit inşaatında uzun süredir Roma İmparatorluğu dönemine ait kalıntılara rastlanıyor. Bu buluntular, imparatorluğun Anadolu’daki tek başkenti olan Nikomedia kentinin kalıntıları. Kentin ve imparatorluğun bilinmeyen tarihine dair bilgiler içeriyor. Ancak ne bu kalıntıların ne olduğunu anlamaya çalışan, ne de bölgede çalışan inşaat makinelerine “dur” diyen bir yetkili var. Kalıntıların, İzmit’in Roma Dönemi’nde altın çağını yaşamasını sağlayan İmparator Diokletianus dönemine tarihlendiğini belirtiliyor. Bunu belirtenlerse ne arkeolog, ne bilim adamı ne de bir resmi yetkili. Ama kültür mirasımıza bu gurupların hepsinden daha saygılı ve meraklı olan iki gönüllü: İzmit’te ilgili tarihi yayınlarıyla tanınan F. Yavuz Ulugün ve Muhittin Bakan. Ulugün ve Bakan’ın verdiği bilgileri, 1940’lı yıllarda eski SEKA Fabrikası arazisinde yapılan arkeolojik çalışmaların sonuçları da destekliyor. Buna göre çıkan kalıntıların Nikomedia güney yönündeki iç surları ya da agoraya (kent çarşısı) olması mümkün. Ancak söylediğimiz gibi, topraktan çıkan bu şeyler, topraktan farklı bir şey olarak algılanmadığı için üzerinde bilimsel çalışma yürüten Allah’ın bir kulu yok! Gerçekte, inşaat çalışmasının ilk günlerinde ortaya çıkan bu kalıntılar üzerine Kocaeli Müzesi’nin verdiği bir durdurma kararı da mevcut. Müze, Nisan 2007’de inşaatı durdurduktan sonra buluntuların bir bölümünü taşıyor. Ve durumu, konunun ilgilisi Kocaeli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na bildiriyor. Koruma kurulu ise, inşaatın devam etmesinde herhangi bir sakınca görmeyerek durdurma kararını kaldırıyor. Bilimsel amaçlı herhangi bir sondaj ve inceleme yapılmadan devam ediliyor. İçinde bulunduğumuz ay bölgede arazi çalışması yapan Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi (TAY) arkeologları da battı-çıktı inşaatındaki kalıntıları, tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz Nikomedia bilgilerinin arkeolojik verilerle doğrulanması için inanılmaz bir […]

Likor Fabrikası’na 415 milyon YTL

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) iştiraki Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş tarafından gelir paylaşımı yöntemiyle tekrar satışa çıkarılan Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinin ihalesinde, 415 milyon 750 bin YTL ile idareye en yüksek payı, Aşçıoğlu İnşaat-Ofton İnşaat-Meydanbey İnşaat-Omak İnşaat Ortak Girişimi verdi. Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinin gelir paylaşımı yöntemiyle gerçekleştirilen ihalesinin ikinci etabını oluşturan açık artırmanın ilk aşamasının ardından kapalı teklife geçilerek, kapalı zarf usulüyle isteklilerin teklifi alındı. İhalenin ikinci oturumunda, Aşçıoğlu İnşaat-Ofton İnşaat-Meydanbey İnşaat-Omak İnşaat Ortak Girişimi, 831 milyon 500 bin YTL satış toplam geliri üzerinden yüzde 50 şirket payı gelir oranı ile 415 milyon 750 bin YTL ile en yüksek teklifi verdi. Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Demiröz, daha önce yaptığı açıklamada, arazinin 3 emsalden oluştuğunu ve 95 bin metrekare inşaat alanı bulunduğunu belirterek, arazide iş merkezi, ofis, büro, çarşı, çok katlı mağaza, alışveriş merkezi, otel, motel, rezidans, konaklama tesisi, sinema, tiyatro, müze, kütüphane, sergi salonu, kültürel tesisler, yönetim binaları, banka ve finans kurumlarının yer alabileceğini bildirmişti.

Likör Fabrikası’nı sattırmayacaklar!

Duygu Sipahioğlu – Esra Söylemez Mecidiyeköy’ün ortasında yeşillik kalmış tek yer olan eski Likör Fabrikası’nın gelir paylaşımı yöntemiyle satışının ikinci aşaması olan açık artırma Temmuz’da gerçekleştiriliyor. Ancak satış işlemine başından beri karşı olan CHP Şişli İlçe Başkanı Dursun Çaltı, satışı engellemeye kararlı. Çaltı bu amaçla arazinin imar planı değişikliğine karşı 6 Haziran 2008’de açtığı davaya ek olarak satışın gerçekleştirilmesinden sonra da iptal davası açmaya hazırlanıyor. Dursun Çaltı, arsanın kültür ağırlıklı bir yeşil alan olarak geliştirilmesi yerine konut ve iş merkezi haline dönüştürülmesi fikrine; asırlık ağaçların önemi, bölgede kalan tek yeşil alanı olması ve fabrika binasının mimari değer taşıması nedenleriyle karşı çıkıyor. Arazi üzerine iş merkezi inşa edilmesiyle Mecidiyeköy’deki gürültü kirliliği ve otopark sorununun büyüyeceğini savunan Çaltı, satışın bölgeye büyük zarar vereceği kanısında. Satış isteğinin altında “sadece para kazanma derdi” olduğunu vurgulayan Çaltı, araziye iş merkezi inşa etmek isteyenlerin yalnızca gösteriş, göz boyama ve para kazanma kaygılarıyla hareket ettiğini, estetik, kültürel mirasın korunması ve halkın rahatı gibi dertleri olmadığını ısrarla vurguluyor. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla çalıştıklarını ve şişli bölgesinde anketler yaptıklarını anlatan Çaltı, çıkan sonuçlara göre halkın büyük bir çoğunluğunun da satışı onaylamadığını söylüyor. Çaltı, satışın gerçekleşmesi durumunda bu satışın kamu yararına olmadığına dair ikinci bir dava açmayı planlıyor Bu arada Likör Fabrikası arazisi Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile CHP İlçe Başkanlığı arasında da ciddi bir çatışmaya neden olmuş durumda. Çaltı, Sarıgül’ün kendisine dört parçalık bir tazminat davası açtığını belirterek, “Bu alanı koruması gereken asıl kişi olan Mustafa Sarıgül, Büyükşehir Belediyesi ve TOKİ ile işbirliği yaparak bölgede rant yaratılmasına yardımcı olmayı tercih ediyor” sözleriyle Sarıgül’ü eleştiriyor. Mustafa Sarıgül’ün. Çaltı’nın radyo konuşmalarında kendisine yönelik ifadelerinin hakaret niteliği taşıdığını öne sürerek açtığı tazminat davaları konusundaki sorularımızı Şişli Belediye Başkanı Sarıgül yanıtsız bırakıyor. Likör Fabrikası arazisinin satışı 24 Temmuz’da tamamlansa bile bu konudaki tartışmalar ve hukuki süreç daha uzun süre devam edecek gibi […]

Üçüncü köprüye yasal engel

Güventürk Görgülü İstanbul Boğazı`na yapılması planlanan üçüncü köprü ile Ataşehir Finans Merkezi, Silivri Havalimanı gibi projelerin yasal dayanağını oluşturan 1/100 bin Ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, İstanbul 2. İdare Mahkemesi tarafından tespit edilen yetki ve şekil sakatlıkları nedeniyle iptal edildi, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından 14 Temmuz 2006 tarihinde kabul edilen İl Çevre Düzeni Planı’na karşı 8 ayrı mühendis ve mimar odası ortak metinle farklı mahkemelere iptal davaları açmıştı. Bu kapsamda, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin 2. İdare Mahkemesi’ne açtığı dava 21 Mart 2008’de iptal isteminin kabulüyle sonuçlandı ve gerekçeli karar 23 Mayıs’ta kamuoyuna açıklandı. . Birinci neden yetkisizlik İstanbul 2. İdare Mahkemesi, iptal kararını üç temel gerekçeye dayandırıyor. Bunlardan ilki planın İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kabul edildiği tarihte 1/100 bin ölçekli “İl Çevre Düzeni planı” yapma yetkisinin büyükşehir belediyelerinde değil, Çevre ve Orman Bakanlığı’nda yani “merkezi idare”de bulunması; yani “yetkisizlik”… İdare Mahkemesi 12 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren yasal düzenlemeyle birlikte büyükşehir belediyelerinin çevre düzeni planı yapımı sürecine dahil edildiğini, ancak bu düzenlemenin, bundan iki gün sonra, yani 14 Temmuz 2006’da kabul edilen İstanbul İl Çevre Düzeni Planı” için geçerli olamayacağını belirtiyor. Yasaların geriye işletilemeyeceğine dikkat çeken idare mahkemesi, “yapılma/yaptırılma aşaması bu kanun yürürlüğe girmeden önce tamamlanan il çevre düzeni planı teklifinin” 14.07.2006 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından İl Çevre Düzeni Planı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. İkinci neden ihale eçılmaması İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin iptal karanının ikinci gerekçesini ise gerekli şekil şartlarının yerine getirilmemesi; yani planın hazırlatılması için herhangi bir ihale açılmaması oluşturuyor. İstanbul Büyükşehlr Belediyesi tarafından 1/100 bin ölçekli İl Çevre Düzeni Pıanı’nın hazırlanmasına ilişkin olarak herhangi bir ihale yapılmadığını dile getiren mahkeme heyeti, İstanbul Büyükşehlr Nazım İmar Planı Analitik Etüdler İşi’nln BIMTAŞ A.Ş. adlı kuruluşa 15 Aralık 2004 tarihinde ihale edilmesinin ardından BIMTAŞ A.Ş.’nin 3 Mayıs 2006 tarihli teklifinin 1/100 bin ölçekli İstanbul […]

Likör’e tek teklif Kiler’den

İstanbul Mecidiyeköy’de kurulu Likör Fabrikası’nın arazisinin satışında tek teklif Kiler Grubu’ndan geldi. Yapılan açık artırmaya tek katılımcı olarak iştirak eden Kiler, vadeli muhammen bedel olan 295.7 milyon YTL önerdi. Ali Sami Yen Stadının yanındaki 23 bin 711 metrekarelik arazinin ihalesi, Emlak Konut’un Ataşehir’deki merkezinde açık artırma yöntemiyle noter huzurunda gerçekleştirildi. Muhammen peşin satış bedeli 275 milyon artı KDV olarak belirlenen arazinin satışı ihalesine tek katılımcı Kiler Grubu oldu. Kiler Grubu, araziye muhammen vadeli satış bedeli olan 295 milyon 700 bin YTL önerdi. Tek katılımcı iştirak ettiği için, ihalenin iptal edilerek geçersiz sayılması ihtimali bulunuyor.. Likör Fabrikası’nın satışından elde elde edilecek gelirin, Konut Edindirme Yardımı (KEY) geri ödemelerinde kullanılması planlanıyor. Daha önce Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Demiröz, yaptığı açıklamada, ”Açık artırmada bu rakamın 300 milyon YTL’nin üzerine çıkmasını bekliyoruz. Zaten 275 milyon YTL’nin üzerine çıkılmazsa satış yapma şansımız yok. Eğer bu açık artırmada istediğimiz bedel çıkmazsa bir müddet bekledikten sonra ikinci bir açık artırmayı deneriz. O da olmazsa gelir paylaşımı modeline dönebiliriz” demişti. Kiler Grubu halen İstanbul Levent’te Sapphire adlı rezidans projesinin yapımına devam ediyor.