Afrika Boynuzu’nda bölgesel rekabet ve Türkiye’nin stratejisi

Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki stratejik derinliği ve İsrail'in "Hexagon" çevreleme stratejisi üzerinden, bölgede yeniden şekillenen jeopolitik denklemin rasyonel bir analizi.

Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki stratejik derinliği ve İsrail'in "Hexagon" çevreleme stratejisi üzerinden, bölgede yeniden şekillenen jeopolitik denklemin rasyonel bir analizi.

İslamabad zirvesi "ya imza ya kıyamet" noktasına geldi. Dondurulmuş milyarlarca doların iadesi ve enerji hatlarının güvenliği masada tartışılırken; Netanyahu’nun bölgesel planları ve Mücteba Hamaney’in varlık mücadelesi Orta Doğu’yu yeni bir "Vietnam" felaketinin eşiğine sürüklüyor.

FIFA, Rusya’yı Ukrayna işgali sonrası dört günde futboldan men etmişti. Ancak Gazze’de süren savaşta İsrail’e yönelik sessizliği, kurumun tarafsızlık ve eşitlik ilkelerini yeniden tartışmaya açtı.

İsrail'in "Yükselen Aslan Harekatı" adıyla başlattığı saldırılarla, 13 Haziran'da Tahran başta olmak üzere İran'ın altı farklı şehrine füze yağdı. İsrail, İran'ın nükleer programına karşı yürüttüğü operasyonların büyük kayıplar verdirdiğini duyurdu. İran, bu saldırılara karşı "Gerçek Vaat 3" adlı intikam operasyonunu başlatarak İsrail'e balistik füzelerle yanıt verdi. Bölgedeki gerginlik, özellikle İran'ın nükleer programı ve İsrail'in güvenliği üzerindeki tehdit algıları nedeniyle tırmanmaya devam ediyor. Diplomasinin aktif olduğu bu ortamda, bölgesel ittifaklar ve küresel güçler devreye girerken, askeri çatışmaların küresel ekonomik ve insani etkileri derinleşebilir. Gerilim, Orta Doğu'da büyük bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıyor.

Filistin – İsrail savaşı devam ederken denkleme yeni dahil olan İran’ın dengeleri ne şekilde değiştirdiğini ve önümüzdeki günlerde Orta Doğu’da bizi nelerin beklediğini İstanbul Bilgi Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Ali Tuğtan ile konuştuk.

Barış Süreçleri ve Medya Semineri'nin son oturumunda barış gazeteciliği örnekler ve deneyimlerle tartışıldı

Arap dünyasından sol hareketlerin temsilcileri ayaklanmaların Amerika, İsrail ve islami hareket eksenine hapsedilmek istendiğini söylüyor.

Kendini Filisrailli olarak tanımlayan, Filistinli ve İsrailli iki arkadaşın kurduğu Boogie Balagan Türkiye’de. İlk konserin geliri Van’a aktarılacak

İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları İsrail’e “Artık yeter” diyor. 31 Mayıs 2010 tarihinde, uzun zamandır İsrail’in ablukası nedeniyle trajik koşullarda yaşayan Gazze-Filistin halkına insani yardım malzemeleri taşıyan gemiler, uluslararası sularda İsrail Ordusu tarafından saldırıya uğramış ve İsrail askerleri bu saldırıda silahsız dokuz sivili katletmiş, onlarcasını yaralamış, gemilere el koymuş ve yüzlerce gemi yolcusunu gözaltına almışlardır. Biz, aşağıda imzası olan İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları olarak Türkiye ve İsrail toplumlarına ve uluslararası kamuoyuna bildirmek isteriz ki: Israil devleti bu son saldırıyla uluslararası hukuk normlarını birçok açıdan, bilerek ve isteyerek, ihlal etmiştir. Bu korsanlık eylemi İsrail’in ‘haydut devlet’ kimliğini bir kez daha pekiştirmiştir. İsrail’in Filistin halkına yönelik onyıllardır sürdürdüğü işgal, baskı ve resmi devlet ideolojisi siyonizm üzerinden yürüyen sistematik ırkçılık politikasının son halkası olan bu saldırı hiç bir şekilde mazur gösterilemez; en ağır şekilde kınıyoruz. Bu ve benzeri olaylardaki katillerin ve katledilenlerin ulusal, etnik, dini kimlikleriyle değil, katil ya da kurban/mağdur olmalarıyla ilgileniyoruz. Bu anlamda, İsrail/Filistin meselesi her şeyden önce bir insanlık ve adalet meselesidir. İsrail’in Filistinliler ve onları destekleyenler üzerindeki devlet terörü bir an önce durdurulmalı, bu terörün ana kaynağı olan ırkçı siyonist ideoloji ile kapsamlı olarak hesaplaşılmalıd Bir tür ırkçılık olan siyonizmin hiç bir şekilde kabul edilemeyecek olan eylemleri/politikaları, diğer bir tür ırkçılık olan anti-semitizmi meşrulaştırmak için bir gerekçe olarak kullanılamaz. Eleştirinin ve yaptırımın hedefi, İsrail Devleti ve bu haydut devleti destekleyen veya göz yumanlardır; genel olarak Yahudiler değil. İsrail’e yönelik tepkiyi anti-semitizm üzerinden ifade edenleri uyarıyor ve kınıyoruz. İsrail Devleti’ne yönelik her haklı tepkiyi anti-semitizm gibi göstermeye çalışan ve dolayısıyla İsrail’in ırkçı politikalarının sürmesinden başka bir işlevi olamayanlara da ‘kral çıplak’ diyoruz. Bu amaçla: Bu son saldırının her düzeydeki sorumlularını ortaya çıkartıp, cezalandırılmalarını sağlayacak olan uluslararası bir mekanizma hemen devreye girmelidir. Uç noktada bir insanlık trajdisine neden olan Gazze üzerindeki ablukaya derhal son verilmelidir. İsrail’in onlarca BM kararına ve uluslararası toplumun […]
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “one minute”ü, İsrail’in Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a uyguladığı “alçak koltuk krizi”, iki ülkenin aslında birbirini sevmediğini ve hatta saygı da duymadığını gözler önüne seriyordu. “Daha da ileri gidemezler” diye düşünüyordum hep, fakat birkaç gün önce yaşanan olaylar, belki de ilişkilerin gelebileceği son nokta. İsrail, Mavi Marmara isimli insani yardım gemisine saldırıda bulunarak çok ciddi bir hata yaptı, ama yaptıkları bu hata pek de umurlarında değil. Zira İsrail kendisini haklı çıkartmak için ortaya birçok sebep sunuyor. Tabii ki bunlar, insan hakları açısından kabul edilebilir sebepler asla olamaz. 1 Haziran’da Mavi Marmara gemisinde ölen kişiler için gerçekten çok üzüldüm, ama maalesef o insanlar ölmeyi göze almışlardı ve saldırı tahmin ediliyordu. Peki, bu durumun önüne neden geçilemedi? 31 Mayıs’da çıkan hemen her gazete, Mavi Marmara ve diğer insani yardım gemilerinin Gazze’ye doğru yola çıktığı yazıyordu. Ama haberlerde daha da önemli bir ayrıntı vardı ki o da, İsrail’in yardım gemilerine karşı herhangi bir saldırıda bulunma ihtimalinin olmasıydı. Yani, gazeteciler ve insani yardım için yola çıkan insanlar, yaşanacak herhangi bir saldırının bilincindeydi. Buna rağmen o insanlar neden ölüme gönderildi? Mavi Marmara, neden diğer insani yardım gemileri gibi İsrail’in istediği limana yönelmedi? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Latin Amerika gezisinden döndü ve “İnsani yardım gemilerine silahlarla saldırmak, masum insanları katletmek, sivillere terörist muamelesi yapmak, insanlık açısından alçakça bir pervasızlıktır.” dedi, Ne var ki saldırı, tüm yardım gemilerine değil, sadece Mavi Marmara gemisine gerçekleşti. Çünkü sadece o gemi, uyarılara rağmen rotasını değiştirmedi (Ya da şu anda elimizdeki veriler öyle olduğunu gösteriyor) . Saldırı sonucu ölen insanlar, kimileri tarafından “şehit” ilan edildiler. Peki, savaşa giden bir grup insan vardı da biz mi bilmiyorduk? Ya da biliyorduk da neden engel olmadık? Başbakan Erdoğan’ın dünkü yaptığı basın açıklamasının sonunda, “İsrail’le tüm ekonomik bağlarımızı koparacağız” demesini beklerdim. Zira İsrail Türkiye’ye savunma sanayi, kimya sanayi ve tıbbi cihaz ithalatı […]
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un Türkiye büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u kendinden daha alçak koltuğa oturtmasıyla doruğa tırmanın Türkiye-İsrail gerginliğinin ayak sesleri, aslında geçtiğimiz yıl yaşanan “one mnute” olayından beri duyuluyordu.‘One minute krizi‘nin ardından bir türlü normalleşemeyen iki ülke ilişkileri arasındaki gerginliğin özellikle Ekim ayından beri tırmandığı görülüyor. Kurtlar Vadisidizisinde İsrail Gizli Servisi Mossad’ın kötü gösterilmesi gerekçesiyle patlayan son krize kadar 2009 yılı içinde iki ülke arasında yaşanan olaylar dizisi, Türkiye-İsrail arasındaki gerginliğin ne ilk ne de son olduğunu gösteriyor. 2 Şubat 2009, “Türkiye’ye silah yok”Jerusalem Postgazetesi, üst düzey bir İsrailli savunma yetkilisine dayanarak, “Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin ileri teknoloji İsrail yapımı askeri platformları satın alma taleplerini reddetmeyi değerlendiriyor” diye yazdı. Aynı yetkili “Nasıl biz Ürdün ve Mısır’a ileri teknoloji askeri platformları satmıyorsak, Türkiye’ye de satmamaya karar verebiliriz” dedi. 28 Nisan 2009, Tatbikat engeliTürkiye ile İsrail arasında, Davos toplantıları sonrasında yaşanan kriz daha tam olarak durulmadan, ilişkilerde bu kez de “Suriye ile tatbikat krizi” çıktı. İsrail, Türkiye ile Suriye’nin yaptıkları ortak askeri tatbikata tepki gösterdi. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, bu sabah yaptığı açıklamada, “Türkiye ile Suriye’nin ortak askeri tatbikat yapması, bizim açımızdan rahatsız edici bir gelişme” diye konuştu. 15 Ekim 2009, Birinci dizi kriziTRT‘nin yeni dizisi “Ayrılık” İsrail’de büyük tepki topladı. Dizinin dün ilk bölümünün yayınlanmasının ardından, akşam saatlerinde Yedioth Ahranot gazetesinin İbranice haber sitesi Ynet, diziyle ilgili geniş bir yazı yayımlayıp İsrail’in dizinin yayımlanmasından doğan “travma”yı yaşadığını belirtti. Son olarak Türkiye Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı, İsrail Dışişleri’ne çağrıldı. TRT’de yayımlanan “Ayrılık” adlı dizinin İsrail’de tepkiye yol açmasından sonra, Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Ceylan Özen Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı. 18 Ekim 2009, “Dürüst olmayan arabulucu”İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Türkiye’nin ülkesi ile Suriye arasında yeniden aracılık yapmasını istemiyor. Netanyahu, Kudüs’te görüştüğü İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ve beraberindeki heyete “Türkiye dürüst bir arabulucu olamaz” dedi. 22 Ekim 2009, Acil büyükelçiTürkiye ve […]

Kullanıcı sayısı 150 milyona ulaşan sosyal ağ Facebook, başarı hikayesinden ziyade son günlerde üyelerine uyguladığı sansürlerle gündeme geliyor. Site yönetimi geçtiğimiz yıl, bebek emziren annelerin profil fotoğrafı olarak kullandığı görüntüleri müstehcen olduğu gerekçesiyle engellemişti. Benzer bir müdahale, İsrail’in Gazze’ye saldırısını kınayan gruplara yapıldı. Son olarak İngiltere’nin Suffolk kentinde kestiği cezalar nedeniyle tepki toplayan bir trafik polisini protesto etmek için açılan grup site yönetimi tarafından kapatıldı. Yıllardır birbirini görmeyen eski dostları, dünyanın farklı yerlerinde aynı fikir etrafında toplanan insanları bir araya getiren sosyal ağ Facebook, sadece sanal alemin değil son yılların en başarılı ticari projelerinden biri olarak niteleniyor. Her gün ortalama 450 bin kişinin katıldığı bu sosyal paylaşım sitesinin Türkiye’deki kullanıcı sayısının sekiz milyonu geçtiği söyleniyor. Üyeler kendileri için oluşturdukları profil sayfasına fotoğraflarını, videolarını yükleyebiliyor. Duyurmak istedikleri bir etkinlik, dikkat çekmeyi arzuladıkları bir kişi ya da olay ya da protesto etmek istedikleri bir konu üzerine gruplar oluşturabiliyor. Facebook’u kötüye kullanmak! Sitede İsrail’in geçtiğimiz günlerde sona eren Gazze saldırısına tepki olarak bir çok grup oluşturuldu. Site yönetimi Türk üyelerin açtığı ve Filistin yanlısı olan “Filistin halkı yalnız değildir” ya da “İsrail’in Filistin katliamını kınıyorum” gibi grupların üyelerine şu uyarı mesajlanı gönderdi: “Sistemimiz sitedeki bazı özellikleri kötüye kullandığınızı belirledi. Bu e-posta bir uyarı niteliğindedir. Facebook’un özelliklerini kötüye kullanmak ya da Facebook kullanım koşullarını ihlal etmek hesabınızın kapatılmasına neden olabilir. Anlayışınız ve işbirliğiniz için şimdiden teşekkürler.” Uyarı mesajı bu grupların üye sayısının artmasına engel olamadı. Uyarı gönderilen üyeler, “Gelen mesajı okuduğum gibi sildim. Bu beni korkutmaz, protestoma devam edeceğim” diyordu. Polisi tehdit eden grup Site yönetimi, son olarak İngiltere’nin Suffolk kentinde kestiği cezalar nedeniyle tepki toplayan bir trafik polisine karşı oluşturulan bir grubu kapattı. “Terminatör” lakaplı 60 yaşındaki trafik müdürü John Woodgate’in, tolerans göstermeden çok sayıda kestiğini düşünen üyeler, tepkilerini Facebook’ta kurdukları grup ile dile getirmek istedi. Gruba katılan üye sayısı kısa sürede büyük […]

Ilan Pappe* – ** Memleketim Celile’ye dönüşüm İsrail’in Gazze’ye soykırımvari saldırısına rastladı. Devlet, medyası aracılığıyla ve akademyası yardımıyla tek bir ses çıkarıyordu –2006 yazında Lübnan’a karşı yürüttüğü kriminal saldırı sırasında duyulandan bile daha gür bir ses. İsrail bir kez daha, Gazze Şeridi’nde yıkıcı politikalar anlamına gelen haklı öfkenin girdabında. Gazze’yi kasıp kavuran katliama karşı uluslararası düzeyde sergilenen dokunulmazlığı anlamak isteyenler için, zalimlik ve dokunulmazlık bakımından kendini haklı çıkarma şeklindeki bu akıl almaz tavır, can sıkıcı diye geçilecek değil, üzerinde durulacak bir konudur. Herşeyden önce, 1930’lar Avrupa’sının karanlık günlerindekine benzer uydurma haberlerle aktarılan katıksız yalanlara yaslanıyor. Her yarım saatte bir radyo ve televizyonlarda yayınlanan haber bültenleri Gazze kurbanlarını terörist olarak, İsrail’in onlara uyguladığı kitlesel katliamlarıysa öz-savunma olarak tanımlıyor. İsrail kendini kendi halkına, büyük bir kötülük karşısında öz-savunma yapan haklı kurban olarak sunuyor. Akademik dünya, Hamas önderliğindeki bir Filistin mücadelesinin nasıl şeytani ve canavarca bir şey olduğunu açıklamaya memur ediliyor. Önceki dönemde Filistin’in merhum lideri Yaser Arafat’ı şeytanileştiren ve ikinci intifada sırasında El Fetih hareketini gayri-meşrulaştıranlar da aynı bilginlerdi. Fakat yalan ve çarpıtmalardan da beteri var. En çıldırtıcı olanı, düpedüz Filistin halkında insanlık ve haysiyet namına kalan son kırıntıların hedef alınması. İsrail’deki Filistinliler Gazze halkıyla dayanışmalarını gösterdi ve bu yüzden Yahudi devletindeki beşinci kol olarak etiketlendiler; kendi anayurtlarındaki varlıkları İsrail saldırganlığına destek vermedikleri için şüpheli hale geldi. Yerel medyada yer almayı –bence hata edip– kabullenenlerle mülakat yapılmadı, bunlar sanki [İsrail iç istihbarat servisi] Shin Bet’in tutuklularıymış gibi sorgulandılar. Çıktıkları yerlerde takdim edilirken ve arkalarından aşağılayıcı ırkçı ibarelere maruz kaldılar ve beşinci kol olma, irrasyonel ve fanatik bir halk olma suçlamalarıyla karşılandılar. Ama en alçakcası bu da değil. Işgal altındaki topraklarda yaşayıp İsrail hastanelerinde kanser tedavisi gören birkaç Filistinli çocuk var. Burada tedavi edilsinler diye ailelerinin kaç para ödediğini Allah bilir. İsrail radyosu her gün hastaneye gidip bu fakir anne babalardan, İsrail’in saldırmakta […]

İsrail’in, Filistin’e yönelik saldırıları 20 günü geçerken, ölü sayısı da bini aştı. İlk önce hava saldırılarıyla başlayan operasyon iki hafta önce de tanklar eşliğinde kara saldırılarına dönüştü. Hemen her gün, çoğu çocuk onlarca Filistinlinin ölüm haberleri patlayan bombalar ve kaçışan insanların görüntüleriyle sunuluyor. Kara saldırılarının başlamasıyla birlikte TV ekranlarından görünen İsrail askerlerinin arasında dikkat çekenleri ise üniformaları içindeki siyah Yahudiler, bilinen adlarıyla Falaşalar’dı. Yüzyıllardır eski adı Habeşistan olan Etiyopya’da yaşayan, hemen hemen tüm Yahudi adetlerini yerine getiren, Yahudi olduklarını da bir Fransız bir araştırmacı sayesinde öğrenen Falaşalar’ın daha iyi bir hayat için göç ettikleri İsrail’de yaşadıkları da tipik bir umut yolculuğu hikâyesinden farksız değil. Soyları Süleyman peygambere dayanıyor 81 milyonluk nüfusa sahip olan Etiyopya, ülkede yaşayan birçok farklı etnik kökene sahip insan olmasına rağmen, Afrika ülkeleri arasında bağımsızlığını koruyup, sömürge olmamış tek ülke. Halkın yüzde 50’si Müslüman, yüzde 40’ı Hristiyan Ortodoks. Yüzde 10’luk bir kesim ise Animist. “Sürgün, yabani” anlamına gelen Falaşalar’ın ise çoğu İsrail’e göçtüğü için herhangi bir dini çoğunluğu yok. Falaşalar’ın tam olarak nereden geldiği bilinmiyor ama toplum kendi soyunu Hazreti Süleyman ile Seba Kraliçesi Belkıs’a dayandığına inanıyor. Hahambaşından Falaşalara “Yahudi” onayı İsrailoğulları’nın Dan Kavminden oldukları düşünülen topluluğun dünyada tanınması ise Falaşalar’ın kaşifi olarak nitelendirilen Sorbonne Üniversitesi Profesörü Joseph Halevi’nin bölgeye ziyaretiyle gerçekleşti. 1862 yılında yaptığı ziyaret sonrasında Falaşalar’ın soyunu araştıran ve benzerlikleri saptayan Halevi, Avrupa’nın ve diasporanın da Falaşalarla tanışmasını sağladı. Ardından başlayan, gerçek Yahudi mi değil mi tartışmaları ise günümüze kadar uzandı. 1973 yılında dönemin Sefardik Hahambaşısı Ovadia Yosef, Falaşalar’ın Yahudi olduğunu dinen kabul etti. Bu kabulle birlikte Falaşalar’ın İsrail’e göç etmesinin de yolu açılmış oldu. Buna karşın, Aşkenazi hahamlarının Falaşalar’ı hala Yahudi saymadıklarını da belirtmek gerekir. Hem şabat, hem kurban Profesör Joseph Halevi’nin de ziyareti sırasında farkettiği benzerlikler arasında Şabat yemeği, Hamursuz orucu, erkek çocuklarını sekiz günlükken sünnet etmeleri var. Buna karşılık kutsal kitapları Tevrat’la […]
Gazze Şeridi’ne İsrail saldırılarının başlamasının 14. gününe girerken vahşet görüntülerini ancak hâlihazırda bu bölgede olan Filistinli gazetecilerden öğrenebiliyoruz. Ramatta ve Ma’an gibi sayılı sayıda yerel çaplı Filistinli bağımsız haber ajansı, Katar merkezli El Cezire televizyonuna ve Amerikan CNN’e görüntü geçmeyi sürdürüyor. Buna karşılık yüzlerce yabancı gazeteci bölgeye sokulmuyor ve sınırda bekletiliyor. Aslında İsrail’in yabancı gazetecilere koyduğu bu yasak iki aydır, yani 5 Kasım’dan beri arasıra esneklik sağlanarak sürüyordu.Ancak 27 Aralık günkü saldırılarla beraber bu uygulama tekrar sıkılaştı. 2 Aralık günü Yabancı Basın Birliği’nin (International Press Association) bastırmasıyla İsrail Yüksek Mahkemesi bir karar çıkartmış ve sadece sekiz gazetecinin sınırı geçebileceğini bildirmişti. Bu karar hiçbir zaman uygulamaya konulmadı. Onun yerine sınırda bekletilen yüzlerce basın mensubu İsrail’in Hamas roketleriyle nasıl yara aldığını sergileme amaçlı “halkla ilişkiler turları”yla oyalanıp durdu. Ne de olsa tüm savaşlar gibi haber medyasına hâkimiyet ve medyayı yönlendirme çabaları son derece önemliydi. “Can güvenliği” bahanesi Üstelik İsrail bu kez 2006 yılında Hizbullah’a karşı savaştığı Lübnan Savaşı’nda yaptığı medya yönetim hatalarını yapmak istemiyordu. O dönemde televizyonların naklen yayınlarına ek olarak internet de yoğun olarak kullanılmıştı. Anlaşılan İsrail hükümeti Lübnan savaşında televizyon kameralarına görüş bildiren askeri komutanlarına ve internette askeri planları paylaşan blogger’lara hala öfkeliydi. Bunun için de çareyi “can güvenliğini” bahane ederek sınırı tamamen basına kapamakta bulmuştu.Uluslararası Basın Örgütleri Gazze Şeridi’nde yaşananları hala tam olarak bilmediğimizi söyleyerek saldırının başladığı günden beri çeşitli platformlarda çağrılarda bulunuyor. Tahmin edileceği gibi bütün bu çığlıklara kimsenin kulak astığı yok. Savunma Bakanlığı sözcüsü Shlomo Dror ise en son Hamas militanları saldırıyı kestiği anda bütün gazetecilere sınırları açacağını söylüyordu. Aslında Dror’a göre İsrail bu güne dek uluslararası medyanın sunduğu “abartılı Filistin trajedisi”nden asla memnun olmadı. Bu gerekçeyle bu kez sınırı açmaya hiç niyetleri yok. Hem İsrail hem Hamas bağımsız haber kaynaklarından yoksun bu ortamda proganda mekanizmalarını sonuna kadar kullanmak için çırpınıyorlar. Dedikodu ve söylentiler kasıtlı bir şekilde […]

İsrail – Filistin savaşı en kanlı günlerini yaşıyor. Yaklaşık 400 kişinin öldüğü 2 bine yakın insanın yaralandığı İsrail’in son saldırıları, 1967’de yaşanan 6 gün savaşlarından sonraki en kanlı çatışma olarak tarihe kazındı. İslam ülkelerinin şiddetle kınadığı, Avrupa ve Amerika’nın sessiz kaldığı olay artık Ortadoğu’da sorun olmaktan vahşete dönüştü. Enkaz altından korku ve ümitsizlik dolu bakışlarla objektiflere bakan Filistinliler akıllarımıza kazınırken Gazze Şeridi, İsrail’in bombalarına maruz kalmaya devam ediyor. Kuran, Tevrat, silah üçlüsü İsrail, kurulduğundan bu yana topraklarını işgal ettiği Filistin’le de savaşını sürdürüyor. Hemen her gün bir İsrailli ya da bir Filistinlinin çatışmalarda öldüğü haberini duymaya aşina olduk. Bu iki ülkeyi “barıştırmaya” çabalayan dünya ise bugüne kadar kayda değer bir sonuç alamadı. Son olarak geçtiğimiz Haziran ayında Hamas ile İsrail arasında yapılan ateşkes bile, İsrail’in ambargo uygulaması, Haması’ın füze saldırılarıyla göstermelik bir ateşkesten öteye geçemedi. Ve sonunda İsrail Filistin’e “Bize 1 yaptığınızı size 10 ödetiriz” kaidesini bozmadığını tekrar gösterdi. Hamas’ın ateşkesi bozup gönderdiği 35 Kassam roketi, bugün yüzlerce ölü Filistinliyle karşılık buldu. Sonuçsa yine aynı: Ne kazanan var, ne kaybeden. Ne İsrail terkediyor topraklarını, ne Filistin buyur ediyor İsrail’i. Varolan tek şey her iki tarafta da bir avuç toprağı paylaşamayanlar yüzünden yaşanan acılar. Bir tarafta, bir elinde Kuran diğer elinde silah tutanlarca öldürülen yahudiler, diğer tarafta, bir elinde Tevrat, diğer elinde bomba tutanlarca öldürülen müslümanlar. Her iki din de öldürmeyi kesin kurallarla yasaklasa da, görünen o ki, her iki dinin mensupları da çocuk yurtlarını bombalarken öldürmeyi yasaklayan kitaplarına sığınmaktan utanmıyorlar. “Şimdi savaş zamanı” Bir yandan, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak “Şimdi savaş zamanı” diyerek, alınan bu kadar can yetmezmiş gibi daha çok kan döküleceğini haber veriyor. İsrail Başbakanı Ehud Olmert ise İsrail’in savaş arzulamadığını ama gerekirse de kaçınmayacağını, diğer tüm güç delisi ülkeler gibi ilan ediyor. Diğer yandan İsrail ile aradaki ateşkesi bozarak Avrupa’nın savaşı başlatan asıl suçlu olarak gösterdiği […]
Richard Falk*(27 Aralık 2008) İsrail’in Gazze şeridine hava saldırıları, İşgal Gücü’nün yükümlülükleri ve savaş hukukunun gereklilikleri bakımından Cenevre Konvansiyonu’nda tarif edilen uluslararası insani hukuku ciddi olarak ihlal ediyor. Bu ihlaller şunları içeriyor: Toplu cezalandırma – Gazze Şeridi’nde yaşayan 1,5 milyon nüfusun tamamı birkaç militanın eylemleri yüzünden cezalandırılıyor.Sivilleri hedef alma – hava saldırıları, dünyanın en kalabalık toprak parçalarından birindeki, Ortadoğu’nun ise en yoğun nüfusu barındıran bölgesinde, sivil alanları hedef alıyor. Orantısız askeri karşılık– hava saldırıları sadece Gazze’nin seçilmiş hükümetine ait bütün polis ve emniyet bürolarını yoketmekle kalmadı, aynı zamanda yüzlerce sivili öldürdü ve yaraladı; en azından bir saldırı, üniversiteden evlerine dönmek için araç bulmaya çalışan öğrencileri vurdu. Önceki İsrail eylemleri, özellikle Gazze Şeridi’ne giriş çıkışı tamamen kapatması, ciddi bir ilaç ve yakıt (aynı zamanda yiyecek) sıkıntısı yarattı ve ambulansların yaralılara yetişememesine, hastanelerin yaralılara ilaç ve gerekli araç sağlayamamasına, Gazze’nin kuşatma altındaki doktorlarının ve öbür medikal personelin kurbanları yeterli şekilde tedavi edememesine yol açtı. Tabii, İsrail’deki sivil hedeflere roket saldırıları da hukukdışıdır. Fakat bu yasadışılık, ne İşgalci Güç olarak ne de egemen bir devlet olarak İsrail’e uluslararası insani hukuku ihlal eüme ve zavaş suçları veya insanlığa karşı suçlar işleme hakkı vermez. Şunu da belirteyim ki, İsrail’in artan askeri saldırıları İsrailli sivilleri daha güvenli hale getirmiyor; tam tersine, İsrail şiddetinin artmasından sonra ölen İsrailli bir yıl içindeki ilk vaka. İsrail, 26 Aralık’ta sona eren ateşkesi yeniden tesis etmek için Hamas’ın diplomatik girişimlerini de yok saydı.İsrail hava saldırıları ve bunların yol açtığı feci insani bedel, İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerine doğrudan veya dolaylı olarak katılan ülkelerin tarafsızlığını da kuşkulu hale getiriyor. Bu işbirliği, yasadışı saldırılarda kullanılan savaş uçakları ve füzeleri de içeren askeri techizatı bilerek sağlayan ülkelerin yanısıra, başlıbaşına insani bir felakete neden olan Gazze kuşatmasını destekleyen veya katılan ülkeleri de içeriyor. Birleşmiş Milletler üyesi bütün devletlere hatırlatırım ki, BM, uluslararası insani hukuk ihlalleriyle karşı […]

Gazze Şeridi’nde İsrail’in düzenlediği saldırıda ölenler arasında bulunan Reuters kameramanı Fadıl Şena’nın son çektiği görüntü, İsrail tankından çıkan ve hayatına mal olan top mermisi oldu. Youtube’ta yayınlanan Reuters haberinde, Fadıl Şena’nın görüntülediği tank ateş ettikten sonra kameramanın vurulduğu açıkça izlenebiliyor. Reuters haber ajansı için 3 yıldır çalışan Filistinli Fadıl Şena, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki El Bureyc Mülteci Kampı yakınındaki çatışmaları izlerken, üst üste füzelerin atıldığı saldırılara hedef olmuştu. Olay yerindeki basın mensupları, atılan füze ile Şena’nın jipinin alev aldığını, Şena’nın da jipin yanında yerde yattığını gördüklerini bildirdiler. Gazetecilerin yardım için koştuğu sırada, ikinci bir füze daha geldi. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Şena, hastaneye ulaştırıldığı sırada hayatını kaybetti. Görüntüleri izlemek için tıklayın>>