Habervs

Habervs

Ceza için 96 can gerekliymiş

Ahmet Şık Çalışma koşullarının ilkelliği ve yetersiz güvenlik önlemleri nedeniyle 96 işçinin öldüğü Tuzla’da ilk kez bir tersaneye kapatma cezası verildi. Yaşanan iş cinayetleriyle “ölüm kampı” olarak anılan Tuzla’da geçen hafta aynı gün birkaç saat arayla 2 işçinin öldüğü Selah Tersanesi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca “süresiz” kapatıldı. Erkan Selah’ın sahibi olduğu tersanede 9 Mayıs’ta İzzet Güder, sekiz gün sonraysa Deniz Kaşıkeman ve Murat Çalışkan isimli iki işçi öldü. Yine bu tersanede, 2007 yılında da bir işçinin daha ölmüştü. Tersaneyi son altı ayda iki kez denetleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri, işçilerin can güvenliğinin bulunmadığını tespit etti. İlk denetlemede para cezası verdi. Müfettişler, ikinci denetlemede de eksiklerin giderilmediğini gördü. Ancak tersaneyi kapatma yoluna gitmeyip, işletmeye ek süre vermekle yetindi. İlk kez kapatma cezası 96 kişinin ölmesine karşın Tuzla’da ilk kez bir tersane için kapatma cezası verilmiş oldu. Kapatma cezası bizzat İstanbul Valisi Muammer Güler tarafından duyuruldu. Atatürk Havalimanı VIP Salonu’nda bir basın toplantısı yapan Güler, Tuzla tersanelerindeki işçi ölümlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın görevlendirdiği müfettişlerin yoğun bir denetim faaliyetinde bulunduğunu belirterek, son zamanlarda bazı tersanelerde peş peşe gelen ölüm olayları üzerine incelemelerin yoğunlaştırıldığını söyledi. 4857 sayılı İş Kanunu’nun işçi sağlığı ve iş güvenliğini ilgilendiren maddelerine göre, müfettişlerin tespit ettiği eksikliklerin bugün (21 Mayıs) ilgili komisyonda değerlendirildiğini belirten Güler, “Yapılan değerlendirmeler sonucu Tuzla’daki Selah Makina ve Gemicilik Endüstri ve Ticaret A.Ş’ye ait tersanenin belirtilen eksiklikler tamamlanıncaya kadar tümüyle kapatılmasına, iş yerinin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmiştir. Tuzla Kaymakamlığı’na verilecek talimatla Selah Tersanesi’nin faaliyeti durdurulacaktır” dedi. Her türlü eksik var Vali Güler, tersanede tespit edilen eksiklikler arasında, parlayıcı ve patlayıcı maddelerin bulunduruldukları yerlere ait riskler, işçilerin yüksekten ve kullanılan malzemelerin düşmesi ile elektrik akımına kapılma risklerinin bulunduğunu söyledi. Güler, eksikliklerin tersane tarafından tamamlanması ve Bölge Çalışma Müdürlüğü’ne müracaatın ardından, müfettişlerin yeni denetimleri sonucunda eksikliklerin giderildiğinin tespit edilmesi durumunda komisyonun tersanenin […]

En ilginç içeriğe sahip web siteleri I

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com İsminizle ilgili her şey bu sitede İsminizle ilgili bilmek istediğiniz gerekli, gereksiz her türlü bilgiyi bulabileceğiniz bu sitede tek yapmanız gereken arama kutusuna isminizi yazıp, arama butonuna basmak. Sitede isimler ile ilgili istatistikler ve uyumlu isimler gibi bölümler de mevcut.

Üçüncü ve dördüncü kuvvetler fena halde paralize!

Alper Görmüş Yıllar önce, bir ekonomi haberi vesilesiyle kaleme aldığım “Bağlantılara işaret etmek de bir gazetecilik görevidir” başlıklı bir yazımda şöyle demiştim: “Öyle haberler vardır ki, gazeteci sadece ‘sıcak’ gelişmeyi aktararak görevini yapmış sayılmaz… O ‘sıcak’ gelişmeyle bağlantısı çok kuvvetli olan bir başka bilginin okurlardan esirgendiği haberlerdir bunlar. Gazetecinin, yazdığı habere sözünü ettiğimiz ‘background’ bilgiyi de yerleştirmesi asla o habere ‘yorum kattığı’ anlamına gelmez. Tam tersine, o bilgi de haberin bir parçasıdır ve onu okura hatırlatmak gazetecinin görevidir. ‘Görevini yerine getirmeyen’ gazetecinin pozisyonu şu iki durumdan birine dahil edilebilir: Ya unutmuştur, yeterince emek harcamamıştır, ki bu durumda en fazla bir görev ihmalinden söz edebiliriz… Ya da o bilgiyi okura, şu ya da bu nedenle bilerek aktarmamaktadır; bunun adı basbayağı haber gizlemedir.” Danıştay’a saldırının (17 mayıs 2006) ikinci yıldönümü törenlerinde yapılacak konuşmaları basının nasıl aktardığını bu kritere vurarak ele almanın ilginç olacağını düşündüm. Nedeni açık: 17 Mayıs 2006’da Danıştay’a “türban kararı nedeniyle saldırdığını” söyleyen Alparslan Arslan’ın Ergenekon çetesiyle ilişkisi geçtiğimiz yıl gizlenemez bir şekilde ortaya çıkmış, “laikliğe saldırı” analizi çökmüştü. Anma töreninde yargıdan hangi seslerin çıkacağını az çok tahmin ediyorduk: Ergenekon bağlantılarını tümüyle görmezden gelerek “laikliğe saldırı”da ısrar. Sürpriz olmadı, aynen öyle oldu. İkinci yaralı: Ergenekon’a soğuk basın! Peki basın? Acaba basın, özellikle de “Ergenekon’a soğuk” gazeteler ikinci yıldönümü haberlerini verirken artık iyice açığa çıkmış Ergenekon bağlantılarını hatırlatacak mıydı, yoksa yargı gibi mi davranacaktı? Hemen söyleyelim: Sonuç, olumsuz. Ergenekon haberlerini zaten veren gazeteler bu bağlantıyı özellikle vurgulayarak duyurdular ikinci yıldönümünü törenlerini ve törenlerdeki konuşmaları. Ergenekon’a soğuk gazeteler Hürriyet, Milliyet, Akşamve Cumhuriyet’te, mesela Radikal’deki silik vurgu dahi yoktu. Radikal’in konuya ilişkin haberinin giriş bölümü şöyleydi: “Danıştay Saldırganı Alparslan Arslan’ın Ergenekon ile bağlantılı olduğu tartışmaları sürerken, saldırının yıldönümünde açıklama yapan Yargıtay başkanı Hasan Gerçeker, iki yıl önce gerçekleşen saldırının hedefinin Cumhuriyet’in temel ilkeleri ve laiklik olduğunu söyledi.” Görüyorsunuz, bu kadarına bile razıyız ama, […]

“Hah, yakaladım” gazeteciliği size daha çook özür diletir!

Alper Görmüş Hürriyet’in ancak “kafayı bularak” atılabilecek, şimdiden ünlü olmuş manşeti “Bir kadeh rakı artık yasak”, hatırlayacaksınız, Ferda Balancar imzasıyla bu sayfalarda eleştirilmişti (14 Mayıs). Sonraki günlerde iş ortaya çıktı ve genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün özrüne kadar dayandı. Bugün ben bu özrü ele almak, Özkök’ün eski özürlerini hatırlatmak ve artık iyice can sıkıcı bir sayıya ulayan benzer hatalarının temel kaynağıyla yüzleşme cesaretini gösteremezse, başka özürlerin kaçınılmaz olacağını göstermek istiyorum. Bu taze “manşet faciası”na geçmeden önce, izninizle akıllarda iz bırakmış bir önceki faciayı kısaca hatırlatmak istiyorum size. “Tesettür faciası” Hürriyet gazetesinin 17 Aralık 2006 tarihli manşetinde dev puntolarla bir “Tesettür faciası”ndan söz ediliyordu. Uğur Dündar imzalı haberin spotunda, bu “facia”nın ne surette yaşandığı da şöyle anlatılıyordu: “Çoban A.G. testislerinde şiddetli ağrı ve şişlik şikayetiyle Konya Numune Hastanesi’ne gitti. Acilen ultrasona gönderildi. Tesettürlü kadın radyoloji uzmanı geri çevirdi. Ertesi gün yine ultrason çektirmeye gönderildi. Görevli olan ikinci tesettürlü kadın doktor da geri çevirdi. Başhekimlik devreye girdi. Hemen ameliyata alınan genç, bir testisini kaybetti.” Bundan yaklaşık 1.5 ay sonra, 30 Ocak 2007’de gazetenin genel yayın yönetmeni bir “özür ve teşekkür” yazısı kaleme aldı. Ertuğrul Özkök, haberde sözü edilen iki kadın doktordan özür diliyordu: “16 yıllık genel yayın yönetmenliğim süresince, hiç gocunmadığım bir şey, yanlış yaptığımızda ‘özür dilemek’ ve düzeltmek oldu. İtiraf edeyim, mesleğimizde herkes bu konuda benim kadar bonkör değildir. (…) “Soruşturma geçen hafta tamamlanarak kamuoyuna duyuruldu. Sonuçlarını Hürriyet’te okudunuz. Müfettişler, gerçekten iyi bir soruşturma yaptılar ve şu sonuçlara ulaştılar: İki kadın görevlinin bir kusuru yoktu. Başhekim, iki kadın radyoloğun o gün görevde olmadıklarını söylemişti. Biri görevdeymiş ancak kendisinden çekim istenmemiş. Öteki ise görevde değilmiş. Bu sonuçtan sonra bize yapılacak tek şey kalıyor. İki kadın görevliden özür dilemek. Onu da kamuoyunun önünde açıkça yapıyorum.” Özkök, özür yazısının bundan sonrasında, haberlerinin iki kadın doktoru suçlayan bir rapora dayandırıldığını; bu raporun açıkça iki doktora […]

“Casablanca” konulu takı sergisi 22 Mayıs’ta başlıyor

Sendy Leon Aslında her biri bambaşka şeylerle ilgilenenen üç sanatçı, sanata olan tutkuları sayesinde bir araya geldi. Servisîmin Cömert Birced, 27 yıl profesyonel yöneticilik yaptı, şimdi ise KAGİDER’in (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) yönetim kurulunda gönüllü olarak görev yapıyor. Beki Leon ressam, Sara Benun ise antikacı… Sergilenen takıların tasarımına sinema tarihinin en önemli ve en ünlü filmlerinden biri olan “Casablanca” ilham kaynağı olmuş. 1942 yapımı Casablanca filminin yönetmeni Martin Curtiz başrol oyuncuları ise Humphrey Bogart ve İngrid Bergman’dı. Sergide, İngrid Bergman, Humphrey Bogart gibi filmin ana karakterlerinin akıllardan silinmeyen yüzleri kolye, küpe, broş veya yüzük olarak karşınıza çıkıyor. “Bir Film, Bir Etki, Bir Takı” adlı sergi 22 Mayıs – 8 Haziran tarihleri arasında Akatlar, “Garage of Art Sanat Galerisi”nde meraklılarını bekliyor. “Bir Film, Bir Etki, Bir Takı”22 Mayıs – 8 Haziran 2008Sergi Pazar hariç hergün 10.00 – 18.00 arası ziyaret edilebilir. Garage of ArtAdnan Saygun Cad. Belediye Sit. Leylak Apt. 1-19 Etiler.(Akmerkez, Ulus kapısı karşısı, Garage Oto altı, bahçekatı)Tel:212-351 16 04. Fax: 212-351 18 04

Avrupa’ya “kriz sürüyor” uyarısı

Medyakronik İngiliz Ulusal Yayın Kurumu BBC’nin Ekonomi Editörü Robert Preston’a konuşan Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet, son yıllarda aşırı şişkin bir hal alan piyasanın doğal dengelerine dönüş sürecinin devam ettiğini belirtti. Trichet eğer merkez bankaları faiz oranlarını indirme baskılarına boyun eğerse, daha da ciddi sorunlar yaşanacağı uyarısında bulundu. Avrupa Merkez Bankası başkanı Trichet, enerji ve gıda fiyatlarında son zamanlarda görülen artışları 1970’lerdeki petrol şokuna benzetti. 1970’lerde pek çok Avrupa ekonomisi daha sıkı para politikaları benimsemediği için maaşların yükseldiğini, sonuçta bölgenin rekabet şansının azaldığını ve kitlesel işsizliğin başgösterdiğini kaydeded Trichet bugün mücadele etmeye çalıştığımız işsizliğin, o dönemin mirası olduğunu da sözlerine ekledi. Trichet, Tüketici Fiyatları Endeksi’nde görülen artışa rağmen enflasyonun “sonsuza dek” yüksek kalmayacağına olan inancını da vurguladı. Avrupa Merkez Bankası, euro bölgesindeki ekonomik durgunluk işaretlerine rağmen enflasyonun yükseleceği korkusuyla, faiz oranlarını yüzde 4 civarında tutuyor. Jean-Claude Trichet bugünkü mülakatıyla yeni bir kesintiyi düşünmedikleri mesajını da vermiş oldu. Kaynak: BBC

Gençlere insan hakları pusulası

Mine Savaş Düşünen ve yaratan iki ayaklı hayvanlar olarak, – ki buna “insan” diyoruz – bu dünyada bir takım haklarımız var. Bazen insan oluğumuzu dahi unutuyor olduğumuzdan, sahip olduğumuz bir takım hakları da unutuyoruz, ya da bize unutturuyorlar. Oysa, “İnsan Hakları Hukuku” herkes için, herkesin çıkarları için var. Peki, sahip olduğumuz hakları ne kadar biliyoruz? İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınlarından çıkan, Avrupa Konseyi’nin desteğiyle hazırlanan, Burcu Yeşiladalı’nın çevirisi, Kenan Çayır, Melike Türkan Bağlı ve Yasemin Esen’in editörlüğüyle Türkçe’ye kazandırılan Pusula adlı kitap, başta gençler olmak üzere herkes için insan hakları kılavuzu niteliğinde. Herkesin okuyabileceği basit ve açık bir dille kaleme alınan Pusula, genel insan hakları, çocuklar, yurttaşlık, demokrasi, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı, eğitim, çevre, cinsiyet eşitliği, küreselleşme, sağlık, insan güvenliği, medya, barış ve şiddet, yoksulluk, sosyal haklar ve spor olmak üzere toplam 16 farklı insan hakları meselesi çevresinde yapılandırılıyor. Pusula’nın hedef kitlesinin gençler olmasının başlıca sebeplerinden birinin “çağdaş toplumların ve özellikle genç nüfusun, toplumsal dışlanmaya, dini, etnik ve ulusal farklılaşma süreçlerine ve etkisi artan küreselleşmenin dezavantajlarına, avantajlarına gittikçe daha fazla maruz kalması” olduğu belirtiliyor. Ayrıca kılavuza göre, gençler için işlenen temaların anlamlı ve ilgi çekici bir şekilde sunulması, onların enerjilerini bu alanda hayli istekli şekilde kullanmalarına sebep oluyor. Çeşitli karikatür ve oyunlarla insan haklarının ne olduğu, ne gibi haklara sahip olduğumuz ve haklarımızın nasıl ihlal edildiği konusunda bilgiler veren Pusula, insan haklarına ilgi duyan herkesin rahatlıkla kullanabileceği bir kılavuz. Özellikle grup çalışmalarına teşvik eden kılavuz, sorumluluk almaya, iletişim becerilerini ve fikir birliğine dayanan karar alma süreçlerini geliştirmeye yardımcı oluyor. Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Eğitimi Gençlik Programı kapsamında çeşitli disiplinlerden ve farklı kültürlerden gelen yazar ve eğitimci ekibi tarafından hazırlanan Pusula, İnsan haklarının sadece yasal önlemlerle savunulamayacağını, başta gençler olmak üzere herkes tarafından korunması ve kollanması gereken bir konu olduğunu vurguluyor. İnsan hakları eğitimi Pusula ilk olarak “İnsan Hakları Eğitimi nedir?” sorusuyla […]

Sigara içeni dokuz köyden kovarlar

web sayfalarından ulaşılabilir.Yasağın sınırları da, üreticilerin sayısı da arttı Son 20 yıldır sigaraya karşı girişilen mücadele birçok koldan devam etse de, bu mücadelede güçlü bir lobiye ve doğal olarak güçlü bir sermayeye sahip olan sigara tekelleri gözardı edilerek kişisel tercihlere yasak koymanın ötesine geçilemedi. Haliyle, sigara tekelleriyle mücadele etmeden yapılan sigara karşıtı mücadeleler sorunların kökenine inmediğinden hiçbir zaman tam çözüme ulaşamadı. Sınırları hayli geniş yeni yasa yürürlüğe girmesine rağmen halihazırda 12 sigara üreticisine yakında 5 tane daha eklenecek. Dünya sigara pazarında 7’nci sırayı alan Türkiye’de tütün piyasasında halen 6’sı sigara, biri sigara ve diğer tütün mamulleri, biri puro, 4’ü de nargilelik tütün mamülü olmak üzere 12 firma faaliyette.Daha önce Türkiye’de fabrika kurma izni almış olan Korean Tobacco And Ginseng’in (KT&G) üretim izniyle ilgili işlemler de tamamlandı. Aynı şekilde, fabrika kurma izni verilen ikisi nargile, ikisi de sarmalık kıyılmış tütün üretiminde bulunacak 4 firmanın üretim izni işlemleri ise sürüyor. Bunlar da tamamlandığında, kullanıcılarına ağır yasaklamalar ve cezalar getirilen Türkiye’de 17 tütün üreticisi firma olacak. Zaten Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünyada sigara içenlerin üçte ikisinin yaşadığı 15 ülkenin içinde Türkiye de bulunuyor. Türkiye dışındaki ülkeler ise Bangladeş, Brezilya, Çin, Mısır, Hindistan, Endonezya, Meksika, Pakistan, Polonya, Filipinler, Rusya, Tayland, Ukrayna ve Vietnam. Kişi başına 76 paket sigara Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) ile Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre en çok sigara içen meslek gruplarının başında gazeteciler, öğretmenler ve doktorlar var. Türkiye’de günde ortalama 15 milyon paket sigara içiliyor. Son 10 yılda Türkiye’de bir trilyon 224 milyar 100 milyon adet sigara üretildi. 1998’de 123 milyar adet olan yıllık sigara üretimi, 2007’de 125,9 milyar adete ulaştı. Devletin resmi verilerine göre, ekonomik kriz yıllarında sigara tüketimi artıyor. 2007 itibariyle yılda kişi başına 1523 adet (76,1 paket) sigara içiliyor. Günlük sigara tüketimi de kişi başına 4,2 adet. Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre 2007’de […]

Kağızman’ın hızlı topçuları

Mine Savaş Büyük yatırımlar genellikle büyük şehirlere yapılıyor. Her şeyin en “kalitelisi” sanki büyük şehirlerdeymiş gibi. En iyi şirketler, okullar, hatta en iyi iş adamları, sporcular hep büyük şehirlerde bulunuyor. Doğu illerine karşı genel bir korku var. Genellikle yatırımcılar yatırım yapmaktan çekiniyor, tayini çıkanlar bazen gitmekten bile vazgeçiyor. Ama aslında korkup kaçılan, yatırım yapmaya çekinilen doğuda, gizli kalmış birçok hazine var, tabii görmeyi bilene… İstanbul Bilgi Üniversitesi ve mezunlarının önderliğinde 2003’ün temmuz ayında Kars’ın Kağızman ilçesinde yeni umutlara yelken açıldı. Kağızman Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) restore edildi ve umutsuz ilköğretim öğrencilerine umut aşılandı. Kullanılmayan depolar kütüphane, bilgisayar ve televizyon odası olarak öğrencilerin kullanımına açıldı. Öyle ki, çalışmalara başladıktan tam bir sene sonra YİBO öğrencileri, folklor kurslarına gitmeye, kendi aralarında kısa filmler çekmeye başladı. Öğrenciler daha da ilerleme kaydetti ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) – Danone iş birliği ile 82 ilde düzenlenen futbol müsabakalarında, Kars il birinciliğini elde ettiler. Bu başarının ardından YİBO öğrencileri, “MEB – Danone Küçükler Futbol Samsun Grup Birinciliği” maçlarında 16 ille yarışarak dört birinciden biri olmayı başardılar. Son olarak da İstanbul’da gerçekleşen “2007–2008 MEB – Danone Küçükler Futbol Türkiye Birinciliği”nde yarışmaya hak kazandılar. 32 takımın katılımıyla gerçekleşecek olan turnuva, 18 – 21 Mayıs’ta İstanbul’da Beyoğlu Kasımpaşa Stadı’nda yapılacak. Mehmet Karataş, Zülküf Aydın, Cevdet Aydın, Fırat Tunç, Mehmet Tunç, Alperen Alp, Süreyya Altun, Selçuk Altun, Yunus Arslan, Bayram Taş, Muhammet Taşçı ve İbrahim Tosun’dan oluşan YİBO futbol takımı ise gerçekleşecek maç için oldukça iddialı. YİBO’nun beden eğitimi öğretmeni Gökhan Turan, şenlik ve panayır havasında bir hafta geçireceklerini, takımının çok heyecanlı olduğunu söylüyor. Kağızman’da çim saha olmadığından çim üzerinde çalışma imkanı bulamayan çocuklar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul kampusünün bahçesinde antrenman yaptılar. 10 – 12 yaş grubundaki toplam 12 kişiden oluşan YİBO futbol takımının İstanbul’a ilk gelişi. Öğrencilerinin daha önce hiç uçağa binmediğini, hatta deniz ve orman bile görmediğini […]

Google’dan yeni bir sosyal ağ aracı

Google, yeni çıkartacağı araç sayesinde web site sahiplerine, sitelerine sosyal uygulamalar eklemelerine imkan sağlayacak. Google Friend Connent adındaki uygulama www.google.com/friendconnect adresinden yayınlanacak; ancak şimdi değil. Yayına geçmesi için Google Campfire bekleniyor. Google Friend Connect temel olarak site sahiplerine hiç bir kod bilgisine ihtiyaç duymadan, minik ekletilerle sitelerine sosyal özellikler kazandırmalarını sağlayacak. Mesela OpenID tabanlı üyelikler, görsel galeriler veya daha da önemlisi OpenSocial uygulamaları. Site sahiplerinin kazanacakları elbette sadece bu uygulamalar olmayacak; Friend Connect’in getireceği ekstra trafik, daha fazla sosyalliğe bağlı olarak daha etkileşimli siteler ve daha az uğraş ile daha gelişmiş siteler ortaya çıkmasını sağlayacak. Türkiye’deki YouTube yasağından dolayı sitelerine eklenen açıklayıcı video izlenemiyor. Tanıtım videosundan görüldüğü kadarıyla sitenize bir üyelik entegre etmeniz saniyeler sürüyor. Aynı şekilde bir oylama sistemi veya galeri de kolaylıkla eklenebiliyor. İstendiğinde Google hesabı olanlar bu sitelere giriş yapabiliyor. Giriş yaptıktan sonra GoogleTalk, Facebook, Orkut ve hi5 gibi sistemlerdeki profiller de siteye bağlanabiliyor. Bu sayede bu sistemlerdeki kişilerden kimler bu siteye üye rahatlıkla görülebiliyor ve üye olmayanlar siteye davet edilebiliyor. Videoda vurgulanan diğer uygulamalar, web sitesine bir yorum ve oylama sistemi entegre edilebilmesi. Renklerini sitenize göre modifiye edebildiğiniz bu uygulamaları kullanmak da oldukça basit. Kesinlikle sistemi ağırlaştırmıyorlar. Bir diğer uygulama ise web sitesine üye olan kişilerin siteye resim ekleyebilmesi. Bir kullanıcı rahatlıkla siteyeyle ilgili resimleri ekleyip, diğer ziyaretçilerle paylaşabiliyor. Tabi site sahibi izin vermişse… İşin en güzel yanlarından birisi de, Friend Connect ile gelen kullanıcıların siteye kendi arkadaşlarını da davet edebiliyor olması. Bu beraberinde beğenilen sitenin sahiplenilmesini de sağlıyor. Ayrıca, Friend Connect ile izin verilen profiller arasında (Facebook, orkut gibi) yaptığınız tüm etkileşimleri takip edebilmek de sistemin yayılmasında büyük rol oynuyor. Kafalarda oluşan bir soru işareti, web site sahibi tüm bunları nasıl izleyip, müdahale edebiliyor. Eğer Friend Connect uygulamasını sitenize kurduysanız, size özel bir yönetici paneliniz de oluyor. Böylece, sitenize üye olanları takip edebiliyor, gerekirse sitenizden […]

Önce parayı görelim!

Derleme. Uğur Orakçı Almanya Stuttgart’taki Daimler Chrysler firmasının bir parçası Maybach-Motorenbau GmbH veya bilinen adıyla Maybach tarafından Mayıs 2005’te üretilen konsept coupe modeli olan Maybach Exelero, gelen yoğun talep üzerine satışa sunuldu. Batman’in filmlerinde kullandığı aracı Batmobile’ in gerçeği olacak kadar güçlü ve heybetli görünüşe sahip. alışılagelmiş süper otomobillerden çok farklı bir estetiğe sahip olan Exelero, dış görünüşüyle sürat teknelerini andırıyor. Otomobilin iç tasarımında 4 kapılı Maybach modellerinden esinlenilmiş, dış tasarımda da hafif bir Mercedes SLR etkisi görmek mümkün. 5 noktadan bağlantılı emniyet kemerlerine sahip, yarış koltuklarıyla donatılmış olan otomobilin vites konsolunda vites kolundan başka bir şey “görünmüyor… “ 5.9 metrelik spor araba… Aracın boyutları aslında bir spor otomobilden çok limuzini andırıyor. 5899 mm uzunluğu, 2140 mm genişliği ve 1390 mm yüksekliğe sahip otomobilin en etkileyici yeri olan motoru 5.9 litre hacimli ve çift turbo beslemeye sahip bir V12. Bu motor tam 700 beygir –yanlış okumadınız yazıyla; yediyüz beygir- güç ve 1020 nm tork üretiyor, aracın 2 bin 660 kg’lik inanılmaz ağırlığıyla rahatlıkla başedebilen motor, otomobili 4.4 saniyede 0’dan saatte 100 kilometre sürate ulaştırırken maksimum hızının 351 km/s olmasını sağlıyor. Önde 376 mm, arkada 355 mm çaplı karbon seramik fren diskleriyle donatılmış olan otomobilde 8 ve 4 pistonlu kaliperler ve 23 inç çaplı jantlar görev yapıyor. Aracı yolda tutmak için de Fulda firmasının sadece bu araç için ürettiği özel yapım lastikler kullanılıyor. Müşteriler gizli tutuluyor… Firma yetkilileri otomobile olan talepten memnun fakat aracın fiyatı ve müşterileri konusunda herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınıyorlar. Firmanın uyguladığı gizlilik politikasının müşterileri koruma amaçlı olduğu belirtiliyor. Sadece aracı almaya karar veren kişilere fiyat bilgisi veriliyor.Randevu ile satış ofisine davet edilen alıcı, aracın rengine ve aksesuvarlarına, koltuklarda kullanılacak dikişlerin renginden, döşemede kullanılacak derinin kalitesine kadar her şeyi burada seçiyor. Testlerden geçemezse geri dönüşüme yollanıyor… Üretim süresi yaklaşık 8 ay olan otomobilin tamamen el yapımı olduğu ve […]

Likör Fabrikası ihalesi iptal edildi

Medyakronik İstanbul Mecidiyeköy’deki eski Likör Fabrikası arazisi satışı Toplu Konut İdaresi tarafından iptal edildi. İhaleye 30 Mayıs’ta tekrarlanacak. Toplu Konut İdaresi (TOKİ), 25 Nisan’da yapılan açık artırmanın tek katılımcısı Kiler Holding’in Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisi için teklif ettiği 295.7 milyon YTL’ye ‘hayır’ dedi. TOKİ, ‘ihaleye sadece tek firmanın katılmasından dolayı kamuoyunun vicdanının huzursuz olabileceği gerekçesiyle iptal kararı aldığını açıkladı. İhale 30 Mayıs’ta yenilecek. İptal kararının ardından bir açıklama yapan Kiler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kiler ise, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın (GYO), ihalenin iptaline yönelik vermiş olduğu karara sonuna kadar saygılı olduklarını belirterek, 30 Mayıs’ta yapılacak yeni açık artırmada tekrar yerlerini alacaklarını söyledi. Kiler Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO), 23 bin 711 metrekarelik arsa için 25 Nisan 2008 tarihinde düzenlenen ihalede 295.7 milyon YTL teklif vermişti. Kiler Grubu, Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinde bir alışveriş merkezi ve rezidans inşa etmeyi planlıyordu. (Kaynak: AA)

Tüketici karamsar

Medyakronik Türkiye’nin kentsel alanında yaşayan, ekonomik olarak aktif ve çalışan nüfusun yaşam biçimlerinin ele alındığı Tüketici Trend Araştırması’nın 2008 birinci dönem sonuçları, tüketicilerin ekonomik gidişatla ilgili karamsar görüşlere sahip olduğunu ortaya koyuyor. İnterpromedya Araştırma Bölümü tarafından yapılan Tüketici Trend Araştırması, tüketicinin 2004’den beri ekonomik durumunda ilerleme kaydedemediğini gösteriyor. Önümüzdeki 2 yıl içerisinde de durumunun ve ülke ekonomisinin daha kötü olacağını öngören tüketiciler, açıklanan enflasyon oranlarına inanmıyor. Ayrıca tüketiciler bu gidişatın satın alma eylemini de olumsuz etkilediğini belirtiyor. Tüketici 4 yılda ilerleme kaydedemedi Araştırmaya göre, geçtiğimiz 4 yılda ailenin ekonomik durumu “değişmedi” diyenlerin oranı yüzde 34,2 olurken. ekonomik durumlarının 4 yıl önceye göre daha kötü olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 32,4’e ulaştı. Ankete katılanların sadece yüzde 9,7’lik kısmı “daha iyi oldu” görüşünü paylaştı. Şu an daha kötüye gidiyor diyenlerin oranı yüzde 8,8, “kötüydü daha iyi oldu” diyenlerin oranı ise yüzde 14,9 oldu. Görüşler başa baş Araştırma kapsamında sorulan “Önümüzdeki 2 yılda ailenin ekonomik durumunu en iyi anlatan ifade” için yüzde 33,9’luk bölüm daha kötü olacağına, yüzde 31,1’lik bölüm ise daha iyi olacağına inandığını belirtti. Bu iki zıt ifade için çok yakın oranların elde edildiği araştırmada, görüşülen kişilerin yüzde 23’ü ise değişmeyeceği yanıtını verdi. Yüzde 12’lik bölüm ise fikri olmadığını belirtti. Tüketici endişeli Ülke ekonomisinin gidişatı hakkında olumsuz görüşe sahip olan yüzde 70,4’lük kısmın yanı sıra yüzde 20,3’lük bölüm olumlu düşündüğünü belirtti. yüzde 9,3’lük kısmın ise ülke ekonomisi hakkında fikri yok. Ülke ekonomisinin şu anki durumu göz önüne alındığında satın alma davranışlarına yüzde 66,7 oranında olumsuz cevabı alınırken yüzde 19,6 oranında olumlu yanıt alındı. Geriye kalan yüzde 13,7’lik kısım ise satın almaları üzerinde ekonominin gidişatına ilişkin bir etki olup olmadığı konusunda fikri olmadığını belirtti. Enflasyon rakamlarına inanmıyoruz Satın alma eylemleri üzerindeki etki ve ülke ekonomisi hakkında olumsuz görüşün hakim olduğu araştırma sonuçlarında ayrıca açıklanan enflasyon rakamlarına inanma durumu da ele alındı. Enflasyon rakamlarına […]

Bir vicdani retçi diskuru: İnadına yaşatmak!

Zehra Kafkaslı İtalyan tiyatro yazarı, tragedyanın öncü isimlerinden sayılan Vittorio Alfieri’nin ünlü sözü anlamını, kuşkusuz, savaştan bahsedildiğinde bulur: “Cesaret ölmekle değil, yaşamakla ölçülür!”.Yıllardır, “Her Türk Asker Doğar”, “Asker-millet” vs. gibi sloganlarla ve “Emre İtaatsizlik”, “Emre İtaatsizlikte Israr”, “Halkı Askerlikten Soğutma” gibi kanunlarla erkekliğin, militarizmin ve bunlara paralel olarak da siyasi iktidarın mevcut yapısıyla sürekliliğinin sağlanmaya çalışıldığı cennet vatanımızda, yaşamanın ne çeşit bir cesaret istediğini anlamak çok güç değil. Tüm bu dayatmalara karşı durarak yaşamak… Vicdani ret ya da sivil itaatsizlikte sorunsal, ölmekten korkmakla değil, öldürmekten kaçınmakla ilgilidir. Savaş alanı, aslında bütün o çatışmanın sebebi olan siyasetten tam da arınılan yerdir. Taraflar karşı karşıya geldiklerinde bütün o “âli amaçların” ötesinde çok temel bir şey için savaşırlar: Hayatta kalmak. Ve hayatta kalmak için öldürmek zorunda kalırlar. Oysa bir siyasetin, stratejinin, çıkarın kazanması için kendi yaşamını ortaya koymak ve başka birinin yaşamına son vermek hiç de adil görünmüyor.Vicdani Ret tüm dünyada, insan öldürmemek, şiddete, tehdide, korkuya veya kan dökmeye ortak olmamak için, resmi ideolojiyle aynı fikirde olmadığı için, dini ya da daha geniş bir kavram olan vicdani sebeplerle askere gitmeyi reddetmek olarak tanımlanıyor. Bu ve benzeri “itaatsizlik” durumlarında kilit kavram vicdandır. Bütün bu ret ve kurala uymama, resmi kararı reddetme ya da zorlamaya karşı direnmenin temelinde, insanın özü ve belki tek cevheri olan “vicdan” yatar. Bu nedenle, kanuni ya da kanunsuz, vicdani nedenlerle herhangi bir resmi zorunluluğu yerine getirmeyi reddedenin karşısında durmak barbarlık değil de nedir? İşte bu vicdani direnişçiler, itaatsizler tam da bugün, 15 Mayıs’ta Dünya Vicdani Retçiler gününü kutluyorlar. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan eylemlere Türkiyeli vicdani retçiler 17-18 ve 20 Mayıs tarihlerinde yapılacak panel, toplantı ve sokak tiyatrosu ekinlikleriyle katılacaklar. Vicdani retçiler 20 Mayıs’ta Pazar günü “Ölmiycez! Öldürmiycez! Kimsenin askeri olmıycaz!” sloganıyla Taksim Gezi Parkı’nda da toplanacak. Öldürmemek üzerine bir sorumluğun ilânı da denilebilecek olan “vicdani ret” kavramının ilk savunucusu, Türkiye’de […]

Başka bir dünya isteyenler tartışmaya devam ediyor

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Devrimci Sosyalist İşçi Partisi’nin (DSİP) ev sahipliğinde, çok geniş bir çevreden katılımcılarla düzenlenen “tartışmalı toplantılar dizisi” Marksizm 2008, 16-19 Mayıs’ta, Taksim Hill Oteli’nde yapılacak. Sabahat Tuncel, Ragıp Duran, Chris Harman, Ferhat Kentel, Ahmet İnsel, Tayfun Mater, Doğan Tarkan, Roni Margulies, Meltem Oral, Ömer Madra ve Etyen Mahçupyan gibi birçok önemli ismi ağırlayacak olan etkinlikte saatler süren uzun, bıktırıcı tartışmalar yok. Her konu 1 saat 15 dakika tartışılacak ve sunuş konuşmalarının ardından katılan herkes söz alabilecek. Cuma (16 Mayıs) saat 17:30’da Sabahat Tuncel ile Ahmet Yıldırım “Kürt sorununda çözümün neresindeyiz?”, saat 19:00’da Saruhan Oluç ve Şenol Karakaş “Seçimler ve olasılıklar: Mahalleden meclise” başlıkları altından konuşacak. Cumartesi (17 Mayıs) saat 10:30’da Stefan Bornost ile Talat Ahmet “Links Partei ve Respect: Avrupa’da yeni sol” konusunda, saat 12:15’te Eylem Çağdaş ile Canan Şahin “Cinsel ayrımcılık ve kapitalizm” konusunda, saat 14:00’de Ferhat Kentel ve Volkan Akyıldırım “Gündelik hayatta direniş”, saat 15:30’da Gül Dönmez ile Gökşen Şahin “Küresel ısınmayı durdur, dünyayı değiştir”, saat 17:00’de Murat Paker, Sinan Özbek ve Cengiz Alğan “Milliyetçilik ırkçılığa nasıl evrilir?”, saat 18:45’te Yıldıray Oğur ile Roni Margulies “Darbeye karşı acil demokrasi” konularında konuşacaklar. Pazar (18 Mayıs) ise “Politik İslam düzen için tehdit mi?” başlıklı konuyu Ayhan Bilgen, Talat Ahmet ile Yıldız Önen, saat 12:45’te “Devrimci partinin modası geçti mi?” başlıklı konuyu Funda Ata ile Meltem Oral, saat 14:00’de “Kemalizm, Stalinizm ve Türkiye solu” başlıklı konuyu Ayşe Hür ile Roni Margulies, saat 15:30’da “1968: Türkiye’de solun atılım yılları” konusunu Doğan Tarkan, saat 17:00’de “1968: Son büyük yangın” konusunu Chris Harman, saat 18:45’te “Emperyalizm, Ortadoğu ve savaş” başlıklı konuyu Ceyda Karan, Tayfun Mater ile Arife Köse tartışacaklar. Pazartesi (19 Mayıs) saat 10.30’da “İran Devrimi’nin dersleri”ni Erkin Erdoğan ile İrem Nur Aksu, saat 12:15’de “Medya nasıl ikna ediyor?”u Eray Özer, Ümit Kıvanç ile Ragıp Duran, saat 14:00’de “Yeni liberalizmin sonuna mı gelindi?” […]

68’in öğrencileri “o günler”i anlattı

Mustafa Kuleli “Türkiye’de 1968” başlığıyla dün Yıldız Teknik Üniversitesi’nde (YTÜ) gerçekleştirilen panelde, 68 öğrenci hareketinden Ragıp Zarakolu, Gün Zileli, Veysi Sarısözen ve Ergun Aydınoğlu Türkiye ve Avrupa’daki 68 hareketini tartıştı. YTÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından düzenlenen panele öğrencilerin ilgisi yoğun oldu.YTÜ Öğretim Görevlisi Ergun Aydınoğlu, 68’in özellikle Fransa ve Çekoslavakya’yı tamamen değiştirdiğini, bunun yanında Türkiye, İtalya, Almanya, Yugoslavya, Polonya ve Meksika gibi ülkelerde de çok derin izler bıraktığını söyledi. “Türkiye’de, 1968’de, ‘demokratik üniversite, demokratik ülke’ talebiyle yapılan kitlesel eylem ve işgaller ilk ve sondur” diyen Aydınoğlu, bugün 68’li kimliğinin bir statü haline gelmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.1968’de Türkiye’deki üniversitelerde yaşanan olayların, başlangıçta örgütlerin liderliği ve kontrolünde değil, isimsiz öğrencilerin kendiliğinden gelişen kitleselliğiyle yaşandığını belirten Gün Zileli, hareketin varolan Kemalist ideolojik hegemonyaya sırtını dayadığını ve bunun bir hata olduğunu söyledi. “68’de Batı’daki eylemlerde ulusal bayrak taşınmıyordu. Ama Türkiye’deki eylemlerde Türk bayrakları, Atatürk resimleri görüyorduk” diyen Zileli; Batı’daki 68’liler iktidarı sorgularken, Türkiye’dekilerin hangi yoldan olursa olsun iktidarı istemesinin çok önemli bir fark olduğuna işaret etti.“68 baharını sosyalizm için yeni bir açılım, bir sıçrama olarak düşündük ama Eylül’de Sovyetler’in Çekoslavakya işgali ile yanıldığımızı anladık” diyen yayıncı Ragıp Zarakolu, süreç içinde öğrenci hareketi ve Türk siyaseti arasındaki ilişkiye değindi. “68’liler tarihi eser mi?” “Şimdi burası tıp fakültesi olsaydı, siz kadavraları inceleyecektiniz. İdari bilimler olduğu için bizi çağırdınız, 68’lileri inceliyorsunuz” sözleriyle salondakileri güldüren Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Başkan Yardımcısı Veysi Sarısözen, “Tarihi eser muamelesi görmek hoşumuza gitmiyor” dedi. Sarısözen, ilk üniversite işgalinin kendiliğinden gelişen biçimini ve Deniz Gezmiş’in liderlik özelliğini bir anekdotla aktardı:“Biz meselelere daha tutucu ve bürokratik bakıyorduk. Çünkü örgütlüydük. Biz bahçede üniversite işgalini hangi ay yapalım diye tartışırken, bir de baktık Deniz orada bağırıp çağırıyor. Önce 5-10 kişi toplandı etrafında, sonra kalabalık birden büyüdü, insanlar amfilerden çıkıp kalabalığa katıldı, hukuk fakültesine doğru yürüyüşe geçtiler. Biz de birbirimize baktık ve karar […]