HaberVs

HaberVs

Umudun adı ölüm oldu

Medyakronikinfo@medyakronik.com İstanbul Küçükçekmece’ye bağlı Kayabaşı’nda, kaçak yollardan Avrupa’ya gitmeye çalışan 13 kişinin cesedi bulundu. Bugün (30 Temmuz) boş bir araziye cesetleri atılmış olarak bulunan kaçak göçmenlerin kapatıldıkları tır dorsesinde açlık. susuzluk ve havasızlıktan boğularak öldüğü anlaşıldı. Cesetlerin bulunmasından sonra çevrede operasyon yapan polis ekmek ve su bulabilmek için çevreye dağılan Pakistan ve Burma vatandaşı 60 kişiyi gözaltına aldı. 10p kaçak da durumları kötü olduğu için hastanede tedavi altına alındı. Ölümle noktalanan umut yolculuğu Van’da önceki gün bindikleri tırla yola çıkan Pakistan ve Burma vatandaşı 138 kaçağın umut yolculuğu Küçükçekmece’de bir insanlık dramıyla son buldu. 138 kaçak yolcusuyla önceki gün Van’dan yola çıkan tır dün (29 Temmuz) saat 04.30 sularında Küçükçekmece Kayabaşı köyündeki bir göl kıyısında durdu. 13’ünün açlık, susuzluk ve havasızlıktan boğularak öldüğü kaçaklardan 10’u da fenalaşmıştı. Kaçakları tırdan indiren şoför kayıplara karışırken ayakta kalabilen kaçaklar da ekmek ve su bulabilmek için çevreye dağıldı. Çevre sakinlerinin haber vermesi üzerine olay yerine gelen polis Pakistan ve Burma vatandaşı 13 kaçağın cesetleri ile baygın haldeki 10 kaçağı buldu. Ölüler Adli Tıp Kurumu’na, durumları kötü olan kaçaklarsa hastaneye kaldırılırken, çevreye dağılan kaçakları yakalamak için bir helikopterin de katıldığı takip başlatıldı. Gün boyunca süren takip çalışmaları sonunda 60 kaçak yakalanarak, Halkalı Polis Karakolu’na götürüldü. 138 kişi oldukları belirlenen kaçakların geriye kalanlarını arama çalışmaları sürüyor. Ölenleri atmaya gelmiş Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, olayın saat 07.30’da öğrenildiğini, emniyet güçleri ve savcılığın olay yerinde incelemelerde bulunduğunu belirterek, “13 göçmenin öldüğünü tespit etmişler. 10 göçmenin de bitap ve halsiz olduğu görülmüş. Bunlar çevre hastanelere sevk edildi. 50 civarında göçmen bölgeden toplanarak gözaltına alındı. Bir o kadar göçmenin de havadan ve karadan aramalarla toplanmasına çalışılıyor” dedi.Küçükçekmece İlçesi Kayabaşı Mahallesi Muhtarı Doğan Azat, gece saat 04.00 sıralarında bir tırın Kayabaşı Mahallesi girişindeki kırsal alana geldiğini ve bu aracın içindeki 13’ü havasızlıktan ölmüş 150’yi aşkın kaçağı araziye bırakıldığının belirlendiğin söyledi. […]

Saldırı sanal suç duyurusu reel

Medyakronikinfo@medyakronik.com Düşünce ve ifade özgürlüğü alanında faaliyet yürüten Düşünce Suçuna Karşı Girişim’e bağlı internet sitelerine yönelik hacker saldırılarıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Sözcülüğünü Şanar Yurdatapan’ın yaptığı Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in yürüttüğü çalışmaların yayımlandığı antenna-tr.org ve ortakpayda.org internet sitelerinin sabote edilmesiyle ilgili Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz ve Başsavcı Yardımcısıyla görüşen Yurdatapan, “Her olayın ardında Ergenekon aramak gibi bir paranoyaya kapılmamak gerektiğini düşüyorum. Gene de, arada bir bağlantı olabileceği ihtimalini de göz ardı etmiyorum” dedi. Düşünce Suçuna Karşı Girişim, dünyada ifade özgürlüğü ile ilgili mücadele veren kuruluşların şemsiye örgütü durumundaki Uluslararası İfade Özgürlüğü Kampanya Örgütü IFEX’in üyesi. Girişim, ifade özgürlüğü önündeki anti-demokratik yasaların yürürlükten kaldırılması için başka sivil itaatsizlik olmak üzere çeşitli etkinlikler düzenliyor. Örgütlü suç iddiası Yurdatapan, dün (29 Temmuz) İstanbul Beşiktaş’taki Ağır Ceza Mahkemesi’ne giderek internet sitelerine yapılan saldırıyla ilgili suç duyurusunda bulundu. Dünyada ifade özgürlüğü ile ilgili mücadele veren kuruluşların şemsiye örgütü durumundaki Uluslararası İfade Özgürlüğü Kampanya Örgütü IFEX’in üyesi olan Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in sözcüsü Yurdatapan suç duyurusu dilekçesinde kendilerini “Sabotage TIM” olarak tanıtan kişilerin www.atabeyler.org sitesi üzerinden örgütlendiğini belirtti. Konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada sitelerinin tahrip edilmesini suç olduğunu ifade eden Yurdatapan, “Uzun yıllar aynı filmleri döne döne izlerken öğrendim ki, birçok kitlesel taşkınlık mutlaka birilerince kışkırtılıyor, körükleniyor, zemin hazırlanıyor, birilerinin ceplerine paralar konarak ortaya salınıyor” dedi.Bilgisayar korsanlarının tüm yönleriyle araştırılmasını isteyen Yurdatapan, “Atabeyler” ve benzeri odaklarla bağlantı bulunması durumunda araştırmayı Savcı Öz’ün sürdüreceğini, bulunmadığı durumdaysa başka savcının görevi devralacağını belirtti. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 244. maddesinin “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu”nu cezalandırdığını vurgulayan Yurdatapan, kendilerini “Sabotage TIM” olarak tanıtan grubun bilişim suçu işlemiş bir örgüt olduğu için de sözkonusu suçun TCK 220. maddenin “Suç işlemek için örgüt kurma” suçuyla da bağlantılı olduğunu belirtti. “Atabeyler” internet sitesinde ‘Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır” ifadesinin yer aldığını kaydeden Yurdatapan, TCK 214. […]

Tuzla’da 101. ölüm

Medyakronikinfo@medyakronik.com Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde faaliyet yürüten Gemsan şirketine bağlı tersanede dün (29 Temmuz) meydana gelen kaza sonucu bir işçi daha öldü. Gemsan tersanesinde kompresör dairesinde işçilerin bakım yaptığı sırada meydana gelen patlamada işçilerden İbrahim Çelik başına sert bir cismin çarpması sonucu yaralanarak öldü. Tayeron işçi olan Çelik’in hayatını kaybetmesiyle şimdiye kadar kazalarda ölen tersane işçisi sayısı 101 oldu.Tuzla’daki Gemsan tersanesine bağlı Atlas Gemi taşeron firmasında çalışan İbrahim Çelik’in, dün (29 Temmuz) kompresör dairesinde bakım yaptığı sırada patlama meydana geldi. Patlamanın şiddetiyle Çelik, başına cisim çarpması sonucu ağır yaralandı. Çelik, mesai arkadaşları tarafından hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetti. Liman Tersane Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter İş), yaptığı açıklamada TBMM Tuzla Araştırma Komisyonu’nun yeni tamamlanan raporunu anımsatarak, gerekli düzenlemeler yapılmadığı sürece raporların malumun ilanı olmaktan öteye geçemediğini söyledi. Limter-İş’in tutabildiği kayıtlara göre, Çelik bu yıl Tuzla tersanelerinde ölen 15. işçi. 41 yaşındaki makineci olarak çalışan Dinçay Tomurcuk da Ereğli’deki tersanede kalp krizinden ölmüştü. Sendikanın kayıtlarına göre şimdiye kadar Tuzla ve Tuzla dışında ölen tersane işçilerinin toplam sayısı 101 oldu.

“Hürriyet bu nedenle ‘büyük’ ve bu nedenle ‘gazete’ değil!”

Güngören’deki terör eylemi, pazar gecesi 21.00’e doğru gerçekleşti. Hürriyet‘in biraz sonra aktaracağım manşeti, onu izleyen birkaç saat içinde atılmış olmalı. Yani ortada herhangi bir resmî açıklama yoktu, tam tersine, ülkenin başbakanı bile o gece olay yerine gidip “Hemen ad vermeyin, bırakın onu savcılar versin” diyerek gerekli uyarıları yapmıştı. Fakat işte, ülkenin en etkili gazetesi bu koşullarda ertesi gün şu manşetle yayımlanacaktı: “PKK’DAN SİVİL KATLİAM… Bölücü terör İstanbul Güngören’de sivilleri hedef aldı.” Benim yaşadığım yerde, saat 21.00 civarında gerçekleşen bir olayın haberi, o gazete Hürriyetde olsa ertesi günkü gazetede yer almaz, alamaz (bir olay bekleniyorsa, gazete geciktirilir, o başka). Yani büyük şehirlerde yaşayanlar, 28 Temmuz pazartesi sabahı Hürriyet’in manşetinde yukarıda okuduğunuz manşeti gördüler. Buna karşılık biz taşralı Hürriyet okurları, gazetemizin olayı nasıl “gördüğünü” ancak 29 Temmuz salı sabahı öğrenebildik. Hayır, manşette eylemi PKK’nın yaptığına dair bir ibare yoktu. Manşet şöyleydi: “ANNE KARNINDA BEBEĞİ BİLE… Güngören’de önceki akşam art arda patlayan iki bomba 18 can aldı. Hain saldırıda ölenlerin hayat hikâyeleri yürekleri burkuyor.” Peki haberin herhangi bir yerinde ya da Hürriyet‘in herhangi bir yerinde eylemi kimin yaptığına dair bir ibare var mıydı? Hayır yoktu. Yani ne olmuşsa olmuş, gazete iddiasından vazgeçmişti. “Önyargı” mı, “ah keşke” mi? Hürriyeto manşeti neden öyle attı? Bu soruya verilmiş iki farklı cevap üzerinden konuyu tartışmak istiyorum. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Esra Arsan, Bianet.org’a verdiği demeçte şöyle diyor: “Henüz herhangi bir delil olmamasına rağmen suçlunun ‘bulunmasını’, bir örgütün ya da eylem grubunun olayı üstlenmesini veya emniyet raporlarının açıklanmasını beklemeden gazeteciler hemen yargıya vardılar. Ve birilerini de bu yargılara doğru yönlendirdiler. Yapılan haberlerde tek adres PKK olarak gösterildi. Böyle bir beklenti var gazetecilerde. Halbuki henüz daha bir yargıya varmak için çok erken. Çünkü ne olduğu araştırılmamış.” Acaba burada “önyargı” gibi nispeten hafif, insanı farkında bile olmadan yanlışa sürükleyen ve mesela bir özür dilendiğinde bağışlanabilir bir hata ile […]

Nietzschelerin Şöleni

Modern felsefi düşünüşün şahikası 19. yüzyılda, bu düşüncenin açmazlar ve sıkıntılarını kör gözüm parmağına bir tavırla hesapsızca dillendiren heretikler de yok değildi. Modern felsefenin boş bıraktığı yahut doldurduğunu, çözdüğünü zannettiği alanlarda, halen bile sürmekte olan birtakım metafizik önkabullerle iş gördüğüne dair ilk kıvılcımlar Nietzsche tarafından çakılmıştır denilebilir. Modernitenin, ölümüne sakındığı, metafiziğin sularında işine geldiği gibi gezindiği, kendi körleşmesinin ve özgüvenin esiri olmuş bir biçimde hükümranlığını ilan ettiği dönemde Nietzsche, akranlarından, bunun bir dekadans düşüncesi olmaktan öte bir anlam ifade etmediğini bütün açıklığıyla ilk kez dile getiren “modern” felsefeci olmasıyla ayrılıyor. Felsefeyi bilginin nasıl bir şey olduğuna dair teknik, epistemolojik bir faaliyete indirgeyen ve onun yaşamla olan bağını kopartan modern felsefe, Nietzsche gibi yaşamı, ölümü ve doğayı felsefenin temel ve asli bir parçası olarak düşünen, ve felsefeyi estetik ve yaşam inşa edici teorik-pratik bir faaliyetler bütünü olarak anlayan birisini heretik olarak kodlamakta gecikmedi. Derrida ise Nietzschelerin Şöleni başlıklı derlemede yer alan makalelerinde Nietzsche’nin bu heretik, çoğul, sonsuz bir anlamlandırma ağına açılan yersiz yurtsuz yazısının izinden giderek modernitenin öncüllerine dair sıkı bir sorgulamaya girişiyor. Nietzsche dolayımında Derrida “isim, imza, metin üzerinden genel yorum politikası, otobiyografi, devletin ideolojik aygıtı olarak öğretim kurumları ve üniversite, üslup sorusu, Varlık sorusu, hakikat, demokrasi/gelecek demokrasi, adalet, Mesihçilik ve yeni Enternasyonel” gibi konuları tartışıyor. Derrida’ya göre Nietzsche’nin belli bir yoruma direnen, sürekli kendi yapısını çözen yazısı ve “Nietzsche’nin çoğul üslupları, hakikat pathosunun sözmerkezci buyruğunu kaldırır ve bu buyruğun yerine bir oyun davetini yerleştirir.”

Aşırılığın peygamberleri

Genellikle postmodernizm başlığı altında ve aşağılayıcı bir biçimde hepsi bir ve aynı yolun yolcusu diye anılan batı felsefesinin bu dört yaramaz çocuğu aslında hiç de sanıldığı gibi postmodern bir kayıtsızlık içinde değildir. Batı felsefesinin temellerini insanlığın selameti için dinamitleyen bu dört bilge birer yaşam kurucu estetisyen olarak teolojinin sahneden çekilmesiyle oluşan derin krizin nasıl giderileceğine ya da giderilip giderilemeyeceğine dair oldukça kendine özgü ve ‘can’dan yaklaşım ve çözümlemeriyle özel bir dikkati hakediyor. Aslında bir tarihçi olan Allan Megill, kendince tek bir izleğin peşinde çatallanmış yolları ifade ettiğini düşündüğü bu mahşerin dört atlısını, çoğunlukla ihmal edilmiş yaşam kurucu estetisyen yönleriyle ele alıyor. Megill, bu yaklaşımıyla, post-teolojik kriz sonrası kırarak, çözerek, parçalayarak, sökerek, koparak felsefe yapmaya ve aslında felsefeyi tekrar yaşamın kurucu bir edimi haline getirmeye niyetlenmiş bu isimlerin sınırda, kıyıda, köşede, uçlarda gezinmesinin hikmetine dikkat çekiyor. Yaşamı kendi sahihliğine, ‘olan’a iade etmenin yol açıcıları olarak bu dört bilgenin yol haritasına, bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu aşikar.

Almanya’da Sosyal Demokrasi’nin Doğuşu

Dünya siyasal tarihinde, çokça sosyalizmin zoruyla, kapitalist çılgınlığı ehlileştirmenin, ‘insanileştirmenin’ ya da daha kabul edilebilir hale getirmenin teorik/pratik yansısı olan sosyal demokrasi, bizim siyasal kültürümüz açısından neredeyse bir ufo kadar yabancı bir şeydir. Aslına bakarsanız, sosyal demokrat etiketine haiz partilerin devlet içerisindeki totaliter çetelerin avukatlığına soyunduğu bir coğrafyada bu mefhumun muhteviyatına yönelik herhangi bir fikrin olmayışı, ya da olanların da külli bir yanlış anlamayla malül olması pek de şaşırtıcı değildir. Tanıl Bora’nın bu eseri, sosyal demokrasinin ilmi temellerini dilinde tüy bitesiye anlatmaya çalışan bir kurum olan Sosyal Demokrasi Vakfı’nın İstanbul ve Ankara’da rutin hale getirdiği seminerlerin Ankara ayağının temel kavramlar, tarihsel gelişim ve ideoloji başlıklı ilk iki dersini kapsıyor. Şimdilerde sol/sosyalizm adına yapılan tartışmaların tarihsel art alanını ve sosyal demokrasi ile sosyalist fikriyatın simbiyotik ilişkisini bütün açıklığıyla gösteren Tanıl Bora, daha önceki çalışmalarında da gözlenebilen, meselelerin layıkıyla işlenmesindeki özeninden, kısa bir eğitim çalışması rehberi olmasına karşın, burada da ödün vermemiş.

Modernleşme, değişim ve başkaldırı

Modernleşme denilen hadisenin kapsamlı bir değerlendirilmesinin yanısıra mahiyetine dair kuşatıcı ve sahih bir tanımlamaya gitmenin zorluğu, bu mefhumun yer yer sarsak ve serbest stil bir pratiğin malzemesi olmasını da kolaylaştırmıştır. Her toplumun çoğunlukla koşarcasına bir yerinden yamandığı, tutunmaya çabaladığı bu süreç muazzam bir yenilik ve değişimi ifade ettiği için, bu dahil olma çabası da genellikle belirsiz ve mütereddid bir nitelik taşımaktadır. Bir diğer deyişle, Batılı aklın dünyayı dolaysız bir algının nesnesi olarak tasnife muhtaç bir kaos yığını ve doğayı da insanın ihtiyaçlarını gidermesinden öte bir değere haiz olmayan bir alet çantası biçiminde tahayyülü olarak modernleşme, küresel düzen içerisinde yaşama çabasındaki her toplumun rahle-i tedrisadından geçmesi gerektiği bir zorunluluk haline geldi. Modernleşme teorileri açısıdan özgün bir yer işgal eden İsrailli sosyolog Eisenstadt’ın burada ele aldığımız kitabı ise modernleşme sürecinde, toplumların karşılaştıkları sorunlara getirmeye çalıştıkları çözümler eksenin de ortaya çıkan farklılaşmalara ilişkin kurumsal bir yapının geliştirilmesi ihtiyacına odaklanıyor. Böylelikle kitabın temel kaygısı, “modernleşmede ‘çöküş’ ya da ‘gerileme’ durumlarının ortaya çıktığı koşullar karşısında, modernleşmekte olan ve modernleşmiş toplumların bu tür bir kurumsal çerçeveyi geliştirmelerinin altındaki koşulları anlamak” olarak karşımıza çıkıyor.

Tarihi davada söz Anayasa Mahkemesi’nde

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Anayasa Mahkemesi, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davasını görüşmeye bugün (28 Temmuz) başladı. Heyet’in kararını verene kadar müzakerelerini aralıksız sürdüreceği AKP hakkındaki kapatma davasında süreç, 14 Mart’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, parti hakkında hazırladığı iddianameyi, Anayasa Mahkemesi’ne sunmasıyla başlamıştı. Başsavcı Yalçınkaya, partinin, “Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” iddiasıyla kapatılmasını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 71 kişi hakkında da siyasi yasak talep etmişti. Aralıksız mahkeme Anayasa Mahkemesi üyeleri, bu sabah (28 Temmuz) 09.30’da davayı görüşmek üzere toplandı. Bugünden itibaren aralıksız her gün biraraya gelerek, partinin sözlü ve yazılı savunmaları ile başsavcılığın esas hakkındaki mütalasını değerlendirecek olan heyet, haklarında yasak istenen 71 parti yöneticisi hakkındaki iddiaları da, delilleri ile birlikte görüşecek. Davanın raportörü Osman Can da heyetin, raporla ilgili isteyeceği açıklamaları veya yöneltilebilecek soruları yanıtlamak için müzakereler katılıyor. Tarihi dava öncesinde polis, sabahın erken saatlerinden itibaren Anayasa Mahkemesi çevresinde yoğun güvenlik önlemleri aldı. Anayasa Mahkemesi binası önünde çok sayıda yerli ve yabancı basın mensubu da davayı izledi.Reddi hakim talebi Kapatma davası görüşülmeden önce Anayasa Mahkemesi, davayla ilgili 4 üyeye yönelik “reddi hakim” talebini görüştü ve reddetti. Ömer Özgür Kormaz isimli bir vatandaşın avukatı Mustafa Kemal Turan AKP hakkında açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi’nin 4 asıl üyesine ilişkin reddi hâkim talebinde bulundu. Avukat Turan, konuya ilişkin dilekçesini Anayasa Mahkemesi’ne verdikten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı olmadığını belirterek, bu konuda şikayette bulunmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yaptıklarını söyledi. AKP’nin kapatılmaması yönünde de tedbir konulması istemiyle AİHM’e başvurduklarını belirten Turan, AİHM’in kapatılmama yönündeki taleplerini reddettiğini, diğer başvuruyu ise görüşülebilir bulduğunu ifade etti. Turan, “Strasburg, davamızı kabul edilebilir bulduğuna göre biz de buraya geldik” dedi. Talep reddedildi AKP hakkında açılan kapatma davasında başkan Haşim Kılıç, Başkanvekili Osman Paksüt ve üyeler Ferruh Kaleli ile Necmi Özler hakkında reddi hakim talebinde […]

Yine masumlar hedef

Medyakronikinfo@medyakronik.com İstanbul Güngören’de düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda 5’i çocuk 17 kişi öldü, yüzden fazla kişi yaralandı. Yaralılardan 6’sının daha hayati tehlikesi sürerken, saldırıyı gerçekleştirdiği öne sürülen PKK bir açıklamayla olayla ilgilerinin olmadığını duyurdu. Güngören Güven Mahallesi’ndeki, trafiğe kapalı Menderes Caddesi üzerindeki ilk patlama dün (27 Temmuz) gece 21.45 sıralarında gerçekleşti. Yetkililerin ses bombasından kaynaklandığı açıkladığı ve bir telefon kulübesinde meydana gelen ilk patlamada birkaç kişi yaralanırken çevredeki işyerlerinde küçük çaplı hasar meydana geldi. Facia 2. patlamayla geldi Şiddeti düşük olan bu patlamanın doğalgazdan kaynaklandığı haberleri yayıldı. Bu patlamanın ardından çevrede bulunanların yanı sıra evlerinden de çıkan meraklı vatandaşlar olay yerine geldi. Faciaya yol açan ikinci patlama ise ilkinden 10 dakika sonra gerçekleşti. İlk patlama yerine çok yakın bir mesafede yaşanan çok şiddetli 2. patlama sonucu ortalık bir anda cehennem yerine döndü. Çevredeki binaları, araçları tahrip eden patlama, olay yerinde toplanan çok sayıda insanın ölümüne ve yaralanmasına neden oldu. Patlamadan yaralananlara ilk müdahalede saldırıdan yara almadan kurtulanlar tarafından gerçekleşti. Yaralılar, vatandaşların kendi imkanlarıyla çevredeki hastanelere götürülürken olay yerine sevkedilen ilkyardım ekipleri ve ambulansların gelmesinden sonra ilk müdahaleler yapılabildi. Olayda hayatını kaybeden vatandaşların otopsi işlemleri ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı gözetiminde yürütülüyor. Zaman ayarlı, parça tesirli plastik patlayıcı Görgü tanıkları, ilk patlamanın ardından yüzlerce kişinin olay yerine gittiğini ve kısa süre sonra çok şiddetli ikinci patlamanın yaşandığını anlattı. Bombanın şiddetiyle bir çok kişinin havaya uçtuğunu gördüklerini anlatan tanıklar patlamanın olduğu yere 30-40 metre uzaklıktaki insanların bile patlamadan etkilendiğini söyledi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın ardından Güngören’e giderek incelemelerde bulundu, Atalay, İstanbul Valisi Muaamer Güler’le birlikte yaptıkları açıklamada patlamanın ilk önce doğalgazdan kaynaklandığından şüphelenilse de kısa sürede bombalı bir saldırı sonucu yaşandığının kesinleştiğini öncelikli hedeflerinin failleri bulmak olduğunu söyledi. İstanbul Valisi Muammer Güler, çöp tenekesine konan bombaların patladığını belirterek, zaman ayarlı ya da uzaktan kumandalı bomba olabileceğini söyledi. Kimli basın organları ise patlamada […]

Hatırlayanlar, hatırlamayana hatırlatıyor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Trabzon İl Jandarma Komutanlığı eski Asayiş Şube Müdürü Ali Oğuz Çağlar da, Hrant Dink’i öldürmek için plan yapıldığı bilgisinin dönemin alay komutanı Albay Ali Öz’e iletildiği halde işlem yapılmadığını söyledi. Dink’in öldürülmesinden sonra Jandarma Genel Komutanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın açtığı soruşturmalar sırasında ifadesinin alınmadığını belirten ve tanık olarak ilk kez ifadesi alınan emekli Kıdemli Binbaşı Çağlar, “Cinayetin işlenebileceği ile ilgili bilgiler Albay Öz’e ulaştırıldı. Ancak komutan önemsemediği için veya bilerek ya da bilmeyerek yapması gereken görevi yapmamıştır” dedi. Çağlar’ın, 25 Kasım 2005 tarihinden Eylül 2007’e kadar Asayiş Şube Müdürü olarak Trabzon’da görev yapmasın karşın, Jandarma Genel Komutanlığı ve İçişleri Bakanlığı müfettişlerince bilgisine hiç başvurulmadığı da böylece ortaya çıkmış oldu.İlk kez suikastın sanıkları arasında yer alan jandarma muhbiri Coşkun İğci’nin dile getirdiği iddia daha sonra Ali Öz’ün emrindeki askerler Okan Şimşek ve Veysel Şahin tarafından da mahkemede anlatılmıştı. Daha sonra dönemin İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız da benzer ifadeyi vererek Ali Öz’ü suçlamıştı. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin iddialar üzerine yaptığı ön inceleme raporu sonunda Trabzon Valiliği’nin hakkında soruşturma izni verdiği Albay Öz ise geçen günlerde konuyla ilgili “tanık” sıfatıyla alınan ifadesinde iddia edilen konuları hatırlamadığını iddia etmişti. Ali Öz’ü suçlayan ifadeler gerçek Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink öldürüldüğünde Trabzon Jandarma Alay Komutanlığı’nda kıdemli binbaşı rütbesiyle asayiş şube müdürü olarak görev yapan Ali Oğuz Çağlar, bugün (25 Temmuz) Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde tanık olarak ifade verdi. Başçavuş Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysel Şahin’in, Hrant Dink’in suikastıyla ilgili “görevi ihmal” iddiasıyla Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen davasında ifadesi alınan Ali Oğuz Çağlar, sanık askerlerin 2006 yılı Temmuz ayında suikastla ilgili bilgileri edinip üstlerine ileterek görevlerini yaptıklarını söyledi. Başçavuş Şimşek ve Uzman Çavuş Şahin’in ilk ifadelerini yalanlayarak mahkemeye verdikleri ifadelerinin gerçek olduğunu belirten Çağlar, “Her ne kadar daha önce İl Jandarma Komutanının baskısı ile yalan yanlış ifade verseler […]

Likor Fabrikası’na 415 milyon YTL

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) iştiraki Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş tarafından gelir paylaşımı yöntemiyle tekrar satışa çıkarılan Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinin ihalesinde, 415 milyon 750 bin YTL ile idareye en yüksek payı, Aşçıoğlu İnşaat-Ofton İnşaat-Meydanbey İnşaat-Omak İnşaat Ortak Girişimi verdi. Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinin gelir paylaşımı yöntemiyle gerçekleştirilen ihalesinin ikinci etabını oluşturan açık artırmanın ilk aşamasının ardından kapalı teklife geçilerek, kapalı zarf usulüyle isteklilerin teklifi alındı. İhalenin ikinci oturumunda, Aşçıoğlu İnşaat-Ofton İnşaat-Meydanbey İnşaat-Omak İnşaat Ortak Girişimi, 831 milyon 500 bin YTL satış toplam geliri üzerinden yüzde 50 şirket payı gelir oranı ile 415 milyon 750 bin YTL ile en yüksek teklifi verdi. Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Demiröz, daha önce yaptığı açıklamada, arazinin 3 emsalden oluştuğunu ve 95 bin metrekare inşaat alanı bulunduğunu belirterek, arazide iş merkezi, ofis, büro, çarşı, çok katlı mağaza, alışveriş merkezi, otel, motel, rezidans, konaklama tesisi, sinema, tiyatro, müze, kütüphane, sergi salonu, kültürel tesisler, yönetim binaları, banka ve finans kurumlarının yer alabileceğini bildirmişti.

Bir toplumsal baskı aracı olarak 225. madde

Hülya GülbaharAvukat, Ka-Der (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) Başkanıhulya.gulbahar@yahoo.com.tr Bir kadının Galata Köprüsü üzerinde balık tutmaya kalktığında başına neler geleceği, geçtiğimiz günlerde, İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği bir kararla öğrenildi. İddiaya göre, Gülcan Köse, 12 Haziran günü “uygunsuz kıyafetlerle” balık tutarken, çevredeki erkek balıkçıların şikâyeti üzerine gözaltına alınıp hakkında açılan davada da 5 ay hapisle cezalandırıldı. Hapis cezasını erteleyen mahkeme; polisler tarafından taciz edildiğini, karakolda psikolojik ve fiziki işkence gördüğünü söyleyen Köse’nin iddialarıyla ilgili ise herhangi bir işlem başlatmadı. Türk Ceza Kanunu’nun, “hayâsızca hareketler” suçunu düzenleyen 225. maddesinden yargılanıp ceza alan Köse’nin “hayasız” kıyafeti ise tayt ve uzun bir tişörtten ibaretti.Haberlerin gazetelerde yer almasının ardından bir grup feminist kadın, Köse’ye destek için Galata Köprüsü üzerinde, “hayâsız” kıyafetlerle bir eylem düzenledi. Yapılan basın açıklamasında tek başına bir kadının tayt ve tişörtüyle balık tutmasının genel ahlakı rencide edip hapisle cezalandırma gerekçesi yapıldığı belirtilerek, “Biz kadınlar bu kararı protesto ediyoruz. Bizler kadınların bedenleri üzerinde erkeklerin, ailenin ve devletin denetimine karşı çıkıyoruz. Bedenimiz bizimdir” denildi. Basın açıklamasında, Taksim’deki kutlamalarda cinsel saldırı suçunu işleyen erkeklere yalnızca 50 YTL para cezası verildiğini vurgulayan kadınlar, “TCK 225. madde kadınlara karşı ayrımcılık içermektedir ve kaldırılmalıdır. Nerede ne giyeceğimizin yargı kararlarıyla belirlenmesine, kıyafetlerimiz üzerindeki sözlü ve yazılı her türlü kural ve denetime itirazımız var” dedi. “Topluma Deli Gömleği Giydirilmeye Çalışılıyor” Basın açıklamasında vurgulandığı gibi aynı nedenle suçlanan erkek ve kadın sanıklara verilen çifte standartlı cezalarla bir kez daha tartışma konusu olan TCK’nin 225. maddesi ve benzer yasal düzenlemeler yapılması topluma deli gömleği giydirmeye benziyor. TCK’deki “hayâsızca hareketler” suçunu düzenleyen 225. maddenin hukuki olarak son derece tartışmalı olması nedeniyle, Köse davası daha uzun süre tartışılacak. Çünkü hayâ, edep, genel ahlak gibi kavramlar hukuk metinlerinde olmamalıdır. Bu kavramlar başta bekâret baskısı ve kadınların kılık kıyafetleri olmak üzere her yaştan her toplumsal kesimden kadının hayatının erkeklerin kontrol altında tutmak amacıyla […]

Cerrah’a yargı yolu kapalı ama Meclis ihmal var dedi

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Hrant Dink cinayetini araştırmak üzere oluşturulan Alt Komisyon, aylardır sürdürdüğü çalışma sonucunda hazırladığı 180 sayfalık raporunu açıkladı. Alt Komisyon Başkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Bursa Milletvekili Mehmet Ocaktan, raporda, “Hem emniyet teşkilatı hem de jandarma açısından bir ihmalin, kusurun, koordinasyonsuzluğun olduğu sonucuna vardıklarını” söyledi. “Tuzak soru sorma” Alt Komisyon Başkanı AKP’li Mehmet Ocaktan, diğer komisyon üyeleri AK Parti Bingöl Milletvekili Kazım Ataoğlu, MHP İzmir Milletvekili Şenol Bal ve DSP İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş ile TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıda gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Ocaktan, “İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürünün ihmali var mı, suçluyor musunuz?” sorusunu soran gazeteciye, “Böyle tuzak sorular sorma” karşılığını verdi. Ocaktan, raporda genel bir değerlendirme yaptıklarını, ihmalleri ve kusurları tespit ettiklerini ve önerilerde bulunduklarını belirtti. Ocaktan, “Hrant Dink cinayetine ilişkin olarak jandarma hakkında soruşturma izni verildi, ancak emniyet müdürü hakkında verilmedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu yanıtlarken, raporda kişilere yönelik bir suçlamada bulunmadıklarını söyledi.“Hem emniyet teşkilatı hem de jandarma açısından bir ihmalin, kusurun, koordinasyonsuzluğun olduğu sonucuna vardık” diyen Ocaktan, jandarma ve emniyet görevlileri ile ilgili mahkeme sürecinin devam ettiğini belirterek, “Şu aşamada, bizim şu görevlilerle ilgili şu yapılmış mıdır, bu yapılmış mıdır? deme gibi bir hakkımız yok. Mahkeme süreci başlatılmasıydı, belki bir şey yapabilirdik ama şu aşamada mahkeme süreci devam ediyor” dedi. Her kademedeki sorumluların ihmali var Komisyonun hazırladığı raporda; bireylerin yaşam haklarına yönelik tehditler ortaya çıktığında otoritenin yetkisi kapsamında önlem alması yükümlülüğü bulunduğu belirtildi. Raporda ayrıca, tehlikeye karşı gerekli koruma tedbirlerini almak zorunda olan devletin, yaşama hakkına bir saldırı vuku bulması halinde etkin ve resmi soruşturma yapmasının zorunluluk olduğu da vurgulandı. Dink’e yönelik bir tehlikenin emniyet ve jandarma personelince öğrenildiği belirtilen raporda, “Tehlikenin varlığı konusunda, gerek yazılan yazının akıbetinin tam olarak araştırılmamış olması ve gereğinin yapılamamış olması, gerekse Coşkun İğci’nin İl Jandarma Komutanlığının kayıtlı bir haber elemanı […]

Eldekiler dışında kimsenin yargılanması istenmiyor

Medyakronikinfo@medyakronik.com Hrant Dink’in öldürülmesi konusunda istihbarat bilgisi bulunmasına rağmen tedbir almadıkları iddia edilen İstanbul Emniyet Müdürü Celalattin Cerrah’la birlikte sekiz polisin yargılanmasının önü yargı kararıyla kapandı. Bölge İdare Mahkemesi, sekiz polisin yargılanmasına gerek olmadığına karar verdi. 2005’te Ermeni konferansının yürütmesini durduran karara imza atan üye hâkim Sadaattin Yaman, Cerrah’ın yargılanması yönünde karşı oy kullandı. Dink ailesinin avukatlarıysa iç hukuk yolları tükendiği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidecek. Cerrah’a yargıdan koruma kalkanı Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, İstanbul emniyetiyle ilgili inceleme başlatılmış, ilk ön inceleme raporunda dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler hakkında soruşturma izni verilirken, Cerrah hakkında izin verilmemişti. İtiraz üzerine Bölge İdare Mahkemesi kararı bozdu. Bunun üzerine yeniden müfettiş görevlendirilip ikinci ön inceleme yapıldı. Yeniden Güler’in yargılanması istendi. İtiraz üzerine üçüncü bir ön inceleme yapıldı. Bu üçüncü incelemede Güler’le birlikte Emniyet Amiri İbrahim Pala, İstihbarat Şube’de Başkomiser İbrahim Şevki Eldiven, Komiser Volkan Altnbulak ile polis memurları Bahadır Tekin ve Özcan Özkan hakkında soruşturma izni verilmesi istendi. Cerrah’la birlikte İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Bülent Köksal’ın yargılanmasına gerek olmadığı görüşü bildirildi. İstanbul Valiliği de bunu onayladı ve altı polisin Dink cinayetinde ihmalleri olduğu gerekçesiyle yargılanmasına izin verdi. Hem hakkında ön inceleme yapılanlar ve hem de Dink ailesinin itirazı üzerine dosya yeniden Bölge İdare Mahkemesi’ne taşındı. Dink ailesi Cerrah’ın da soruşturmaya dahil edilmesini istiyordu. Bölge İdare Mahkemesi bu talebi reddettiği gibi diğer polisler hakkında ‘yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından’ ‘yargılamaya gerek yok’ kararı verdi.Ayetli karşı oy Bölge İdare Mahkemesi’nin ‘polislerin yargılanmaması’ yönündeki kararına mahkeme üyesi hâkim Sadettin Yaman ‘Cerrah’ın yargılanması gerekir’ diyerek muhalif kaldı. 2005’te düzenlenmek istenen Ermeni konferansının yürütmesini durdurma kararını veren İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin başkanı olan Yaman, karşı oy yazısında ayetlere atıfta bulunuldu, farklı düşüncelerin toplumda güvenle ifade edilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiği ifade edildi. Karardan […]

Eski yayın yönetmeni, Milliyet’in ağzına biber sürecek!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Milliyetgazetesinin 21 Temmuz tarihli “Danıştay Muamması” manşeti, Danıştay saldırısı ile ilgili olarak zihinlerde yer eden bütün soru işaretlerini tekrarlayan ve bunlara açıklık getirmeye gayret eden derli toplu bir manşetti. Spotu şöyleydi: “Danıştay saldırısıyla ilgili davayı karara bağlayan Ankara’daki mahkeme, saldırıyı ‘dinci’ unsurların gerçekleştirdiğine hükmetti. Ancak saldırının tetikçisi Alparslan Aslan’ın Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklananlarla ilişkisi ve hazırlanan iddianame, Ankara’daki mahkemenin kararıyla 180 derece farklı…” Milliyet’in iki muhabiri, Tolga Şardan ve Gökçer Tahincioğlu haberin devamında, Danıştay saldırganı Alparslan Arslan’ın neden Ankara’daki mahkemenin hükmettiği gibi bir “dinci” değil de bir “Ergenekoncu” olabileceğine dair 10 soru sorup cevaplarını veriyorlardı. Milliyet’in katettiği mesafe Danıştay davasının görüldüğü mahkemenin, Ergenekon soruşturmasının bitmesini beklemeden verdiği “Alparslan Arslan dincidir, saldırıyı bu saikle gerçekleştirmiştir” hükmü basındaki köşe yazarlarının bir bölümü tarafından eleştirilirken, bir bölümü tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Haber sayfalarından ise mahkemenin kararını aktarırken, hiç değilse bu arka plan bilgisiyle aktarmaları beklenirdi. Fakat birçok gazete bunu dahi yapmadı ve katilin Ergenekon bağlantılı olabileceği kuşkusunu okurlarından gizledi. Milliyetde bu gazetelerden biriydi. Aslında, mahkemenin kararının kesinleşmesini izleyen günlerde Milliyet‘te yayımlanan bir haber, bu gazetemizin kuşkulu noktaları gizleme ve bu konuda kamuoyu yaratma çabasında öbürlerinin de önünde olduğunu gösterir nitelikteydi. Sözünü ettiğim haber Milliyet‘te 24 Şubat 2008’de yayımlanmıştı ve şöyleydi: “OĞLUMUN ERGENEKON’LA İLİşKİSİ YOK… İslamcı basını eleştiren İdris Arslan, oğlunun ‘Ergenekoncu’ olarak nitelendirilmesine karşı çıkarak, ‘Bunu söyleyenler bir yerlere yaranmaya çalışıyorlar’ dedi.” Beş ay önceki bu haberde, dünkü Milliyet’te hatırlatılan çok sayıda kafa karıştırıcı unsur hiç yokmuş gibi davranılıyor, bunlar okurdan saklanıyor (o zamanlar Milliyetokurları bunların hiçbirini duymamıştı), okurların Danıştay katilinin babasının hiçbir delil göstermeksizin öne sürdüğü bir iddiaya sorgusuz sualsiz inanmaları isteniyordu. Milliyet‘in beş ayda geldiği mesafe hiç küçümsenecek gibi değil. Geç olsun, güç olmasın deyip geçeceğiz ama bir noktayı hatırlatmamak olmaz. Gazetenin başında Sedat Ergin değil de eski yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz olsaydı, gazetenin bu mesafeyi kat etmesi gene imkânsız […]

Suna Pekuysal; Yarım asırlık tiyatro emektarı

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde kalça kemiğini kırdıktan sonra ameliyata alınan ve daha sonra yoğun bakımda tutulan tiyatrocu Suna Pekuysal, kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybetti. Asıl adı Suna Belener olan Suna Pekuysal, 24 Ekim 1933 yılında İstanbul’da doğdu. Pekuysal, İstanbul Belediye Konservatuvarı Şan ve Bale Bölümü’nde öğrenim görürken, 1949 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümünde Kadri Ögelman’ın “Artist Aranıyor” adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıktı. Aradan üç yıl geçtikten sonra, 1952 yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu drama bölümü kadrosuna geçti. 1964 yılında tiyatro sanatçısı Ergun Köknar ile evlendi. 1973 doğumlu Sait Ali isimli bir oğlu olan sanatçı, tiyatronun yanı sıra televizyon ve sinema filmlerinde de rol aldı. 1984 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeye başlanan, Ekrem Reşit Rey’in 1933 yılında kaleme aldığı, Cemal Reşit Rey’in bestelerini yaptığı ve Haldun Dormen’in sahneye Koyduğu “Lüküs Hayat” operetindeki rolünü Zihni Göktay ile birlikte 14 yıl süreyle aralıksız oynadı. Büyük bir başarı kazanan ve yediden yetmişe her yaştan seyirciye nostalji yaşatan Lüküs Hayat”ın ardından emekli olan sanatçı, Şehir Tiyatroları’nda Joseph Kesselring’in yazdığı ve Çetin İpekkaya’nın yönettiği ”Ahududu” adlı oyunda konuk sanatçı olarak rol aldı. Adı her zaman Türk tiyatrosunun en iyileri arasında anılan sanatçı, 1979 yalında Fakir Baykurt’un uyarlaması olan “Tırpan”daki rolüyle 1980 Avni Dilligil ve Ulvi Uraz ödüllerini, “Lüküs Hayat”taki rolüyle de 1986 Sanat Kurumu ve 1987 İsmail Dümbüllü ödüllerini kazandı. Birçok televizyon reklamı ve dizisinde, rol alan Pekuysal, 54 yıl Şehir Tiyatroları’nda görev yaptıktan sonra, 24 Ekim 1998’de Şehir Tiyatroları’ndan emekli oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden sanat yaşamı boyunca 250’den fazla oyunda, 100’e yakın da sinema filminde rol aldı. Ödülleri ”1980 Avni Dilligil Ödülü (Tırpan), 1980 Ulvi Uraz Ödülü (Tırpan), 1986 Sanat Kurumu Ödülü (Lüküs Hayat), 1987 İsmail Dümbüllü Ödülü (Lüküs Hayat), 1998 Afife Tiyatro Ödülleri-Nisa Serezli Aşkıner ”Yaşam Boyu Başarı Ödülü”, 2000 Belkıs Dilligil Onur Ödülü, 2001 38. Antalya Altın Portakal […]

Bir tek komutan “hatırlamıyor”

Medyakronikinfo@medyakronik.com İçişleri Bakanlığı”nın yürüttüğü soruşturmada, Hrant Dink suikastını bildiği halde işlem yapmamakla suçlanan ve Trabzon Valiliği”nin hakkında soruşturma izni verdiği Albay Ali Öz, Trabzon 2”nci Sulh Ceza Mahkemesi”nde görülen görevi ihmal davası kapsamında “tanık” olarak ifade verdi. Dönemin Trabzon İl Jandarma Alay komutanı olan Öz, Trabzon”da görülen davada, “Aldığımız istihbaratı üstlerimize ilettik” diyen astsubay Okan Şimşek ile uzman çavuş Veysel Şahin”i yalanladı. “Bu konuda bana resmi olarak düzenlenen bir evrak, bir belge geldiğini hatırlamıyorum. Şifaen bildirildiğini de hatırlamıyorum” diyen Albay Öz, ayrıca Dink cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanan Yasin Hayal’i de tanımadığını söyledi. Yine hatırlamadı Hakkında yürütülecek soruşturma sonunda sanık olup olmayacağı kesinleşecek olan Albay Ali Öz’ün, Agos Gazetesi”nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili, Trabzon’da görülen görevi ihmal davası nedeniyle Bursa Adliyesi’nde tanık olarak talimatlğ ifadesi alındı. Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi”nde “görevi ihmal” suçlamasıyla 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Astsubay Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin mahkemede önceki ifadelerini yalanlayarak komutanları Albay Öz’ü suçlamıştı. İstihbaratçı askerlerin mahkemede, “Biz aldığımız istihbaratı üstlerimize ilettik” demesi üzerine Albay Öz de mahkemece tanık olarak ifade vermeye çağrılmış ancak gitmemişti. Mahkemenin verdiği talimatlı ifade alınması kararı uyarınca bugün (21 Temmuz) Bursa’da Ali Öz’ün tanık olarak ifadesi alındı.Öz’ün Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde ifadesinin alınması sırasında Dink ailesinin avukatları Ergin Cinmen, Hakan Bakırcıoğlu ve Ergin Türsoy da hazır bulundu. Yaklaşık 2 saat boyunca avukatların yönelttiği soruları da yanıtlayan Öz, emrindeki askerlerin kendisine yönelik suçlamaların kabul etmedi. Cinayet öncesi Alay Komutanı olarak görev yaptığı Trabzon’da, yapılan istihbarat toplantısı sırasında, iddia edildiği gibi konunun kendisine sözlü olarak aktarıldığını hatırlamadığını öne süren Albay Öz, “Veysel Şahin ile Okan Şimşek”in anlattıklarıyla ilgili herhangi bir bilgim olmadı. Toplantıda herhangi bir şekilde söylenen konu gündeme gelmedi. Ben hatırlamıyorum. Öyle bir istihbari bilgi ellerine geçmiş ise bu işin kursunu gören Şahin ve Şimşek ne yapabileceklerini bilmeleri […]

Küçük’ün büyük kara kutusu

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Ergenekon operasyonunun son gözaltısı Kütahya’da gerçekleşti. Polis, hiçbir askeri geçmişi olmadığı halde Veli Küçük’ün, “muhbir” sıfatıyla ordu camiasına soktuğu Yalçın Tanfer’i gözaltına alarak sorgulanmak üzere İstanbul’a getirdi. Dolandırıcılık suçundan dolayı girdiği cezaevinden geçen yıl tahliye olduğu öğrenilen Tanfer’in ne gerekçeyle gözaltına alınıp sorgusunda neler anlatacağı henüz bilinmese de, “sırlarla dolu” geçmişinde generallerden albaylara, emniyet müdürlerinden aşiret reisi milletvekillerine ve hatta eski başbakanlara dek birçok isim yer alıyor. Kendisini Özel Harp Dairesi’nden emekli general ve özel istihbarat Güneydoğu sorumlusu olarak tanıtarak yıllarca Güneydoğu Anadolu bölgesinde faaliyet gösteren Yalçın Tanfer’in basına yansıyan ve kimisiyle arasında husumet de bulunan “üst düzey tanıdık” listesindeki isimler: Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Tuğgeneral İsmail Evcil, Albay Erdal Sarızeybek, korucubaşı eski milletvekili Sedat Edip Bucak, eski Başbakan Tansu Çiller, eski emniyet müdürü Kemal İskender… Emekli Albay Sarızeybek’in kitabında geçti Yalçın Tanfer’le ilgili en ayrıntılı bilgiler emekli Albay Erdal Sarızeybek’in yazdığı “Ya Gazi Paşa Duyarsa” isimli kitapta geçiyor. Kitabında Tanfer’le 2003 yılı ağustos ayında Şanlıurfa’da alay komutanı olarak göreve başladığında Tuğgeneral İsmail Evcil’nin vasıtasıyla tanıştığını belirten Sarızeybek, “Bana Urfa’daki aşiretleri barıştırmak üzere Genelkurmay tarafından görevlendirildiğini söyledi” diye yazdı. Kitapta anlatılanlara göre, Sarızeybek ve Tanfer 11 Eylül 2003 günü birlikte köylere giderek Türk kökenli Karakeçili aşiretinin aralarında kan davası bulunan ailelerini barıştırma girişiminde bulunur. Neden bilinmez Tanfer’den şüphelenen Sarızeybek, onun geçmişini araştırınca ilginç şeylerle karşılaşır. İlginç geçmişine rağmen Tanfer öyle kişilerle ilişkilidir ki bir bakıma Sarızeybek’in emekli edilerek ordudan uzaklaştırılmasına neden olan olaylar zinciri de başlamış olur. Her taşın altında Veli Küçük Sarızeybek’in kitabında anlattığına göre Tanfer’in jandarma ile tanışıklığı 1980’li yıllara, Veli Küçük’ün Mardin Nusaybin’de binbaşı rütbesi ile tabur komutanlığı yaptığı yıllara dek uzanıyordu. 1980’li yıllardan itibaren, Veli Küçük’ün yanısıra pek çok üst düzey komutanı tanıdığını söyleyerek ortalıkta dolaşan ve kendisini “Özel İstihbarat Güneydoğu Sorumlusu” olarak tanıtan bu şahıs neyin nesiydi? Tanfer ile Albay Sarızeybek’i tanıştıran kişi […]

Suikastın “Öz”üne soruşturma

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmali olduğu iddia edilen dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz ve İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız’la ilgili soruşturma talebine izin çıktı. Trabzon Valisi Nuri Okutan, emrindeki askerlerce de suçlanan Öz’le ilgili ön inceleme yapan İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin, “soruşturma izni verilmesi” talebine izin verildiğini açıkladı. Trabzon Valisi Nuri Okutan, yaptığı açıklamada, jandarma astsubay Okan Şimşek ile jandarma uzman çavuş Veysel Şahin’in, görevi ihmal iddiasıyla haklarında açılan dava kapsamında mahkemede verdikleri ifadeler doğrultusunda, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılması konusunda kendilerine yazı geldiğini belirtti. Okutan, bunun üzerinde kendisinin konuyla ilgili müfettiş talep ettiğini ifade ederek, ”Müfettiş Trabzon’a geldi, incelemelerde bulundu ve rapor düzenledi. Raporu da daha sonra bize sundu. Biz de raporu değerlendirdik” dedi. Raporun İl İdare Kurulunda görüşüldüğünü kaydeden Okutan, ”Albay Ali Öz ve dönemin il İstihbarat Şube Müdürü Kıdemli Yüzbaşı Metin Yıldız hakkında istihbaratı gizlemek ve işlem yapmamaktan soruşturma açılmasına karar verdik” diye konuştu. Vali Okutan, ayrıca, Albay Öz, Kıdemli Yüzbaşı Yılmaz hakkında gerçeğe aykırı belge düzenlenmesi için talimat verme, İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli jandarma başçavuş G.Y, jandarma uzman çavuş Ö.A, jandarma astsubay O.Ş, jandarma uzman çavuş V.Ş. hakkında da sonradan evrak tanzim etme suçundan soruşturma açılmasına izin verdiklerini kaydetti. Okutan, soruşturma izinlerini kapsayan dosyaların yarın (21 Temmuz 2008) ilgili yerlere tebliğ edileceğini söyledi. Trabzon Valiliğince hazırlanan ve Albay Ali Öz hakkında disiplin soruşturması açılmasını kapsayan bir dosyanın da Jandarma Genel Komutanlığına gönderildiği öğrenildi.