Kategori Yaşam

Çocuğunuza özel masal kitabı

Çeviri: Duygu Ertürk Flattenme masal kitapları satan bir internet sitesi. Müşteriler, siteye çocuklarının adını ve fotoğrafını yolluyor; site de onlara, kahramanı kendi çocukları olan kişiselleştirilmiş masal kitaplarını… Bu parlak fikir, 4 yaşındaki bir çocuğun annesi olan Margo MacDonald Redfern’den çıktı. Peki, sistem nasıl işliyor? Öncelikle müşteri bir masal kitabı seçiyor. Daha sonra, çocuğunun, kitapta yayımlanmasını istediği fotoğrafını flattenme.com adresine, çocuğun ismini ve cinsiyetini belirterek gönderiyor. Bundan sonrası tamamen siteye kalıyor. 10-14 iş günü sonrasında kitap elinize ulaşıyor. Ağustos ayından beri kişiselleştirilmiş kitap hizmeti veren sitede şu anda bu işlemi gerçekleştirebileceğiniz dört adet kitap bulunuyor: Tuesday Mushroom King, Here There Be Pirates, The Potty Dance ve My Little Monster. Çocuğunun bu masallardan birinin kahramanı olmasını isteyen müşteriler, 33 ABD Doları’nı gözden çıkarmak zorunda. Site şu anda yalnızca Amerika ve Kanada’da hizmet veriyor. Ancak çok kısa bir süre içinde kitapların Fransızca, Almanca ve İtalyanca versiyonlarıyla uluslararası satışa da geçilecek.Fikir, kulağa hoş geliyor. Son derece sevimli bu kişiselleştirme hizmetiyle anneler, dedeler ve diğer aile büyükleri çocuklara, masal kitabı hediye edecekler: çocukların kahramanı oldukları, yaratıcı ve bir o kadar da eğlenceli masal kitaplarını… Kaynak: springvise.com

Üniversitelilere ‘beleş yol’

Çeviri: Duygu Ertürk Amerikan üniversitelerinde ders notu ve bilgi paylaşımı sunan yeni bir site deneme yayınına başladı. Şu anda sadece Güney Kaliforniya, Cornell ve Princeton başta olmak üzere az sayıda okulda geçerli olan uygulamayla birlikte, üniversite öğrencileri, notlarını, raporlarını, taslaklarını ve çalışma rehberlerini internet üzerinden bir forumda toparlayabiliyor ve tüm dokümanlarını forum aracılığıyla diğer öğrencilerle paylaşabiliyorlar. Sitenin adı “thecollegefreeway.com” yani ‘beleş yollu üniversite’… Forumlardaki bilgi havuzundan faydalanmak için öğrenciler siteye üye olmak zorunda. İster doğrudan üye olurlar; ister Facebook hesabını kullanarak siteye giriş yaparlar.Tahmin edilebileceği gibi site, öğretim görevlileri tarafından onaylanmıyor. Çünkü tüm ders materyallerine, parmağını dahi kıpırdatmadan, düzenli olarak ulaşabilen öğrencilerin derse katılımında büyük ölçüde düşüş yaşandığı gözlemleniyor. Diğer taraftan site, öğrenci eliyle hazırlanmış materyallerden oluştuğu için, üniversite, telif hakkı, özlük hakları gibi dertlerle uğraşmak zorunda kalmıyor. Adına yaraşır şekilde site herhangi bir ücret talep etmiyor. Masraflar, Google reklamları aracılığıyla karşılanıyor. İçeriği kullanıcı tarafından hazırlanan bu tip sitelerin güvenilirliği her zaman tartışma götürür. “Beleş yol” uygulaması üniversite sayısı ve havuzlarda biriken dokümanların sayısı açısından şimdilik son derece sınırlı. Ancak internet girişimcilerinin önünde şu anda iki seçenek var: Ya uygulama benimsenir ve diğer ülkelerdeki üniversitelerde de buna benzer siteler kurulur ya da bu şekilde serbest bilgi paylaşımının diğer iş alanlarını ne şekilde etkileyebileceği düşünülür. Kaynak. Springwise

“İslami aşk gurusu”yla aşk ve cinsellik üzerine…

Duygu Ertürk Cemil Tokpınar “aşk” kelimesini İslami kesimin lügatına sokan “romantik, İslamcı” yazar… “Ömür Boyu Aşk” isimli kitabı 6 ayda 40 baskı yaparak bir rekora imza attı. Bu kitap, düğünlerde nikah şekeri yerine dağıtıldı. “Sabah Namazına Nasıl Kalkılır” isimli son kitabının satışı da 1 milyonu çoktan geçti.Tokpınar, kendini aşk mağdurlarını teselli etmeye adayacak kadar romantik; sabah namazına nasıl kalkılacağını kitlelere öğretecek ve “Namazla Diriliş Platformu”nu kuracak kadar İslamcı… Bu yüzden ona “orta yolcu aşk gurusu’”deniyor. Orta yolcu aşk gurusu, kitap yazmanın yanı sıra Moral FM’de bir radyo programı yaparak, aşk mağduru gençlerin sorunlarına derman oluyor, aşk yaralarını sarıyor. Yakında da bir TV dizisi projesiyle takipçileriyle buluşarak, evlilik dışı ilişkilerin önüne geçmeyi ve aile kavramını yaygınlaştırmayı hedefliyor. – İslamcı bir yazar olarak kitaplarınızın bu kadar ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?– Bir kitabın ilgi görmesi için bireysel ve toplumsal bir ihtiyaç olması lazım. O ihtiyaca sunulan kitabın da derde deva olması lazım. Toplum doğru aşka, doğru evliliğe müthiş bir şekilde aç. Bıkmış artık aldatılmaktan, incitilmekten. Huzur istiyor. Kitaplarımda da bunu buluyorlar. İnsanlar benim kitaplarımda okuduklarını, kendi hayatlarında uyguladıklarında birtakım değişiklikler görüyorlar. – Nasıl saptayabiliyorsunuz o değişiklikleri?– Bana gelen mailler, mektuplar bunu ortaya koyuyor. Mesela “Ömür Boyu Aşk” kitabıyla ben sorunlu olan bir aileyi huzura kavuşturdum; boşanma davası açmış çift kitabı okuduktan sonra boşanmaktan vazgeçti; boşanmış bir çift, kitabı okuduktan sonra tekrar evlendi. Böyle bir değişim söz konusu. – Okurlarınızla hangi yollardan iletişim kuruyorsunuz?– Okurlarımla çok sıcak bir iletişimim var. Radyo programı, TV programı, paneller… – İlahiyat fakültesi mezunusunuz. Neden daha çok “gençlik-cinsellik-İslam” konusuna yöneldiniz? Gençlikte ne gibi eksikler gördünüz?– Gençlerde gördüğüm en önemli eksiklik, tecrübesizlik. Tecrübe hayatta yediğimiz kazıkların bileşkesidir. Gençler hayata yeni başlamış, duygusal insanlar. Ben istedim ki onlara biraz yol göstereyim. Bir de ailelerde çok büyük sorunlar var. Boşanmalar beni çok üzüyor. Hiç tanımadığım bir Amerikan artisti boşansa ben kahroluyorum. E, […]

İstanbul’da Anadolu’dan gelen üniversiteli olmak…

Ersan Bayram Ortaokul ve liseyi orta ölçekli bir il veya ilçede okuduktan sonra ÖSS sonuçlarının açıklanmasının ardından İstanbul’un kazanıldığı öğrenilir, ilk başta bütün aileden ses soluk çıkmaz, gözlerdeki endişe barizdir. Her gün gazete veya televizyonlarda çıkan kapkaç, gasp ve hırsızlık haberleri nedeniyle ailenin kafasındaki “İstanbul” mega bir suç kentidir. Bu korku bitmeden “kalacak yer” sorun olur, eğer ailenin maddi durumu iyi değilse yeniyetme üniversiteli genç yurt aramaya başlar. Kalacağı yer okula yakın mı soruları ile devam eden problemler, her gün aile fertlerinin kafasını kurcalayarak içinden çıkılması zor bir hayat problemine dönüşür. En sonunda okullar açılır ve İstanbul macerası başlar. İlk birkaç ay alışık olunmayan kalabalık ve gürültü ile boğuşmakla geçer zaman. Korkak davranan öğrenci, yabancı bir yer olan İstanbul’da yabancı insanlara ve yabancı suratlara yavaş yavaş alışmaya başlar. İstanbul’u keşfetmeye başlayan öğrenci İstanbul’un güzelliklerinin yanında olumsuzluklarını da görmeye başlar.İlk senenin ardından İstanbul’u “çözen” öğrenciyi bu sefer de başka bir problem olan “para sorunu” bekler. İlk yılın yabancılığından dolayı pek gezemeyen öğrenci için para sorun olmamıştı ama gezilecek ve görülecek yerlerin merakıyla endişe devam eder. Arkadaş ortamı gereğince sıkı sık dışarı davet edilen öğrenci için maddi sıkıntı ikinci senede de devam eder. Üçüncü yıla gelindiğinde artık kendini İstanbullu hisseden öğrenci, nereye giderse gitsin her yeri İstanbul’la karşılaştırmaya başlar. Dördüncü sınıfa geldiğinde ayrılık vaktinin yaklaşması İstanbul’u her zamankinden farklı olarak güzel yapmaya başlar. Okulda alınan eğitimin fazlasının İstanbul sokaklarında öğrenilmesi Anadolu’dan gelenler için yaşanabilecek en büyük hayat dersidir. İnsanları sahte İstanbul’a nazaran daha küçük şehirlerden gelen ve taşralı olarak nitelendirilen öğrencilerin çoğu insan ilişkilerinin sahteliğinden yakınıyor. İstanbul Yeditepe Üniversitesi 4. sınıf öğrencisi Uğur Ceylan İstanbul’a Isparta’dan gelmiş. Çoğu arkadaşlıkların “çıkarcılık ve maddiyatçılık” üzerine kurulduğunu söyleyen Ceylan’a göre bunun sebebi; medyanın yansıttığı haberlerden dolayı oluşan güvensizlik ve duyarsızlık.Küçük bir şehirden gelenler için bir diğer sorun olarak “ulaşım” aşılması gereken bir problem olarak gözüküyor. […]

Hayal etme, Japonlar zaten yapmıştır

Övgü Akgürgen Mayın tarama botu:İbrahim Halil Boz isimli vatandaşımız terör olaylarının artması üzerine i “mayın tarama botu’’ isimli ürünü icat etti. Güneş enerjisi ile çalışan bu ürün yaklaşık 1000 dolara mal oluyor.

‘Gene mi sen’ dedirten kadın hastalığı: Sistit

Nur Niyaz Bildik Bakterilerin, yüz elli yıl önceki inanışın aksine, tek başına birer asker gibi değil birbirlerine bağlı olarak hareket ettikleri artık kesinleşti. Bu konuyla bağlantılı olarak, Amerikalı araştırmacıların idrar yolları hastalıklarının tekrarlamasına ilişkin yeni bir makalesi, “PLos Medicine” dergisinin internet sayfasında yayımlandı. Bilindiği kadarıyla bu enfeksiyonların tekrarlaması, mesane hücrelerinin içinde, yüzde 85 ihtimalle sistit hastalığına yol açtığı öne sürülen Escherichia coli (E. coli) bakteri kolonisinin bulunmasından kaynaklanıyor. Yapılan araştırmaya göre ise şiddetli sistit ağrısı çeken kadınların idrar örneklerinde, kobay farelerde görülen bakterilere rastlandı. Kadınların yüzde 5’inde idrar yolları iltihaplanması görülüyor. Bu enfeksiyonlara kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanıyor. Bunun sebebi, kadınlarda idrar kanalının başlangıç kısmı ile anüsün birbirine çok yakın olması. Bağırsaklara yerleşen bakteriler bu şekilde rahatlıkla idrar yollarına da nüfuz edebiliyor. Her dört kadından birinde sistit altı ayda bir tekrarlanıyor; bu oran enfeksiyonun ilk evresinde tedaviye başlanmasına rağmen yüzde 44’e varıyor. Birkaç sene önce fareler üzerinde yapılan bir deneyde hücre içi bakteri kolonisi oluşumuna rastlanmıştı. Bu deneye göre E. Coli bakterileri mesanenin iç duvarına yapıştıktan sonra, zar hücrelerine nüfuz ediyor ve burada çoğalarak koloniler oluşturuyor. Bu koloniler, daha sonra mesane boşluğunda ince bir sıra halinde yayılıp yeniden zara yapışabiliyor ve büyük bir zincir oluşturabiliyor. Bakteri taşıyan hücreler zardan ayrılıp idrara karışabiliyor. En uzun tedavi David Rosen (Saint-Louis Tıp Fakültesi, Birleşmiş Milletler) ve arkadaşları sistit hastası 80 kadından ve sistit olmayıp daha önceden idrar yollarında herhangi bir şekilde iltihaplanma yaşamış 20 kadından idrar örnekleri topladı. Şiddetli sistit hastası olan 80 kadının idrar örneklerinde yüzde 18 ve yüzde 41 oranında hücre içi bakteri kolonilerine ve tek bir sıra halinde birleşmiş bakterilerden oluşan E. Coli‘ye rastlandı. Bakteri kolonisi taşıyan tüm örneklerin aynı zamanda sıralı bakteri taşıdığı da gözlemlendi. Sistit belirtisi göstermeyen 20 kadının idrarında ise bu bakterilerden herhangi birine rastlanmadı. David Rosen ve arkadaşları “Bu araştırmamız farelerde rastlanan hücre içi bakteri […]

Hoş geldin elektrik motorlu uçak

Küresel ısınmanın gündemimizi meşgul ettiği şu son günlerde, çevre kirliliğini azaltmaya yönelik bir çalışmanın ürünü diyebileceğimiz Electra F-WMDJ 15 ila 50 cv’yle çalışan termik motorlu uçaklara göre çevreyi daha az kirletiyor. Üstelik enerji maliyeti oldukça düşük olan proje, ekonomik açıdan baktığımızda ilginç bir alternatif olacağa benziyor. İlk uçuş denemesinde projenin mühendislerinden Christian Vandamme tarafından kullanılan uçak, 50 kilometrenin üzerinde yol kat edebiliyor. Ancak yine de, hafif uçaklarda kullanılan elektrikli sistem üzerinde dayanıklılığın arttırılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor. Fransız mühendis ve maceracılardan oluşan APAME adlı ekip tarafından hayata geçirilen bu projenin sorumluluğunu Anne Lavrand yürütüyor. Electra projesi sayesinde, uçmayı hobi olarak sürdürenler, tek kişilik uçaklarla daha az maliyet ve daha az enerjiyle bu ileri teknolojiden faydalanabilecek.

Atatürk’lü, Elvis’li kafe: Fokurtu

Nur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com Fokurtuya ilk gidişinizde sizi karşılayan heykellere hilkat garibeleri gibi bakmadan edemiyorsunuz. Girişteki tonton aşçı heykelinin hemen yanında dikilen devasa Atatürk heykeli kafanızı kurcalayadursun, Anıtkabir’in meşhur aslanlı yolundan çalınmış gibi duran minyatür aslan, demir zırhlı şövalye, elinde gitarıyla Elvis Presley ve ellerine tutuşturulmuş nargilelerle Blues Brothers nargileci anlayışınızı yıkıma uğratıyor… Ancak meraklısına kötü bir haber: Heykeller Fokurtu’nun Ankara’da açılan yeni şubesine götürülecek. İstanbullular ise yeni sürprizlere hazır olsun. Daha önce “hayvanat bahçesi” ve çocuk parkıyla bizleri bir an için İstanbul dışında hissettiren bu yerde, bakalım ne gibi değişiklikler olacak? Fokurtu’nun başka enteresanlıkları da var. Malum, lig maçlarında ağzına kadar dolan kafeleri biliyoruz. Son zamanların modası ise Kurtlar Vadisi’ni topluca izleme kültürü. İşte bu günler için kendinizi ister arkadaşlarınızla ev ortamında hissedin, isterseniz topluca maç ruhunu içkinleştirin diye çeşitli bölümler düşünülmüş: Toplam 12 adet kamelya evi dışarıdan kapatılıp içine klima döşenerek dört mevsim ev havasına bürünüyor. Özellikle yazın çok talep gören bu evler için önceden rezervasyon yaptırmanız şiddetle tavsiye ediliyor. İki dönümlük arazi üstüne kurulu kafenin salon bölümünün yanı sıra kışın kapatılan bir de büyük bahçesi var. Fokurtu Nargile’de, aynı zamanda bir restoran, internet kafe ve okey salonu mevcut. ADSL hizmetinin yanı sıra 30 adet LCD ekran televizyonla istediğinizi izleme özgürlüğünüz de var. Üyelik sistemiyle de kafenin indirimlerinden yararlanırken, şahsınıza ait bir nargile takımınız da oluyor. Bütün bunlar bir yana kafeyi daha çok aile salonu gibi düşünmenize neden olan bazı özellikler var: Nargilecinin müdavimleri tabiri caizse “meslek sahibi.” Doktorlar, gazeteciler, dizi oyuncuları, şarkıcılar, mühendisler, öğretmenler ve hatta cami hocaları, belediye başkanları… Bu konuda oldukça seçici davrandıklarını söyleyen işletmenin sahiplerinden Meltem Akşahin, insanları birbirine kaynaştırmak için hayli çaba sarf ediyor. Başında türbanı ve “ağır abla” tavırlarıyla herkes tarafından büyük saygı görüyor, ancak iş okey oynamaya gelince saygının yerini eğlence alıyor. Meltem Akşahin’in kendisi de sıkı bir nargileci, “İlk zamanlar eşim […]

Oyuncakların ‘Sihirli anne’si

Duygu Ertürk Ekranların “Sihirli Annesi”, “Duma Duma Dum” programının sunucusu, çocukların sevgilisi İnci Türkay Eroğlu İstanbul Maçka’da bir oyuncak mağazası açtı. Akaretler’den Nişantaşı’na çıkan yokuş üzerindeki Taygatoys’da organik, ahşap ve doğa dostu oyuncaklar bulabiliyorsunuz. Mağaza, adını yağmur ormanlarından alıyor ve bu ismin hakkını veriyor. Mağazada “Plantoys” markalı, geri dönüştürülmüş kauçuktan yapılan ve bitkisel boyalarla renklendirilmiş ahşap oyuncaklar satılıyor. Taygatoys’un en önemli özelliği de, bu markanın ilk ve tek Türkiye distribütörü olması. Plantoys’un yanı sıra Amerika’nın nostaljik oyuncakları olan “Radioflyer” ürünleri de Türk tüketicisine burada merhaba diyor. Mağazada kaslı, savaşçı rambolar, action-manler, gürültülü plastik oyuncaklar yerine rangârenk, özel tasarım tahta oyuncaklar; podyumda arz-ı endam eden mankenlere taş çıkartacak vücutlara sahip, hokka burunlu, fabrikasyon Barbie’ler yerine gözlüklü nineler; komik suratlı, kırmızı saçlı, tombiş kardeşler; yani hepimizin ailesinden, mahallesinden birileri var. ‘Çocuğum oynasın; oynarken hem eğlensin, hem de öğrensin’ diyorsanız, ‘Taygatoys’ta fiyat aralığı 10 YTL ile 400 YTL arasında değişen rengârenk dünyaya göz atmanızda fayda var. “Plantoys” ve “Radio Flyer” Plantoys, Amerika ve Japonya’da büyük üne sahip, 25 yıllık geçmişi olan bir marka. Ürünlerinde zararlı hiçbir ek kimyasal ve renklendirici kullanılmıyor ve kullanılan bütün boyalar güvenlik ve sağlık açısından test ediliyor. Ayrıca tahta ürünlerde ve oyuncaklarda zamanla oluşabilecek sağlığa zararlı bileşenlere karşı en yüksek güvenilirlik standardı olan “E-zero” standart sertifikasına sahip ilk ve tek oyuncak markası olduğu belirtiliyor. Radio flyer ise 90 yıllık geçmişiyle oyuncak sektöründe ikon haline gelmiş bir Amerikan markası. Marka, estetik, basit ve güvenilir bisiklet, araba vb. tasarımlarıyla, çocukları eğlenerek keşfetmeye teşvik ediyor. İnci Türkay Eroğlu:“Oğlum Ali’ye alacak oyuncak bulamıyordum…” – Bu oyuncakları nasıl keşfettiniz?– Bu konuda ilham kaynağım oğlum Ali oldu. Ali’ye alacak oyuncak bulamıyordum. Daha doğrusu plastik oyuncakların güvenilir olmadığını düşündüğüm için, içim rahat değildi. 1,5 yıldır kafamda mağaza açma fikri vardı. New York’ta eşimle gittiğim bir oyuncak fuarında, dünyada oyuncak sektörünün geliştiğini ve doğala yöneldiğini fark ettim. […]

Pitbull beslemek kâğıt üzerinde suç, fiilen değil.

Zaman zaman gazetelerde çıkan “pitbull şuna saldırdı, şunu yaraladı” türü haberlerden sonra hep aynı tartışma yaşanır; Pitbull beslemek suç mu değil mi? 24 Haziran 2004’te çıkarılan Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14. maddesinde yer alan; “pit bull terrier, Japanese tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; sergilemek ve hediye etmek yasaktır” ibaresi her geçen gün insanların kafalarını karıştırmaya devam ediyor. pit bull’u olan suçlu mudur? Suçluysa bunun cezası nedir? Peki ya pit bull’unu 2004’ten önce aldıysa? Şimdi bu pit bull’lar ne olacak? Yasadaki “gibi” bize neyi anlatmak istiyor? Madem kanunda satışı yasak deniyor o zaman Eminönü’nde, internet üzerinden ve pet marketlerden yapılan satışlara nasıl izin veriliyor? İnsanlar kafalarındaki bütün bu yanıtsız soruların yanı sıra her gün medyada yer alan yeni bir pit bull vahşeti haberiyle irkiliyorlar. Gelin bu pit bull “canavarını” yakından tanıyalım ve yasadaki yerini öğrenelim. Pit bull’u tanıyalım Pit bull terrier, 19. yüzyılda İngiltere’nin Staffordshire bölgesinde bulldog ile çeşitli terrierlerin çiftleştirilmeleriyle elde edilen bir tür. ABD’ye getirilen bu cins burada ağırlığını arttıran ve başının daha güçlü hale gelmesini sağlayan yöntemlerle şu andaki durumuna getirildi. Pitbull erkekleri 44–46 cm, dişileri 40–42 cm yüksekliğinde oluyor ve ağırlıkları 17–20 kg arasında değişiyor. Güçlü, kaslı bir gövdeye sahip bu hayvanlar aynı zamanda çok da çevik olarak biliniyorlar. Amerikan Köpek Kulübü tarafından American Staffordshire, İngiliz köpek kulübü tarafından ise Amerikan pit bull terrier olarak sınıflandırılan pit bull’lar düşmanlarıyla öldüresiye savaşan bir tür. Ancak, asgari bir eğitimle yabancıların niyetini anlayabilmesini sağlayacak kadar yetenekli, sakin, iyi huylu ve itaatkâr bir köpek haline getirilebildikleri gibi çok da iyi bekçi köpeği olabiliyorlar. Sonuçta her şeyin pitbullunuzu nasıl eğittiğinize bağlı olduğu söyleniyor. Pit bull’un medyanın insanların kafasında yarattığı sahte bir canavar olduğunu söyleyen Avukat Ahmet Kemal Şenpolat, pit bull’un diğer bütün köpekler gibi çok iyi bir ev köpeği olabileceğini dile getiriyor. “Önemli olan hayvanlara […]

Mutlu bir köpek mi istersiniz, itaatkar bir köpek mi?

‘Otur oğlum!’ deyince köpeğiniz sizi dinlemiyor; hoplamaya zıplamaya devam mı ediyor? ‘Saldır Bobi!’… Köpeğiniz aval aval yüzünüze mi bakıyor? Bu durumda siz de karizmanızın yara aldığını mı düşünüyorsunuz? Tasma üreticileri konuyla ilgilenmiş, derdinize deva elektronik köpek eğitim tasmaları üretmişler. Bu tasmalarla oturduğunuz yerden, uzaktan kumandayla sadık dostlarınızı eğitebiliyor, köpeğin havlamasını veya evde istemediğiniz bir odaya girmesini engelleyebiliyorsunuz. Peki ülkemizde de satışı devam eden ve pratik olması nedeniyle çok satılması kuvvetle muhtemel bu tasmaların hayvanlar üzerinde olumsuz etkileri var mıdır? Bu konuda veterinerler, hayvan psikologları ve petshop yetkilileri konuyla ilgili ikiye bölünmüş durumda. Kimilerine göre, bu tasmaların hayvanlar üzerinde oluşturacağı tahribat çok büyük olabilir. Bu nedenle, ürünlerin satışı hemen yasaklanmalı. Kimine göre de tasmaların hayvanlara hiç bir zararı yok. Zaten zararlı olsa uzun yıllardır yurt dışında satışı yapılmazdı. Bu konuda başvurulabilecek en önemli isimlerden biri İ.Ü. Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi, iç hastalıklar ve psikoloji uzmanı, ‘Köpek Psikolojisi’ adlı kitabın yazarı Prof.DR. Tamer Dodurka bu ürünlerin köpeklere zarar vereceğini düşünenlerden. Dodurka, özellikle içgüdüsel dürtülerin elektrikli tasma aracılığıyla engellenmesinin bu dürtülerin başka davranışlara kanalize olmasına yol açabileceğini, hayvanda parmak yalama, eşyalara zarar verme, istenmeyen yerlere işeme gibi davranış bozukluklarının şekillenebileceğini söylüyor. Bu tasmaların hayvana elektrik şoku veren, koku veya ultrasonik ses yayan çeşitlerinin bulunduğunu, elektrik şoku veren türlerinin Avrupa’da yasaklandığını belirten Dodurka’ya göre bu tasmaları kullanacak kişilerin mutlaka eğitimden geçirilmesi gerekiyor. Zararlı olsa Amerika’da satılmazdı.’ Elektronik tasmaların köpeklere herhangi bir zararı olmayacağını düşünenler de var elbette. Levent Veteriner Polikliniği Veterineri Yeter Öcal, bu ürünlerin apartmanda köpek besleyenler için çok faydalı olacağını söylüyor ve ekliyor: “Köpekler her zaman gerektiği için havlamazlar. Bazen havlamaları gereksizdir ve engellenmesi gerekebilir. Bu ürünlerin zararı olsa Amerika’da satışı yapılır mıydı yıllardır?” Arnavutköy Pakovet Veteriner Polikliniği’nden gelen yanıt da Yeter Öcal’ı destekliyor: ‘ Ürünler satılıyor. Şimdiye kadar bir şikayet gelmedi. Zaten zararlı olsa yurtdışında satılmazdı.’ Ürünlerin en fazla satıldığı ülke […]

Jacques Verges; şeytanın avukatı

Derleyen Hakan Çönbez Sıra dışı kariyerinden dolayı “Şeytanın Avukatı” olarak anılan Jacques Verges’in hayatı sonunda belgesel oldu. Sisteme karşı duran ve bugüne kadar Çakal Carlos’tan Miloseviç’e kadar terör ve insanlık suçundan yargılanmış birçok ünlü ismin avukatlığını yapan Verges’in belgeseli Fransız yönetmen Barbet Scroeder tarafından çekildi. Bu yılki Cannes Film Festivali’nde özel seçim filmlerden biriydi.”L’avocat de la terreur“(Terörün Avukatı) adlı belgesel, yaşayan gerçek kahramanının öyküsü… Yönetmen Barbet Scroeder, belgeselde Verges’in sekiz yıl ortadan kaybolduktan sonraki dönüşünü anlatıyor.Bütün dünya tarafından kesin suçlu olarak algılanan ve hiçkimsenin savunmasını yapmak istemediği davaları alan Verges, davalarını “Kopuş Savunması”yla temellendiriyor. Peki nedir bu kopuş savunması? Tayland’da Fransız bir babadan ve Vietnamlı bir anneden dünyaya gelen Verges, Hint Okyanusu’nda, Madagaskar’ın doğusunda Fransa’ya ait küçük bir ada olan La Reunion’da büyüdü. Fransız avukat 22 yıl önce bir söyleşide, savunduğu kopuş savunmasından söz etmişti. 1985’te gazeteci Vivet Kanetti’ye savunmasını şöyle anlatıyor Verges: “Kopuş savunmasında, sanık Sokrates gibi yapar, farklılığını öne sürer. Sokrates döneminde, biliyoruz ki bu tür davalar sanığın felaketiyle sonuçlanırdı. Ama o günden bugüne çok şey değişti. Bugün hiçbir önemli olay yoktur ki Pekin’de geçmiş olup Paris’te yankılanmasın, yorumlanmasın. Çünkü eğer sanık (fikri olarak) teslim olmamışsa, farklılığını öne sürüyorsa, dünyadaki bütün dostlarını etrafında toplar ama bu örgütlenme onu kurtarmaya her zaman yetmez.” Empati kurmakİlk okunduğunda gerçekten anlaşılması zor gibi görünen bu yöntemi Verges “aslında herkes bir açıdan haklıdır” varsayımına dayandırıyor: Bize, sistemin dışına çıkarak kaçırdığımız şeyleri göstermeye çalışıyor. Özellikle davasını aldığı insanları özenle seçiyor. Bu insanlar çoğunlukla bütün dünyanın katil olarak bildiği kişiler. Böylelikle zeki bir manevrayla medyayı, yani sürekli eleştirdiği sistemin en büyük güçlerinden birini kendi yanına çekiyor ve kendi felsefesiyle müşterilerini savunuyor.Kesin bir karara varmadan önce empati kurmamızı, kendimizi suçlu kişinin yerine koymamızı istiyor. Bir anlamda “siz olsaydınız ne yapardınız” sorusunu soruyor ve bununla birlikte iki hakikatten bahsediyor. Tek doğru ya da tek yanlış olmadığını söylemek […]

Diplomatların aşçısı OECD yolunda…

İlknur Aydoğan Erdal Koç, aşçılar diyarı diye bilinen Mengen’den değil, Sivaslı. Ailesinde hiç aşçı yok, aşçı olmasının özel bir nedeni de yok. Elinin yatkınlığını, “Biz 5 erkek çocuk olduğumuz için annemiz bizi kız gibi kullandı. Ağabeyimi bulaşığa sokardı, bana domates doğratırdı. Evde alışmıştım artık” diye açıklıyor. Aşçılık serüveni 13 yaşında başlamış Koç’un. Ortaokulu bıraktığı gibi başladığı garsonluğu bir yıl sürdürdükten sonra tüm hayatının rotasını çizecek olan mutfağa girmiş. Çankaya’da İtalyan mutfağını, Bodrum ve Marmaris’teki 5 yıldızlı otellerde de dünya mutfağını tanımış. Askerde de aşçılık yaptıktan sonra döndüğü Ankara’da diplomasi soslu yemek serüvenine başlamış. “Dışişlerinden aşçılık teklifi geldi. Denediler ve kabul ettiler beni. Evli değildim o zaman. Tek başıma Şam’a gittim, 20 ay çalıştım. Sonra evlendim, eşimi de götürdüm yanımda. 4,5 yıl çalıştım orada. İlk oğlum da orada doğdu zaten.”Büyükelçilikte aşçı olmak Büyükelçilikte aşçı olmak kulağa kolay bir iş gelse de öyle olmadığını anlatıyor Koç. “Bir büyükelçi ve eşi var. Her gün sabah akşam yemeklerini yapıyorsunuz. Bunun dışında diğer ülkelerin büyükelçileri yemeğe gelir. Türkiye’den profesörler, doktorlar, bakanlar, cumhurbaşkanı gelir. Mönü nasıl oluyordu? Gelen isimlerin sıfatına göre yemek belirliyorsunuz. Bakanın önüne tavuk yemeğini koyamazsınız. Balık veya bonfile yapıyorsunuz. O insan bir defa geliyor. Mönüyü önceden hazırlıyorum. Büyükelçiye bir sunum yapıyorum. Önden kanepeler, börek türü, sonra ana yemek, yakılmış kemik soslu bonfile, zeytinyağlılar, ardından da kahveler ve tatlıları verirsiniz. Kolay değildir yani.”Ankara’ya izine geldiği bir gün Dışişlerine uğradığında yeni rotası da belli olmuş Koç’un: Zagreb Büyükelçiliği… “Gittiğimde 20 Ekim’di, 29 Ekim’de 500 kişiye yemek yaptım. Tek başıma, 4 gün sabah akşam çalışarak yemek yetiştirdim. Eşimi Türkiye’de bıraktım, düzeni kurduktan sonra onları da götürdüm. 26 ay Zagreb’de çalıştım ama hayat orada zordu. Savaştan çıkmış bir ülke, hayat şartları kötü. Havası çok kötüydü, temizlik, oksijen açısından süper ama sürekli soğuktu.”Büyükelçi zoruyla Pekin Zagreb Büyükelçisi Daryal Batıbay çok sevmiş Erdal Koç’u ve tabii ki yemeklerini. Öyle […]

İstanbul kedileri…

Sokakta yaşıyorlar… Kaosa, trafiğe rağmen yaşamlarını inatla sürdürüyorlar… Onlar kimi zaman görmezden geldiğimiz kimi zaman evimizi açtığımız sokak kedileri… Ne mutlu bize ki, İstanbul hâlâ bir kedi cumhuriyeti…

O kavgalar boşunaymış!

Özgecan Okay Belediye otobüslerinde yolculuk yaparken genellikle aynı tartışmaya şahit oluyoruz. Cep telefonuyla konuşan bir yolcu diğerleri tarafından uyarılıyor, uyarılan yolcu telefonunu kapatmazsa bu bir tartışmaya dönüşüyor. Şoförler ise genelde sükûnetlerini koruyor, hatta bazen onların bile telefonla konuştuklarına şahit oluyoruz. Peki cep telefonları gerçekten otobüslerin fren sistemini etkiliyor mu? Cep telefonlarının yasak olduğu İETT (İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri) otobüslerinin üreticisi Mercedes-Benz Türk’ün Medyakronik’e yaptığı açıklamaya göre, firmanın tüm araçlarında, elektronik aksamın manyetik dalgalardan etkilenmemesi için gerekli önlemler alınıyor. Şirketin basın ve halkla ilişkiler direktörü İdil Peker, araçların orijinal hallerinde cep telefonlarından etkilenmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor. Öte yandan, araç içinde birkaç yolcunun aynı anda cep telefonu kullanması sonucunda oluşacak elektromanyetik alan, yolcuların kullandıkları tıbbi cihazları olumsuz etkileme olasılığını taşıyor. Mercedes-Benz Türk, insan sağlığı ile ilgili küçük bir riskin dahi oluşmaması için otobüslerde cep telefonu kullanılmamasını öneriyor. “Otobüsün bakımsızlığı daha büyük risk” İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Melih Pazarcı, aracın elektronik aksamının cep telefonlarından etkilenmesinin çok düşük bir olasılık olduğunu belirtiyor: “Telefonun bir aracı etkilemesi, araç içindeki konumuna ve telefonun o anki durumuna (görüşmede veya beklemede olmasına) bağlı”. Pazarcı’ya göre, aramanın yapıldığı anda cep telefonu otobüsün manyetik dalgalara hassas aksamına çok yakın bir yerdeyse ve o anda fren yapılması gerekirse sorun yaşanabilir. Ancak bir aracın manyetik alandan etkilenebilir olması, her cep telefonu konuşmasından etkileneceği anlamına gelmiyor. Pazarcı, cep telefonundan kaynaklanan bir fren probleminin ihmal, bakımsızlık ve arıza gibi nedenlerle fren tutmama ihtimalinden çok daha düşük olduğunu belirtiyor. İnsan sağlığını etkiliyor Cep telefonlarının, otobüslerin elektronik sistemlerini etkilememesi için üretici firmanın önlem almış olması gerektiğini söyleyen Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Selim Şeker ise, daha çok insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor: “Cep telefonu otobüs gibi kapalı ortamlarda sinyal yollarken zorlanacağı için gücünü arttırır ve insanların sağlığı üzerinde daha zararlı olabilir.” Cep telefonları otobüslerdeki güvenliği etkilemiyorsa […]

‘Sanırım özgürlüğüme biraz düşkünüm’

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com Her gün hayatımıza değen birçok kişiden biri o. “Merhaba”, “iyi günler”den fazlasına imkân vermeyen dar zamanlarda görüyoruz onu daha çok; kapıda kimlik kontrol ederken, bahçede yanımızdan geçerken. Ama kanıksanan varlığıyla azalan tanışma isteğine yenik düşmemeli dedik. Lacivert üniformalı, güler yüzlü Selma Coşkan’ı merak ettik ve gittik tanıdık. Ortaokuldan sonra Polis Koleji’ne kızların giremeyeceğini öğrenince başlıyor hayatla inadı. Sonrası hep bir arayış, pes etme ve yeniden başlama. Ama son durağı İstanbul, artık şehir değiştirmek yok diyor: “Yoksa ev düzeni kurmazdım.” Ünye’nin tek kadın spor hocası Ünye doğumlu, öğretmen bir babanın beş kız çocuğundan biri o. Polis kolejine giriş neden sadece erkeklerle sınırlı tutuluyor, sorusunu çok sormuş zamanında hocalarına, polislere. “Cevabını öğrenemedim, ben de polis olmuyorum dedim.” Bu yüzden de ortaokuldan sonra okumamış. Ama en küçük kız kardeşini inat uğruna polis yapmış. Okuldan sonra boş kalınca, babasının bir tanıdığının konfeksiyon atölyesinde çalışmış 4 yıl. O arada Halk Eğitim Musiki Cemiyeti’ne gitmiş. “Koroda, soloda da vardım. Gündüz çalışıyordum, gece cemiyete gidiyordum. Ama hedefim hep spordu.”Bir gün radyoda, evlerine yakın bir spor merkezinin reklamını duymuş. “Karadeniz Spor Eğitim Merkezi. Bıraktım işi gücü. Annemlere, ‘Ben spor salonuna gidiyorum. Nereye gittiğimi bilin, git veya gitme diye fikrinizi sormuyorum’ dedim.” Tekvandoya, 19 yaşında orada başlamış. Lisanslı sporculuğa kadar gitmiş siyah kuşak sahibi Coşkan ve 15 yıl sürdürmüş tekvandoculuğu. Bir süre tekvando salonu işletmiş, aerobik, step ve Kick Boks hocalığı yapmış ayrıca. Tekvandoda olduğu gibi Kick Boks’ta da madalyaları ve bölge birincilikleri var. Ünye’nin tek kadın hocasıymış o yıllarda, ama yetmemiş Ünye ona. “Pes ettiğim bir noktada Bodrum’a gittim.” Bir tanıdığının çalıştığı otelin spor salonunda çalışmaya başlamış. “Ben aletli spora alışık değildim. Vurmaya, kırmaya alışınca otel biraz farklı geldi. Ne olursa olsun, gözümü kapadım. Gece gündüz çalıştım.”İsyan sonrası dönüş Bodrum’da bir kere bile denize girmeden 4 yılını geçirmiş Selma Coşkan. İsyan ettiği bir gün işini bırakmış […]

Otomobillerin uçuş tarihi: 2010

Hezarfen Ahmet Çelebi’nin, insanın mekanik bir aracın yardımı olmaksızın uçamayacağı tezinin sahibi Leonardo da Vinci’yi tekzip etmesinden bu yana insanoğlu hep uçmak için çaba harcadı. Önce Montgolfier kardeşler balonu icat etti, ardından 1903’te Wright kardeşler ilk motorlu uçak denemesini hayata geçirdi. Senaryolara dökülüp filmleri bile yapılan hayallerin hayata geçmesiyle insanoğlu artık başka gezegenler hakkında araştırma yapacak kadar ileri teknolojileri keşfetti. Ve nihayet uçan otomobiller… İnsanoğlunun gerçekleştiremediği son hayal olan uçan otomobiller de artık hayatımızdaki yerini alacak. Projenin sahibi, uçan otomobilleri üretmek amacıyla uzun bir süredir çalışmalarına devam eden ABD’li Terrafugia şirketi… Şirketin 2009 yılının sonlarında piyasaya süreceği Transition adı verilen uçan arabalar karada 190, havada ise 220 km hız yapabilecek. Tasarım aşamasında sonlara yaklaşılan Transation’u sadece özel pilot sertifikasına sahip kişiler kullanabilecek. Üretimi gelen siparişler doğrultusunda yapılacak otomobile sahip olmak isteyenlerin yaklaşık 150 bin doları gözden çıkarması gerekiyor. Kişisel hava taşıtı Havalimanına gidip gökyüzüne yükselmek ve belirlenen noktaya indikten sonra, gidilmek istenen mekâna araçtan inmeden karayoluyla ulaşmak… İnanması zor ama, bütün bunlar 2010’dan itibaren gerçek olacak. Kişisel hava taşıtı olarak sınıflandırılan, kara ve hava ulaşımını birleştirerek yeni bir dönemi başlatacak olan Transation, karayollarında ilerleyebilmek için bütün kriterleri karşılıyor. Bir düğme ile uçak moduna geçen araç kanatların açılmasından sonra motorun ürettiği gücü tekerleklerden alarak yolcu kabininin arkasında bulunan pervanelere aktarıyor. Kalkış yapabilmek için 457 metrelik bir piste ihtiyaç duyan araç, uçak modunda 8 metre 22 santimetrelik kanat açıklığına sahip. 600 kg ağırlığındaki Transition, kanatlarını katlayıp şehir içinde normal bir otomobil gibi de kullanılabiliyor. En yakın havaalanına giderek, yanlara katlanmış durumdaki kanatlarını açıp kalkış yapabilen aracın havadaki saatte maksimum hızı 220 kilometre. Araç en az 1066 metrenin üstündeki yükseklikte uçuyor, 3 bin 657 metreyi de aşamıyor. Hem de ekonomik Tam dolu depo ile 800 kilometre yol yapabilen, 195 kilogram taşıma kapasitesine sahip araç, günde 100 kilometreden fazla yol yapan kişiler için tasarlanmış. […]

İnsanın uykudaki gizemli yolcuğu

Sanem Kardıçalı Uyurgezerlikten muzdarip bir insan düşünün… İşten çıkıp evine gittiğinde koltukta uyuyakalıyor. Daha sonra kalkıp mutfağa gidiyor ve bir bıçak alıp kayınvalidesinin evinin yolunu tutuyor ve tüm bunlar olurken hâlâ uyuyor. Eve vardığında karısının anne ve babasını öldürüyor, daha sonra da kendi evine dönüp uyumaya devam ediyor. Sabah uyandığında ise bir gece önce işlediği cinayetlerden tamamen habersiz ve herkes kadar şaşkın… Türk Uyku Araştırmaları Derneği’nin kurucusu Prof. Dr. Hakan Kaynak uzun yıllardır insanların uykularında yaşadıkları bu gizemli yolculukların izini sürüyor. Bugüne kadar yapılan araştırmaların sonucunda elde edilen bulgulara göre dört farklı evreye ayrılan uykunun ilk üç evresi rüya dışı ya da yavaş dalga olarak tanımlanıyor. Dördüncü evre ise Rem uykusu. Bu evrelerin ilk iki aşamasında diğer aşamalara göre daha yüzeyel uyurken üçüncü aşamada artık derin uykuya geçiyoruz. Uyurgezerlik olarak bilinen hastalık da, derin uyku olarak tanımlanan üçüncü aşamada ortaya çıkıyor. Derin uyku sırasında uyku bir süre sonra yüzeyelleşiyor ve rüya görmeye başlıyoruz. Bu, uyku sırasında her gece bir buçuk saatte bir tekrarlanıyor. Uyurgezerler ise bu dönemde beyin derin uykudayken, kas gerginliği arttığı için kendilerini uyanık gibi hissediyor. Derin uykuyla uyanıklık arasında yaşanılan bu karışık dönemde hasta, yataktan kalkıp dolaşabiliyor, çünkü bir bakıma uyanık. Ancak heyecanları yok. Uyandıktan sonra yaptıklarını hatırlamıyor. Üstelik bu durum uzun da sürebiliyor. Bu tür hastalar, uyku sırasında bazen yataklarına dönüyor bazen de uyandıklarında kendilerini bambaşka bir yerde bulabiliyorlar. Bir çocukluk hastalığı Prof. Dr. Kaynak, böyle bir durumda yapılacak en iyi şeyin hastayı sakinleştirip yatağına döndürmek olduğunu söylüyor, ancak sık tekrarlanmamakla beraber bazen hastayı yatıştırmak kolay olmuyor. Uyurgezer hasta kendini pencereden boşluğa bırakıp yaralanabiliyor mesela, ya da çevresindeki insanlara zarar verebiliyor ve tabii uyandığında hiçbir şey hatırlamıyor.Uyurgezerlik çocuklarda sık rastlanan ve korkutucu olmayan bir hastalık. 13-16 yaş civarında da hasta şikâyetlerinden kurtulmaya başlıyor. Genetik bir hastalık olan uyurgezerliğe yetişkinlerde istisnai olarak rastlanıyor. Ama hastalık çocuklara göre […]

Trafik sıkışıklığına çözüm: Arabanı paylaş

Yasemin Sinopluysinoplu@medyakronik.com Trafikte vakit kaybetmekten, her sabah ve her akşam saatlerce yolda takılıp kalmaktan şikâyetçi misiniz? Dünyanın birçok ülkesinde uzun senelerdir uygulanan arabanı paylaş yöntemiyle trafik problemini az da olsa azaltmak mümkün. Arabanı paylaş sistemi, Amerikalıların 1970’lerde uygulamaya koyduğu ve aynı yöne giden herkesin kendi özel aracıyla değil de, tek bir arabayı paylaşarak gitmelerini öngörüyor. Bu sayede hem aile bütçesine, hem de hızla kötüye giden çevre kirliliğinin azaltılmasına katkı sağlanmış oluyor. Amerika’nın öncülük ettiği bu sistem İrlanda, Avustralya, Kanada gibi ülkelerde de kullanılıyor. Arabasını paylaşanlara özel yol Trafikte yaşanan strese bağlı problemler birçok ülkede gündeme geliyor. Başka sürücülere kızdıkları için kalp krizi geçirenler, kavga edip karakolluk olanlar, hatta birbirlerini öldürenler bile oluyor. Ama en yaygın şikâyet hiç kuşku yok ki araç yoğunluğundan dolayı yaşanan trafik sıkışıklığı. Arabanı paylaş yönteminde sürücüler arabayı kullanırken belirli bir sistem oluşturuyorlar. Grup içerisinde araba kullanmasında bir engeli bulunmayan herkes sırayla sürücü koltuğuna da geçebiliyor. Şehir içi trafikte pek kullanılmayan bu yöntem daha çok şehir dışından şehre ulaşan ana arterler üzerinde kullanılıyor. Sistemin uygulandığı ülkelerde, bu şekilde seyahat edenler için yollarda ayrı bir şerit de tahsis edilmiş durumda. Trafiğin sıkıştığı saatlerde ve yollar üzerinde belirli noktalarda açılan ek yollar sayesinde araba paylaşan insanlar gidecekleri yerlere daha kolay ulaşabiliyorlar. Böylece uygulamanın yaygınlaşması amaçlanıyor. Arabanı paylaş yolcuları için açılan şeritlerin, araç içinde tek başına yolculuk eden sürücülerce ihlal edilmesi durumunda ise para ve uyarı cezası veriliyor. Giderek yaygınlaşıyor Uygulandığı ülkelerde sistemi teşvik etmeye yönelik girişimler de var. Örneğin üniversiteler ve işyerleri ulaşımlarını bu yöntemle sağlayan öğrenci ve çalışanlarına özel parasız park yerleri tahsis ediyor. Kanada’nın Londra eyaleti belediyesinin web sayfasında, vatandaşların özellikle bu yöntemi kullanmaları için özel bir sistem geliştirilmiş. Bu sistemle evleri yakın olan insanların birbirleriyle iletişime geçmeleri kolaylaştırılıyor. Arabanı paylaşı teşvik edenler arasında son zamanların en yaygın sosyalleşme sitesi olarak kabul edilen Facebook da var. Beraber […]