Kartondan Ajda Pekkan sahnede!

İtalyan sanatçı Ennio Marchetto kartondan yaptığı kostümleriyle birçok ünlü ismi canlandırdığı gösterisiyle İtalya’dan sonra ününü bütün dünyaya duyurdu. Güney Afrika’daki gösterilerinden sonra Türkiye’ye gelen sanatçı 8–15 Nisan tarihleri arasında Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sahne alıyor. Venedik’te doğan ve sanat okulunda eğitim alan sanatçı gösterisinde, bir saniye içinde başka birine dönüşüyor. Marilyn Monroe, Gloria Gaynor, Kyle Minogue, Madonna, Celine Dion, Elvis Presley karakterlerinden sadece bir kaçı. Türkiye’ye özel repertuarına Ajda Pekkan ve Müslüm Gürses’i de katan Marchetto’nun bu dünyada benzeri olmayan gösterisini izlemek istiyorsanız, haberimizi kaçırmayın!Haber: İşvecan Nur Özen iozen@medyakronik.com Kameraman: Erdem Özüer

Diyarbakır anlattı Erdoğan duydu mu?

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sorunlarını anlatmak için Ankara’ya giderek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile muhalefet partileriyle görüşen Diyarbakır sivil toplum örgütleri, sorunlar ve çözüm önerilerini içeren 20 maddelik rapor sundu. Dün (7 Nisan) Başbakan Erdoğan’la gerçekleşen görüşmede “ana dilde eğitim” talebini dile getirdiği için başbakan tarafından “yalan söylemek ve dürüst olmamakla” suçlanan Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Kürt sorununun çözümüne karşı bir direnç olduğunu belirterek, “Yapabileceğimiz tek şey olan demokratik taleplerimiz ve önerilerimizi ilettik. Sorunun demokrasi içinde ve şiddeti dışlayan biçimde çözümünde ısrarcı olmak gerekiyor ancak bizim dışımızda da girişimler olması lazım” dedi. Tanrıkulu, Başbakan Erdoğan’ın kendisini yalancılıkla itham etmesi üzerine, “Ben dürüstlüğümü kimseye sınatmam” diyerek toplantıyı terk etmişti. MHP randevu vermedi Baro Başkanı Tanrıkulu dışında Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ile Meclis Oda Başkanı Abdulselam Odabaşı, Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Fahrettin Akyıl, Esnaf Sanatkarları Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu, Ziraat Odası Başkanı Bahri Erdem, Tabipler Odası Başkanı Adem Avcıkıran, Mazlum-Der Başkanı Selahattin Çoban, Türk-İş Diyarbakır temsilcisi Zülküf Karakoç, Kadın Merkezi Başkanı Nebahat Akkoç, Diyarbakır Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk, Güneydoğu Sanayici İşadamları Derneği Başkanı İsmail Bedirhanoğlu, Müstakil Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Ahmet Öcal ve Doğu Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Federasyonu Başkanı Şeyhmus Akbaş’tan oluşan heyet bugün de (8 Nisan) Ankara’da bazı görüşmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Zeki Sezer ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’la görüşerek 20 maddelik sorunlar ve çözüm önerilerini içeren raporu sunan heyeti Milliyetçi Hareket Partisi ise randevu talebini geri çevirerek kabul etmedi. Siyasi ve ekonomik çözüm paketi Heyetin hazırladığı ve Cumhurbaşkanı, Başbakan ile muhalefet partileri liderlerine sunduğu siyasal ve ekonomik reformlar içeren raporda yer alan talepler özetle şöyle sıralandı:Anadilde eğitim, hizmet ve yayın hakkı hayata geçmeli.Yeni demokratik, özgürlükçü bir anayasa yapılmalı.Zorunlu göçe maruz kalanların […]

Akıl okuma: Mucizenin eşiği mi orwellgil tehlike mi!

Duygu ErtürkABD-Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde bir grup bilim adamı, kişinin zihninden geçen hareketsiz görüntüleri her dört saniyede bir tarayan bir cihaz üzerinde çalışıyor. Bugünkü teknolojiyle cihazdan mükemmel sonuçlar elde edilemiyor. Deney 120 görüntü üzerinde yapıldığında başarı yüzde 90, 1000 görüntüde ise yüzde 80. Taranacak imaj sayısı değiştiğinde, başarı oranı da değişiklik gösterebiliyor. Cihazı geliştiren ekibin öncü ismi, Berkeley Üniversitesi öğretim üyesi Jack Gallant, cihazdaki sorunların giderileceğini ve 50 yıl içinde gelinen teknolojiyle eksiksiz bir makine yapılacağını iddia ediyor ve ekliyor: “Bu cihaz, o zaman insanın aklından geçen her sahneyi, her rüya karesini, anında görüntüleyebilecek. İşin kötü tarafı, cihazın kişinin isteği dışında, etik kurallara aykırı olarak kullanılabilme ihtimali. Suçlular- özellikle düşünce suçluları- istemleri dışında bu cihaza bağlanıp, düşünceleri okunabileceği için yargılanabilecekler.” Belçika Liege Üniversitesi’nden nörolog Dr. Steven Laureys cihazla ilgili olumlu düşünenlerden. Laureys: “Kesinlikle çok etkileyici bir sonuç. Bu bizi, şu an kullandığımız fMRI teknolojisinin de ötesine götürecek; komadaki bir insanın zihinsel sürecini kontrol edebileceğiz.” İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş da meslektaşı gibi, cihazla ilgili heyecanlı: “Beyin dalgalarının analizi, eğer “radyo” yayınına benzetilirse, beynin anatomik yapılarının enerji harcamasını görüntülemeye dayanan fonksiyonel MR görüntüleme (fMRI), televizyon yayınına benzetilebilir. Bu yöntemler yeni olmamakla birlikte, fMRI yöntemindeki görüntü çözünürlüğünün de zaman içinde çok yükseleceğini şimdiden söylemek kehanet sayılmaz. Gerçi Gallant’ın ekibinin yöntemi ile, bakılan bir resmin ne resmi olduğu değil de, daha önce görülen bir resim olup olmadığı başarılı bir şekilde tahmin edilebilmekle birlikte, kuşkusuz, ileride resmin ne olduğunu tahmin eden algoritmalar da daha yüksek çözünürlüklü ve daha gelişmiş yapay sinir ağı modelleriyle önümüze konacak. Ertaş’a göre bu yöntem şu an için beynimizden bize Mors alfabesi ile çekilen bir telgraf gibi düşünülebilir ama bunun interaktif televizyon yayınına dönüştürülebsilmesi çok da ütopik bir düşünce değil. Gerçekleştiğinde, potansiyel kullanım alanlarının saymakla bitmeyeceğini anlatan Ertaş şu tahminlerde bulunuyor: “Hayal gücünden en […]

“Olay sağ – sol çatışması değil”

Aslıhan Birgül 6 Nisan Pazartesi günü Akdeniz Üniversitesi’nde sağ ve sol görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavgada biri ağır 10 kişi yaralanırken 34 öğrenci gözaltına alınmıştı. Kavgada karşıt gruba silahla ateş açan ve henüz yakalanamayan Ömer Ulusoy’un kimliği ve siyasi bağlantıları günlerdir basın ve kamuoyunda tartışılıyor. Ulusoy’la bağlantısı nedeniyle MHP Genel Merkezi Antalya İl Teşkilatını feshetti ama tartışma hâlâ bitmiş değil. Olayla ilgili olarak Akdeniz Üniversitesi rektöründen, Antalya MHP il başkanına kadar konuşmayan kalmadı. Medyakronik, yaşanan çatışmayı ve sonrasındaki gelişmeleri, güvenlik nedeniyle adını vermediğimiz bir Akdeniz Üniversitesi öğrencisiyle konuştu. Olay nasıl başladı? Nasıl gelişti?Önce yurtta kalan öğrenciler aralarında tartışmaya başladılar. MHP’li bir grup başka bir grupla tartışıyor. MHP’li grubun karşısındaki nasıl bir grup? Bazı gazetelerde Kürtçü, bazılarında solcu bir grup diye nitelendi…Bu kavga kesinlikle sağcı – solcu ya da ülkücü – Kürtçü kavgası değil. Olay, daha çok mahalle kavgası şeklinde başladı. Yani kesinlikle siyasi bir kavga değil. Kendini MHP’li olarak tanıtan grupla kendilerine belli bir grup diyemeyeceğim bir takım kişiler tartışıyorlar. Bu kişilerin siyasi eğilimi ne?Daha çok entelektüel takılan, kimisi kendini liberal olarak tanımlayan öğrenciler ama bunları belli bir grup olarak tanımlamak mümkün değil. Peki, Ömer Ulusoy gibi öğrenci olmayan kişiler nasıl karışıyor olaya?Aralarındaki tartışma kavgaya dönüşünce, MHP’li grup okul dışında bağlantıları olan Ömer Ulusoy’u okula çağırıyorlar. Bundan sonra olaylar bildiğiniz gibi gelişiyor. Akdeniz Üniversitesi’nde ortam şu anda nasıl? Gerginlik sürüyor mu?Hiç bir şey olmamış gibi. Kimse de bir daha tekrarlanacağını düşünmüyor. Herhangi bir gerginlik, tedirginlik yok. Ömer Ulusoy’un kim olduğuna, okulda ne işi olduğuna dair de kimsenin bir merakı yok. Kısacası genel olarak bu olay öğrencilerin pek umurunda değil. Genelde okul içinde yapılan yorumlar, olayın bir provokasyon olduğu yönünde.Olayın bir provokasyon olduğuna katılıyor musunuz?Hayır, böyle geçiştirilmemeli ama yaşananlar burada kimsenin pek umurunda değil aslında. Rektörlükten yapılan açıklama tatmin edici mi? Okulda güvenlik önlemleri ne durumda?Okulda güvenlik çok zayıf… Göstermelik olarak […]

Çağdaş sanatta yeni diller

Nur Niyaz Bildik Fotoğraftaki renklerin canlılığına takılıyor gözlerim. Ardı sıra dizilmiş rujlar ne kadar da cezp edici. Biraz daha yürüyor ve 1970’lerde kadınlar arasında oldukça popüler olduğunu düşündüğüm parfüm şişelerine takılıyor gözlerim. Bu fotoğraflar gerçekten devasa boyutlarıyla vitrinlerin çekiciliğini aratmıyor. Biraz daha yaklaşıp fotoğraf bilgilerini okuyorum. Fakat o da ne? Bu bildiğimiz tuval üzerine akrilik çalışması! Kendimden utanıyorum o anda. İşte Nur Koçak’ın “Fetiş Nesneler”ini “Modern ve Ötesi”nde ilk gördüğüm an bunlar geçti aklımdan… Ardından daha akademik bilgiler olsaydı diye düşünürken İpek Duben ve Esra Yıldız’ın editörlüğünü yaptığı “Seksenlerde Türkiye’de Çağdaş Sanat: Yeni Açılımlar” adlı kitabı geçiyor elime. Ve sayfalar arasında Nur Koçak hakkında bilmediğim her şey… Ve daha fazlası… İpek Duben’in 2003’te, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde workshop olarak başlattığı “eleştiri olarak modernizm” seminerlerinin sonucu olan bu kitap, 1970’lerin sonu 1980’lerin Türkiye’sinde çağdaş sanatçılar ve “sanat tanımı toplulukları”na ışık tutuyor. Bir başvuru kitabı olarak tanımlayabileceğimiz bu kitap, İpek Duben’in öğrencileri tarafından hazırlanmış. Çiğdem Kaya, Rana Öztürk, Deniz Meltem Çebi, Çiğdem Sağır, Hande Dedeal, Bilgen Yılmaz, Asuman Kırlangıç, Seçil Serpil çağdaş sanatçıları ve “Sanat Tanımı Toplulukları”nı (STT) ince eleştirilere girmeden tanıtıyorlar. Ancak ciddi bir emeğin ürünü olan bu çalışma esnasında çağdaş sanatın kapsamlı dökümünü gösteren, örneklerin izlenebildiği bir müzenin bulunmayışından, yazılı ve görsel arşivin dağınık olmasından, sanatçılara ulaşmanın güçlüklerinden, görsel belgelerin eksikliğinden yakınıyor İpek Duben. Tüm bunlara karşın, Türk sanatındaki kırılmalar, evrilmeler ve oluşan yeni diller çıkıyor karşımıza… Kitapta öğrenciler tarafından tanıtılan sanatçılar ise şunlar: Füsun Onur, Sarkis, Şükrü Aysan, Ahmet Öktem, Serhat Kiraz, Cengiz Çekil, Canan Beykal, Ayşe Erkmen, Gülsün Karamustafa, İpek Duben, Nur Koçak, Erdal Aksel, Bedri Baykam, Candeğer Furtun, Azade Köker, Handan Börtüçene, Osman Dinç, Seyhun Topuz ve Sanat Tanımı Toplulukları (STT).

“Türkiye’yi Yaşar Kemal’den öğrendim”

Duygu Ertürk Kafasındaki cevapları değişik coğrafyalarda arayan bir fotoğrafçı Vanessa Winship. Uzun yıllardır göç, aidiyet ve kimlik temalı fotograflar çekiyor. 48 yaşında. Ve üzerinde çalıştığı projeleri onu Türkiye’ye getirmiş. Şu anda İstanbul’da yaşıyor ve ülkenin değişik bölgelerine seyahat ediyor. Türkiye’de, uzun süredir çalıştığı “Karadeniz” konusuna devam etmenin yanında “Aşura” ve “Hamsi” gibi konular ortaya çıkardı. “Bizim” görüntülerimizi, kendisini temsil eden fotoğraf ajansı “Agence VU” aracılığıyla dünyaya sundu. Winship, İngiltere’deki Westminster Üniversitesi’nde aldığı fotoğraf eğtiminin ardından bir süre öğretmenlik yaptı. Sonrasında İngiltere’de ve yurt dışında serbest fotoğrafçılık yapmaya başladı. Fotoğraf dünyası onu 1990’ların sonunda çalışmaya başladığı Balkanlar fotoğraflarıyla tanımaya başladı. Balkan ülkelerinin yanı sıra, Rusya, Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye’de uzun soluklu projeler gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl Doğu Anadolu’da çektiği “kız öğrenciler” serisi ile, yaklaşık 3 bin 500 profesyonelin katıldığı, basın fotoğrafçılığının en prestijli yarışması “World Press Photo (WWP) Contest”in “seri portreler” dalında birincilik ödülüne layık görüldü. Bu, Winship’in WPP’da kazandığı ilk ödül değildi. 1998 yılındaki yarışmada “sanatsal fotoğraf” dalında da birincilik almıştı. 2003 yılında, Leica fotoğraf makinesinin mucidi Oscar Barnack anısına düzenlenen yarışmada “Arnavutluk manzarası” projesiyle mansiyon kazanmıştı. Medyakronik için yaptığımız söyleşide Vanessa Winship’le rolleri değiştirdik. Biz, sorularla fotoğrafını çektik; o, cevaplarla poz verdi. Değişik ülkelerde yaşıyorsunuz. Bu yeri, yaptığınız işler mi belirliyor yoksa yaşadığınız yere göre proje mi seçiyorsunuz?Kesinlikle ilki; yaşadığım yerleri projelerim belirliyor. Hayatım ve fotoğrafçı kimliğim ayrılmaz bir bütün. Benim için bulunduğum yeri anlamak ve soğurmak çok önemli. Bu yüzden, fotoğraflamak istediğim yerlerde yaşamayı seviyorum. Türkiye’ye hangi projeler için geldiniz?Türkiye’ye farklı sebeplerle birçok kez geldim. Birara, Balkanlar’da yaşarken sınır, kimlik ve bellek konularıyla ilgileniyordum. Sınırlarının denizlerle çizilmiş olması beni Türkiye’ye, Karadeniz’e getirdi. Sonrasında da İstanbul’un güzelliğine ve zengin tarihsel dokusuna doyamadım. Bunun dışında Türkiye’yle ilgili gördüğüm fotoğraflar ve Türk edebiyatı da kafamda değişik görüntüler canlandırdı burayla ilgili. Magnum ajansının kurucusu Bresson’dan Salgado’ya pek çok fotoğraf ustası Türkiye’de çalıştı. Son […]

Arazimiz çok değerli, kârı da çok tatlı!

Güventürk Görgülü İstanbul Mecidiyeköy’de üzerinde ağaç bulunan tek arazi parçası olan Tekel’in eski likör fabrikası arazisi Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve Emlak Konut tarafından satışa çıkartıldı. Ali Sami Yen Stadyumu’nun yanında yer alan 24 bin metrekarelik arsanın içinde bulunan 8 bin metrekarelik kapalı alana sahip fabrika binası halen Büyük Mükellefler Vergi Dairesi olarak kullanılıyor. Levent ve Mecidiyeköy bölgelerinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer kamu kurumları tarafından önemli bir rant alanı olarak görülmesi ve bu bölgedeki inşaat emsallerinin arttırılması, geçen günlerde Zincirlikuyu Karayolları binası ve Levent İETT garajı arazilerinin de çok yüksek fiyatlardan el değiştirmesine neden olmuştu. 96 bin metrekarelik karayolları arazisi, içinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan tescilli Karayolları Binası ile birlikte metrekaresi 8 bin 300 dolardan; 46 bin metrekarelik Levent Garajı ise inşaat alanının daha fazla olması sebebiyle metrekaresi yaklaşık 15-16 bin dolardan el değiştirmişti. Ve gözler Likör Fabrikası’nın üzerine çevrilmişti… Likör Fabrikası arsasının imar izni 3 emsal ve 36 metre yükseklikle sınırlıydı. Fakat geçen şubatta, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanan plan tadilatıyla bodrumlar dahil toplam inşaat alanı 142 bin metrekareye çıkartılmış, bina yüksekliğindeki sınır da kaldırılmıştı. Böylece 24 bin metrekarelik arsanın emsal oranı 3’ten 6’ya yükseltilmişti. Bununla birlikte, 142 bin metrekarelik brüt inşaat alanından bodrum ve otoparklar düşüldüğünde, arazide inşa edilecek yapının net emsal alanı 4-4,5 olarak hesaplanıyor. Geçen şubat ayında Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Demiröz’ün açıklamalarına göre, arazi satışından 300 milyon YTL’nin üzerinde gelir bekleniyordu. Oysa ekonomik koşulların olumsuza dönmesi ve gayrimenkul fiyatlarındaki düşüş nedeniyle dün 275 milyon YTL muhammen bedelle satışa çıkan araziden yine Demiröz’ün açıklamalarına göre şu anda “en fazla 300 milyon YTL artı KDV” gelir bekleniyor. Plan değişikliğinin hikmeti Yaklaşık 300 milyon YTL’ye, yani yaklaşık 240 milyon dolara satılması beklenen arazi üzerine toplam 142 bin metrekare inşaat yapılabiliyor. Bu durumda, mevcut düzenlemelere göre, tahminen 40 bin metrekarenin otopark ve […]

Kadın yönetmensiz sinema

Gezici Film-mor Kadın Filmleri Festivali’nin altıncısı, 10 Mart 2008 akşamı İstiklal Caddesi’nde, kadınların “sazlı sözlü” etkinliğiyle açıldı. 14 ülkeden 33 filme ev sahipliği yaptı; İstanbul’un ardından Van ve Diyarkır’da devam etti. Bu ayın sonunda, 25-26 Nisan 2008’de ise Samsun’da sona erecek. Bu yılkı teması “kadına yönelik şiddet” olan festival, Türkiye’de kadın sinemacıların sayıca çok kısıtlı olduğu gerçeğini bize hatırlattı. Biz de bu soruyu, festival düzenleyicilerine ve Gazeteci Ferai Tınç’a yönelttik.

Cepte durduğu gibi durmuyor

Umut Duranuduran@medyakronik.com Alexander Graham Bell’in aşık olduğu duyma engelli kadınla iletişim kurmanın yollarını ararken tesadüfen telefonu keşfetmesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Haliyle ilk telefon görüşmesi de buluşu gerçekleştiren Alexander Graham Bell ile yardımcısı Thomas Watson arasında yapıldı. Bell, yan odadaki Watson’a, ”Watson, buraya gel! Seni görmek istiyorum” demişti. İcadından neredeyse 40 yıl sonra 1915’te şehirlerarası ilk telefon görüşmesi de yine Bell ve Watson arasında yapıldı. Bell, New York’tan o anda San Francisco’da bulunan Watson’a yine onu görmek istediğini söylediğinde aldığı yanıt, “Bu bir hafta sürer” olmuştu. O yıllarda Amerikalı bir belediye başkanının, “Bundan bir gün her kentte bir tane olacak” demesi de hayli komik karşılanmıştı. O zamanlar gülünse de, zamanla telefon neredeyse her eve girdi. Yetmedi. İsteyen ve elbet parası olan herkesin sahip olabildiği, olağanüstü marifetleri olan küçücük bir kutuya dönüşerek cepte taşınır hale geldi. Telefon ilk icat edildiğinde bu kadar hızla yaygınlaşmamıştı, ama ceplerde taşınabilir hale gelmesinin üzerinden çok da zaman geçmeden kısa sürede milyonlarca kişinin kullandığı bir alet oldu. 1990’lara kadar kimsenin ihtiyaç olarak bile görmediği cep telefonları giderek herkesin bir parçası haline geldi. Son verilere göre dünyadaki cep telefonu kullanıcı sayısı 3,3 milyar civarında. Türkiye’de ise bu sayı 60 milyona yaklaşıyor.İnsan sağlığına etkileri araştırılıyor Şimdilik kimi bilim insanları ve cep telefonu kullanmayı reddedenler dışında kimse böyle bir teknolojinin gelecekte nelere malolabileceğini ne biliyor, ne de dikkate alıyor. Cep telefonları üzerinden kullanıcıya ulaşan zararlı ışınların oranı ve etkileri, baz istasyonlarının konumları, bunların çevreye ve halk sağlığına olan etkisi gibi konularla ilgili kimi bilimsel araştırmalar zaman zaman basında yer almakta. Bilimsel olarak kesin şekilde kanıtlanmamış olmakla birlikte, cep telefonu kullanımının beyin tümörleri oluşumu, hafıza kaybı, depresyon, uyku bozuklukları gibi pek çok hastalığa yol açabileceği ileri sürülüyor. Hepsi bir yana, cep telefonlarının çoğu kullanıcıda alışkanlık yaptığı kesin. İnsanlar üzerinde psikolojik bir bağımlılık yapıp yapmadığı ise incelenmesi gereken bir […]

GePGeNç Festivali 2008 başlıyoooorrr!

Umut Duranuduran@medyakronik.com “Komşuluk; konuşlandırmadan konuşmak, ötekilerle yolculuğa çıkabilmektir” sloganıyla bu yıl ikincisi düzenlenen GePGeNç Festivali, 11 Nisan Cuma günü başlıyor. Konferansları, sanat etkinlikleri, atölyeler ve gençlik forumuyla 10 bine yakın genci biraraya getirecek festivale Türkiye’nin dışında Almanya, Azerbaycan, Filistin, Fas, Mısır, Polonya, Sırbistan, Bulgaristan, İspanya, İtalya, İsveç, Güney Kore, Macaristan, Ukrayna, Slovenya ve Yunanistan da katılıyor. Festivalin düzenleme komitesinde üniversite ve lise kulüpleri dahil 50’yi aşkın sivil toplum kuruluşu yer alıyor. Türkiye’de gençlerle ilgili konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarını biraraya getiren ve Santralistanbul’da yapılacak GePGeNç Festival’inin temel amacı, gençleri buluşturmak ve çeşitli konularda sinerji yaratmak. Çeşitli kampanya ve projelerin tartışılacağı festivalde, birçok konuda da atölyeler gerçekleşecek. İnsan hakları, sivil toplum ve eğitim bunlardan sadece bazıları. 160 gençlik kuruluşunun biraraya geleceği fuar ve forumlar da gençlerin toplumsal hayattaki rollerinin görünür kılınması, gençlerin topluma sağladığı katkıların desteklenmesi, sivil gençlik girişimlerinin ortak çalışmalar yapan ve öneriler geliştiren sivil gençlik ağlarına dönüştürülmesi, gençlik konusunda kamu ve sivil alan arasındaki ilişkinin geliştirilmesi gibi konular ele alınacak. 16 Nisan’a altı gün sürecek etkinlik boyunca gençlik, insan hakları, eğitim gibi konularda yapılacak atölye çalışmalarından biri olan “İyi Örnekler Konferansı”nda da gençlik alanında uygulanmış, iyi sonuçlar üretmiş ve model olabilecek projeler paylaşılacak. Curcuna başlıyor Curcuna başlığıyla düzenlenen etkinliklerde ise gençler özellikle müzik ve eğlence açısından dolu dolu günler geçirecek. Müzik ve dans atölyeleri ile Sulukule Roman Orkestrası, Kreş, Gayda İstanbul, Kırmızı Kart, Gevende, Ayben & Fairuz Derinbulut, Kumm, Babazula, Yeni Türkü, Gripin ve Cümbüş Cemaat gruplarının vereceği konserler festivali gençler açısından oldukça eğlenceli bir hale getirecek. Festivalin teması olan “Komşuluk”la farklı ülkelerden gençlerin biraraya gelmesi ve aralarında evrensel bağlar oluşturması da Santralistanbul için büyük önem taşıyor. Santralistanbul’da bir ilk: Yaşayan Kütüphane Festivalin en ilginç temalarından biri ise kitapları gerçek insanlar olan “Yaşayan Kütüphane”. Gençler öğrenmek istediklerini bu insanlara sorarak sesli olarak kitap okumuş olacaklar. Şimdiden merak konusu olan […]

Rent Müzikali’nin gala gecesi

Amatör ruhla porfesyonel faaliyetler gerçekleştirerek, üniversite tiyatrosu kavramına yeni bir anlayış getiren Tiyatro Candela, 2008 sezonunda onuncu prodüksiyonu olan Rent Müzikali ile seyirci karşısına çıktı. Oyun marjinal yaşamları olan sekiz gencin bir yıl içinde yaşadıkları mutsuzluklar, acılar, problemler ve küçük mutlulukları nasıl büyük mutluluklara çevirdiklerini anlatıyor.. Gala: 08 Nisan 2008, Salı 21.00 Oyun: 04 – 05 – 07 – 18 – 19 – 30 Nisan 2008, saat 20:30 06 -20 Nisan 2008, saat 15:30 Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü, BS2 Kurtuluşderesi Cad. No 47 Dolapdere Giriş ücretsiz…Haber: Beril Tekin

Berkan’ın görüştüğü ‘çok önemli bakan’ bir sır değil!

Dünkü (7 Nisan) Medyakronik’te yer alan “İsmet Berkan’dan Ergenekon savcısına çok önemli mesaj” başlıklı yazıdan şu satırları hatırlayarak başlayalım: “Radikal genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, 6 Nisan tarihli ‘Ergenekon’un Yakın Tarihi 3’ başlıklı yazısında Ocak 2004’te Başbakan Tayip Erdoğan Kıbrıs’la ilgili olarak ipleri eline aldıktan sonra New York’ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre’nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptığını belirtiyor. Berkan görüştüğü ‘çok önemli bakan’a askeri cepheden gelen darbe hazırlıklarıyla ilgili dedikoduları aktardığında ‘Hepsini biliyoruz’ şeklinde cevap alıyor. Berkan bu kez bakana ‘Peki ne yapıyorsunuz’ diye soruyor, ‘Bekleyin çok şey olacak’ cevabını alıyor. “Berkan aynı yazısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün, kendisine bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip olmadığını vurgulayarak, bu bilgilere sahip olmadan Ergenekon soruşturmasının gerçek darbe girişimine uzanması ihtimalinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor. Elbette bu cümlelerle İsmet Berkan, Türkiye için çok önemli sonuçları olabilecek bir soruşturmayla ilgili bildiklerini kamuoyuna açıklamış oluyor. Böylece yurttaşlık görevini de yerine getirmiş oluyor. Şimdi savcı Zekeriya Öz’e İsmet Berkan’ın bilgilerine başvurmak düşüyor.” Bizim dünkü özetlememizde olmayan, ama Berkan’ın tam metnini yayımladığımız yazısında yer alan şu cümleyi de unutmayalım (“çok önemli bakan”ın “Bekleyin çok şey olacak” şeklindeki çıkışından sonra): “Aradan dört yıl geçti, hâlâ bekliyoruz!” Nokta’nın yayınının hemen sonrası Nokta’nın 29 Mart- 4 Nisan 2007 tarihli sayısının kapak haberi şöyleydi: “Hayret verici ayrıntılarıyla SARIKIZ ve AYIŞIĞI… 2004’te iki darbe atlatmışız…”İçerde, İsmet Berkan’ın işaret ettiği “Sarıkız” darbesine tam 26 sayfa ayrılmıştı. Darbe girişimi şu spotla anlatılmıştı dergide: “Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinin en ilginç bölümleri, hiç kuşkusuz ‘Sarıkız’ adı verilen darbe planı… Neredeyse bir yıla yayılan darbe planlaması, 24 Nisan 2004’teki Kıbrıs referandumundan sonra tamamen rafa kaldırılmış. Başlangıçta birlikte hareket eden dört kuvvet komutanı zamanla görüş ayrılığına düşmüş. Örnek’in günlükleri, zamanın Genelkurmay başkanı Özkök’ün girişime başından sonuna karşı çıktığını gösteriyor.” Aynı haftanın […]

Ne bakışlar gördüm zaten yoktular

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com “Olabilirdi aşklar” kavram olarak belki hayatımızda yok ama fiilen var aslında. Kısa bakışmalarla ayaküstü yaşanan flörtler sonrasında elinizde ne bir isim kalır, ne bir telefon. O öylece gider; siz lazım olduğunda asla bulamadığınız cesareti, iyi örülmeyen kader ağlarının ilmiklerini sorgularsınız. Bir daha görme ihtimaliniz de düşük olduğu için o artık sizin “olabilirdi aşkınız” olmuştur. Ama onu oldurmanın yolu olarak interneti deneyenler var; ne kadar ‘başarı’ya ulaşılıyor, ona dair bir şey yok, ama ‘ne aşklar yaşan(m)ıyor’daki buruk tat okudukça okutturuyor insanı.www.kizmeet.com Bu site size arkadaş, değil kaderinizi buluyor. Sloganları “ilk bakışlar, ikinci şanslar” olan, Amerika menşeli kizmeet.com, normal arkadaş sitelerinden biraz farklı. Burada fotoğrafından, kişisel özelliklerinden beğendiniz kişiyi değil, gerçek hayatta zaten gördüğünüz insanı arıyorsunuz. Yani siz bir barda, spor salonunda, okulda, otobüste gördüğünüz, açılamadığınız ve unutamadığınız kadını ya da erkeği arıyorsunuz. Siteye mesaj bırakarak başlıyorsunuz. Öncelikle tarihi ve yeri belirtiyorsunuz. Üzerinizde ne olduğundan, diğer tarafın ne giydiğinden bahsediyorsunuz. Aranızda bir konuşma geçtiyse, onu yazıyorsunuz. Aradığı insanı bulmak için yazan da var, ama biri beni yazmış mı diye de bakılabiliyor. O zaman da kendi gittiğiniz mekânı ve tarihi yazıp aratabiliyorsunuz. Mesela sitede, Los Angeles’tan bir kadının markette karşılaştığı bir adama, 16 Şubat 2008 tarihli mesajı şöyle: “Ben senin yanındaki kırmızı lahanaya ulaşmaya çalışıyordum, senden izin istedim. Sense kereviz taşıyordun. Ne diyeceğimi bilemediğimden lahananın ambalajlı olmadığını söyleyiverdim. Sen de organik yiyeceklerin yararı üzerine yorum yaptın. Düşündüm de senle çay ya da kahve içmek güzel olabilirdi, fakat sen gitmeden önce düşünemedim bunu. Hâlâ ilgileniyor musun?”“Gelenekseli yaşatan teknoloji” Sitenin kurucusu Mark Jaffe yaptıkları iş için söyle demiş: “Geleneksel bir buluşma sitesi değiliz. Daha çok geçmişteki geleneksel buluşmaları hatırlatan bir tarzımız var. Bir insanı görürsünüz ve bir kıvılcım hissedersiniz; şimdi internet işleri kolaylaştırıyor; burası kimya ilk nerede tuttuysa, oraya gerçek bir dünya bağlantısı.”( Chicago Tribune, Mart 25, 2007) Şimdilik Amerika’nın 16 eyaletine hizmet […]

Herkes ayrı telden partisi

Yasemin Sinopluysinoplu@medyakronik.com Giyindiniz, hazırlandınız partiye gitmek için her şey tamam. Kapıdan çıkarken bir şeyin eksik olduğunu hissettiniz, son anda kulaklıklarınızı ve mp3 çalarınızı almayı unuttuğunuz aklınıza geldi. Kulaklık ve mp3 çalar ne işinize mi yarayacak? Son zamanların gözde parti tekniği “Silent Rave” Türkiye gençliği tarafından yeni keşfedilmeye başlandı. Katılımcılara kendi diledikleri müzik tarzıyla eğlenme olanağı sağlayan partilerin en önemli özelliklerinden biri de herhangi bir bedel ödemeden sınırsız eğlence sunuyor olması. Bu partileri yapmak için gece ya da gündüz fark etmiyor olması katılımcılar için ayrıca bir avantaj sağlıyor. Silent Rave, gece kulüplerinde düzenlenen partilerin pabucunu dama atacağa benziyor… MP3 çalar şart Teknolojinin ilerlemesiyle beraber eğlence sektörü de her gün ortaya çıkan yeni “icatlarıyla” eğlence anlayışını giderek değiştirmeye başlıyor. Avrupa’da doğup giderek gelişen “Silent Rave” partileri bunun en son örneği. Günümüze kadar insanlar toplu halde eğlence mekânlarına ya da partilere gidip aynı müziklerle aynı dansları ederken artık mp3 çalarlarıyla gittikleri her Silent Rave partisinde gönüllerinden geçeni dinleyip aklına esen dansı yapabiliyor. Kimsenin kimseyle konuşmasına gerek kalmadan kendi kulaklıklarıyla ve kendi dünyalarında eğlenmeye dalan insanlar komik ve ilginç görüntülere de sahne olabiliyorlar. Kimi en yakın arkadaşıyla kulaklığını paylaşarak eğlenirken bir diğeri klasik müzik dinleyip kendini orkestra şefi zannedebiliyor. Etraftan geçen insanların tepkileri de bir o kadar ilginç. Grup halinde eğlenmekten sıkılanlara Sessiz çıldırış ya da sessiz çılgınlık, adına ne derseniz deyin, bu yeni parti tekniği alışılmış dans partilerini çok çabuk unutturacağa benziyor. Pop, rock, arabesk ne tarz müzik dinlemek isterseniz serbestsiniz, yeter ki kulaklıklarınız ve mp3 çalarınız yanınızda olsun. Yeni gündeme gelen bu parti şekli İngiltere öncü olmak üzere pek çok ülkede düzenleniyor. Türkiye’de de ilk kez 31 Mayıs’ta Taksim Tünel’de gerçekleşecek partinin davetiyeleri henüz Facebook aracılığıyla gönderiliyor. Yirmi bine yakın insanın davet edildiği partiye katılım sayısı beş bine ulaşmış durumda ve hızla artmakta. On bine yakın kişinin henüz cevap vermediği düşünülürse, Silent […]

Hani AB Batı Trakya’yı görmezdi!

Ferda Balancar AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) 27 Mart’ta verdiği kararla Yunanistan’da resmen sadece “Müslüman” olarak tanınan Batı Trakya azınlığının, “Türk sıfatını” da kullanabileceğini bildirdi. Bir başka deyişle AİHM başvuruda bulunan Türklerin şikâyetini haklı buldu ve bundan böyle “Türk” sıfatını içeren derneklerin serbest olmaları gerektiğine karar verdi. Dava sürecinde Yunanistan verdiği savunmasında “Türk” sıfatı kullanılırken asıl maksadın bir kimliği belirtmek değil, ülke içinde “etnik bir grubun / azınlığın varlığını kabul ettirmek” olduğunu iddia etmişti. Mahkemenin bu iddiaya yanıtı da şöyle oldu: “Asıl niyet bu olsa bile, Türk ismini taşıyan dernekler şiddete başvurmadıkları sürece, bu eylemleri demokratik toplum için bir tehlike oluşturmaz.” Bir başka deyişle Mahkeme diyor ki; bir dernek şiddete başvurmadıkça yasaklanamaz! AİHM bu kararı yedi üyenin oybirliğiyle aldı. Yedi üye ise Hırvatistan, Azerbaycan, Lüksemburg, Norveç, İsviçre, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’dan geliyordu. Yani Yunan ve Rum hâkimler de karara katılmışlar. Batı Trakya Türkleri ile ilgili bir başka gelişme ise yine AB ile ilişkili. Türk azınlık ilk kez kendi okul kitabını hazırladı. Yüzde 80’i AB fonlarıyla desteklenen bir eğitim programı kapsamında Türk azınlık kendi kitabını hazırladı. Başında Yunanistan’ın ünlü eğitim uzmanlarından Prof. Anna Frangudaki’nin bulunduğu “Müslüman Çocukların Eğitimi” programı kapsamında Batı Trakyalı dört Türk ile iki İstanbullu Rum’un birlikte hazırladığı kitap şu anda resmi onay bekliyor. Kitap, onaylandığı takdirde Batı Trakya’daki azınlık okullarında yardımcı kitap, azınlık çocuklarının da gittiği devlet okullarında (ortaokullarda) ise doğrudan okutulabilecek. Konuyla ilgili olarak bugün Zaman gazetesinde Herkül Millas’ın yazdığı “AB ve Batı Trakya Türkleri” başlıklı yazıyı dikkatlerinize sunuyoruz. AB ve Batı Trakya Türkleri 08/04/2008 Batı Trakya azınlığının artık ‘Türk’ kelimesini kullanabilmesi konusunda önü açılmıştır. Kendi okul kitaplarının hazırlanmasında söz sahibi olma kapasitesinde olduğunu da göstermiştir. Yunan devletinin nasıl bir tutum izleyeceğini de yakında göreceğiz. Ama her durumda AB’nin olumlu rolü de görülmüştür. Avrupa Birliği kimilerine yarıyor, kimilerine yaramıyor. Kimlere yaramadığını anlamak kolay: AB’ye karşı olanların, bu […]

Ezilenlerin Tiyatrosu küresel ısınmayı tartıştı

İnci Ömüriomur@medyakronik.com Boyalı Kuş Tiyatrosu, 16 Mart’ta günümüzde çok büyük önem taşıyan küresel ısınma sorununu ele aldı. Rengârenk Sanat Atölyesi’nde “2 Dereceyi Beklerken” adlı oyun sahnelendi. Bu oyun biçim olarak “Ezilenlerin Tiyatrosu” örneğiydi. Ezilenlerin Tiyatrosu, toplumda “ezilenleri” konu alıyor. Kadına uygulanan şiddet, çocuk hakları ihlali, engellilerin hakları ve toplumdaki benzer sorunlar ilgi alanına giriyor. Klasik tiyatro gibi giriş, gelişme, sonuç biçiminde oynanmıyor. Önceden yazılmış bir metin olmaksızın, doğaçlama gelişiyor. Seyircilerin de oyuncu olduğu oyun, kriz anında sona eriyor. 16 Mart Ezilenlerin Tiyatrosu’nun kurucusu Augusto Boal’ın doğum günü olduğu için 26 ülkede 46 grup, küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla oyunlar sahneye koydu. Boyalı Kuş Tiyatrosu’nun oyunu da işte bu etkinliğin bir parçasıydı. Rengârenk Sanat Atölyesi, yabancılık çekmeyeceğiniz, genelde birbirini tanıyan insanların olduğu, ilk defa gittiğinizde bile güler yüzle karşılanacağınız bir yer. Mekânda aynı zamanda evlerdekine benzeyen küçük bir mutfak var ve ev yemekleri yapılıyor. “2 Dereceyi Beklerken” oyunu başlamadan önce “Gaia” adlı kampanya filmi gösteriliyor. Bu film küresel ısınmanın dünya üzerindeki olumsuz etkilerini ve çözümlerini anlatıyor. Küresel ısınma sonucunda dünyanın iki derece ısındığı ve çoğumuzun da bu duruma ilgisizliği gözler önüne seriliyor. Filmin ardından güzel bir performans geliyor. Bütün seyirciler oturdukları yerden kalkıp yan odaya geçiyor. Burada oyuncular tek sıra haline geçerek doğada oluşan sorunlar üzerine kelimeler söylüyorlar ve oradan diğer odaya geçiyorlar. Seyirciler yerlerine oturuyor ve oyun başlıyor. Odanın dışından küresel ısınmaya karşı sloganlar atarak iki öğrenci geliyor ve oyun açılıyor. Burası bir sınıf ve yedi öğrenci küresel ısınma üzerine konuşuyor. Öğretmen sınav kâğıtlarını dağıtıyor, öğrencilerden tepki geliyor. Çünkü çoğu yüz üzerinden sıfır alıyor ve bu durumun karmaşıklığını anlamaya çalışıyorlar. Öğretmen sınav kâğıtlarında “Küresel ısınma yoktur” diyenlere yüz, “Vardır” diyenlere ise sıfır veriyor. Bu durumdan şikâyetçi olan öğrenciler öğretmenle tartışıyorlar. Bu sırada sınıftan çekip giden, hocaya katılmayan ve tartışmakta ısrarlı olan öğrenciler oyunu kriz noktasına taşıyorlar ve oyun burada bitiyor. […]

IMF’den kamu müdahalesi çağrısı

Uluslararası Para Fonu IMF’nin sosyalist başkanı Dominique Strauss-Kahn, piyasalara küresel düzeyde bir kamu müdahalesi olması gerektiğini söyledi. Dominique Strauss-Kahn’ın tartışma yaratacak önerileri, dünya maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin Washington’da IMF ve Dünya Bankası toplantıları için bir araya gelmesinden birkaç gün önceye rastlıyor. Financial Times gazetesine konuşan Strauss-Kahn’a göre piyasalardaki çalkantının dünya ölçeğinde büyümeye olumsuz etkisi olacak. IMF direktörü, devlet müdahalesi gerekliliğinin artık daha da açık bir şekilde kendisini gösterdiğini söylüyor. Kredi sıkıntısının yalnız ABD’yi değil, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri de etkileyeceğini söyleyen Strauss-Kahn, “ortak uluslararası yaklaşım” çağrısında bulundu. IMF Başkanı, özellikle menkul değerler ve emlak piyasalarının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bugüne dek özellikle ABD’de piyasalara likit para sağlama konusunda ciddi birçok önlem alındı — ancak Amerika’da Bear Stearns ve İngiltere’de Northern Rock bankalarının kurtarılmaları dışında mali sisteme doğrudan müdahalelerde bulunulmadı. IMF direktörünün bu sözlerinin, son aylarda kapalı kapılar ardında piyasalara müdahale olasılıklarını tartışan merkez bankası başkanları ve maliye bakanları üzerindeki baskıyı artıracağı yorumları yapılıyor. Kaynak: BBC