Tüketim vergileri yoksulların enflasyonunu artırıyor…

Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde kurulan Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezinin (BETAM) araştırmasına göre, 2003-2008 döneminde ortalama enflasyon (TÜFE) yüzde 54 olurken, en yoksul yüzde 20’lik harcama grubunun enflasyonu yüzde 57,2, en zengin yüzde 20’lik harcama grubunun enflasyonu ise yüzde 52 olarak hesaplandı. Prof. Seyfettin Gürsel ve Nazan Şak tarafından gerçekleştirilen “Her Harcama Düzeyi İçin Farklı Enflasyon” başlıklı araştırmaya göre, en zengin ve en yoksul yüzde 20’lik kesim arasındaki yüzde 5,2 puanlık enflasyon farkı iki grup arasındaki tüketim kalıplarındaki farklılıktan kaynaklanıyor. TÜİK’in 2006 tüketim harcaması verileri kullanılarak yapılan araştırmaya göre yoksullar daha çok gıda ve alkolsüz içecekler gibi zorunlu tüketim mallarındaki fiyat artışlarından, zenginlerin ise daha çok ulaştırma, otel gibi lüks tüketim hizmetlerindeki fiyat artışlarından etkileniyorlar. Gıda ve alkolsüz içeceklerin enflasyonu diğer kalemlere göre fazla yüksek değil ancak, en yoksul dilimde yüzde 39,5’lik bir paya sahip olmasına rağmen, en zengin dilimde yüzde 17,5’lik bir paya sahip. Ulaştırma ise en zengin dilimde yüzde 20,8’lik bir paya sahipken en fakir dilimde yüzde 4,6’lık bir pay alıyor. Araştırmaya göre, az da olsa alkol, sigara ve tütün kaleminin yoksul sepeti içindeki payı zenginin payından daha fazla. Yüzde 5,6’ya karşılık yüzde 2,8. Yoksullar zenginlere kıyasla göreli olarak daha çok sigara, daha çok rakı içiyor. Yoksul enflasyonu ile zengin enflasyonu arasındaki farkın bir bölümü de AKP döneminde sigara ve alkollü içecekler üzerindeki tüketim vergilerindeki yüksek artıştan kaynaklanıyor. Yoksul enflasyonunun gıda ve alkolsüz içecekler, konut, alkol, sigara ve tütün gibi zorunlu tüketime, zengin enflasyonunun ulaştırma, lokanta ve oteller, eğitim, ev eşyası gibi lüks tüketime duyarlı olduğu anlaşılıyor. Araştırmada, zorunlu tüketim enflasyonu önemli ölçüde gıda fiyatlarına bağlı olduğundan, gerek küresel ısınmanın olumsuz etkileri, gerek Çin ve Hindistan’ın 2 milyarlık aşırı yoksul kitlelerinin gelirlerindeki hızlı artışla birlikte küresel kaynaklara giderek daha fazla ortak olmaları, gerekse petrol fiyatlarındaki artışın biyoyakıt yönelimini hızlandırmasının, gelecekte yoksul enflasyonunun ortalama enflasyondan hissedilir ölçüde ayrışmasına neden olacağı […]

Körfez Köprüsü dünyanın ikinci en uzun köprüsü olacak

Esra Ocakeocak@medyakronik.com İzmit Körfez geçiş köprüsü tamamlanıp hizmete açıldığında İstanbul- İzmir arası 4 saate inmiş olacak. Bursa ve İzmir yönünden İstanbul’a ulaşmak isteyen sürücüler Topçular mevkiinde arabalı vapur sırası beklemeyecek ya da 18 kilometre olan Körfez geçişinde üç saat harcamak zorunda kalmayacaklar. Körfez köprüsünün bunların yanında çok önemli bir özelliği daha olacak. Dünyanın en uzun ikinci köprüsü olma özelliğini taşıyacak. Yaklaşık yirmi senedir, yapımı için somut adımlar atılması beklenen Körfez Köprü projesi şu anda ihale aşamasında. Yap – işlet – devret yöntemiyle hayata geçirilecek olan projenin ihalesi 7 Ekim 2008’de yapılacak. Proje tamamlandığında orta açıklığı 1700, toplam uzunluğu ise 3000 metreyi bulan Körfez Köprüsü’nün yanı sıra 420 kilometrelik Gebze – Orhangazi – İzmir otoyolu da hizmete açılmış olacak. İzmit Körfezi’nin en dar noktası olan Kocaeli’nin Gebze İlçesi’ne bağlı Dilovası Beldesi yakınlarındaki Dilburnu ile Karamürsel İlçesi’nin Hersek burunları arasında yapılması planlanan Körfez Köprüsü, 1700 metre uzunluğu ile dünyanın ikinci uzun köprüsü olacak. 1,990 metre ile Japonya’daki Akashi, dünyanın en uzun asma köprüsü. Halen dünyanın ikinci en uzun köprü ise 1624 metre ile Danimarka’daki Storebaelt köprüsü. Körfez Köprüsü, işte bu iki köprünün arasında bir uzunluğa sahip olacak. Ayrıca, Boğaziçi Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün toplam uzunluğuna eşit olacak. Dünyanın en uzun köprüleriAkashiKaikyo Hyogo, Japonya1,990 StorebæltDanimarka1,624 Humber Hullİngiltere1,410 Jiangyin YangtzeÇin1,385 Tsing Ma BridgeHong Kong1,377 Verrazano-NarrowsNew York1,298 Golden GateSan Fransisko Körfezi1,280 High Coast BridgeVästernorrland, İsveç1,210 Mackinac StraitsMichigan, ABD1,158

Barroso: “Türkiye düşünce özgürlüğünü kısıtlarsa AB’ye üye olamaz”

Duygu Ertürk Başbakan Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelen AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ziyaretinin ikinci ayağında bugün İstanbul’daydı. Sabah saatlerinde kente gelen Barroso, öğleden sonra Fener Rum Patriği Barthalomeos ile görüştü. Müteakiben, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santralistanbul Kampusu’nda düzenlenen “Küresel Sorunlar Platformu” konferansının konuğu oldu. Konuşmasının başında küresel sorunlara küresel cevaplar bulma gerekliliğinin altını çizen Barroso, iklim değişikliği, güvenlik sorunları ve uluslararası terör gibi meselelerin üstesinden beraberce gelerek sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada fark yaratmayı amaçladıklarını belirtti. Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesiyle ilgili değişiklik öngören yasa tasarısını olumlu karşıladığını belirten Barroso, anayasada bulunan, özgürlükleri kısıtlamaya yönelik diğer maddeler için de aynı hassasiyeti göstereceklerini, onları ilgilendirenin yasanın numarası değil, içeriği olduğunu aktardı. “Tek bir maddede ısrarcı değiliz. Temel prensip, şiddeti teşvik etmediği ve hakaret içermediği sürece fikir beyan etmek asla suç olmamalı. Bu özgürlük kısıtlanırsa, Türkiye AB’ye üye olamaz” dedi.Söylediklerim medyada çarpıtıldı Türkiye ziyaretinin AKP’nin kapatılma davasıyla kesişmesinin, partiye destek amaçlı olup olmadığı sorusu üzerine, “Doğru değil. Bunu öngöremezdim. Bu daveti Erdoğan’dan beş, altı ay önce almıştım. Yoğunluk nedeniyle fırsat bulunamadı” diyen Barroso, Başbakan’la ve iktidar partisiyle iyi ilişkiler kurmaya özen gösterdiklerini, ama AB’nin Türkiye’deki her partiye eşit mesafede durduğunu ekledi. Kapatma davasıyla ilgili yorum yapmaktan kaçınan Barroso: “Ben bir hukukçuyum. Dava sürecinde konuşmak istemem. Zaten, bu konuda söylemediğim sözler bana atfedildi, söylediklerim medyada çarpıtılarak yer aldı” dedi. Barroso, müzakere sürecinde AB’nin Türkiye’nin iç işlerine karışmasının, Türkiye AB’ye kendi rızasıyla üyelik başvurusunda bulunduğu için çok normal olduğunu vurguladı. AB’nin Türkiye’nin salatalık standartlarına müdahale edip yüzde 10’luk barajı dayatan parlamenter sisteme neden müdahale etmediği sorusuna cevap vermekte zorlandığı gözlenen Barroso: “Delegasyonumuz bunu not etti, ama yüzde 10’luk barajı halletmek zor bir mesele. Baraj derecesi, Avrupa’da da halen tartışma konusu” demekle yetindi. Nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede demokrasi olmasının tüm dünyaya örnek teşkil edeceğini söyleyen Barroso, bunun yabancı düşmanlığından arınmış, […]

Barroso’ya protestolu karşılama

Yahya Özgür Tavlan- Asım Can Yılmaz İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Sosyalist Düşünce Kulübü’ne üye öğrenciler, Santralistanbul Kampusu’nda düzenlenen “Küresel Sorunlar Platformu”na katılan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso’nun gelişini protesto etti. Avrupa Birliği’nin eşitlik, özgürlük ve demokrasi söylemlerinin gerçekçi olmadığını söylenen öğrenciler, “Tam bağımsız Türkiye” sloganları attı.

Kyoto’dan sonra, Kopenhag’dan önce

Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Bangkok’ta düzenlenen “İklim Değişikliği Toplantısı’nda, 2009 yılının sonunda Kopenhag’da imzalanması planlanan uzun vadeli uluslararası iklim değişikliği anlaşması üzerine görüşmeleri yapılandıran bir program oluşturuldu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi UNFCCC) Sekreteri Yvo de Boer’in söylediği gibi, “Kopenhag’a giden tren yola çıktı.’’ Dört gün süren toplantı, 4 Nisan 2008’de sona ermişti. Araçlar analiz edilecek Kyoto Protokolü altında belirlenmiş olan süreç 2012 yılında sona erince, gelişmiş ülkelerin emisyon azaltma hedefine erişmesi amacıyla araçların analiz edilmesi konusundaki işlemler başlatıldı. Ayrıca bu araçların etkinliğini ve sürdürülebilir gelişmeye katkılarını arttırmak için uygulanan yollar tartışıldı. Bu tartışmaların en temel sonuçlarından biri emisyon ticaretinin kullanılmasının devam ettirilmesi. Bali’de karalaştırılan ‘’yol haritası’’ zenginleştirilecek Geçen yıl Bali’de düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı’nda anlaşmaya varılan ve Kyoto Protokolü’nün yerini alacak yeni anlaşma için müzakerelerin çerçevesini içeren yol haritası, Bangkok’ta çıkan sonuçla zenginleştirilmeye başlatıldı. Bu yol haritası, yeni küresel iklim değişikliği anlaşmasına öncülük edecek. Ayrıca Bangkok toplantısında gelişmiş ülkeler için emisyon azaltma hedefini karşılamak, sürdürebilir gelişmeye katkı sağlamanın bir yolu olarak Kyoto Protokolü temiz gelişim mekanizması gibi piyasaya dayalı mekanizmaların kullanılmasının devam ettirilmesi ve geliştirilmesi konusunda net sinyaller gönderildi. Bu mekanizmalar sayesinde ülkeler sera gazı salınımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salınım azalması satın alabilmeleri imkanı tanıyor. Toplantıda, Kyoto Protokolü’nü imzalayan ülkeler yer aldı. Bu protokolü 174 ülke imzalamıştı. Fakat sera gazı salımında birinci sırada yer alan Amerika başta olmak üzere Türkiye, Irak, Afganistan içinde bulunduğu 20 ülke protokolü imzalamamıştı. Kyoto Protokolü Birleşmiş Milletler’in girişimiyle Aralık 19977de Japonya’nın Kyoto kentinde bir araya gelen ülkelerin oluşturduğu protokol, küresel ısınmaya karşı topyekün mücadeleyi sağlamaya yönelik tek girişim. Bu protokolü imzalayan ülkeler, sera ve karbondioksit etkisine neden beş gazın salınımını azaltmaya veya salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmayı taahhüt etti. Protokol, 16 Mart 1998 yılında imzaya açıldı. 18 Kasım 2004’te Rusya’nın katılımından sonra 16 Şubat 2005’te yürürlüğe girdi. Kyoto Protokolü’ne göre […]

Görmüş beraat etti, ama darbe girişimleri soruşturulmayacak

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinden yola çıkarak hazırlanan ‘Darbe Günlükleri’ haberi nedeniyle “yalan haber yazmak ve iftira atmak” suçlamasıyla yargılanan eski Nokta dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş beraat etti. Örnek’in, Nokta’nın kapatılmasına neden olan ve Örnek’in “Bana ait değil” dediği günlüklerin, Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bilgisayarından elde edildiği emniyetin raporuyla kanıtlanmıştı. Görmüş’ün beraat etmesiyle “darbe planlamak ve darbe girişiminde bulunmak” suçlamasıyla yargı önüne çıkmalarının yolu açılan dönemin kuvvet komutanlarıyla ilgili olarak da mahkeme soruşturmaya gerek olmadığına karar verdi. “Rapor istenmesin” talebi Davanın Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmasına Alper Görmüş, avukatları ve duruşmaya gelmeyen eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek’in avukatı Dinçer Eskiyerli katıldı. Kapatılan Nokta dergisi çalışanları, Genç Siviller üyesi bir grup, gazeteci Yıldırım Türker, oyuncu Deniz Türkali ve Lale Mansur, gazeteci yazar Kürşat Bumin ve yazar Leyla İpekçi de duruşma öncesinde Alper Görmüş’e destek vermek amacıyla Bakırköy Adliyesi’ne gelenler arasındaydı. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün talebiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından incelenen günlüklerin Örnek’e ait olduğu resmi raporla kesinleşmiş ve Görmüş’ün avukatları geçen günlerde bu raporun ilgili savcılıktan istenmesini talep etmişti. Davanın bugün (11 Nisan) görülen 3. duruşmasında ilk sözü alan Örnek’in avukatı, ‘Darbe Günlükleri’nin Özden Örnek’e ait olmadığını yineleyerek, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı bilirkişi raporunun istenmesi talebinin mahkemece reddedilmesini istedi ve yeniden bir bilirkişi tayin edilerek tekrar incelenmesi yönünde alınacak bir kararı da reddedeceklerini söyledi. Örnek’in avukatı, “Bu günlükler, sanığın da ifade ettiği gibi, Örnek’in bilgisayarından kanun dışı yollarla elde edilmiştir ve mahkemede delil olamaz” dedi. İddialar kamusal önem taşıyor Bunun üzerine mahkeme başkanının mütalaasını sorduğu savcı, sözkonusu iddiaların kamusal nitelikli ve kamusal öneme sahip olduğunu belirterek, “Bu belgeler davaya ilişkin en somut delildir ve ilgili savcılığın yaptırdığı inceleme raporunun sonuçlarının mahkeme kanalıyla talep edilmesi gerekir” dedi. Savcılık mütalaasının ardından hâkim raporun istenmesi talebini hiçbir gerekçe göstermeden reddederek Görmüş’ten son sözlerini […]

Basın adalet haberlerinde bile adil değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMeltem Ürütmurut@medyakronik.com Türkiye’de basının ciddi sorunları olduğu, güven krizi yaşadığı, bağımsız ve tarafsız olmadığı çok da bilinmeyen şeyler değil. Fakat son bir araştırma, yargıyla ilgili konularda da Türkiye basınının karnesinin bir hayli zayıf olduğunu ortaya koydu. Vatandaşın adaletle ilgili konulardaki başat bilgilenme kaynağı olan basının bu halde olması ayrıca kaygı verici. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin “Adalet Gözet” projesi kapsamında yürütülen “Medya Arşivi” çalışması, Türkiye’de tartışma yaratmış dokuz davanın farklı siyasal yelpazedeki gazetelerde ele alınışlarındaki farklılıkları inceledi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölüm Başkanı Doçent Doktor Aslı Tunç’un yaptığı bu araştırma, haberlerin bilgilendirmektenziyade yorumlarla okuru yönlendirmeyi gözettiğini, böylece profesyonel mesafelilik ve güvenilirlik gibi konularda sorunlu bir tavır sergilediğini ortaya koydu. Tunç, Danıştay saldırısı, Elif Şafak davası, Hrant Dink’in TCK 301 davası, Hrant Dink cinayeti, Gamze Özçelik, İlhami Erdil, Orhan Pamuk, Yücel Aşkın davaları ve Ferhat Sarıkaya soruşturmasıyla ilgili haberleri ele aldı. 2004’ten Nisan 2008’e dek geçen sürede Sabah, Hürriyet, Radikal, Cumhuriyet, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde bu olaylarla ilgili yayımlanan haber ve fotoğrafları inceledi. Toplam bin 215 haber ve 604 fotoğrafı değerlendirdi. Cinayeti meşru gösteren ifadeler Güvenilirlik ölçütlerinden biri olan haber kaynağının belirtilmesi kuralı haberlerin yüzde 32.4’ünde yerine getirilmemiş. Kaynağı belirli olmayan haberleri en fazla kullanan gazete Yüzde 47’lik oranla Radikal; onu Sabah ve Zaman izliyor. Araştırma, “incelenen haberlerin yüzde 10’unda vakaya konu olan cinayet, saldırı gibi eylemin kendisini ya da 301. maddeden dava açılması, soruşturma başlatılması gibi adli sürecin ya da işlemin kendisini haklı gösteren ifadelerin kullanıldığını tespit ediyor”. Haberde yanlı ifadelerin kullanımı genel olarak azınlıkta olsa da, Hrant Dink’in 301. maddeden yargılandığı davayla ilgili haberlerin yüzde 24’ünde, Dink’in öldürülmesiyle ilgili 230 haberden 16’sında eylemi haklı gösterebilen ifadeler kullanılmış. Haberin nesnelliğine zarar veren bu tür yanlı ve meşrulaştırıcı ifadelere en çok yüzde 15’lik oranla Cumhuriyet’te, ardından % 11’lik oranla Hürriyet’te yer […]

Mahkemeler hizmet vermeye uygun değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMine Savaşmsavas@medyakronik.com Türkiye’de vatandaşın gözünden hukukun nasıl göründüğünü anlamak amacıyla yapılan Adalet Gözet projesi kapsamında vatandaşın mahkemelere başvurduğu zaman nelerle karşılaşıp mahkeme deneyiminin nasıl bir ortamda yaşandığını belirlemeye yönelik Adliye Gözlemleri de yer aldı. “Adliye gözlemlerinin amacı, vatandaşı aldığı hizmeti değerlendirmede aktif hale getirmek ve bu sayede de kişilerle mahkemeler arasındaki uzaklığın giderilmesinde aracı olmak.” İstanbul mahkemeleriyle sınırlı araştırma, Temmuz 2006 ile Haziran 2007 döneminde Sultanbeyli, Adalar, Eyüp, Kadıköy, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Üsküdar, Bakırköy, Şişli ve Bağcılar adliyelerinde gerçekleştirildi. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. ve 4. sınıf öğrencileri ile stajyer avukatlar tarafından 113 mahkemeye gidilerek yapılan toplam 135 gözlem bir rapor haline getirildi. Rapora göre adliyelerdeki fiziksel engeller ve zaman kullanımına ilişkin sıkıntılar vatandaşın kendisini yabancı hissetmesine, adliyeyi kendisine hizmet eden bir yer olarak görmemesine, bu anlamda da hukukun kendisi için var olduğundan şüphe etmesine yol açabilecek olumsuzluklar. Bu nedenle adliyelerin temizliği, binaların bakımlılığı, kalabalığı, bekleme salonu olup olmadığı gibi görünüşte sıradan şeylerin algılar üzerinde etkili olabileceği belirtiliyor. Fakat araştırma, vatandaşın mahkemelerle ilgili bilgi alıp alamadığı, işlemler hakkında bilgi edinip edinemediği ve kendisine hizmet etmesi gereken sisteme ne derece erişebildiği gibi konuları da inceliyor. “A4 kâğıdı getirmeyene suret verilmez” Gözlenen adliye binaları amaca uygun tasarlanmamış. Dış cepheleri ve içleri temiz ve bakımlı değil. Dahası, iç mekânlar amaç dışı da kullanılabiliyor. Mahkemelerin beşte biri duruşmalarını mahkeme salonu dışında bir yerde yapıyor. Vatandaşlar için bekleme salonu yok ve aralarında husumet bulunanlar da dâhil, tarafların hepsi duruşma salonuna aynı kapıdan giriyor ki, bu sakıncalı. Adliye girişlerinde metal detektör bulunmakla beraber, X-ray güvenlik cihazı yok, olan binalarda da kullanılmıyor. Üst araması da bazan yapılıyor. Vatandaşlar üst aramasına tabiyken, bazı adliyelerde hâkim, savcı ve avukatlar aramadan muaf. Hiçbir adliyede vatandaşın danışabileceği bir bilgi bankosu yok. Adliyelerin hiçbirinde engelliler için alınmış özel tedbirlere de rastlanmıyor. Asansör ya da tuvaletler her zaman vatandaşların kullanımına açık değil. “Bu […]

“Çevre sorunları bir kriz değil, bir fırsat”

Alman Yeşiller Partisi’nin popüler isimlerinden ve Dışişleri Eski Bakanı Joschka Fischer’e göre gelişmekte olan ülkeler eski teknolojilerde ısrar etmek yerine en yeni ve en çevreci teknolojilerin peşinde koşmak zorunda. “Önce zenginleşeyim sonra çevre sorunlarını hallederim” düşüncesinin artık geçerli olmadığını dile getiren Fischer çevresel sorunların yalnızca bir kriz değil aynı zamanda bir fırsat olarak da algılanması gerektiğini söyledi. Marketing Türkiye ve Garanti Bonus Akademi’nin işbirliğiyle düzenlenen “Yeşil Pazarlama Konferansı”nda konuşan Fischer, Türkiye’nin yenilenebilir enerji konusunda önünde büyük fırsatlar olduğunu söyledi. Enerji fiyatlarında son dönemde yaşanan artışlar ve ortaya çıkan iklim değişikliği işaretleri nedeniyle Yeşiller Partisi’nin yıllardır söylediklerinin ciddiye alınmaya başladığını ifade eden Fischer geleceğin ekonomisinin ve teknolojisinin çevre üzerine odaklanacağını anlattı. Yenilenebilir enerji ve su yönetimi gibi konularda Türkiye’nin önündeki fırsatları değerlendirip hem yeni teknolojiler geliştirebileceğini hem ihracat olanakları yaratabileceğini hem de bölgesel bir merkez haline gelebileceğini söyleyen Fischer’a göre dünyanın önünde “sürdürülebilir ekonomiye” geçişten başka bir şansı bulunmuyor

Google gruplarını Adnan Hoca kapattırdı…

İnternet kullanıcıları için dünün sürprizi Google Groups sayfasının mahkeme kararıyla engellenmesi oldu. Haberi ilk yazan bloglardan biri shiftdelete.net, Google grup sayfalarının kapatıldığını “Ve Google” kapandı!” başlığıyla duyurdu. “Beklenen ceza sonunda geldi ve Google da mahkeme kararı ile kapandı. Google’ın kapatılma nedenini ve konunun detaylarını açıklıyoruz. Kullanıcılar şokta.” spotuyla verilen haberde http://groups.google.com adresindeki Google Groups ana sayfasına erişimi engelleyen mahkeme kararı tam metin olarak aşağıdaki gibi yer aldı: “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C. Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 14.03.2008 tarih ve 2008/15 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir. Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2008/15 of T.C. Silivri 2.Civil Court of First Instance.” Bu duyurunun ardından internet siteleri ve bloglarda kapatma haberi hızla yayıldı. Google’da grubu bulunanların grup ana sayfalarına erişebilmeleri için Youtube yasağı sırasında önerilen yolların geçerli olduğu ve herkesin kendi sayfasına daha önceden anlatılan yöntemlerle kolayca ulaşabileceği internet üzerinde hızla yayıldı. Haber yayılırken, sitenin kapatma nedeniyle ilgili ilk haber turk.internet.com tarafından duyuruldu. Teknoloji ve internet haberlerinin izlendiği önemli kaynaklardan biri olan turk.internet.com’da Metin Yılmaz imzasıyla yer alan özel haberde sitenin kapatılma nedeninin “hakaret” olduğu yazıldı. Herkes başlığı okuyup “yine Atatürk’e mi hakaret edildi?” diye düşünürken, haberi okuyanlar kapatma nedeninin daha önce de WordPress ve Ekşi Sözlük’ün kapatılmasına da neden olan Adnan Hoca olduğunu anladılar. Metin Yılmaz haberinde, Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar’ın “kişilik haklarına saldırı” gerekçesiyle Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden bu kararı aldırdığını belirterek Google yetkililerinin de karar metnine ulaşmaya çalıştıklarını duyuruyordu. Konunun kaynağını merak edip http://groups.google.com adresine girebilenler de arama bölümüne “adnan oktar” yazdıklarında, kapatma nedenini görebiliyorlar. Bu arada erişimin yalnızca Google Gruplar’ın ana sayfalarıyla sınırlı olduğunu ve gruplara atılan mesajların da üyelere ulaştığını test ederek öğrendik. Türk yetkililer, interneti sansürlemenin teknik olarak mümkün olmadığını hala öğrenememiş görünüyor ve aslında gölgelerle kılış şakırdatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. […]

Vatandaşın yargı hakkındaki yargıları

Ahmet Şık Türkiye, son zamanlarda AKP’yi kapatma davası örneğinde olduğu gibi, siyasi krize yol açma potansiyeli taşıdığı zaman yargıyı tartışıyor, itibarını sorguluyor. Ama yapılan son bir araştırmaya göre, halk nezdinde yargının zaten pek bir itibarı yok. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre daha da vahim olan, bir şekilde mahkeme deneyimi olanların yarısı yargıyla ilgili olumsuz düşüncelere sahip. Vatandaş ile mahkemeler arasındaki ilişkideki olumsuzluklar, mahkemelerin işleyişi hakkındaki endişeler veya kararların meşruluğunun sorgulanması, insanların hukuk sisteminden uzaklaştıran, hukuk sistemi içindeki rollerini oynamak konusundaki isteklerini azaltan etkenler. “Adalet Gözet” adlı çalışma, vatandaşın kendi deneyimi ve medyadan edindiği bilgiler ışığında hukuk sistemi, yargılama süreci ve mahkemelerin işleyişi hakkında neler düşündüğünü ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Ve vatandaşla hukuk arasında ciddi bir kopukluk bulunduğu sonucuna varıyor. Araştırma, zaten, halkın hukuk sistemi hakkında da bilgisi olmadığını da ortaya koyuyor. Zira ankete katılanların yüzde 30’u yabancı dizi ve filmlerden aşina oldukları jüri sisteminin Türkiye’deki mahkemelerde de uygulandığını sanıyor. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlileri Seda Kalem, Gamla Jahic ve İdil Elveriş’in yönettiği “Adalet Barometresi” adı verilen anket usulü yürütülen çalışmaya göre, mahkemelere güven, Silahlı Kuvvetler’e, Anayasa Mahkemesi’ne ve polise duyulandan daha az. En memnuniyetsizler mağdurlar Araştırma kapsamında, mahkeme deneyiminden memnuniyet, mahkemelere tarafsızlık, güvenilirlik gibi başlıklar üzerinden vatandaşların adalet sistemini nasıl değerlendirdiği konusunda anketler yapıldı. Adana, Ankara, Balıkesir, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, İzmir, Kayseri, Samsun, Trabzon ve Van’da yüzde 51’i kadın 18 yaş üzeri toplam 3 bin 172 kişiyle görüşerek gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, Türkiye’de vatandaşların en çok tanık olarak olmak üzere yüzde 29.5’i bir mahkeme deneyimi yaşamış. Bunların çoğu tanık olarak mahkemelerle ilişkiye girmiş. Mahkemelerden ve dava sonucundan en az memnun kalanlar yargılananlar değil, yargılamaya konu olan olayların mağdurları. Hakimlerin tavırlarından en az memnun kalan grup ise tanıklar. Mahkeme deneyimleri, katılımcıların yüzde 45’inin mahkemelere duyduğu güveni değiştirmemiş. Yüzde 50’den fazlasının ise mahkemelere güveni […]

“Pardon beş liranız var mı acaba?”

Yahya Özgür Tavlanotavlan@medyakronik.comEbru Engineengin@medyakronik .com Sokakta yürürken “pat” diye çıkıverirler insanın karşısına. Taksim, Bakırköy ya da Kadıköy civarlarında. Sessizce yaklaşıp para isterler. Türlü bahaneleri vardır. Ya karşıya geçmek için yol paraları kalmamıştır, ya cüzdanları bir yerlerde kaybolmuştur. Yanaştıklarında kibarca kurdukları ilk cümle genellikle “Size bir şey sorabilir miyim?” ya da “Pardon beş liranız var mı acaba?” şeklindedir. Bu işi yapan ve kendilerini “sinyalci” diye tanımlayan gençler sinyalin neden ve nasıl çekildiğini anlattı.

ULEB Cup’ta gülen, Galatasaray

Akman Yengin İtalya’nın Torino kentindeki “Türk derbisi” için maç öncesinde yapılan tahminlerde ibre, Beko Türkiye Basketbol Ligi’nin lideri Beşiktaş Cola Turka’dan yanaydı. Üst üste maç kaybeden ve tecrübeli pivotu Hüseyin’in Beşok’tan sakatlığı nedeniyle verim alamayan Galatasaray Cafe Crown, belki de bu olumsuzlardan güç alarak yarı final vizesini yakalayan ekip oldu. Rakip İspanyol Joventut Badalona İki takımında hücum ve skor yönünden beklenin altında performans sergilediği maçın en ilginç anı, son saniyelerde yaşandı. Maçın ilk dakikasında skor 2-2 olduktan sonra Galatasaray’a, rakibinin hep önünde seyretti. Beşiktaş ilk dakikada yitirdiği beraberliği, ancak maçın 39. dakikasında skor 58-58 olduğunda yakalayabildi. Ve aynı dakikada skoru 58-60’a getirdi. Galataray’a yarı finali, o ana kadar kullandığı yedi üç sayılık atışta isabet bulamayan Cüneyt Erden’in, bitime 7 saniye kala kaydettiği üç sayılık atış getirdi. Kulüp, tarihinde ilk kez ULEB Cup’ta bu seviyeye çıkarken, İspanyol Joventut Badalona ile eşleşti.Yarı final yarın Torino’da, karşılaşmayı izleyen yaklaşık 1500 seyircinin arasında 300 kadar Türk seyirci de bulunuyordu. Galatasaray Beşiktaş karşılaşmasının ardından aynı salon, Final Four vizesi alabilmek için mücadele iki İspanyol ekibini karşıya getirdi. DKV Joventut Badalona, Pamesa Valencia mücadelesinden galip ayrılan taraf 77-67 skorla Joventut Badalona oldu. Çeyrek finalin diğer iki mücadelesinde bu akşam, Rus Dinamo Moskova ile Polonyalı PGE Turow ve İspanyol Akasvayu Girona ile Rus Unics Kazan takımları karşı karşıya gelecek. Galatasaray Cafe Crown – Joventut Badalona yarı final karşılaşması, 12 Nisan Cumartesi günü saat 19:30’da oynanacak.

Küba Büyükelçisi’nden ulusalcılık dersi

Ferda Balancar Hadi Uluengin’in “Fidel’e destan cehalet bostan” başlıklı köşe yazısı sadece Kübalıları değil, Küba’daki rejimi olumlayan, onu “sosyalizmin son kalesi olarak gören herkesi kızdıracak nitelikteydi. Küba Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’ın Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e gönderdiği cevabi mektuptaki ifadeler ise aslında sadece Küba tarihi ve Fidel Castro ya da Che Guevara’nın şahsıyla ilgili olmanın çok ötesinde anlamlar içeriyor. Hadi Uluengin’in yazısını ve Abascal’ın bu yazıyla ilgili olarak gönderdiği cevabi mektubu ilginize sunuyoruz. Fidel’e destan cehalet bostan Hadi Uluengin1 Nisan 2008 Ne zaman ki megaloman Küba diktatörü Fidel Kasto’ya sahte destan, yalancı efsane ve cahil methiye düzülür, işte o zaman da benim cinlerim başım toplanır. Nevrim dönüverir. En önce, burada biline ki Antil ülkesini kırk yılı aşkın bir süredir adım adım izliyorum. Küba merakım henüz “cinnet yıllarım”a yelken açarken başladı. Binbir zorlukla Havana’dan İstanbul’a getirttiğim “Granma” ve “Tricontinental” dergilerini okur oldum. Eh yaşım toy ve ahmaklığım diz boyu, Jean Paul Sartre’lerden Regis Debray’lere, “entelokrat” denilen ve züppelik üreten o “sol” aydınların “Kastromani”sine kapılmıştım. Dolayısıyla, Karaip adasının çağdaş tarihini bir papağan gibi ve ezbere anlatabilirim. * * * ARTI, aynı “cinnet yıllarım”ı noktaladıktan sonra da ilgim nihayete ermedi. Küba’yı bu defa da, Gümüşsuyu’ndan aşağı 6. Filo askeri kovalarken attığım “Ernesto’ya bin selám” sloganının romantizmine niçin kapıldığımı; dolayısıyla, nasıl bir naiflikten ötürü totalitarizm batağına saplandığımı kendi kendime açıklayabilmek için sorguladım. Castro’nın kızıl diktatoryasını bir “vicdani hesaplaşma” unsuru olarak inceledim. Ve, işkembe-i kübradan atmadığı vurgulamak için şunu da ekleyeyim ki, gittim de! * * * GİTTİM ki, ayıp tercümesini size bırakıyorum, gümrükten çıkıldığı an “kamon senyor, tüventi dolar, gud cob” diye üşüşen küçük kızcağızlardan kendimi kurtardığımda, “sosyalist cennet” ne kelime, “sosyalist kerhane”ye geldiğim kafama tamamen dank etti. Sonra, turistik yerler hariç tek ampul yanmayan semtlerden geçerek otele vardığımda, ertesi sabah, korumalara rüşvet vererek çöp artığı karıştıran sonsuz yoksul insanları seyrettim. Yalanım varsa […]

Moda, filmleriyle konuşuyor

Festivalde, moda dünyasıyla ilgili filmlerin yanı sıra ilginç etkinlikler de yer alıyor. Dünyaca ünlü modacılar Alexander McQueen ve Jean Paul Gaultier’in film arşivlerinden kesitlerin bu etkinliklerden biri. Ece Sükan film arşiviyle, Zeynep Tunuslu da kendi çekeceği bir filmle katkıda bulunacak. 12 Nisan 2008 Cumartesi günü başlayacak olan etkinlikte moda ile ilgili filmler, atölye çalışmaları, saç ve makyaj tasarımı kursları, sempozyumlar ve daha birçok farklı etkinlik olacak. Ayrıca eski kıyafetlerini getirenlere gün içinde genç tasarımcılar farklı dikim stilleriyle yeni elbiseler tasarlayacak. Etkinlik cumartesi gecesi daha da renkleniyor. Bir saat süreli prömiyerin ardından, genç tasarımcıların ürünlerinin görücüye çıktığı yarım saatlik bir moda gösterisi yapılacak.Bu gösterinin müzikleri yine modacı DJ’ler tarafından yapılacak.

Bankacılar kur ve faizde artış bekliyor…

Medyakronik Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) bankacılar arasında düzenlediği anket sonuçlarına göre, bono faizlerinde artış bekleyenlerin oranı yüzde 50’ye, kurda artış bekleyenlerin oranı yüzde 68’e tırmandı. Bir önceki anket döneminde yüzde 3 olan iç borçlanma faiz oranındaki artış beklentisi Nisan-Haziran 2008 dönemi için yüzde 50 düzeyinde gerçekleşti. Benzer şekilde dolar kuruna ilişkin artış beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 36 seviyesindeyken bu dönemde yüzde 68 düzeyine yükseldi. BDDK’nın düzenlediği ve toplam 90 üst düzey banka yöneticisi tarafından yanıtlanan “Nisan-Haziran 2008 dönemi Bankacılık Sektörü Yönetici Kesimi Beklenti Anketi”nin sonuçları yayımlandı. Makroekonomik göstergelere ilişkin yanıtlarda GSMH artış beklentilerinin devam ettiği, cari açığın artacağına ilişkin beklentilerin çok az da olsa düştüğü ( yüzde 57- yüzde 53) görüldü. Bütçe açığının GSMH’ya oranına ilişkin olarak da katılımcıların yüzde 58’i aynı kalacağı, yüzde 21’i ise artacağı beklentisindeler. Ankette, TÜFE’nin artacağı beklentisine sahip katılımcı oranı yüzde 59 ile son bir yılın en yüksek seviyesine çıktı. Kredilerin faiz oranlarında ağırlıklı beklenti kredi kartları hariç olmak üzere artış yönünde oldu. Faiz oranlarında artış yönünde beklentiye sahip katılımcı oranı konut kredilerinde yüzde 64, diğer tüketici kredilerinde yüzde 57, ticari kredilerde yüzde 60, kredi kartlarında ise yüzde 20 olarak gerçekleşti. Kredi hacmi açısından bireysel kredi hacimlerinde daralma, ticari kredi ve toplam kredi hacimlerinde artış bekleniyor. Kredi hacimlerini etkileyebilecek faktörler açısından ticari kredilerin uluslararası piyasalardaki gelişmelerden, bireysel kredilerin ise tüketim talebindeki artma/azalma faktöründen etkilenebileceği ifade edildi. Ayrıca bankacılar arasında gerek bireysel, gerekse ticari kredilerde takipteki kredi hacminin artacağına yönelik beklentiler yüzde 90’lar seviyesinde bulunuyor. Bankacılar kredi hacmini etkileyebilecek en önemli üç unsuru da sırasıyla uluslararası piyasalardaki gelişmeler, iç talepteki değişim ve risk beklentilerindeki değişim olarak sayıyor.

Güneş’e özlem

Ankara Haber Ajansı CHP eski milletvekillerinden Avukat Rahmi Kumaş düzenlediği basın toplantısında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 1995 yılında değiştirdiği ambleme ilişkin verdiği hukuk mücadelesini anlattı. Kumaş, 1995 yılında 20 yıllık “Hitit Güneşi” simgesini değiştiren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yeni simgesine karşı aynı yıl dava açtığını hatırlattı. Davanın 2001 yılında iptalle sonuçlandığını söyleyen Kumaş, “Buna göre 1995 yılında Ankara’nın geçmişine, Cumhuriyet’in kazanımlarına aykırı bir simge oluşturma çalışması haksız çıkmış ve simge iptal olmuştu. Ancak AKP iktidarı çıkarttığı bir yasayla belediyelere simge belirleme yetkisi tanıdı. 2005’te Ankara Büyükşehir Belediyesi, iptal edilen simgeyi ‘yetkim var’ diye yeniden yürürlüğe koydu” dedi. Kumaş, simgenin tekrar yürürlüğe girmesi üzerine 20 Şubat 2005’te olayı yeniden yargıya taşıdığını hatırlattı ve bu yargı sürecinin tamamlandığını söyledi. Kumaş, Gökçek’in cami ve minare figürlü Ankara ambleminin Ankara 3. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiğini açıkladı. Kumaş, İçişleri Bakanlığı’ndan Ankara’da amblem sorununa olaya el koymasını istedi. Bundan sonra esastan iptal olmuş simgeyi kullananlar hakkında da suç duyurusunda bulunacağını bildiren Kumaş, “13 yıllık yargısal savaşımım, yasadışı simge sökülünceye ve sorumlular cezalandırılıncaya dek sürecektir” dedi.

Eyvah! ‘Çobanın oyu’ meselesinde Ali Demirsoy referansı!

Alper GörmüşAysun Kayacı’nın bir televizyon programında sarf ettiği, mealen, “Benim oyumla dağdaki çobanın oyu neden eşit olsun ki” biçimindeki sözlerinin yarattığı tartışma tehlikeli sularda akmaya başladı. Beni böyle düşünmeye sevk eden gelişme, tartışmanın referansının Aysun Kayacı’dan ünlü doğabilimcimiz Ali Demirsoy’a kayması oldu. Ali Demirsoy, doğada gözlediği birçok süreci “ah keşke” makamında topluma da uygulamaya çalışan bir doğabilimci. Mesela, doğada nasıl “iyiler (güçlüler) mutlaka başarır”sa, Ali Demirsoy toplumda da aynı sürecin işlemesini ister. Mesela Figen E. Yanık’ın İş Bankası Yayınları’ndan çıkan Ali Demirsoy portresi “Doğaperest”te, ileride her önüne gelenin başbakan, cumhurbaşkanı olamayacağını, ancak genleri müsaitse olabileceğini gene “ah keşke” makamında öyle bir anlatışı vardır ki, ürpermeden okumak imkânsızdır. Yeni Sabih Kanadoğlu’muz mu? Ulusalcı televizyoncu, Yeniçağ gazetesi yazarı Hulki Cevizoğlu dün (9Nisan) “Çobanın oyu” meselesinde ağzındaki baklayı çıkardı. Fakat ne görelim, üstünde Ali Demirsoy sosu vardı; böylece elitist yaklaşımlarına kendince bir meşruiyet sosu yerleştirmiş oluyordu: “Elimde 1998’de yayınlanmış ‘Bilgi Toplumu’ adlı bir kitap var. Yazarı, sarışın ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat’ın ifadesiyle ‘teneke kafalı’ bir manken değil!.. Kim?.. Prof. Dr. Ali Demirsoy. Diyor ki: ‘Yalnızca yetenekli ve eğitilmiş, bilgili insanlara oy kullandırılmalı!’ Ben de soruyorum. Bir otomobili yönetmek için ‘ehliyet’ gerekiyor da ülkeyi yönetecekleri seçmek için niçin ehliyet gerekmiyor?.. Pek çok mesleğe girmek için belge zorunlu. Seçime katılmak için ‘seçmen kartı’ zorunlu. Bunlara benzer biçimde acaba ‘oy verme kartı-ehliyeti’ verilse nasıl olur? Bunun şartlarını toplum olarak ortaklaşa belirlemeliyiz. Eğer ‘evet’ diyorsanız ve öneri sahibini ‘taşlamak’ istemiyorsanız tabii ki!..” Sabih Kanadoğlu’nun hukuk alanında oynadığı “saygın otorite” rolünü, “cahillerin demokrasi oyununun dışına atılması” mücadelesinde Ali Demirsoy’a mı oynatacaklar acaba? İnsan düşünmeden edemiyor. Cevizoğlu’nun “evrensel genel oy”un iyi bir şey olmadığı yolunda referans gösterdiği başka “şahit”leri de var: “Günümüzden binlerce yıl önce, tarihin en büyük düşünürlerinden(filozoflarından) Eflatun (diğer adı Platon) ilk kez ‘ayak takımı’ kavramını kullanmıştı!.. Bugün AB’nin baş tacı ettiği 1789 Fransız […]

Osmanlı’nın susturulan cinselliği

Özlem Özbaş Yaşlı bir adamın karşısında genç ve çıplak bir erkek bedeni… Bir de bu bedene sarılmış bir yılan… Bu resmin, Edward Said’in “Oryantalizm” kitabının kapağında yer alması tesadüf olmaktan fazlasıyla uzak. Batı’nın “yeniden yarattığı” ve “ötekileştirmek”ten çekinmediği, ahlaki çöküntü içinde farzettiği “Doğu”, böylece dökülüvermiş kağıda. Konuşmasına bu resimle başlayan Dror Ze’evi, erken modern dönem Osmanlısında cinselliğin tıp, fizyonomi, rüya tabirleri, hukuk gibi diskurlar üzerinden inşa edildiğini, fakat “nasıl olduysa” 19. yüzyılda cinselliğin tabulaştığını, hor görüldüğünü ve cinsel kültür birikiminin yok edildiğini söylüyor. “Pre-modern Osmanlısı, eşcinsellik öğeleri barındırıyor” Ze’evi, bu dönemde Osmanlı’da yazılan tıp kitaplarından söz etti. Kitapta, erkek ile kadın arasında birkaç ufak farkı saymazsak, herhangi bir fizyolojik farka rastlamak mümkün değil. Yine bilim kitaplarında, insanların yaratıldığı dört elementten bahsediliyor. Toprak ve su elementlerinin baskın çıktığı bireylerde feminen, ateş ve hava elementlerinin baskınlığındaki bireylerdeyse maskülen özelliklere rastlanacağı açıklanıyor. “Osmanlı Hukuku’nda “zina” yapan biri oldukça düşük miktarda bir para cezasına çarptırılıyor. Bu cezanın verilmesi için de şahitlerin olması şartı var. Bazı ülkelerde hâlâ, zina yapanların taşlanarak öldürüldüğünü düşünürsek bu oldukça hafif bir uygulama.” Ze’evi, Fransız gezginlerin, Hacivat – Karagöz oyununu izlediklerinde yaşadıkları şaşkınlığı, yazılarında kaleme aldıklarını söylüyor ve ekliyor: “Bu oyunlarda cinsel içerikli espriler yaygındı ve bu bir “Batılı”da şaşkınlık yaratabiliyordu”. Dönemin rüya tabirleri kitaplarında “biriyle cinsel ilişki yaşamak” gibi başlıklara da “sakınmadan” yer verildiğinin altını çiziyor Ze’evi. Ze’evi’ye göre, erken dönem Osmanlısında tıp ve hukuk metinlerinin, rüya tabirleri kitaplarının, ve hatta Karagöz – Hacivat oyununun ortak paydası şöyle; erkek ve kadın arasında şimdiki gibi keskin bir sınır yok, eşcinsellik “normal” ve “doğal” olarak görülüyor ve insanlar, cinsellikle ilgili konuları konuşmaktan ve tartışmaktan çekinmiyorlar. 19. yüzyıla gelindiğinde durum biraz değişiyor. Osmanlı topraklarında nüfusunu ve nüfuzunu artıran Avrupalı, Osmanlı’nın ahlaki değerlerini yargılamaktan da geri durmuyor. “Heteronormallik”in Osmanlı topraklarında yaygınlaşmaya başlaması da aynı döneme denk geliyor. Böylece pre-modern cinsel söylemin izi bilimden, […]

“Gerekirse yerden iğne toplayacaksın”

Haber: Erdem Özüereozuer@medyakronik.comKameraman: İşvecan Özeniozen@medyakronik.com Ünlü moda tasarımcısı Dilek Hanif hakkında, “Oh ne şahane bir hayatı var, rahatlık ve lüks içinde…” diye düşünmek mümkün. Nişantaşı’nda çok güzel bir ofisi var. Yaptığı defileler Türkiye ve yurtdışında olay yaratıyor. Tasarımları dudak ısırtıyor. Ama o bugünlere “hop” diye gelmemiş. Çok zorluklar çekmiş, uzun yollardan geçmiş, çalışmaktan geceleri gündüzleriyle karışmış. Hala da çok çalışıyor. Hayatına özenen ve tasarımcı olmak isteyen gençlere de, bir öğüdü var: “Buralara gelebilmek için, başta gerekirse yerden iğne toplayacaksın.” Dilek Hanif’in meslek sırları röportajımızda… Dilek Hanif kimdir? Modaya 1990’da, “Dilek Hanif Line” adı altında sunduğu hazır giyim koleksiyonu ile başladı.1998’de, yola “couture” (kişiye özel) tasarımlarla devam etme kararı aldı. 2002’de, İstanbul’daki Aya İrini Kilisesi’nde ilk couture defilesini sundu.Özel bir fotoğraf çekimi gerçekleştirilen 2003 ilkbahar – yaz koleksiyonu için geleneksel iğne oyalarını kullandı.Aynı yıl, Avon’nun “En Başarılı Kadın Moda Tasarımcısı” ödülünü aldı.Ocak 2004’te Paris Haute Couture Haftası’nda 2004 ilkbahar – yaz koleksiyonu podyuma çıktı. Paris’te tasarımları podyuma çıkan ilk Türk moda tasarımcısı oldu.Mayıs 2004’te ise Ralph Lauren tarafından yönetilen, uluslararası bir kampanya olan “Moda meme kanserini hedefliyor”u desteklemek için koleksiyonunu Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nde sundu.Aynı yıl, Avrupa Birliği Yeni Üyeleri Lizbon Fuarı’nda Türkiye’yi temsil etmesi için Portekiz’e davet edildi.Semezanlerden yola çıkarak hazırladığı 2005 ilkbahar – yaz koleksiyonu ise Avon’un başlattığı ve Türkiye çapında yürüttüğü meme kanserine karşı erken teşhis amaçlı bir kampanya yararına İstanbul Hilton Oteli’nde izleyicilerin karşısına çıktı.2005’te Alternatif Gelişim Derneği’nden (AGED) moda sektöründeki kalite anlayışına katkılarından dolayı ödül aldı.2005’te Beykent Üniversitesi İletişim Bölümü ve Rotary Kulüp’ün ortaklaşa verdiği meslek onur ödülünü adı.2006 ilkbahar – yaz koleksiyonunu Türkiye ve Türk kültürünü tanıtmak amacıyla Stockholm’de sundu. Nobel ödüllerinin de dağıtıldığı İsveç’in en prestijli salonlarından biri olan Konserhuset’de yapılan defileye kraliyet ailesinden Prenses ve Barones de katıldı.2006 ilkbahar-yaz couture koleksiyonu, Maserati sponsorluğundaki A La Mode partileri çerçevesinde, Karaköy’deki tarihi Liman restoranında düzenlenen defilede […]