Biraz Eylem Biraz Eğlence

Küresel ısınma ve iklim değişikliğine dikkat çekmek için dün 188 ülkede gerçekleştirilen 7 binden fazla eylemden biri de İstanbul Taksim’deydi. Çeşitli siyasi parti, grup ve sivil toplum kuruluşua üye kişilerden oluşan Küresel Eylem Grubu ve 350 hareketi tarafından düzenlenen 10/10/10 eylemine yaklaşık 3 bin kişi katıldı. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin farkında olup buna karşı direnen “350 gönüllüleri”nin Galatasaray Lisesi önünden başlayıp Taksim Gezi Parkı’na uzanan “eylemce”lerinin destekçileri arasında Düşünce ve İfade Özgürlüğü sempozyumu için İstanbul’da bulunan dilbilimci Noam Chomsky ve hukuk profesöre Richard Falk da vardı. “Güneş, rüzgar bize yeter!”10/10/10, milenyumun 10. yılı, 10. ayın 10. günü. Belirlenmesi, dünya çapında organize edilmesi, ‘başlangıç’ için uygun, sonrasında hatırlanması kolay bir gün. 10 Ekim 2010 doğa ve insanın barışı için bir dönüm noktası. “Küresel Çalışma Partisi” adı verilen bu dönüm noktası; 350 insanlarının eğlenerek seslerini duyurdukları için bir “eylemce”. Hatta öyle bir eylemce ki; belki de Taksim meydanında pazar günü yapılan eylemlerin hem en eğlencelisi hem de en olaysız geçeniydi. Dedikleri gibi, müzikli, bisikletli, organik yemekli, danslı ve harekete geçmeye kararlı bir eylemceydi. Polislerin hali hazırda beklemelerine rağmen, müdahale gerektirici hiçbir olayın yaşanmaması; doğa ve insanın barışına karşı durulamayacağını gösterdi. Eylemce, saat 15.00’te Galatasaray Lisesi’nin önünde başladı. Buradan yürümeye başlayan kalabalık, sloganlar atarak sloganlara uygun bir şekilde kimi zaman oturarak ve sessiz bir şekilde bekleyip, kimi zaman da ayakta, bağırarak, şarkılar söyleyerek hatta dans ederek devam ettiler. Greenpeace üyelerinin yüzlerini denizlere boşaltılan petrolü temsilen siyaha boyadığı eyleme katılanlar Uzunköprü Bandosu eşliğinde dans etti. Davullu, zurnalı gerçekleştirilen eylemce, yoldan geçen insanları dahi bu partiye çağırır nitelikteydi. Rengarenk barış bayrağı ve yeşil bir dünya şeklinde yapılmış dev bir topla gerçekleşen yürüyüşte taşınan pankat ve dövizler ile atılan sloganlar aslında tüm amacı belirtir nitelikteydi: “İklimi değil, sistemi değiştir!”, “350 hemen şimdi”, “Güneş istiyoruz, hayır düzene hayır; rüzgar istiyoruz hayır düzene hayır!”, “Kimsenin askeri olmayacağız, […]

Clinton İstanbul’da moral verdi

Bilgi Üniversitesinin de üyesi olduğu Laureate International üniversiteler zincirinin Onursal Başkanı, ABD başkanlarından Bill Clinton Santral yerleşkesinde kurulan büyük çadırda davetliler ve öğrencilerden oluşan bir 500 kişilik bir topluluğa konferans verdi. Türkiye’nin Batı’ya Müslüman dünyası ile yeni bir anlayış için kapı açtığını söyledi. “Türkiye 21.yüzyılın oluşumuna katkı verecek kilit ülkelerdendir,” ABD’nin eski başkanı Bill Clinton’ın Bilgi Üniversitesinde verdiği konferansta söylediği moral verici sözlerden birisi. Bir başkası ise bugün Türkiye’ye sırtını dönen Avrupalıların, Türkiye bu büyüme hızını sürdürdüğü takdirde, bir gün yoksullaşarak Türkiye’ye gelecekleri. Clinton’ın konuşmasını Avrupa Birliği ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış, Laureate CEO’su Douglas Becker, Şişli ve Eyüp belediye başkanları ile diğer davetliler izlediler. Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Halil Güven’in açış konuşmasından sonra Becker kürsüye gelerek Clinton’ın başkanlık döneminden sonra kurduğu sivil toplum kuruluşları ile dünyanın çeşitli bölgelerinde yürüttüğü insani yardım programlarını özetledi. Egemen Bağış ise yaptığı İngilizce konuşma ile Clinton’ın 1999 yılında deprem felaketinden sonra Türkiye’yi ziyaretine ve TBMM’de yaptığı konuşmaya değinerek, “Türkiye o zamandan bu yana çok büyük yol kat etti. Türkiye artık daha demokratik ve daha zengin bir ülke,” dedi. “Türkiye’de eksen kayması yok” Clinton Türkiye’nin Doğu’ya kaydığı konusunda yapılan yorumlara katılmadığını, 21.yüzyılda Türkiye’nin yeni ittifakların kurucusu olacağını belirterek, “Bağımsız olarak yeni köprüler kurmak yolundasınız. Ben de olsaydım aynı şeyi yapardım,” şeklinde konuştu. Türkiye’de dine saygılı olunduğunu ama dinin ülkeyi felç etmediğini ileri süren Clinton, ülkenin demokrasiye inancı ve İslamiyet’e bağlılığı ile Müslüman dünyasına örnek olacağını söyledi. Başkanlığı sırasında, altı yıl Avrupa Birliği’ni Türkiye’nin tam üyeliğini hızlandırmak için ikna etmeye çalıştığını vurgulayan Clinton, “Çeşitli fikir ayrılıkları ve endişeler olduğunu biliyordum. Ama bu endişelerin ve Kıbrıs gibi çözüme kavuşturulamayan sorunların Türkiye’nin tam üyeliğinin sağlayacağı avantajlar karşısında önemini yitireceklerini anlatmaya çalıştım,” diye konuştu. İletişim sorunları Bütün dünyada iletişim teknolojilerinin son derece gelişmiş olmasına karşın bilgilerin ancak parça parça edinilebildiğine dikkat çeken Clinton, “Bu da gerçekte neler […]

Medya üst kurulu?

Geride bıraktığımız haftanın en bomba konularından biri, hiç kuşkusuz Habertürk Televizyonu Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut’un Başbakan Erdoğan’ın kahvaltılı toplantısında ortaya attığı “Medya Üst Kurulu” fikri oldu. Başbakan tarafından bile ciddiye alınmayan önerisini ciddiye alıp üzerinde tartışmaya elbette gerek yok. Ancak Türkiye’de medya ve özellikle de internet üzerindeki denetim konusu sürekli gündeme geldiği için, bu konunun anlaşılmasına elden geldiğince katkıda bulunmanın da bir görev olduğunu düşünüyorum. Pek çok kişi gibi Yiğit Bulut da RTÜK’ün, daha doğrusu RTÜK gibi bağımsız kurumların -RTÜK’ün ne kadar bağımsız olduğu elbette tartışılır ama burada kavramlardan söz ediyoruz- var oluş nedeni konusunda çok fazla bir fikir sahibi değil. Böyle bir üst kurulun internet için hatta medyanın geri kalanı için de oluşturulması fikri karşısında çoğu kişi “Neden olmasın?” diye tepki veriyorsa, bence burada temel hak ve özgürlüklerin algılanış biçimiyle ilgili ciddi bir sorun var demektir. Bulut’un 27 Eylül Pazartesi günü yazdığına göre RTÜK’ün var olma nedeni çok basitmiş: “RTÜK’ün var olma mantığı çok basit. Radyo televizyonlar kamu varlıkları üzerinden size ulaştığı için “düzenleme” yapılabilir. RTÜK’ün anayasal bir temeli var… Şimdi soralım; Türk Telekom ağları veya mobil şebekeler üzerinden Türkiye’de 50 milyon üstünde abonesi olan internet neden kuralsız?” Evet, RTÜK ve benzeri kurumların var olma nedenleri gerçekten de çok basit, ama Bulut’un söylediği ve aslında “neden” bile olmayan bir nedenle değil… Çağdaş hukuk sistemlerinde düşünce açıklama ve yayma özgürlüğü temel hak ve özgürlükler arasındadır. Ardından pek çok kısıtlama getirmesine rağmen 1982 anayasasında dahi (Madde 26) “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” maddesi yer alır. Madde 28, “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak, izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.” der. RTÜK’ü düzenleyen 133’üncü maddenin girişinde ise “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.” ifadesiyle her ne kadar yasal düzenlemelere […]

Üniversite-sanayi işbirliği artık medyada

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü yüksek Lisans Programı (M&İS) medya alanında “üniversite-sanayi işbirliği”ni hayata geçirerek kendi alanında bir ilke imza attı. Türkiye’de bir başka örneği olmayan Medya ve İletişim Sistemleri Yüksek Lisans Programı, öğrencilere akademik altyapının yanında sektörle buluşma imkânı da sağlıyor. M&İS, program ortakları Doğan TV Holding, Doğuş Yayın Grubu, Ipsos KMG, TESEV, Atlantis Yapım ve İndeks İletişim-İçerik Danışmanlık yöneticileri ile öğrencileri 27 Eylül Pazartesi günü Santral Kampüsü’nde program ortaklığı imza töreni için biraraya geldi. M&İS Program Direktörü, Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu, medya ve akademiyi bir araya getirmek için uzun süredir hazırlandıklarını, deyim yerindeyse “üniversite duvarlarını içeriden yıkmak için” çalıştıklarını söyledi. Nalçaoğlu, “Ortaklık fikri kesinlikle tek yönlü bir akış anlamına gelmiyor. Ortaklarımızı, programa öğrenci kabulünden öğrenci projelerini değerlendirmeye, kuramsal ve uygulamalı derslere katkı vermeye kadar her alanda içeriye davet ediyoruz. Biz akademisyenler de elimizden geldiği kadar dışarıya çıkmaya hazırız” diyerek tüm program ortaklarına teşekkür etti. Program ortaklarından Doğan TV Holding adına bir konuşma yapan İnsan Kaynakları Grup Başkanı Yasemin Merih de yüksek lisans programının sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak donanıma sahip insan kaynağının ortaya çıkması için önemli olduğunu vurguladı Program ortakları Doğuş Yayın Grubu ve Doğan TV Holding, isteyen öğrencilerin eğitimlerinin ikinci yılında kurumlarda mezuniyet projesi üretmelerine olanak sunuyor. İndeks İletişim-İçerik Danışmanlık ve Atlantis Yapım’la da ortak olan M&İS, araştırma yapmak ve tez yazmak isteyen öğrencilere, bir dönemlerini önde gelen araştırma şirketlerinden Ipsos KMG’de araştırma yaparak veya TESEV’de (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) çalışarak ya da İngiltere’de Liverpool Üniversitesi’nde ders alarak geçirme fırsatı da sağlıyor. Bu kapsamda program ortaklarına proje yapmak için giden öğrenciler, kurumun olanaklarından yararlanırken eğitimlerini sürdürecekler. Kurumdaki danışmanları ile Bilgi’deki danışmanlarının gözetiminde “multimedia projeleri” hazırlayan öğrenciler, öğretim yılı sonunda mezuniyet projelerini karma jüriye sunacaklar.

What’s Fatmagül’s fault: A mediated rape fantasy

Aslı TUNÇ I have been coming across her image on huge billboards along the sideways, on the public buses and on the facade of high rise buildings for the last few months. She was looking straight into our eyes with a seductive smile and slightly parted lips lying on her side with a package of potato chips in her hands. The slogan was “bir atımlık çıtır” in Turkish which can be read in a double meaning, one as “one shot of crunchy roll” or with an intended sexual innuendo as “a girl (‘chick’ actually) for one night stand”. The girl on the billboards was Beren Saat, the actress who got famous with the last season’s TV hype, Aşk-ı Memnu. Initially I thought she was just cashing in on her part in the serial with that 750 thousand dollar worth of chips commercial. But I was wrong. The entertainment industry obviously could not get enough of her. This television season’s big hit is “What’s Fatmagül’s Fault?” (Fatmagül’ün Suçu Ne?) airing on popular TV channel, Kanal D. Guess who the leading character is. After being presented as the one night stand chips girl for months, there she was in a role where she was being gang raped. In fact the powerful script about the class and gender issues and about how rich kids can get away with rape belongs to Vedat Türkali and adapted to screenplay in 1986. At the time, the movie version, played by Hülya Avşar and directed by Süreyya Duru had got good reviews. However, this time the script and the image of Beren Saat were in the hands of the greedy television producers where ratings meant everything to them. The ratings of the serial hit the ceiling especially with the gang rape scene at the end of first […]

58 percent versus 42

Niyazi Dalyancı Justice and Development Party’s (AKP) 26-article constitutional amendment package received the “yes” vote from 58 percent of the voters on Sunday’s referendum while 42 percent said “no.” However, there are signs that referendum results would not be able to stop the bickering between rival sections of the Turkish society over the amendments. Geographically voters in the Aegean and Mediterranean provinces and Thrace rejected the AKP proposals while provinces in Central Turkey and the Black Sea area appeared to support them. Southeastern provinces dominated by Turkey’s Kurdish citizens presented a different picture with low participation rate that might have been the result of Kurdish Peace and Democracy Party’s (BDP) boycott call and a very high rate of “yes” votes that went up to 90 percent in some constituencies. Hakkari, Turkey’s southeasternmost province that borders both on Iraq and Iran registered the lowest participation with only 9 percent. In Diyarbakir those who went to the balloting stations were only 35 percent of the total number of voters. Prime Minister Recep Tayyip Erdogan who voted in Istanbul, went to his local party headquarters on the banks of the Golden Horn after watching the FIBA World Cup final between the U.S. and Turkish national basketball teams along with President Abdullah Gul, Foreign Minister Ahmet Davutoglu and Egemen Bagis, minister in charge of European Union affairs. Turks lost the game 61 – 84 winning the runner up position after the US in the world championship. As the final ceremony was taking place, a group of spectators protested Erdogan and his ministers shouting slogans in support of secular Turkey. But this unpleasant incident seemingly did not perturb the prime minister who arrived at the AKP headquarters in a jovial mood to deliver a speech both to his cheering supporters and reporters. Erdogan in a […]

Constitutional referendum campaign in full swing

Niyazi Dalyancı Accusations, counter accusations, heated debates and lots of hot air have taken Turkey under their grip as political leaders crisscross the country addressing the crowds urging them either to vote “yes” or “no” for the 26-article constitutional amendment package for which the balloting will take place on September 12. Yes sayers claim that the package will free the nation from the yoke of a bureaucratic regime that has placed itself above the elected representatives of the people, namely the National Assembly, clear the last vestiges of the September 12, 1980 military coup and establish new rights for the working people, women, children and pensioners, put the military under the firm control of the civilian government and bring civil rights up to the level of internationally accepted norms. Nay sayers argue that the package has been tailored to suit the needs of the Justice and Development Party (AKP) of Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, remove all the judicial controls over government practices opening the way towards a single-party, single leader autocratic regime in the country. They allege that once the package is accepted, the judiciary including the Constitutional Court and Supreme Board of Judges and Prosecutors (HSYK) will come under the full control of AKP, since President Abdullah Gul along with Erdogan and majority of the parliament will have the final say in majority of the appointments to these bodies. There are also those who campaign for boycotting the balloting spearheaded by the pro-Kurdish Peace and Democracy Party (BDP) that claims the amendments do not even mention the existence of the Kurdish people and ignore their demands. The main theme of Prime Minister Erdogan during his campaigning is that the package will settle accounts with the perpetrators of the 1980 coup. He accuses the nay sayers of siding with […]

‘Obama’ya inanmıştık ama yanıldık’

Üniversite mezunu bir kaç arkadaş dört yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’nin Vermont Eyaleti’nde beş günlük bir yürüyüş gerçekleştirdi. Eyalet seçimine denk gelen yürüyüş sonunda eyalet başkanlarına, iklim değişikliğine karşı önlem almayı taahhüt ettikleri sözleşmeyi imzalattılar. Daha sonra, gezegenin dört bir yanına yayılacak olan atmosferdeki karbondioksit miktarına dikkat çekmeyi amaçlayan 350hareketini başlattılar. 2009’da Kopenhag İklim Zirvesi’nde bu isimle eylem gerçekleştirdiler. Bugün 180’den fazla ülkede biliniyorlar. Harekete ismini veren 350 sayısı, karbondioksit parçacıklarını ifade ediyor. Başını NASA’dan Dr James Hansen’ın çektiği bir grup bilim insanına göre insaoğlunun yeryüzünde güvenli yaşayabilmesi için, havadaki her 1 milyon parçacığın içinde bulunması gereken karbondioksit miktarının üst sınırı 350. Dört yılda dünya çapında tanınan, sivil toplum kampanyalarının Facebook“u, 350’nin yaratıcılarından 26 yaşındaki William Bates 20-21 Ağustos tarihlerinde İstanbul’daydı. Küresel Eylem Grubu aracılığıyla Taksim’de bir atölye gerçekleştiren Bates’in amacı çok açık ve netti. 10 Ekim 2010’da (10/10/10) geçen yıldan daha fazla ülkede daha fazla eylem gerçekleştirilmesini sağlayıp yıl sonunda yapılacak iklim zirvesinde bağlayıcı kararlar alınması yönünde hükümetlere baskı yapmak. Bates’la hareketin çıkışını ve amaçlarını konuştuk. Bize 350 kampanyasının başlangıcından bahseder misiniz? Her şey nasıl başladı?Lise öğrencisiyken iklim değişikliği farkına vardığım ve nasıl değiştirebileceğimi düşündüğüm bir konuydu. Ama bir çok insan gibi ne yapabileceğimi de tam olarak bilemiyordum. Üniversite’yi Vermont’ta okudum. Okuldaki en yakın arkadaşlarım da bu konunun farkındalardı. Derslerden birinde profesörümüz, insan hakları, işçi hakları, eşcinsel hakları konularında geçmişteki sivil hareketlerden bahsetti. Biz de benzer bir hareketi iklim değişikliği konusunda yapmaya karar verdik. Aynı hafta içinde kendimize bir arkadaş grubu kurduk. Her pazar toplanmaya karar verdik ve adımızı da “Pazar Gecesi Grubu” olarak belirledik. İki üç hafta sonra 50 ile 100 arası öğrenci bu toplantılarda yer almaya başladı. Ve bu grupla bir çok farkındalık kampanyası gerçekleştirdik. Ve üniversitemizin daha az karbon salınımı gerçekleştirmesini sağladık. Mezun olmamıza az bir zaman kala okul sonrası da iklim değişikliği hakkında neler yapabileceğimiz […]

Bir dağın yok oluşu

Türkiye’nin en önemli meyvecilik ve dağcılık merkezlerinden biri olan Isparta Eğirdir‘de madenci katliamı görenleri hayrete düşürüyor. Erenler olarak da bilinen Hudulca dağında verilen mermer ocağı ruhsatıyla dağı dümdüz eden özel şirketin falliyetleri bölge halkının tepkisini çekiyor. Elma başta olmak üzere meyve üretiminin yoğun olduğu Ağılköy, Akdoğan, Tepeli ve Çayköy köylerini doğrudan etkileyen mermercilik faaliyetinin durdurulmasını isteyen bölge köylüleri geleceklerinden endişeli. Mermer ocaklarından en çok etkilenen köylerden biri olan Akdoğan köyü Muhtarı Talip Yıldırım, mermer ocakları yüzünden bölge tarımı ve hayvancılığının bitme noktasına geldiğini dile getiriyor. Köylerinde açılan mermer ocağı hakında köylüye bilgi verilmediğini belirten Yıldırım, “Hudulca Dağı’nın neredeyse tamamı mermer ocaklarına tahsis edildi. Bu alanda ektiğimiz tarlaları artık ekemiyoruz. Meyve bahçelerimiz büyük zarar görüyor. Hayvancılık bitti. Mermer çıkartmak için çok sayıda ardıç ağacı yokedildi. Yollar tarla gibi kaldı” diye konuşuyor. Mermer ocağının yaban hayatına da zarar verdiğini anlatan Yıldırım, geçtiğimiz günlerde ORKÖY yetkililerinin yöre köylerini kalkındırmak adına bir toplantı yaptıklarını anımsatarak, “kalkınma böyle mi olacak” sorusunu yöneltti. Su kaynakları tehdit altında Mermer ocaklarının bölgeye verdiği zarar hakkında sorularımızı yanıtlayan Ağılköy’den Turan Sarıkaya ise bölgedeki dört köyün su kaynaklarının Hudulca dağından beslendiğine dikkat çekerek, “Köylerin yanısıra Pınar Pazarı ve Konne Bucağı mahallesinin su kaynakları da mermer ocaklarının tehdidi altında. Biz yöre köylüleri olarak yaşamımızı etkileyen bu ocakların kapatılmasını istiyoruz. Bunun için her türlü mücadeleye hazırız” diyor. Mermer ocaklarının geri dönülmez şekilde tahrip ettiği Erenler dağının yöre halkı için önemli bir inanç merkezi olduğunu belirten Sarıkaya, burada bulunan anıtsal nitelikteki ardıç ağaçlarının da yok edildiğini sözlerine ekliyor. Bölgedeki mermercilik faaliyetlerinin daha dikkatli yapılması gerektiğini belirten Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. İsmail Gökdayı, sözkonusu mermer ocaklarının çevreye olan etkileri üzerine bir çalışma yapılmadığını ancak ciddi anlamda görüntü kirliliğinin ortaya çıktığını söyledi. Mermercilik faaliyetinin büyük bir ranta dönüştüğünü vurgulayan Gökdayı, “Bir kamyon mermer 10 bin dolara […]

Şırnak’ta, top peşinde koşmak

Ali Abaday* Referandummuş, askerler sivillere boyun eğmişmiş, evetçiler ile hayırcılar birbirine girecekmiş, yaz sıcakları daha da devam edecekmiş, ünlüler birbirleri hakkında konuşuyormuş… Boşver. Canım uzun süredir top oynamak istiyordu. Ama öyle halı sahada altışardan değil. Bildiğin mahalle arasında ya da eskiden mahallelerde olan boş alanlarda. Şimdilerde o boş alanları bulmak, çölde vaha bulmak gibi zor olduğundan asfalta bile razıydım. Ne var ki arabaların, şehrin yollarından fazla olduğu İstanbul’da her 10 saniyede bir kesilmeyecek maç yapmak da kolay değil. Bir de tabii artık büyümüş bir adamla maç yapmak isteyecek kaç çocuk var durumu… Yine de içimde acayip top oynama isteği vardı. Zaten susmuştum; yaşananlara, ülkede ve dünyada olanlara buğulu bir camın ardından bakar gibi bakıyordum. Yaz sıcağında ne yapacağını bilmez bir haldeyken, iki gün bir yere gideyim düşüncesindeyken, uzaktan gelen bir daveti kabul ettim. Bir süredir aklımda olan Şırnak’a, çocuk olmanın zor olduğu o topraklara gittim. Hava kararıp, güneş yerini aya bırakmak üzereyken girdiğim tozlu şehirde çok kısa sürede bir grup arkadaş buldum. Yaşları 8 ila 10 arasında değişen bir grup arkadaş. Kendi aralarında Kürtçe konuşsalar da benimle Türkçe konuşma nezaketini gösterdiler. Biraz sohbet ettik bakkalın önünde. İlginçtir, biz de küçükken bakkalın önünde muhabbet ederdik. Galiba herkesin bir bakkal önü muhabbet dönemi oluyor hayatta ya da oluyordu. Hava artık tam kararıyor derken de bir top geldi ayaklara ve ufaktan bir maç çevirdik. İçimdeki çocuk mutlu bir haldeyken ben yeni arkadaşlarımdan çalım yememeğe çalışıyordum. Kuru sıcakta biraz terleyerek bitirdik maçı. Güldük, fotoğraf çektirdik. Hayattan son bir kaç laf edip ayrıldık. O sırada birbirimizi bir daha belki hiç göremeyeceğimizi onlar değil ama ben düşünüyordum. Büyümenin kötü etkisi artık ayrılıkları bilmek ve onlardan hoşlanmamak. Top oynamak için saatlerce yol yapmış, top oynarken eskiden büyüklerin kapıldığı endişelere artık kendi kapılan biri olsam da anladım ki; bazen buğulu camları silmek için çocuk olmak ve sokakta top […]

Nerede kalmıştık?

Ülke futbolu olarak ilerlememizi Anadolu’dan bir şampiyonun çıkmasına bağlıyorduk. Gelin görün ki üç aylık özlemin ardından çok şeyin değişmediğini gördük. Oysa ligin adını bile değiştirmiştik! Yeni adıyla Spor Toto Süper Lig, 2010/11 sezonunu seyircisiz iki maç, verilmeyen penaltı tartışmaları ile açtı. Haftanın “ toplu fotoğrafı” üç ay önce çektirdiğimiz son resme o kadar benziyordu ki, Sivas’taki açılış karşılaşması geçen sezonun rövanşı niteliğinde karşı karşıya getirdi Rijkaard ile Sivasspor antrenörü Hayati Soydaş’ı. Geçen sezon son anda lige tutunmayı başaran Sivasspor ise geçmişe sünger çekmiş bir görüntü verdi. Büyük güç kaybeden takımın orta sahasını şahlandıran emektar Ceyhun Eriş, ikinci gol öncesi verdiği pasla takımının güzel oyununu 3 puanla taçlandırmasında başrolü oynadı. Maça hızlı başlayan taraf Galatasaray’dı. Fakat klasik bir skoru koruyamama konçertosu izlettiler bize. Orta sahanın dermanını uzaklarda arayan sarı kırmızılı ekip, derdini çözebilecek oyuncuyu 15 yıl evvel kendi içinden çıkarmıştı bile. Ama Ceyhun Eriş’i değil, Mustafa Sarp’ı izletmeyi tercih ediyordu Polat ve Sezgin! İngiliz takımları gibi semt geleneğine bağlı kalabilen yegane takımlarımızdan, geçen sezonun güzel futbol temsilcisi Kasımpaşa ve “Kafkas”lardan gelen Güney Amerika ekolü Gaziantepspor karşı karşıya geldi Kamil Ocak’ta. “En çok gol kralı barındıran„ ligimizin Arjantin ligi eski gol kralı Sosa da maçın golsüz bitmesine engel olamadı. Kasımpaşalı Varela ise çok canlar yakar ilerleyen haftalarda. Gece maçında seyirci etkisi! Gerek tribünü, gerek oyuncuları ve teknik kadrosuyla Beşiktaş’ın pilot takımı görüntüsü veren Eskişehir, kendi sahasındaki Gençlerbirliği karşılaşması ve elektrik kesintisiyle başladı lige. Her şeye karşın taraftarın cep telefonlarıyla stadyumu aydınlatma çabası yaz gecesi ateş böceği etkisi yarattı da seyircili maçın nimetlerinden yararlandık. Geçen yılın problem çocuğu Batuhan’a sahip çıkan Rıza Çalımbay, Jaycee ile de maraz çıkaran Youla’nın yerini doldurmuş. Adı bile taratar çekmeye yeter olan Pele ile güçlenen orta sahasıyla ikinci yarı iyice baskı kursa da gol kaydına erişemedi Eskişehir. Keza Bundesliga esintili G.Birliği ise kaybettiği oyuncusu Mustafa Pektemek’i mumla arayacak […]

Guti: Son sanatçı

da sanatının zirvesiydi. İspanyol orta saha oyuncusu takıma oyun olarak çok şey katacaktır şüphesiz. Nihat, Bobo ve Quaresma’dan oluşacak muhtemel ön üçlüsüne atacağı arapaslarla tüm taraftarı gole doyurabilir. Beşiktaş yönetimi son yıllarda, transfer ettiği futbolcuların özel hayatına da dikkat ediyor. Gelgelelim İspanya basınında Guti’nin farklı cinsel tercihleriyle ilgili haberlere tanık olduk zaman zaman. Taraftarlar ve Türkiye basını, ilk kötü performansı sonrası Guti için ne tepki verecek, göreceğiz.

Milyar dolarlık alışveriş trendi

Son günlerde posta kutunuza birbiri ardına indirimli ürün fırsatlarıyla ilgili mesajlar geliyor mu? Şu SPA’da şu tarihe kadar yüzde şu kadar indirim veya falanca restoranda şu tarihe kadar giderseniz şu kadar yerine bu kadar ödersiniz gibi mesajlar almaya başladıysanız siz de elektronik ticarette “sosyal alışveriş”, ”talep birleştirme”, “toplu satın alma” veya “grup tüketimi” olarak adlandırılabilecek trende dahil oldunuz demektir. Konunun dünyadaki örnekleri ve Türkiye’de yakın zamanda faaliyete geçen bir kaç site, e-ticarette grup tüketimi (Group buying) konseptinin kısa süre içinde popülerleşeceğini gösteriyor. Türkiye’de konunun ilk örneklerini Beraberalsak, Grupanya ve Markapon gibi siteler oluşturuyor. Bloglarda, forumlarda, facebook gibi sosyal ortamlarda sistemin yarattığı heyecan dozu hayli yüksek. Zira son bir kaç yıl içinde ortaya çıkan Groupon, LivingSocial, BuyWithMe gibi yabancı örnekler oldukça iştah açıcı görünüyor. CNN’de sosyal ağlar ve teknoloji üzerine yazılar yazan ve Mashable adlı popüler blogun kurucusu Pete Cashmore, 15 Nisan’da yazdığı “Milyar dolarlık trend” başlıklı makalede grup tüketimi sitelerinin iş hacminin yakında bir kaç milyar dolara yükseleceğini ve GroupOn gibi sitelerin değerinin hızla artacağını söylüyor… Aslında grup alımı veya talep birleştirme fikri elbette yeni bir fikir değil. Üstelik internetteki uygulaması da yeni değil. Hepimizin bildiği gibi talep birleştirerek hacim oluşturma ve böylece pazarlık gücü elde etme fikri, online ortamın icadından çok önceye dayanıyor. Klasik dünyada “Tüketici kooperatifi” olarak tanımlanan şirket modeli, halen ülkemizin yasalarında mevcut ve kullanılan bir sistem. Çok temel olarak, tüketicinin tek başına sahip olmadığı ve olamayacağı pazarlık gücünü, birleşerek elde etme prensibine dayanıyor. Aynı malı talep eden pek çok tüketici bir araya geldiğinde, toptancıdan veya çoğu zaman üreticinin kendisinden çok daha büyük bir indirim alınıyor ve böylece aracı kârı tüketiciler arasında bölüşülüyor. Zaten bu tür sistemler genellikle yüksek hacim nedeniyle üreticinin kârının bir kısmından feragat etmesi veya aracı kârının ortadan kaldırılması prensibiyle çalışıyor. İlk örneği battı Gelelim işin internetteki uygulamasına. Türün siber dünyadaki ilk örneğini 1999 […]

Koyunlar küçülürken…

* Canlı türlerindeki evrimsel ve ekolojik değişimler aynı zaman diliminde gözlenebilir. Ancak değişen çevre şartlarında yaşayan yaban hayat popülasyonlarında bu iki süreç karmaşık bir şekilde birbiriyle etkileşir ve ayrıştırması zorlaşır. Biyodemografi alanında çalışan ekolog ve evrimsel biyolog Dr. Arpat Özgül bilim dergisi Science’ın 2 Temmuz 2009 tarihli sayısında iklim değişikliğinin evrimsel ve ekolojik etkileri üzerine ilginç bir makale yayımladı. Bu araştırma, İskoçya açıklarında bir adada yaşayan ve evcil koyunun yabani bir soyu olan Soay koyunlarının boylarındaki azalmanın nedenlerini inceliyor. Kış aylarının daha ılıman geçmesi ve adadaki koyun sayısının artması sonucu Soay koyunlarının boyu son 24 yıl içinde küçüldü. Atlas’tan Tülay Zihli, Dr. Özgül’e çalışmasının ayrıntılarını sordu. Hırta Adası’nda, yabani koyunlar üzerindeki çalışmanız nasıl başladı?Londra Imperial College’daki ekibimizle yaban hayat ekolojisi ve biyodemografi alanlarında çalışıyoruz. Biyolojinin bir kolu olan biyodemografi alanında, nüfus araştırmalarında kullanılan analitik yöntemlerin benzerlerini yaban hayat popülasyonlarına uyguluyoruz. Amacımız değişen çevre şartlarında yaban hayat popülasyonlarının nasıl etkilendiğini incelemek. Bu tür araştırmalar için uzun süreli demografik veri toplanması gerekli ve bu çok kolay olmuyor. İşte İskoç adasındaki bu koyunlar, üzerinde uzun süreli veri toplanmış ender türlerden. Biyologlar yıllardır toplanan bu verileri incelediğinde, koyunların boy ortalamasında ilginç bir azalma fark ediyor. Ancak bu azalmanın sebepleri bugüne kadar tam olarak bilinmiyordu. Küresel iklim değişikliği nasıl böyle bir etki yaratıyor?Aslında bu araştırmaya başlarken amacımız küresel ısınmayı çalışmak değildi. Sadece boy ortalamasında görülen azalmanın nedenlerini merak ediyorduk. Geliştirdiğimiz matematiksel yöntemlerle ortalamadaki azalmayı evrimsel ve ekolojik bileşenlerine ayırmayı başardık. İşte bu ayrıştırma sonucunda boy ortalamasındaki düşüşün iki temel nedenini bulduk: Zamanla kuzuların boyu üzerindeki evrimsel baskı azalıyor ve kuzuların ortalama büyüme hızı yavaşlıyor. Bu etkilerin altında yatan çevresel nedenlere baktığımızda ise, iklim değişiminin önemli bir rol oynadığını gördük. Daha ılımlı geçen kış aylarında hayat koşulları eskiye göre daha elverişli olduğundan, ufak bireylerin hayatta kalma şansı artıyor. Bunun sonucunda adadaki koyun sayısı artıyor. Koyun sayısı […]

Koyunlar küçülürken marmotlar büyüyordu…

HaberVs Küresel ısınmayla büyüyen marmotlar iklim değişikliğinin yeni habercileri. Küresel ısınmayla beraber kısalan kışlar, marmotların kış uykularından daha erken uyanmalarına, bu da hem beden ağırlıklarında hem de sayılarında önemli bir artışa yol açıyor. Imperial College London’da araştırma yapan Türk bilimadamı Dr. Arpat Özgül ve çalışma arkadaşları, dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Nature‘da iklim değişikliği üzerine yeni bir makale yayımladı. Nature’ın bu haftaki sayısında kapak konusu olarak okurlarına duyurduğu bu araştırmada Dr. Özgül, büyük bir yersincabı türü olan marmotların küresel ısınma sonucu meydana gelen iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğini inceliyor. Özgül, bir başka önemli bilim dergisi Science’da Temmuz 2009’da yayınlanan “İklim değişikliği ve küçülen koyunların sırrı” isimli makalesiyle bilim dünyasında ilgi uyandırmış ve dünyanın önde gelen yayın organlarında haber olmuştu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde tamamlayan genç bilim adamı çalışmalarına ekim ayından itibaren Cambridge Üniversitesi’nde devam edecek. Isınmayla büyüyen hayvan Küresel ısınmanın sebep olduğu düşünülen iklim değişikliği neticesinde gittikçe kısalan kışlar, marmotların kış uykularından daha erken uyanmalarına neden oluyor. Kış uykusundan eskiye göre daha erken uyanan marmotlar daha erken yavruluyor ve bir sonraki kış uykusuna kadar daha uzun süre beslenme şansı yakalıyor. Ortalama beden ağırlıklarının artmasıyla, kış uykusuna daha besili giren bireylerin hayatta kalma ve ertesi sene üreme şansları da artmakta. Tüm bu süreç, son birkaç yılda marmotların sayısının hızla artmasına yol açmış. İngiltere ve Amerikan üniversitelerinden bilim insanlarının ortak yürüttüğü bu araştırma küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu mevsimsel değişimlerin bir hayvan türünün hem fiziksel özelliklerini, hem de popülasyon büyüklüğünü nasıl etkilediğini açıkça gösteren ender çalışmalardan birisi. Colorado’daki Kayalık Dağlar’da yaşayan büyük bir yersincabı türü olan sarı-karınlı marmotlar yılın soğuk ve sert geçen yedi sekiz ayını yeraltına kazdıkları yuvalarda kış uykusunda geçiriyor ve bu esnada beden ağırlıklarının yüzde kırkını kaybediyorlar. Kış uykusu öncesinde depoladıkları yağ, zorlu kış aylarında sağ kalmalarını ve sonrasındaki üremelerini belirleyen en önemli faktör. Makalenin baş yazarı Dr. […]

Beşiktaş’ta transfer illüzyonu

Türk futbolu son yıllarda kariyerinin zirvesi ya da kariyerinde ikinci bir patlama yapmak isteyen futbolcuların adresi olmaya başladı. Avrupa futbol piyasasında önemli yerler bulabilecekken Türkiye’yi tercih eden oyunculara son olarak da Portekizli Quaresmaeklendi. Bu transferler kulüplerde “sihirbaz” olarak görülen yöneticilerce gerçekleştiriliyor. Fenerbahçe’de bir dönem Hakan Bilal Kutlualp şimdi ise Cihan Kamer, Galatasaray’da ise bir dönem Adnan Polat (1992-1996) son yıllarda ise HaldunÜstünelbu rolleri üstlendi. Beşiktaş’ta ise “son büyü” Quaresma transferinin arkasında Serdal Adalı ismi karşımıza çıkıyor. Peki kulüplerimiz bu transferleri hangi parayla yapıyor? Güncel politika: Sat öde Oturup kulüplerin mali tablolarını uzunca incelemeye gerek yok; transfer politikaları bile bu konuda fikir veriyor.Galatasaray kadrosuna yeni futbolcular katmak için Keita, Elano gibi yüksek maliyetli oyunculardan kurtulup daha ucuz oyuncuların parasını çıkarma çabası gösteriyor. Bu da gösteriyor ki artık kulüp kendi ürettiği parasıyla geçinmeye çalışıyor. Fenerbahçe ise sporun her dalında Türkiye’nin en kurumsal kulübü olmayı başarıp gelirlerini kat kat arttırarak transferlerini buradan elde edilen gelirle karşılıyor. Gelgelelim yüksek gelire sahip Fenerbahçe bile bunu 12 yıldır Aziz Başkan’ın rahatça çıkarabildiği milyonlara da borçlu. Zaten ondan daha fazla parası olan birileri çıkabilse hâlâ başkan kalabilir miydi? (Bu, bir başka tartışmanın konusu.) Ödüyorum, öyle ise varım! Ya Beşiktaş? Yıldırım Demirören başkan olduğundan bu yana çok önemli isimler geldi Beşiktaş’a. Son Dünya Kupası’nın sahibi İspanya’nın ve Real Madrid’in hocası Del Bosque, Fransız siyah inci Jean Tigana ve milyon avrolara transfer edilen birden fazla futbolcuya tazminatlar ödendi. (Juan Fran, Ailton, Kleberson, Ricardinho, “yeni Maradona” Federico Higuain ve daha niceleri…) Bu isimler Yıldırım Demirören’in parasıyla gelip, onun parasıyla gönderildiler. Ama görünen o ki Demirören bu konuda artık tek başına da değil. 19 Haziran 2010’da yapılan Divan Kurulu toplantısında Denetleme Kurulu Başkanı Feyyaz Tuncel’in açıkladığı raporda Beşiktaş’ın borcunun 285 milyon 233 bin liraya, alacakların ise 62 milyon 364 bin liraya ulaştığını belirtti. Alacakları düştükten sonra oluşan net borç 222 milyon […]

Unesco denies report that Istanbul not on Endangered Heritage List

Is Istanbul’s historical areas are going to remain on UNESCO’s World Heritage List or not was one of the questions discussed between the authorities and experts critical of the municipal administration’s policies that they claim are destroying the centuries-old monuments and neighborhoods. Recently a dispatch from the semi-official Anatolian Agency datelined Paris brought the issue to foreground once again. The dispatch quoted a UNESCO official as saying that Istanbul was not among the sites that might be knocked off the World Heritage List. The dispatch was widely used by the Turkish newspapers with headlines declaring, “UNESCO announces, Istanbul not on the endangered heritage list.” News, etc. contacted UNESCO directly and found out that no such announcement was made. UNESCO’s Press Officer Cathy Nolan replying to News, etc. said, “I spoke to Ms Rossler (The official in charge of the World Heritage List’s North America and Europe section) after receiving your message and she denied emphatically and categorically that any official statement had been made by UNESCO concerning Istanbul and whether or not its status would be discussed at the next World Heritage committee meeting. As you say, it is UNESCO’s policy not to comment on such matters before the meeting.” Asked for further clarification of the matter, Nolan sent a second mail that said: “Dear Gokhan Tan, Excuse me if I was not sufficiently clear. UNESCO has not made any statement about the possible outcome of any discussion regarding Istanbul during the next committee meeting. This is what I was told by the World Heritage Centre yesterday. We do not know the source of these headlines, but as far as the UNESCO World Heritage Centre is concerned, they are not based on fact.” World Heritage Committee will hold its 34th session in Brazil on August 3rd. The committee is composed […]

Biz Faroe’den Vikingur!

adlı taraftar sitesinde “Bir maniniz yoksa size gelecektik” başlığıyla yayınlanınca Vikingur takımına olan sempati de tavana vurdu. Ortalama 400 seyircisi olan Víkingur Gøta kulübünden gelen bu mektubu biz de aynen yayınlıyoruz… İyi olan kazansın Merhaba; Kurada Beşiktaş ile eşleştiğimizi öğrenince hem heyecanlandık hem de çok mutlu olduk. Elbetteki sizler asıl favori olansınız ama bu bizim gibi amatörler için belki de karşımıza hayatta ancak bir kez çıkabilecek bir tecrübe demek. Beşiktaş’ı daha önce gerek şampiyonlar ligi gerekse de UEFA kupası maçlarında TV’den izlediğimiz kadar biliyoruz. Takımınızın yıldızları ile tanışacak olmak bir onur; bu yüzden İstanbul’da oynamayı heyecan içinde bekliyoruz ama elimizden gelenin en iyisini yapmak ve Beşiktaş’ın yıldızlarına zorlu bir mücadele içinde geçirecekleri maç sunmak istiyoruz. Vikingur takımını ve gündelik yaşamını sizlere şöyle özetleyebilirim;Haftada 40 saat çalışıp bazen 4, bazen 5 gün olmak üzere genelde akşamları saat 6 ila 8 arası idman yapan işçileriz bizler. Yarı profesyonel ve amatörlerden oluşan bir takımız. Benim gibi bankada çalışanından, fabrika işçilerine kadar ve hatta hala eğitimine devam eden öğrencileri de barındıran bir takım. Toplam nüfusu iki bin olan birbirine yakın iki köyün takımları GÍ Gøta ve Leirvík ÍF’in iki yıl önce birleşmesi sonucu Vikingur olarak doğduk. Bu kulüpler küçük kulüplerdir ama özellikle GÍ Gøta gurur duyulacak bir geçmişe sahiptir ki Faroe’de altı şampiyonluk kazanmıştır. Fakat Vikingur daha ilk günden itibaren tam anlamı ile bir başarı hikayesidir çünkü kulüp mümkün olduğunca yerel sporcularla hayatta kalmak istiyor. Asıl amacımız her zaman için yerel oyuncuları kazanmaktır. Beşiktaş maçını başarı ile geçmenin bizler için büyük bir hedef olduğunun farkındayız, hatta çok büyük bir hedef. Fakat avrupa liginde Faroe futbolunu temsil edecek olmanın gururunu yaşıyoruz. Futbolu seven, forması için kalpten mücadele edecek olan bir grup işçi olan biz amatörler için bu durum muazzam bir şey. Bizler şu an Beşiktaş gibi uluslarası saygınlığı olan bir takıma karşı oynayacak olmanın önceliğine […]