‘Kapatma davası geleceğe darbe’

Habervs Wikileaks’ın açıkladığı ABD’ye ait gizli belgelerde, AKP’nin kapatılması davasının da ABD belgelerine yansıdığı görülüyor. “AKP’nin Kapatılmasının Sonuçları ve Bizim Duruşumuz” başlığı ve ‘Hizmete özel” koduyla yazılan 11 Nisan 2008 tarihli belgenin giriş cümlesinde, “AKP’nin kapatılması davası bu ülkenin geleceğine bir darbedir” ifadeleriyle başlıyor. Büyükelçi Ross Wilson tarafından kaleme alınan belgede davanın “Türkiye’nin, devletin, ülke demokrasisinin büyümesi ve dinin toplumdaki rolü gibi konuların doğasına ilişkin çözümlenmemiş ihtilafları yansıttığı” görüşüne yer verildi. Mevcut durumun bir nedeninin de, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Temmuz 2007’de yeniden iktidar geldikten sonra geçen 9 aylık dönemde sergilediği başarısız liderlik” olduğu ileri sürülen rapor şöyle:Dava, Türkiye’nin hükümetinin yapısına, popüler demokrasinin erişim alanına ve dinin toplum üzerindeki rolüne yönelik çözümlenmemiş tartışmaları yansıtıyor. Bu durum, aynı zamanda geçen Temmuz ayında yeniden göreve gelen Başbakan Erdoğan’ın geçen dokuz aylık süreçte sergilediği başarısız liderlikten kaynaklanıyor. Sonucun ne olacağı belirsiz olsa da burada yaşanan kriz, kusursuz ve darmadağın olmasa da kendine özgün bir işleyiş tarzı olan Türk demokrasisi çerçevesinde değerlendirilmeli. Başbakan Erdoğan kötü tökezledi ABD öncelikleri, ortak çıkarlarımız üzerine bu ülkeyle birlikte çalışabilmemizi ve bu ülkenin demokratik sürecini geniş çapta desteklememizi gerektiriyor. Yine de Türkiye politikaları üzerine fikir beyan etmekten kaçınmalıyız. Bu yaklaşımla, şu anda Türkiye’de ülkenin geleceğine yönelik yapılan ve demokrasinin olgunlaşması için hayati önem taşıyan şiddetli ve tarihi tartışmalara saygı duyarız.AKP’nin kapatma davasına yönelik farklı bakış açıları var. Bunlardan ilkinde, niyetlenilmiş anayasal bir darbe olarak bakılabileceği söylendi. Dava ilk olarak siyasi bir araç olarak kabul edildi. Partiyi ve 70’in üzerindeki liderleri siyasetten uzaklaştırmak için gazetelerde daha önce yayımlanan haberler kaynak gösterildi. En cesur iddialar arasında, AKP’nin laikliği bitirme niyetinde olduğu vardı ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ülkenin “ılımlı Müslüman” hükümetini ve AKP’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya desteğini öven sözleri basın sık sık yer aldı.Kapatma davasına yönelik diğer bir bakış açısıysa, davanın Türk demokrasi tarzıyla ne kadar uyuştuğunu sorguladı. Anayasa […]

Ergenekon soruşturmaları TSK’ye güveni azalttı

Habervs WikiLeaks’in yayımladığı belgelerde, 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak yapılan 47 gözaltının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve hükümete güveni arttırırken Türk Silahlı Kuvvetlere duyulan güveni azalttığı yazılıyor. 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak 22 Şubat’ta polisin 47 emekli ve muazzaf subayı gözaltına almasından bahsedilirken olayla ilgili TSK ya da hükümetin bir açıklama yapmadığı kaydediliyor. Belgelerde bu tip darbe planlarının ortaya çıkmasının TSK için kötü olduğu ancak AKP’nin işine yaradığı, TSK’nın sessiz kalmasının da ya dönemin komutanlarının gerçek bir demokrasi istedikleri ya da AKP’nin ilk adımı atması için bekledikleri yolunda yorumlanıyor. Yorumlar bölümünde ise darbe planlarıyla ilgili “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü verilerek kimi askerlerin geçmişte bu tür planlar yapabileceği açıklanmış. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın gelecek seçimlerin farkında olduğu ve tavrını da bu seçimlere göre sergilediği yapılan yorumlar arasında. Ordunun Gülen cemaatinin subaylar arasında sızmasından endişe ettiğine de değiniliyor ve bir Türk gazetecinin Amerikalı diplomatlara aktardığı bilgilere yer veriliyor. İsmi açıklanmayan Türk gazeteci Amerikalı diplomatlara, ordunun İslamcıları belirlemek için uyguladığı taktikleri şöyle anlatmış: Subayların çöplerini kontrol eden askeri müfettişler var. İçinde içki şişesi olmayan çöpleri tespit ediyorlar. Bazen da askeri liderler eşleriyle birlikte, ordu tesislerinde havuz başında düzenlenen partilere davet ediliyor. Bu partilere katılanların mayo giymesi bekleniyor. Dindar oldukları için gitmeyi reddeden kadınlar, kocalarının kariyerini tehlikeye atıyor.İddianamelerde komplo 29 Ocak 2010 tarihli Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen notta ise Ergenekon soruşturmalarında komplolar olduğunu da anlatıyordu: “Başbakan Erdoğan’ın İslamcı eğilimli hükümetine karşı darbe planları haberleri 2007’den bu yana Türk medyasının gıdası oldu. Türkiye’nin en üst düzey subaylarının iddialara bir temel bulunmadığı yolundaki protestolarına karşın halkın giderek artan bir bölümü en azından ordu içindeki bazı unsurların AKP hükümetini düşürmek ya da zayıflatmak için komplo içinde olduğuna inanıyor. Darbe iddiaları, Ergenekon kovuşturmasını yapan ekip için yem olarak kullanıldı ve resmi iddianameler üst düzey emekli askerlere karşı komploları da içerdi. Bu iddiaların […]

ABD’lilerin gözüyle AKP’liler

Habervs ABD’li diplomatlar tarafından 8 Aralık 2005’te yazılan 05ANKARA7215 kodlu bir başka raporda AKP içinde bölünme söz konusu olmadığı belirtilen raporda yer alanlar şöyle:Erdoğan’ın başında olduğu AKP’nin 357 milletvekili arasında bölünmeler olduğuna dair basında yer alan haberler ve muhalefette dolaşan dedikodulara rağmen, parti şimdilik bütünlüğünü koruyor. AKP içinde belirgin dindarlar, pragmatik ve milliyetçi akımlar mevcut. Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesinde yakın dönemde yaşanan olaylar, AKP’nin Kürt kökenli üyeleriyle diğer partinin geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltiyor. Gelecek yıl içinde AKP içinde yavaşça kopmalar yaşanabilir ancak büyük bir bölünme Erdoğan iktidarda kaldığı ve gücünü koruduğu sürece yaşanması düşük bir olasılık.Son bir yıl içinde Türk basını AKP içinde bölünmeler olacağına dair defalarca imalarda bulundu. AKP içinde ideolojik ve kişisel zeminde fay hatları bulunsa da, Erdoğan iktidarda kaldığı sürece büyük bölünmeler olması beklenmiyor. Hatta, partisinin önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Ankara milletvekili Yarbay Ersönmez, bölünme dedikodularının muhalefet tarafından erken seçim sağlamak için öne atıldığını belirtti. AKP’lilerin profili AKP, görüş açıları birbirinden çok farklı politikacılardan oluşuyor. Parti içinde üç büyük ideolojik akım var. Bunlar, dindar, milliyetçi ve pragmatik. Bu akımlardan hiçbiri belirgin bir çoğunluk oluşturmuyor ve özellikle dindar üyelerin kişisel sadakati ideolojiye baskın geliyor.Dindarlar: Neredeyse tüm AKP’li milletvekilleri bir dereceye kadar dini itaatkarlık gösteriyor. Örnek olarak birçoğu Ramazan’da oruç tutuyor. Öte yandan, daha büyük ve daha dindar üyelerden oluşan bir grup söz konusu. Bu gruptakiler geçmişte kapatılan Fazilet Partisi, Ulusal İslami Görüş gençlik grubu eski üyesi ve yasaklanan Müslüman Kardeşler grubu üyeleri. AKP’nin en üst düzey lider kadrosu bu gruba giriyor: Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Bülent Arınç, yardımcısı ve Saadet Partisi başkanı Necmettin Erbakan’ın eski sağ kolu İsmail Alptekin.Çok sayıda İslamcı Avrupa Birliği’ne (AB) karşı gelse de, AKP üyeleri partilerinin çizgisini takip ederek AB üyeliğini destekliyor. Tipik Türk İslamcısı olarak, Türk ordusunu sevmiyor, orduyla zorunlu […]

ABD belgelerinden AKP ve Doğan medyası

Habervs Wikileaks’in açıkladığı belgeler arasında Türkiye ekonomisine yönelik çeşitli iddialar da yer aldı. Bunların en ilginç olanı ise muhatabı tarafından yalanlanan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Doğan Grubu’na yönelik olanıydı. İddiaya göre, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’da buluştuğu uluslararası alanda faaliyet gösteren yatırımcılara Doğan Grubu hisselerini satmalarını söylediği ifade edildi. Belgede Şimşek’in hangi etkinlik sırasında yatırımcılarla biraraya geldiği bilgisi ise yer almadı. Şimşek’in “Doğan hisselerini satın” sözlerine gerekçe olarak ise, yakın zamanda Doğan Grubu’nun varlığını sürdürmeyeceğini söylediği de iddia olarak belgelerde yer aldı. Yayım tarihinin 15 Eylül 2008 olarak verildiği belgelerde, bu iddianın bir kaç hafta önce söylendiği de kaydedildi. 15 Eylül 2008 tarihinin ise ilginç bir yönü vardı. O da bu tarihin ABD’li finans devi Lehman Brothers’ın iflası ile aynı güne denk gelmesiydi. Amerika merkezli Lehman Brothers’ın batışı aynı zamanda küresel ekonomik krizin de başlangıcı anlamını taşımasıydı. Erdoğan’ın saldırısının başlamasından bu yana o tarihlerden Doğan Grubu hisselerinin yüzde 8 değer kaybettiği belirtiliyor. Hürriyet’in hükümet açısından kritik önemde bir gazete olduğundan bahsedilerek, XXX olarak belirtilen kişiden alınan bilgiler aktarılıyor. Erdoğan’ın Doğan’ın Ceyhan rafinerisi ihalesine girmesini engellediğinden, ihaleye davet edilmediğinden bahsediliyor. Ardından da Erdoğan’ın AKP’nin bir parti kongresinde zehir zemberek açıklamalar yaptığı ifade ediliyor. XXX’in ifadesine göre; tüm bunlar Doğan’ın bazı konularda Erdoğan’ı desteklemesine rağmen yaşanıyor. Erdoğan’ın Aydın Doğan’la arasının açılması olayı ise Deniz Feneri haberleriyle başlamıştı. Erdoğan da kendine yakın medya organlarıyla Doğan’ı hedef almıştı. İddialara yönelik yazılı bir açıklama yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, yurt dışında yabancı yatırımcılarla bu kapsamda herhangi bir görüşmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını ifade etti.Türkiye’nin Rupert Murdoch’u Wikileaks internet sitesinin iddiasında ‘ Türkiye’nin Rupert Murdoch’u ‘ olarak lanse edilen bölümde, Doğan Medya Grubu’nun birçok günlük gazeteyi ve üç önemli medya kanalını bünyesinde bulundurduğundan bahsedildi. Belgede, böyle bir gücün iktidarlar açısından her zaman tehdit olarak algılandığı da vurgu olarak yapıldı. Aydın Doğan’ın ismi verilerek devam […]

ABD’den bakınca Türkiye böyle görünüyor

Açıklanan belgeler sadece yüzde 1 Daha önce ABD’nin Irak savaşı ile ilgili olarak yayınladığı gizli belgelerle dünyanın gündemine oturan ve son 2 gün içinde elindeki 250 bin belgenin, sadece yüzde birini açıklayan Wikileaks kurucusu Julian Paul Assange, ilkin gazeteciliği değiştirdi şimdi görünen o ki yeni bir dünyanın şekillenmesine de hayli katkı sunacak. ABD’nin şiddetle yayımlamamasını istediği ve yayımından önce de bir çok ülke dışişleri bakanlıklarından peşinen özür dilediği belgeler, 2004-210 yılı martına kadar yapılan 250 bin adet gizlilik niteliği taşıyan diplomatik yazışmalardan oluşuyor. WikiLeaks internet sitesinde yayımlanarak dünyanın gündemine oturan belgerin kaynağı olarak adı ilk öne çıkan isim, 23 yaşındaki Bradley Manning oldu. Manning “2007 yılından itibaren gizli bilgilere dışarı sızdırmak” suçlamasıyla tutuklu bulunuyor. Manning’in WikiLeaks’e sızdırdığı belirtilen son belgeler yüzünden 52 seneye varan hapis cezası alabileceği söyleniyor.Tümü ABD’li diplomatların kendi görüşlerinden ve kendi elde ettikleri bilgilerden oluşan belge ve yazışmalar kanıt niteliği taşımasa da iddia olarak değer taşıyor. Yayınlanan belgelerde israil’den Fransa’ya, Japonya’dan Brezilya’ya kadar 274 ülkenin İçişleri, Dışişleri, Bakanları ve Başbakanları hakkında izlenimler ve “diplomatik dedikodular” bulunuyor. Wikileaks’in yayınladıkları arasında Washington’dan sonra en çok Ankara kaynaklı belgeler bulunuyor. Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı 8 bin 17 belgeye kaynaklık ederken, Ankara 7 bin 918 belgeye kaynaklık ediyor. Birçok belgeye kaynaklık eden diğer bazı başkentler ise Bağdat 6 bin 677, Amman 4 bin 312, Tel Aviv 3 bin 194, Kabil 2 bin 961 ve Beyrut 2 bin 368 oldu.250 bin belgenin ayıklanıp, önemli ve ilginç olanlarının kamuoyuna sunulması zahmetli ve bir o kadar da karmaşık bir uğraş. Zaten onca çok bilgi arasından hangisinin öne çıkarılacağını belirlemek de bir o kadar güç. O yüzden Türkiye ile ilgili iddiaların neler olduğunu bir arada bulabileceğiniz bir rehber haber olsun istedik.Erdoğan’ın İsviçre hesapları WikiLeaks’in yayınladığı belgeler arasında Türkiye ile ilgili en dikkat çekici olanı kuşkusuz ki ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın AKP hükümetindeki yolsuzluk […]

Duble mi, tek mi?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Ümraniye’de Tavukçuyolu Caddesi’nde yaklaşık üç aydır uyguladığı yanlış trafik düzenlemesi, HaberVs’nin uyarısı üzerine değiştirildi. Tehlikenin nedeni caddenin girişindeki yaklaşık 300 metrelik bölümün tek yöne çevirilmesi, ancak sürücülerin bundan haberli olmamasıydı. Cadde çift yönlüyken kullanılan trafik levhaları üç ay boyunca kaldırılmadı, caddeye bağlanan sokaklara yeni duruma dair yeterli sayıda levha yerleştirilmedi ve ışıklar düzenlenmedi. HaberVs’nin geçtiğimiz hafta konuyu haberleştirirken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yaptığı başvuru sonrasında, cadde ve sokaklardaki tabelalar bir gün içinde değiştirildi. Ancak cadde esnafı, trafiği rahatlatmak amacıyla hayata geçirilen uygulamanın yarardan çok zarar getirdiği görüşünde.

Fire destroys historical landmark Haydarpasa station

News, Etc. The roof completely collapsed and the 102-year old building suffered great damage after a fire broke out Sunday at the Haydarpasha train station which is one of the historical landmarks of Istanbul. Authorities said the fire broke out during roof sheathing work and a three-member committee has been appointed to find out what really caused the fire. Istanbul Chamber of Architects and Civil Engineers criticized the authorities for failing to act swiftly to put out the fire. In a statement they claimed that failure to intervene from the air by fire fighting craft was a grim mistake that caused fire to spread from the roof to the upper two floors of the building. According to media reports, fire department of Kadikoy that reached the station first did not have ladders tall enough to reach the building’s roof. Tugs from the port authority and fire fighting vessels also helped to extinguish the flames. Haydarpasha Train Station was built as the northern terminus of the Istanbul-Baghdad railroad, at a time when the Ottoman Empire had allied itself with Germany just at the beginning of World War I. The construction was undertaken by a German firm and the building was designed by two German architects Otto Ritter and Helmuth Cuno. The present building was built to replace the old train station on the same site built in 1872 for passengers taking the short railroad to Izmit. Italian stone masons were also employed at the building. The building clearly features German Neo-classical lines. Haydarpasha became the focal point of a heated debate during the last couple of years when the government announced plans to open up the area around the station to developers. Critics of the idea staged several protest demonstrations around the train station arguing that high-rises that might be built […]

Exchange students beleaguered by visa problems

Julia Hagmair Even with the broken English the message was clear, “leaving the country without paying means no authorization to return to Turkey for the next five years, paying 400 TL fine for not having a Turkish residence permit means no permission for a return within the next three months or do NOT leave the country at all.” Sounds like a bad movie scene but that happened to two Danish and two Portuguese students in Istanbul. Two Rules Scary, to hear such a message. After paying the plane ticket and checking in at the airport you don’t expect that. You get just a few seconds to decide what to do! To pay the fine or not. Not being able to visit the first nephew, celebrating with family and friends, visiting your girlfriend or just making a trip during school vacation. Most Students follow two simple rules! The first one is very economic – try to get the best for spending a little amount of money. The second one fits probably the whole population of the world as well – not struggling with bureaucracy forms. Bureaucratic procedure Bureaucracy is a hard nut to crack. The line between acting in a legal or illegal way is thin. It is hard to distinguish what is information and what is just a rumor. Fact is that every international student has to apply for a student visa. I don’t know how many times they told me in my home country that I have to make sure, that it is a student visa. So I went to the Turkish embassy with all the 15 papers I needed to show them that I’m going to be an Erasmus student at the Istanbul Bilgi University. I knew that I have to pay a little amount of money for […]

‘Halkın katılımı’na tek engel: Halk

Yusuf Yavuz Çevre ve Orman Bakanlığı’nın davetiyle, Bartın’da kurulması planlanan termik santral için dün düzenlenen ikinci “halkın katılım toplantısı” da, “halkın katılımı” nedeniyle gerçekleşemedi. 24 Kasım sabahı düzenlenen ilk toplantı da, termik santrallere karşı kurulan Bartın Platformu üyelerinin protestosu nedeniyle yarım kalmıştı. Batı Karadeniz A.Ş.’nin Bartın il merkezi ve Amasra ilçesi sınırları içerisinde kurmak istediği iki termik santral için yaptığı Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) müracaatı nedeniyle düzenlenen ikinci toplantı 25 Kasım sabahı, bir önceki gün olduğu gibi Belediye Sosyal Tesisleri’nde başladı. Ancak salonu dolduran yüzlerce Bartınlı, yaptığı yoğun protestoyla toplantıya imkân tanımadı. Çevre ve Orman Müdürü Zeki Şaltu, dövizler ve sloganlar eşliğinde eylem yapan platform üyelerinin varlığı nedeniyle etkinliği iptal etti. Bakanlık yetkililerince düzenlenen tutanakta “salon içinde bulunan halkın tepkisinden dolayı toplantının yapılamayacağı kanaatine varıldığı” ifade edildi. Tutanak, salonda bulunanlara da okundu. 120 sivil toplum kuruluşunun desteklediği Bartın Platformu üyeleri, protestosuna salon dışında da devam etti. Platformun eylemi, Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın, Amasra Belediye Başkanı Emin Timur, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Başkanı Hakkı Arslan tarafından da desteklendi. Termik santrale karşı olduklarını dile getiren Bartın ve Amasra belediye başkanları kanuni haklarını talep ettiklerini ve tepkilerini demokratik yollarla göstermeye devam edeceklerini dile getirdi. ÇED mevzuatı gereği yapılması gereken “katılım toplantısı”nın gerçekleşmemesi üzerine gözler, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Ankara’da 29 Kasım’da yapacağı “kapsam belirleme toplantısı”na çevrildi. Her iki santralle ilgili ÇED süreci, bu toplantıda karara bağlanacak. Öte yandan Bartın Platformu, il halkını ve kendilerine destek veren tüm kurumları, bu tarihte bakanlığın önünde gerçekleştirilecek geniş katılımlı protesto için Ankara’ya davet etti. Halkın katılımı toplantısı Çevre Etki Değerlendirme Yönetmeliği’nin 9. maddesi “halkın katılımı toplantısı”nin düzenlenme gerekliliğini ve uygulamasını şöyle tanımlıyor: Madde 9- Komisyonun Kapsam belirleme toplantısından önce, halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde Bakanlık ile mutabakat sağlanarak belirlenen […]

Konsollarla zamanda yolculuk

İlk oyun konsolu Magnavox Odyssey 1972 yılında piyasaya çıktığında büyük ilgi gördü. Bu ürün evde eğlence kültürüne yeni bir soluk getiren analog bir sistemdi. Odssey ilk olmuştu ama bu başarısı kısa soluklu olacak ve yerini Atari 2600 efsanesine bırakacaktı. 1977 yılında piyasaya sürülen Atari 2600, dünya çapında 30 milyondan fazla sattı. Ülkemizde “Karakutu” adıyla bilinen Atari, Pacman, Solaris, Battlezone gibi oyunları ile tozu dumana kattı. 2600’den sonra çıkardığı konsollarda aynı başarıyı sağlayamayan firma iflasın eşiğine geldi. Bugün tatlı bir hatıra olarak anımsanan Atari’nin bazı modelleri internette yüksek fiyatlara alıcı bulabiliyor. Büyük Kapışma: Nintendo Sega’ya Karşı Atari eski ihtişamını yitirirken birçok firma sırayla yeni konsollar piyasaya sundu. Nintendo, aynı adı taşıyan konsol ile 1983′de ve Sega da Master Systems adlı konsol ile 1986′da piyasaya girdi. Nintendo 60 milyonluk gibi büyük bir başarıya imza atarken Sega da Genesis modelinin 29 milyonluk satış rakamıyla buna cevap verdi. 1991’de Super Nintendo ile 49 milyon rakamını yakalayan firma Sega’yı alaşağı etti. Nintendo’ya karşı tutunmaya çalışan Sega , Saturn ve Dreamcast ile son bir hamle yapmış ama başarılı olamamıştı. Bu şirketler dışındaki Mattel 1980’de Intellevision ile, Coleco 1982’de ColecoVision ile NEC 1987’de TurboGrafx-16 ile ve Panasonic de 3DO Interactive Multiplayer ile 1993′de oyun konsolu üretse de sektörde tutunamayarak bugünkü bildiğimiz çalışma alanlarına yönlendi. Playstation ile gelen devrim 1994 yılında Sony Playstation’u piyasaya sürdüğünde kimse bu ürünün bir fenomen haline geleceğini öngörememişti. Gerek pazarlama stratejisi gerek de markanın gücü sayesinde dünya çapında 102 milyonluk bir rakama ulaşan Playstation, o güne kadar satılan bütün konsolların rakamının yarısına tek başına ulaştı. Bu donemde1996’da Nintendo bir ilki gerçekleştirererk 64 bitlik Nintendo 64 ‘u piyasaya sundu ama 32 bitlik olmasına rağmen oyun grafikleri ve kolay kullanımı ile Playstation’nın hızını kesemedi. Nintendo 64 her ne kadar istenilen satış rakamına ulaşamasa da işlemcisiyle kendinden sonra gelecek konsollara ilham kaynağı oldu. Mıcrosoft’tan Xbox sürprizi […]

Dünyanın en iddialı sektörü

İlginç kitaplar yayınlayan NTV yayınları, geçtiğimiz haftalarda portfolyosunu değişik bir kitapla süsledi: Bahisçinin El Kitabı. Kitabın tanıtım yazısında da vurgulandığı gibi “Falanca maça üst oynadım”, “Üç banko maçım var”, “Filanca maç kesin sürpriz biter” gibi diyaloglar günlük konuşma literatürümüze fazlasıyla girmiş durumda. Hal böyle olunca da sporcu ya da yorumcu olarak tanıdığımız kişilerin bahisçilere tüyolar verdiği ya da bahisten “para kazanmanın” inceliklerini anlattıkları kitap da raflarda yerini aldı. Kitabın yazarları bu tüyolardan yola çıkarak para kazandılar mı bilmiyoruz ama bilinen bir şey var ki o da bahis oyunlarının artık ciddi bir ekonomisi olan sektör haline geldiği. Endüstrileşen futbol, müşterileşen taraftar Mütevazı bir eğlence olarak doğup gelişen futbol, bugün milyonlarca insanı peşinden sürükeleyen milyarlarca dolarlık pazara sahip bir oyun haline geldi. Mahalledeki arsaların yerini ihtişamlı stadyumlar, takımların yerini artık birer şirkete dönüşen kulüpler, taraftarların yerini ise müşteriler aldı. Kısacası kapitalizmin elinden kaçamayan futbol da, küreselleşip 500 milyar dolarlık pazar hacmiyle devasa bir endüstriye dönüşerek muazzam bir kâr aracı haline geldi. Reklâm gelirleri, sponsorluk anlaşmaları, yayın ihaleleri ve nihayetinde bahis oyunlarıyla bu devasa sektörün pazar hacmi her geçen gün artıyor. Bazı futbol kulüplerinin bütçeleri yoksul ülkelerin bütçelerini bile aşıyor. En zengin 20 futbol kulübü 2009 yılı rakamlarına göre yaklaşık 4 milyar Euro gelir elde etti. Listenin tepesinde yer alan Real Madrid, Barcelona, Manchester United gibi kulüplerin yıllık gelirleri 400 milyon Euro civarında. Kulüplerin en önemli gelir kaynaklarından birini maç hâsılatları oluşturuyor. On binlerce kişilik stadyumları dolduran taraftarlar, tuttukları takımın kasasına milyonlarca lira akıtıyorlar. Örneğin Avrupa’nın en zengin 20 kulübü 2008-2009 sezonunda bilet satışlarını %3,5 artırarak 1 milyar avroluk gelir elde etti. Taraftarlar sadece bilet değil, takımlarının formalarını, kaşkollerini, şapkalarını da satın alarak kulüplerin büyük kazanç elde etmelerini sağlıyor. Örneğin, geçen sene Ronaldo’yu 94 milyon avroya transfer eden Real Madrid, 85 avrodan sattığı 1 milyon 200 bin formadan 102 milyon avro kazanmıştı.Futboldan bilardoya […]

Sermayenin yeşili de başörtülüyü mağdur ediyor

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) hazırladığı “Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar” adlı rapor, 9 Kasım’da yapılan bir toplantıyla açıklandı. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Dilek Cindioğlu tarafından kaleme alınan rapora göre; başörtülü kadınlar, gerek özel sektörde, gerekse kamusal alanda iş hayatına katılımlarında, yasağın olumsuz etkilerine maruz kalıyorlar. Özgeçmiş göndermek bile sorun3 şehirde, 79 uzman meslek sahibi başörtülü kadın ve 25 erkekle yapılan mülakatlar sonucu hazırlanan raporda; başörtülü kadınların iş hayatında nasıl sorunlara maruz kaldıkları, yapılan röportajlarla tek tek örneklendirilerek anlatılıyor. Buna göre başörtülü kadınlar, çalışma koşulları ve güvenceler bakımından kamusal alanda çalışmak isteseler de, şartlardan ötürü özel sektörde iş arıyorlar. Fakat bu da bir çözüm getirmiyor. Çünkü burada da daha işe alınma aşamasında sorunlar başlıyor. Cindioğlu bunu şöyle açıklıyor: “İşe alınırken mesleki sınavlarda başı açık resim gerekiyor. Yine başvuruda bulunurken CV’ye resim koymak gerekiyor. Kapalı resim koyduğunuzda bir çok yer sizi çağırmıyor. Resim koymayıp mülakata çağrıldığınızda ise ‘Tam istediğimiz gibi bir elemansınız, ama başörtüsü bizim için sıkıntı olur’ cevabı alınabiliyor.” Yeşil sermayede de rahat yokAslında rapora göre; özel sektör için başörtülü eleman çalıştırmak, bir avantaj bile olabiliyor. Burada patronlar, başörtülü kadınların, kolay kolay başka yerde iş imkânı bulamayacaklarını bildiklerinden, standartlardan çok daha düşük ücretler öneriyorlar. Görüşmecilerden Nadide Hanım, patronuna “Neden bu kadar düşük ücret veriyorsunuz? diye sorduğunda “Sizin alternatifiniz yok. Ben bu maaşı vermesem gidip dışarıda daha yüksek birşey bulamazsınız. Ama bu beylerde böyle değil” cevabını aldığını söylüyor. Ayşe Hanım patronların kimi zaman başörtülü kadın çalıştırmayı, sosyal sorumluk olarak gösterip vicdanlarını rahatlattıklarını, ayrıca bunun şirket müşterilerine olumlu bir vitrin oluşturduğunu söylüyor. Görüş bu şekilde olunca aynı eğitim seviyesinde olan iki elemandan başı açık olan daha avantajlı konuma geliyor. Görüşmecilerden mühendis Nadide Hanım kendisinin 800 ytl maaşla çalıştığını ama işe yeni başlayanların bile bin 500 lira aldıklarını belirtiyor. Çoğu şirket […]

‘Fantezi’ amaçlı yapay kızlık zarı!

İnternette yapay “kızlık zarı” satıldığını öğrendiğimde bir an duraksadım ve kendime ”en sonunda bunu da yaptılar” dedim. Bu kısa süren şaşkınlığım, namus cinayetlerinin aklıma gelmesiyle yerini üzüntüye bıraktı. Cinsiyetçiliğe dayalı namus anlayışı, bekâretin hala tabu olduğu ülkelerde ilginç ürünler ortaya çıkmasına neden oluyor. Seks yapmanın sadece erkeklerin tekelinde olduğunu düşünen, kadının seks yapma özgürlüğünü elinden alan geleneksel toplumlar, günümüzde hala sayıca fazla. Namus kavramı altında kadınları öldüren, onlara acı çektiren erkekler, bu zihniyeti yaratanlar ve destekleyenler değişmediği sürece daha çok yapay zarlar görmeye devam ederiz. Ürün, cinsel fantezi adı altında satılıyor ve yoğun ilgi görüyor. ”Normal bekâret zarının tüm özelliklerine sahip” mottosu ile satılan ürün, çok sayıda kadın tarafından satın alınıyor. Bu ticari ürünün en büyük özelliği ise altında derin bir acı, ölüm korkusu ve karanlık bir zihniyet taşıması. Ürünü Türkiye’de satan girişimcilerden biri olan B.B. ile ürünün hikâyesini konuştuk. Daha önce internet üzerinden başka ürünler satıyor muydunuz?Benim e-ticaret için ilk girişimim oldu. 2008 yılında şu an da faal olan sitemi kurdum. Müşterilerin istekleri üzerine 2 kere sitemi yeniledim. Çok kısa bir süre için de tekrar yenilenmeye ihtiyacı var. Değişen teknoloji de insanların da müşterilerin isteklerine cevap vermemiz gerekiyor. Yapay kızlık zarı satmak nereden aklınıza geldi, böyle bir ihtiyaç mı gördünüz?Daha önceleri de Çin ve Japonya üzerinden Türkiye’de bulunmayan ürünler getirtiyordum. Fakat girişimine cesaret edemedim. Yapay kızlık zarını gazetede gördüm. Firmayla anlaştıktan sonra Türkiye’de bu ürüne talep olacağını düşündüm. Türkiye’de ilk olarak arzını gerçekleştirdim. Ürün hakkında kullananların yorumları… *– memnunietimi yazmak içn sabrzlandm! kesinlikle çok inandırıcı oldu!!çk memnn kaldm.bi aksilik olck die ck heyecanlandm ama öyle basit ve inandrcydıki– çok teşekkür ediyorm aynı gün kargo geldi size de belirttm gibi o gün bana lazımdı hayatımı kurtardınız– bence çok güzel bi ürün erkek arkadaşım anlamadı bile, herkese tavsiye ediyorum.– arkadaşlar ben evleneceğim kişiyle yapıcam eger kan gelmezse beni öldürür yüzde yüz […]

Edge of Arabia Istanbul: Transition

Reeta Metsänen “I am a country man and at the same time, the son of this strange, scary oil civilization. In ten years our lives changed completely. For me it is a drastic change that I experience everyday,” says the quote attached to the piece “Evolution of Man”; a black screen with an X-ray of a man pointing a gun at himself by contemporary Saudi artist Ahmed Mater. The controversy of modernization and tradition, rapid change and globalization, natural resources and urbanization in the Saudi society is depicted in the touring exhibition “the Edge of Arabia Istanbul: Transition” opened on 5th of November in Sanat Limanı, Istanbul. The exhibition was launched in Riyadh, Saudi Arabia in January this year and has been shown so far in Dubai, London, Berlin and Venice. The tour will continue in several cities around the world until 2014. The “the Edge of Arabia Istanbul: Transition” is part of the European Capital of Culture 2010 project. “The Edge of Arabia” brings together works by 22 new generation Saudi artists presenting a great variety of Saudi contemporary art touching upon the intriguing Saudi culture. A variety of techniques ranging from installation, to photography, video and painting are used in the works. The exhibition is divided into sections: Century of the self, Solitary Prayer, the Rise of Video Art, Consumer Kingdom, and Message to the Messengers. Each of the section offers an explanation of the social trends and developments providing a deeper insight into the Saudi society. They raise questions on religion, individuality, ancestral roots, environment, consumerism, urbanization and rapid modernization, to mention a few. There is a great risk that exhibitions like Edge of Arabia become similar to the culture descriptions of the Lonely Planet: vague, nice to read and digestible, mainly supposed to provide an exotic […]

Kadınlara yardım için “el kaldırdılar”

Kadın sığınma vakfı Mor Çatı, Otto Santral’de 8 Kasım’da ünlü sanatçıların bağışladığı kostümlerin açık arttırma ile satıldığı bir müzayede gecesi düzenledi. Esprileriyle satışa katkı sağlayan Cem Yılmaz ve en çok kostümü satın alan ünlü iş kadını Leyla Alaton, müzayedeye damgasını vurdu. Şiddet gören kadın ve çocuklara hukuki, sosyal ve psikolojik destek veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı 20. yılında büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Kadınlara ve çocuklara uygulanan her türlü şiddetin önlenmesi konusunda duyarlı davranan sanatçılar ve iş insanları Mor Çatı’ya destek vermek için Bilgi Üniversitesi’nin Santral İstanbul yerleşkesinde bulunan Otto Santral’de bir araya geldi. Ünlü sanatçıların bağışladığı kostümlerinin açık artırma ile satışa sunulduğu geceden elde edilen gelir, Mor Çatı’ya yeni bir sığınak kazandıracak. “Batı”da şiddet yok mu?Türkiye’de çok az sayıda sığınağın bulunduğuna dikkat çeken Mor Çatı psikologu Feride Yıldırım, “Bu yüzden böyle bir müzayede düzenledik” dedi. Gecenin sunuculuğunu yapan Meltem Cumbul, genelde doğu toplumunda kadına şiddetin olduğunu söyledi. Basın mensuplarının “Batıda yok mu?” sorusuna, ünlülerden bile şiddet görenlerin olduğunu söyleyen Cumbul, “Ama doğu toplumu aileye daha çok sahip çıkan bir toplum olmasına rağmen kadına daha çok şiddet var” şeklinde yanıt verdi. Müzayedede satılan kostümlerin ve tabloların fiyatları:Ajda Pekkan kostümü – 1250 TLConcha Buika kostümü – 1500 TLEmel Sayın – 1000 TLGönül Yazar – 1250Hülya Avşar – 2500 TLHülya Koçyiğit – 1750 TLLale Belkıs – 1250 TLMonica Molina – 1250 TLNilüfer – 2000 TLOrhan Gencebay’ın nota desenli kravatı – 2000 TLSezen Aksu – 1750 TLSezen Aksu – 1500 TLSezen Aksu – 1500 TLTarkan – 8250 TLTarkan – 3250 TLTuncer Kurtiz’in şapkası – 3000 TLTürkan Şoray – 3500 TLZühal Olcay – 1500 TLBeşiktaş – 1500 TLFenerbahçe – 2750 TLAlex’in 10 numaralı forması – 1000 TLArda Turan’ın 10 numaralı forması – 750 TLFenerbahçe Basketbol – 750 TLGalatasaray Basketbol – 750 TLFatma Girik portre – 5250 TLMustafa Ayaz tablosu – 4000 TLMustafa […]

Sabah’ın Etik Servisi’ne sorular

Sabah gazetesinin internet sayfalarında “Etik Servisi” adıyla ilginç bir bölüm var. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Barış Soydan tarafından hazırlanan sayfada okurların karşı karşıya kaldığı kimi durumlarda yaptıkları ya da yapacakları davranışların ahlaki olup olmadığına ilişkin sorular yanıtlanıyor. Bir nevi ahlaki Güzin Ablalık hizmeti yani. “Aman ne güzel bir hizmet” diye aklınızdan geçirebilirsiniz. Ancak yöneltilen soruları okuyunca insan bir garip hissediyor kendini. Garabet, sorulara verilen yanıtlardan ziyade soruların kendisinde. İnternet kullanılarak ulaşılabilen bir siteye girebilen, ortalama okuryazar zekasına sahip olsa da internet erişimi nedeniyle beyaz yakalı olduğunu düşünegeldimiz Türkiye halkının yönelttiği sorulardan bir kaçı şöyle: “Aldatmak etik mi?”, “Yasaklı olan YouTube’a çeşitli yöntemler kullanarak girmek etik mi?”, “Kuyruk bekleyen taksicinin müşteri seçmesi etik mi?”, “Eski sevgilinin başına gelenlere sevinmek etik mi?”… Türkiye’nin halleriPür hal-i mealimizi anlatan bu ve benzeri soruları daha fazla yazmak niyetinde değilim. Bu yazının yazılmasına vesile olan konu başka. “Uzmanı yanıtlıyor” denilen internet sayfasında 28 Ekim 2010 günü A.K. rumuzlu bir okur, “Üniformalı polislerin otobüslere ücretsiz binmesi etik mi?” diye bir soru sormuş. Uzman da yanıtlamış: “Rüşvet almıyor, işkence yapmıyorlar ya, alt tarafı otobüse bedava biniyorlar, ne var bunda? Gazetecilerin, kendilerini bedava ağırlayan şirketler hakkında haber yapması ne kadar etikse, polisin ücretsiz otobüse binmesi, bedava çorba içmesi de o kadar etik. Yani tabii ki etik değil! Şaka yapıyorum yahu, böyle bir şey nasıl etik olabilir ki!” Doğru ama eksik tespitlerSoydan yazının devamında, polisin kendisine şahsi çıkar sağlayanlar hakkında tarafsız, adil, objektif davranmasının mümkün olmadığını vurgulayarak dünyanın her tarafında bunun adının “çıkar çatışması” olduğunu da eklemiş. Otobüse bedava binen polisin o şoföre ceza kesmesi gerektiğinde elinin titreyeceğini vurgulamış. Doğru da söylemiş. Ama eksik. Soydan, polislerin çalışma koşullarından, ağır mesai saatlerinden ve yaptıkları işin yıpratıcılığından ya da amirlerinden işittiği haraketler ya da literatüre “mobbing” adıyla giren tacizlerinden ve en önemlisi aldığı ücretlerin yetersizliğinden de bahsetse, belki bu eksik bir nebze […]

Are foreign correspondents telling us the truth?

Aslı TUNÇ “This is not what is actually happening in Greece right now” she said surely. That sentence was enough to ruin all my efforts to impress my Greek friend. I was trying to show off that I was following all the news coverage about the Greek local and regional elections during the weekend. But with a few to-the point analysis, she basically nullified everything I had read about the election results in the Western media. However, the news items I managed to find about the Greek local elections were all in English-language mainstream newspapers and websites of major news outlets. They quickly jumped on the bandwagon praising the Prime Minister George Papandreou’s leading skills in his bruised and battered country in the midst of a severe financial crisis. By interpreting the election results as the victory of the ruling PASOK party, the coverage claimed that he had survived this big test successfully. According to my Greek friend, it wasn’t that simple. The coverage of the American and British media was lacking the depth, the factual details by having an obvious bias in favor of IMF-backed government.The important point of course is not the Greek politics but how shallow, simplistic and even distorted mainstream Western media can portray an unfamiliar land. Oftentimes I feel the same way when I read about Turkish social and political issues and debates from a foreign perspective. Most of the time a feeling of frustration fills my heart.If we think about the reasons of this situation, the first thing comes to mind is the severe cutbacks in international news coverage in print and broadcast journalism. Coverage of international news from most of the countries declined significantly in recent years in response to corporate demands for larger profits and an increasingly fragmented audience. Those cutbacks led […]

Dinde zorlama yok, dersine var

Emirgan’daki Osman Saçmacı İlköğretim Okulu’nda öğrenim gören, 7. sınıf öğrencisi R.’nin önümüzdeki birkaç senede alacağı notlar, ileride hangi lisede okuyacağını belirleyecek. Yapılan başarı puanlarının sadece küsuratıyla, yüzlerce kişinin elenebildiği bir sistemde, o da güzel bir puan yaparak iyi bir okula girmek istiyor. Fakat onun alacağı puanı etkileyecek derslerden biri de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına aykırı olduğu halde verilen, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi. R. şimdi Alevi olmasına rağmen, puan kaybetmemek için harıl harıl Arapça dua ezberlemeye çalışıyor. AİHM, 2007’de verdiği kararda; “Türkiye’deki din kültürü ve ahlakı dersleri, demokratik bir toplumda verilen eğitimde olması gereken, objektiflik ve çoğulculuk, bunun yanı sıra öğrencilerin dine karşı sorgulayıcı bir bakış geliştirmeleri ölçütlerini karşılamamaktadır” demişti. Muafiyet çözüm değil ayrı bir sorunAnne B. (37) kızını din dersinden muaf tutmak için yargı yolunu seçmemiş. Haksız da sayılmaz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı Fevzi Gümüş sadece kendi derneklerinde, elliye yakın sonuçlanmış ya da sürmekte olan muafiyet davası olduğunu söylüyor. Bu davaların çok uzun sürdüğünü anlatan Gümüş, dava süresi boyunca çocuğun din dersi almaya devam ettiğini de hatırlatıyor. Fevzi Gümüş’ün dikkat çekmek istediği bir başka nokta da, çocuğun dersten muaf olmasının bir kazanım olmadığı. Gümüş, “Dava kazanılsa bile, çocuğun muaf olduğu, öğrenciler, öğretmenler ve yönetim tarafından biliniyor. Bu durumu herkes kendi kimliğine, kendi algısına göre değerlendiriyor” diyor. Muaf olan öğrencilerin, okulda dışlanma, lakap takma gibi sorunlarla karşılaştığını belirten Gümüş, bu yüzden ayrı bir psikolojik baskı altına girdiklerini belirtiyor. Baskıdan kaçmak için kimlik gizleniyorAnne B. de, hem uzun bir davanın, hem de muafiyetin, kızının arkadaşlarından farklıymış gibi hissetmesine neden olacağını düşünmüş. Ayrıca, kızının Alevi kimliği ön plana çıktığında, eğitim kadrosunun tepkisinin de değişmesinden korkmuş .”Bu konuda keskin düşünceleri olan Sünni öğretmenleri olabilir, notlarını da riske atmak istemedim” diyerek anlatıyor bu süreci. Kızının bir ders saati boyunca dışarda tek başına beklemesinin de onu üzeceğini düşünerek bu […]