Feldkamp: “İşime müdahale edildi” Polat: “Feldkamp izin verdi”

Gökhan Tan). Bu röportaj metninin başlığında da yer aldığı gibi “İşime karışıldı, ben de bıraktım” diyor teknik adam. İstifanın ardından, gerek Feldkamp ve gerek Galatasaray yönetimi “fikir ayrılığı” dışında bir gerekçe beyan etmemişti. İşte 5 Nisan’dan sonra gelen bugünkü ilk “açıklamalar” da, gerçekte o zaman söylenenden başka bir şey söylemiyor. Teknik direktör “İşime karışıldı, rahatsız oldum”, yönetim de “Evet, karıştık” diyor. Bundan ala fikir ayrılığı mı olur? Gelgelelim, futbol kariyeri ve Galatasaray’da bulunduğu süre içinde “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışını, basın mensuplarının canını sıkacak kadar ilkeli biçimde sürdüren Feldkamp, Zamangazetesindeki röportajda da, istifa sürecine dair ayrıntıya girmiyor. Bu sürece ait, Adnan Polat ağzından bildiğimiz tek şey Feldkamp’ın, yöneticilerin futbolcularla görüşmesinden alındığı! Burada bir gariplik yok mu? Bir insan, kendi isteği ve bilgisi dahilinde gerçekleşen bir eyleme neden tepki gösteriyor? Adnan Polat’ın tespitiyle, neden alınganlık ediyor? İte kaka giydirilen teknik direktörlük gömleğini neden bir günde çıkarıp ülkesine geri dönüyor? Feldkamp cephesinde bu soruların cevabı var olmalı. Ben olduğuna inanıyorum. Alınmasını gerektirecek gerçek nedenler olmalı. Ama eğer yoksa, durum feci demektir. O vakit, Feldkamp’ın dengesiz bir insan olduğu sonucuna varırız. İzin verdiği bir toplantıyı yaptılar diye yöneticilere alınmak, başka türlü açıklanamaz çünkü. Kendi söylediğine karşı çıkmak, tam anlamıyla dengesizlik olur. Feldkamp’ın, Sivasspor karşılaşması öncesinde şampiyonluğun en güçlü adayı Galatasaray’ı yıpratmamak için konuşmadığını da varsayabiliriz ve bu saygı duyulacak bir şeydir. Ancak susması ve olası, gerçek nedenleri açıklamaması Galatasaray Kulübü yöneticilerinin sözlerini gerçek kılıyor. Feldkamp dengesizse, Adnan Polat dürüst bir yönetici.

Kuzguncuk’ta dünya limanı

Haber: Senih Onur, daha altı yaşındayken Kuzguncuk’taki yalılarından gemileri izlermiş ve evlerinin duvarlarına resimlerini çizmeye çalışırmış. 1940’lı yıllarda çok az ailenin sahip olduğu fotoğraf makinesi ile gemilerin fotoğraflarını çekmeye başlamış. Onur, küçük yaşlarda kaptan olmak istemiş ama gemi alım satımlarında görev alan babası ve hayli disiplinli, ev hanımı annesi onun okumasını istemiş. Ailesinin sözünü dinlemiş; Fransız okullarında öğrenim görmüş ama yine de gemilerden vazgeçememiş. Zamanla İstanbul Boğazı’ndan geçen gemiler Onur’a yetmemiş. Dünya gemilerine ait birçok fotoğrafı sahaflardan bulamayacağını anlayınca da daha fazla gemi fotoğrafı elde edebilmek için yurt dışındaki birçok limanla irtibata geçmiş. İstanbul’da kendisi gibi gemi meraklısı pek bulamamış ama yurt dışında onun bu merakına karşılık veren çok kişiyle karşılaşmış. Öyle ki Fransa’nın Marsilya şehrinde kendisi gibi gemilere meraklı bir fotoğrafçı bulmuş ve kendisine düzenli olarak gemi fotoğrafı göndermesini sağlamış. Daha da ileri giderek ciddi şirketlerin fotoğrafçılarıyla gizli anlaşmalar yapmış ve özel gemi fotoğraflarının kendisi için çekilmesini istemiş. Birçok ülkeden gemi fotoğrafı akışı sağlayan Onur, zamanla bu konuda dünyanın sayılı koleksiyoncularından biri olmuş.Fakat Senih Onur’un koleksiyonu sadece gemi fotoğraflarıyla sınırlı kalmamış. “Ben güzel olan her şeye aşığım” diyen Onur’un bir de 19. yüzyıldan kalma nü fotoğraf koleksiyonu bulunuyor. Ama gemiler onda çok daha farklı bir heyecan barındırıyor. Gemilerden bahsederken küçük bir çocuk gibi gözlerinin içi gülüyor. Türkiye’de gençlerin gemi fotoğraflarına ilgi göstermemesine ise üzüntü duyuyor. Onur’un Kuzguncuk’taki yalısının her köşesinde gemi fotoğrafı var. Hangi dolabı, sandığı açsa içinden sayısını bilemediği gemi fotoğrafları çıkıyor. 1930’lardan günümüz gemilerine kadar geniş fotoğraf arşivine sahip olan Onur, gemi severlerin ilgi odağı olabilecek bir isim.

Polis terörünün faturası esnafa çıktı

1 Mayıs’ta dükkanını açmaya cesaret edemeyen esnafla birlikte dükkanını açanlar da günü zararla kapattı. Yaşanan olayların insanları korkuttuğunu ve hiç müşteri olmadığını aktaran Osmanbey Tekstilci İşadamları Derneği (OTİAD) Başkanı Gaffar Koca, Şişli bölgesindeki esnafın bir günlük kaybının 22 milyon dolara ulaştığını tahmin ettiklerini açıkladı. Osmanbey ve geniş çevresinde yaklaşık 4 bin esnafın bulunduğunu belirten Koca, bu bölgenin yıllık 5 milyar dolar ciro gerçekleştirdiğini ve 200 bin kişiye iş olanağı sağladığını söyledi. Biz de 1 Mayıs’ta polis ablukasının en yoğun olduğu bölgede, DİSK Genel Merkezi’nin bulunduğu Abide-i Hürriyet Caddesi üzerindeki esnafa, olaylardan nasıl etkilendiklerini sorduk.Engin Çalık

Vatandaşını ağlatan Vali Güler’e istifa çağrısı

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com İstanbul’da 1 Mayıs günü yaşanan ve valinin tarifiyle “orantılı” olan polis şiddeti nedeniyle daha önce de sıklıkla eleştirilen Vali Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı eleştirilerin odağına oturttu. Hükümeti de arkasına alarak, “Taksim geçilmez” diyen vali ve emniyet müdürü yüzünden gaz bombası atan polisler, coplanan ve tazyikli suyla ıslatılan işçiler belleklere kazındı. Polis Şişli Etfal Hastanesi’ne bile gaz bombası atarken, bir gazetecinin kolu kırıldı, turistlerin bile coplandı. Sivil toplum örgütleri 1 Mayıs öncesinde “güvenlik güçleri orantılı güç kullanacak” diye açıklama yapan Güler’i istifaya davet ederken, gün boyu yaşanan olayları görmezden gelerek gazetecilere İstanbul’da herhangi bir olağan üstü durum olmadığı açıklamasıyla çeken Cerrah da İstanbullular için krizi yönetemeyen isim olarak öne çıktı. Başbakan, vali, bakan herkes aynı telden Polis şiddetiyle son bulan bu yılki 1 Mayıs “kutlamaları” öncesinde gerilimi en çok tırmandıran, bayramlarını Taksim’de kutlamak isteyen işçileri ve sendikaları “kanunsuz eylem” yapmakla suçlayıp “orantılı şiddetle” tehdit eden Vali Güler’di. Elbette ki vali kendi başına karar almıyordu, arkasında kendisini Türkiye’nin en büyük metropolüne vali olarak atayan hükümet vardı. Hem de partisi hakkında açılan kapatma davasıyla bunca sıkışmış bir hükümet. Ama buna rağmen ne demişti Başbakan Tayip Erdoğan, “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar”. Koskoca başbakan böyle derse vali de tehdit ederdi tabi. Sermaye sınıfından fırsat buldukça, zaman zaman başbakanın “ayak takımı” diye nitelediği işçi sınıfıyla da muhatap olmak zorunda kalan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de iler tutar yanı olmayan bir açıklamayla “Taksim izin verilecek bir alan değildir” demişti anımsayın. En sonunda Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de sendikaların talebini, “Kimse devlete ve devlet erkini kullanan mercilere meydan okumasın, devlet kendisine meydan okutmaz” diye yanıtlamıştı. Kral, derebeyi ve gladyatörler Görünen o ki Tayyip Erdoğan başbakan olmayı krallık, Muammer Güler vali olmayı derebeylik, Celalettin Cerrah emniyet müdürü olmayı gladyatörlük olarak görüyor. Hal böyle olunca da “şiddet tutkunu intikamcı” polisler […]

Cumhuriyet muhabiri: “Polis, öldürmek için vuruyor”

Ayçin Kırbaş – Duygu Ertürk Her günkü gibi işyerine gidiyordu. Ama gün 1 Mayıs’tı; devlet terörünün zirveye tırmandığı, insanların üzerine gaz bombalarının yağdığı, “ayaktakımı”nın ayaklar altına alındığı o gün. Cumhuriyet gazetesi muhabiri Ali deniz Uslu da bundan payına düşeni ziyadesiyle aldı; iş yerine girerken arkasından yaklaşan polisin cop darbesiyle kolu kırıldı. “Arkamdan geldi. İkaz etmeye çalıştım. Uzun saçlıyım ya, beni oradaki eylemcilerden biri sandı sanırım. Bir an göz göze geldiğimi hatırlıyorum. O kadar gözü dönmüştü ki, güvenlik “O bizden” demesine rağmen dinlemedi. Kılıcını kınından çeker gibi gerildi, tek darbeyle kolumu kırdı” diyor Uslu ve ekliyor “Kapıya tutunmasam camdan içeri girecektim. O zaman ne olurdu merak ediyorum. O da benimle içeri girecekti herhalde.” Güvenlik kılını kıpırdatmadı “İçeri de gaz bombası atmışlardı. Zaten herkes perişandı. Muhabir arkadaşım Esra Açıkgöz, gazeteci olduğunu söylemesine rağmen darp aldı. Onu korumaya çalışan arkadaşlar da darbe yediler” diyen Uslu’ya göre gazetenin güvenliği de kılını bile kıpırdatmamış. Uslu, güvenliğin müdahalesi olsaydı kolunun kırılmayacağı düşüncesinde. Uslu daha önce polis şiddetiyle ilgili pek çok haber yapmış, ama bu kez kendisi şiddete maruz kalmış. “Bu 1 Mayıs’ta restleşme vardı. Toplumda şiddet o kadar meşrulaştı ki polis, öldürmek için vuruyor, üstelik buna hakkı olduğunu düşünerek. Kız yere düşmüş, ne diye suratına vurursun? Taksim’de kız arkadaşıyla yürüyen turiste niye vurursun? Eylemciler polis düşmanı değil ki” diyor. Şiddet olaylarının, münferit polis hareketlerinden ziyade hükümetten talimat alan kitlesel polis hareketleri olduğunu söyleyen Uslu, tüm bu yaşananlarla nereye varılabileceği konusu üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gerektiği görüşünde.

Davutpaşa’da 1 Mayıs

Meltem Ürütmurut@medyakronik.comİlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com “Ne yapacaksınız Davutpaşa’da?” Davutpaşa’ya nasıl gidileceğini sorduğumuz birkaç insan önce şaşırdı sonra yolu tarif etti. Ama özellikle patlamanın olduğu, 23 insanın öldüğü yere gitmek istediğimizi duyan metro görevlisi orada olma amacımıza anlam veremedi. Davutpaşa’da ne işimiz olduğunu biliyorduk biz; 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda ölen işçiler anılacaktı. Ama Davutpaşa’nın rutin haber yapmaya imkân vermeyecek bir ruhu vardı ya da ruhsuzluğu. Davutpaşa’yı anlatırken kokusundan, dokusundan bahsedemeyiz. Kokusu, dokusu yok bu işyeri semtinin. Nefes almıyor. Üç ay önce yiten 23 nefesin buradaki havaya etkisi var kuşkusuz, bir de hala mezarlık gibi duran patlayan bina enkazının… Paydos zili çaldıktan sonra işçilerin tek mola yerleri enkaz alanının önü. “Burası bir mezarlık sayılır, insanların burada kanı döküldü. Ama şimdi belediyenin çöplüğüne döndü.” diyor Yaşar Soyaslan. Anma töreninde karanfiller, işçi Soyaslan’ın dediği gibi çöplüğe dönen patlama alanına bırakıldı. İşçiler sessiz kaldı Davutpaşa’da yaşananlar henüz çok taze olmasına rağmen patlamanın hemen yanı başındaki atölyelerde çalışan işçilerin çoğu, duruma sessiz kaldı. Oysa tören, diğer çalışanların da sesleriyle ortak olabilmeleri için 12.00’de yani öğle tatilinde başlatılmıştı. “Yaşasın 1 Mayıs” pankartlarının yanında patlamada ölenlerin fotoğraflarını da taşıyan grup, onlara katılmayan işçilere eylem çağrısı yaptı. Katılımcılardan biri “bunlar da şansa yaşayanlar işte” dediği işçilerin çoğu iş hanlarının pencerelerinden töreni sadece izledi. TEKSİF işçi temsilcisi Kadriye Akın ise “Bu yaşlı halimle geldim, siz de katılın, bu patlamada siz de ölebilirdiniz” diye seslendi. Patlamada ölen 21 yaşındaki bir kozmetik işçisinin teyzesi Emine Korkmaz yetkililerin sözlerini tutmadığından şikâyetçiydi. Ölen işçinin annesi devlet memuru olduğu için yardım talebi reddedilmiş. Teyze Emine Korkmaz ailelerin olay sonrasında acılarıyla baş başa bırakıldığını dile getirdi: “Bundan sonra onlardan hiçbir şey beklemiyoruz. 21 yaşındaki bir gencin hayatını geri getirebilecekler mi?” Davutpaşa’daki patlamadan sonra bilirkişi raporu hazırlanmıştı. Raporda İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi, Çalışma Bakanlığı ile elektrik kurumu suçlu bulunmuştu. Törende konuşmak için söz alan çorap işçisi Selim Yavuz: […]

Devlet için Taksim takıntısı fetiş mi?

Nur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com Emek örgütlerinin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istemesiyle başlayan gerilim, Hükumet, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nün tutumuyla doruğa çıkınca ortaya hepimizin tanık olduğu şiddet sahneleri çıktı. DİSK başta olmak üzere emek örgütleri için Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlaması yapmak, 37 kişinin öldüğü 1977 1 Mayıs’ından sonra adeta sembol haline geldi. Sendikalar, Taksim’de kutlama yapma isteğini üç sene önce dile getirmişti. 2007 yılında ise bilfiil Taksim’e çıkmak istemiş ancak polis şiddetine maruz kalmışlardı. Emek örgütleri 1 Mayıs kutlamalarını neden Taksim’de yapmak istediklerini her fırsatta dile getiriyor: Hemen her gerekçeyle kutlamalara mekan olan Taksim Meydanı’nın emekçilere de açık olmasını dile getiriyorlar. Özellikle 1977 katliamında ölenlerin anısına buraya gelmek istiyorlar. AKP hükümeti dahil, son 30 yılın tüm iktidarları, darbe dönemindeki sıkıyönetim komutanları, valileri ve emniyet müdürleri için “emekçileri 1 Mayıs’ta Taksim’e sokmamak” hatta mümkünse hiç kutlatmamak neredeyse bir “fetiş” haline geldi. 1 Mayıs Taksim’de neden kutlanılamaz?Neden böylesine fetişist yaklaşılıyor? Bu soruları, 1977 olayları sırasında Taksim’de de bulunan kişilere sorduk. Celalettin Can (78’liler Birliği Vakfı Başkanı): Hükümetin 1 Mayıs’a karşı tutumu takıntıdan öte bir şey. Bu işçiye, emekçiye karşı alınan bir tavırdır. Çok iyi hatırlıyorum ki Polis Bayramı da Taksim’de kutlanmıştı. Hatta Sertab Erener konser bile vermişti. Dolayısıyla hükümet Taksim’e karşı değil, işçiye, emekçiye karşı. “Aman burada kirli işlerini sergilemesinler” gibi bir bakış açısı var. Ve ne yazık ki bunu vahşice sergiliyor. Sadece işçiler değil normal insanlar bile oraya giremiyor. Düşmanlık bu ve bir refleks haline gelmiş. 1920’li yıllarda İngiliz işgali altındayken bile işçiler kutlama yapabiliyordu. Ancak bu hükümet işçi taleplerine karşı çelikten bir duvar ördü. Türban filan derken araya gaz bombaları girdi. İşçiye düşmanlık ve onların taleplerine kapalılık zaten vardı ama bu hükümetle birlikte durum daha da sertleşti. Ertuğrul Kürkçü (Gazeteci):Benim buna iki türlü açıklamam var. Birincisi, 1 Mayıs’ta Taksim’de gösterilerin yasaklanması sağcı kamplaşmanın bir parçası ve oradan dünyaya bakılıyor. Bu […]

AKP medyasına göre suçlu sendikalar

Simge Sunguroğlu1 Mayıs’ta yaşanan polis şiddeti bugünkü gazetelerin de manşet haberiydi. Genel olarak basın polisin sert tutumunu eleştirilirken, AKP taraftarı gazeteler olayların sorumlusu olarak sendikaları gösteriyordu. Zaman, Yeni Şafak, Starve Vakitgazeteleri haberlerinde polisi ve hükümeti koruyan bir tavır sergilerken Zamangazetesi 12. sayfasında kullandığı fotoğraflarda polis şiddetine yer vermekten kaçındı. Stargazetesi ise olayların, illegal örgüt mensuplarınca çıkarıldığını iddia etti. Yeni Şafak ve Bugün,DİSK’i baş sorumlu olarak gösterirken, en “sarsıcı” haber Vakitgazetesindeydi: Gazete, sendikaların Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak istemesinde Ergenekon “çetesi”nin etkisi olduğunu öne sürdü. Akşam: Şanlı Taksim MüdafaasıNe Çanakkale ne Kanije… Devlet ‘Taksim geçilmez’ dedi. Binlerce polisin kuşattığı meydanda değil 500 bin, 5 kişi bile toplanamadı. Gaz bombalı direnişte Taksim ‘ayaktakımı’na haram oldu. Birgün: Öldürmeye çalıştılarDİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ablukaya alınan binadan haykırdı: “Hükümetin gözü dönmüş, bizi burada öldürecekler, can güvenliğimiz yok…” Bugün: 1 Mayıs DehşetiDİSK’in inadının faturası Türkiye’ye çıktı. Polis kanunsuz eylemi biber gazı ve copla püskürttü. Gazdan göz gözü görmez hale geldi. Yüzlerce kişi hastaneye koştu. İstanbul savaş yerine döndü. Cumhuriyet: 1 Mayısta AKP terörüDemokrasi maskesi düşen hükümetin emriyle polis, İstanbul’u savaş alanına çevirdi. Halkın üzerine gaz bombaları yağdı. Orantısız güç kullanan polis yurttaşların suratını tekmeledi. Turistler bile coplandı. Evrensel: Orantılı faşizm1 Mayıs’ta “Orantılı güç kullanacağız” diyen hükümet, İstanbul’da “Bu faşizmdir” dedirtecek şiddet kullandı. 500’ü aşkın kişi gözaltına alındı. Güneş: Polisin GazabıTaksim’e çıkmak için toplanan her grup dağıtıldı. Göstericilere sıkılan gazdan çoluk çocuk, yaşlı genç onbinlerce masum kişi de nasibini aldı. Hürriyet: 1 Mayıs polis devletiTaksim’de 1 Mayıs yine olaylı geçti. Polis, işçilere DİSK binasından dışarı adım attırmadı, basınçlı suyla çıkanı ya içeri ya yola devirdi. Küçük grupların Taksim’e yürüme çabası, cop, gaz bombaları ve attıkları taşlar geri fırlatılarak kırıldı. Şişli Etfal Hastanesi’nde atılan gaz bombasından doktor, hemşire ve hastalar da nasibini aldı, Cumhuriyet Gazetesi muhabirinin kolu copla kırıldı, 530 kişi gözaltına alındı.Milliyet: Neden?Sendikalar ve hükümet arasında günlerdir […]

Polis niye “Oha” dedi Vali Güler?

Ahmet Şık 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşanan polis şiddetine damgasını vuran olay hiç kuşkusuz Şişli Etfal Hastanesi’nde yaşananlardı. İstanbul Valisi Muammer Güler, olaylarla ilgili yaptığı değerlendirme toplantısında, TV kameralarına ve gazetecilerin objektiflerine yansıyan onca şiddet görüntüsüne rağmen olaylardan sendikaları sorumlu tuttu. Şişli Etfal Hastanesi’ne polisin gaz bombası atmasıyla ilgili çıkan haberlerin “yanlış” olduğunu söyledi: “Asla böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Bir yaralı getiren polis aracının içindeki koltuk kenarında bulunan gaz bombasının patlamasıyla, öncelikle kendisi bundan etkilenmiştir ve o girişte bazı kişileri etkilemesi söz konusu olmuştur.” Kendisini uyaran kantin görevlisine küfür ederek gaz bombası atan polise, amiri, “Oha lan, oraya da bomba atılır mı?” demişti ya, ben de bizzat olaya tanık olan bir gazeteci olarak, “Böyle de yalan söylenmez ki” diyorum ve “Oha” demeyi de amirlerine bırakıyorum. Hastaneye bile isteye gaz bombası atıldı Savaş zamanlarında bile hedef olmaması gereken bir hastanede, Şişli Etfal’de yaşananları, Vali Güler belki okur diye tekrar anımsatalım önce. Kendilerine taş atıp kaçan bir grubu kovalayan polis önce hastaneye giden yola ve bahçesine onlarca gaz bombası atmıştı. Göstericiler kaçtıktan sonra polis bahçeye girdiğinde sadece hastalar, yakınları ve hastane personeli kalmıştı. Polisler bağırıp çağırıyor ortalığa küfürler savuruyordu. Gazetecileri “vatanı bölmekle” suçlayıp “dikkatli olun” diye uyarıyorlardı. Acil servisin hemen karşısında bulunan hastane kantininden üzerinde önlüğüyle çıkan bir görevli, “Burası hastane ne yapıyorsunuz? Burada hastalar, çocuklar var gaz atmayın” demişti. Bunun üzerine grubun önündeki polis bir küfür savurup, “Ver lan şu bombayı” diyerek arkadaşından aldığı gaz bombasının pimini çekerek kantinin kapısına doğru atmıştı. Polislerin amiri de, “Oha lan, oraya da bomba atılır mı?” dedikten sonra da polis grubu hastaneden ayrılmıştı. Evet, yaşananlar anı anına böyle olmuştu. Hatta fazlası yok eksiği var, desem yanlış olmaz. Bomba “kazara” patlamış Ama akşam saatlerinde kaynağının ne olduğunu bilmediğimiz bir haber hızla yayılarak Vali Güler ile Emniyet Müdürü Cerrah’ın birlikte düzenlediği basın toplantısının da ana dayanağını […]

Hürriyet ve Cumhuriyet’te Ergenekon haberi!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Ergenekon haberlerine alerjisi artık iyice açığa çıkmış bulunan iki gazetemiz Hürriyet ve Cumhuriyet bu defa bütün gazeteleri “atlatarak” bir Ergenekon haberine ortaklaşa imza attılar. Benzer içerikteki haberlerin Hürriyet versiyonu şöyle: “İşçi Partisi (İP), ‘Ergenekon’ soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında, ‘Cumhuriyet Savcılığı göreviyle bağdaşmayan uygulamaları’ ve ‘görevini ihmal ve suistimal suçunu’ işlediği iddiasıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikâyette bulundu. İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey, Savcı Öz’ün, Ergenekon soruşturmasını Tuncay Güney’in 2001’de İstanbul Emniyet müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi’ne verdiği ifade ve teslim ettiği bazı uydurma belgelere dayandırdığını savundu.”

Erdoğan: “Varlığım Türk varlığına armağan olsun?”

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Aslında “olaylar”ı, Milliyet’ten Fikret Bila’nın, “adının açıklanmasını istemeyen çok önemli bakan”la gerçekleştirdiği söyleşiden başlatacaktım, fakat internette dolaşırken Mehmet Ali Birand’ın bu söyleşiden önceki bir tarihte kaleme aldığı satırları okuyunca vazgeçtim. Cemil Çiçek olduğuna dair neredeyse fikir birliği oluşmuş “adını açıklamak istemeyen bakan”ın “Söylensin, ne yapmamız isteniyor, bilelim ki biz de ona göre davranalım” yollu açıklaması, sanki Birand’ın o yazısından yola çıkılarak yapılmış gibiydi çünkü. Şöyleydi Birand’ın satırları (Posta, 18 Nisan): “AKP, türban adımını atarak Ulusalcıları tahrik etti. Yani ilk eşik aşılmış oldu. Şimdi Ulusalcılar tüm nükleer silahlarını AKP’ye yöneltmiş durumda.AKP türban konusunda geri adım atmadığı veya örneğin, bazı bakanlarını değiştirerek, kamuoyundaki bilinen kuşku ve kaygıları gidermek için bir iyiniyet gösterisinde bulunmadığı, başka bir deyişle, atacağı adımlar konusunda kesin kararlı, geri dönme niyetinde olmadığını gösterirse, Ulusalcılar nükleer füzelerini ateşleyecekler. (…) AKP tutum değiştirmezse, Türkiye’yi imha stratejisi devreye sokulacak ve düğmeye basılacak.” Ne kadar ilginç! Söz konusu bakan da zaten tam bu iki noktada “bir şeyler” yapmaya hazır olduklarını açıklamıştı kamuoyuna… Yani, “Türbanın ilk ve orta öğretim kurumlarında kullanılamayacağına ilişkin güvence verilmesi” ve “bazı bakanların, özellikle de Milli Eğitim Bakanı’nın değiştirilmesinin düşünülebileceği…”Bakana göre, AK Parti’nin kapatılmasının önüne geçebilmek için başka neler yapılabileceğini de konuşmaya hazırdı parti. Hayır, kendisi için bir şey istemiyordu AK Parti, sadece, partinin kapatılması durumunda ülkenin ekonomik krize girmesinden ve “Güneydoğu’nun kaybedilmesinden” korkuyordu. Hükümet içinden doğrudan bilgi alabildiği bilinen gazeteci Fehmi Koru’nun sözleri, bu çıkışın tahmin edilenden çok daha ciddi, üzerinde düşünülmüş bir çıkış olduğunu gösterir nitelikteydi: “Bu açıklamanın bir ‘deneme balonu’ olarak Ak Parti içerisinde üstlenilen bir görev gereği yapılıp yapılmadığını merak ediyorsunuzdur sanıyorum. Doğrusu ben de meraklardayım. Öyle ya, hükümette çok etkili bir koltukta oturan bakan böylesine bir çıkışı partisinin yönetimine haber vermeden yapmış olabilir mi? Bana sanki yapamazmış gibi geliyor. Haberleri olmasaydı Başbakan Tayyip Erdoğan veya onun adına konuşabilecek bir parti yetkilisi, mesela Dengir […]

“Şampiyon olmasını isterim, ama…”

Ligin başında hiç şans verilmeyen, hatta “küme düşmeye aday” görülen Sivassspor, son iki haftaya şampiyonluk iddiasıyla giriyor. Üstelik bu iddianın gerçeğe dönüşmesi o imkansız değil. Çünkü ligin tepesinde ve kendisinin üç puan üzerindeki Galatasaray’ı bu pazar günü, kendi sahasında ağırlıyor. Sivas bu maçı kazanır ve Fenerbahçe de kendi sahasında Gençlerbirliği’ni yenerse, üç takım, son haftaya aynı puanla girecek. Taraflı tarafsız herkes ligin, Anadolu’dan yeni bir şampiyon çıkarmasını arzu ediyor. Galatasaray ve takipçisi Fenerbahçe’nin taraftarları bile bu temenniye katılıyor. Fakat “Sivasspor’un şampiyonluk şansı nedir” sorusunu cevaplamaya gelince –tıpkı spor basınında olduğu gibi- işin rengi değişiyor.“Sokağın Dili” mikrofonunu bu soruyla yöneltti.Ersan Bayram-Asım Can Yılmaz

Biber tadında bayram

İstanbul’da 1 Mayıs’ın görüntüsü sıkıyönetim günlerini aratmadı. Binlerce polis, Mecidiyeköy, Şişli ve Dolapdere’de toplanıp Taksim Meydanı’na çıkmayı isteyen grupları güç kullanarak engelledi. Kentin bu bölgelerinde bulunanlar gün boyunca biber gazı soludu, 500’den fazla kişi gözaltına alındı. İstanbul belki de, bugünün bayram olarak kutlanmamasının gerekçesi olarak gösterilen kaybın daha büyüğünü yaşadı.Mustafa Kuleli-Berivan Yurtsevener

‘Ayak takımı’ ayaklar altında

İstanbul’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, hükümet, içişleri bakanlığı ve İstanbul Valiliği’nin gayretleriyle beklendiği gibi olaylı geçti. İstanbul Valisi Muamer Güler’in iddia ettiğinin aksine polisler “orantılı” değil, neredeyse “intikam” amaçlı “şiddet” kullandı. Biber gazi ve tazyikli suyla grupları dağıtan polisler plastik mermi atan silah kullanmaktan da çekinmedi. Özellikle kullanılan biber gazları nedeniyle çok sayıda kişi fenalık geçirdi. Şişli Etfal Hastanesi’nde de polisler, kendilerine taş atarak kaçan bir grubu kovalarken girdikleri hastane bahçesinde uyarılara rağmen çok sayıda gaz bombası kullandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ile Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) binalarının içine de gaz bombaları atıldı. Bu nasıl “orantı” Üç büyük emek örgütü DİSK, KESK ve TÜRK-İŞ’in 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama talepleri, başbakan ve kimi bakanlar tarafından “devlete baş kaldırmak” diye nitelenince, İstanbul Valisi Muaamer Güler’in dile getirdiği “orantılı şiddet” yerini bilindik görüntülere bıraktı. İstanbul’da ilan edilen “sıkıyönetim” uyarınca Taksim ve çevresindeki birçok cadde ve yol, bir gün öncesinden trafiğe kapatılmıştı. İstanbul polisinin yanı sıra Rize, Erzincan, Diyarbakır ve Şanlıurfa da dahil 12 ayrı ilden takviye polis getirilirken askeri birlikler de Taksim çevresinde güvenlik önlemi aldı. Bariyerlerle çevrilen ve kimsenin girmesine izin verilmeyen Taksim Meydanı’nda adeta kuş uçurtulmadı. Taksim Meydanı’na çıkmayı hiçbir grup başaramazken, Şişli, Kurtuluş, Nişantaşı, Beyoğlu, Cihangir, Osmanbey, İstiklal Caddesi ve Firuzağa’dan meydana gitmek isteyen gruplara tazyikli su ve gaz bombası kullanarak müdahale edildi. Yer yer uzun süreli çatışmalar çıktı. DİSK’lilere üç kez polis saldırısı Polislerin ilk müdahalesi Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi Nakiye Ergül Sokak’ta bulunan DİSK Genel Merkezi’nde yaşandı. Bir gece öncesinden sendika önünde toplanan işçilere polis, sabah 06.30 sıralarında biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Genel merkez binasının içine de su sıkılıp gaz bombaları atılınca fenalaşan 2 kişi ambulansla hastaneye götürüldü. Bazı işçilerin de gözaltına alındığı ilk müdahale sonrasında yüzlerce işçi sendika binası içinde beklemeye devam etti. Yarım saatlik bir bekleyişin ardından yeniden sendika binasının önüne […]

Etfal’deki şiddetin oranı neydi?

Ahmet Şık Yıllar yılı polisin, özellikle de demokratik hak taleplerine” uyguladığı şiddet görüntülerine tanık olan benim için İstanbul Valisi Muammer Güler’in tarifinde bahsedilen “orantılı şiddet”in ne olduğunu kestirmek güç değildi. Zaten gün boyunca Taksim ve çevresindeki görüntüler de bizi haksız çıkarmadı. Ama 1 Mayıs 2008 günü Şişli Etfal Hastanesi’nde yaşananlar bildiğimiz gerçekliğin de üstüne çıktı. Çeşitli haber kanallarında yer alan Vali Güler’in açıklamalarına göre polis, Şişli Etfal Hastanesi’ne doğru kaçan bir grubu dağıtırken “kazara” düşürdüğü gaz bombasının patlaması sonucu hastalar, yakınları ve hastane personeli zor anlar yaşamıştı. Ama ben bizzat olaya tanık olmuş bir gazeteci olarak işin aslının böyle olmadığın söylüyorum… Evet, polise taş atarak Şişli Etfal Hastanesi’ne doğru bir grup kaçtı. Evet, polis grubu kovaladı. Ama sonrasında yaşananlar için “kazara” demek pek mümkün değil. Önce hastaneye giden yol, sonra hastanenin kapısı gaz bombalarından nasibini aldı. Öyle ki kimi zaman göz gözü görmeyecek derecede beyazlığa büründü ortalık. Hastane bahçesinde operasyon Polis kovalayıp, üzerlerine de gaz bombaları atılınca haliyle kaçıyordu göstericiler. Nihayetinde hastanenin bahçesine kadar girip dağıldılar. Hemen ardından gaz maskeli çevik kuvvet polisleri doluştu bahçeye. Polisler bağırıp çağırıyor ortalığa küfürler savuruyordu. Gazetecileri “vatanı bölmekle” suçlayıp “dikkatli olun” diye uyarıyorlardı. Ortalıkta görünenler sadece tedavi olmaya gelmiş hastalar ve yakınları ile hastane personeliydi. Her biri bir köşede gazdan etkilendikleri için öksürüp, kusmaya çalışıyordu. Acil servisin hemen karşısında bulunan hastane kantininden üzerinde önlüğüyle çıkan bir görevli, “Burası hastane ne yapıyorsunuz?” diye sorunca. Küfürlerden o da nasibini aldı. Gözleri yaş içindeki görevli hem kızıyor hem de yalvarıyordu adeta, “Burada hastalar var. Çocuklar var gaz atmayın.”“Ver lan şu bombayı” Bu sırada hemen önümüzdeki polislerden biri okkalı bir küfür savurup yanındaki meslektaşına döndü. “Ver lan şu bombayı”. Hemen yerine geldi istek. El bombası biçimindeki gaz bombasını eline alan polis bir anda pimini çekerek kantinin içine atıp, “Şimdi konuş bakalım” dedikten sonra arkasını dönüp gitti. Şaşırmıştık. Ama […]

Biber gazı öldürücü değil mi?

İlknur Aydoğan- Meltem Ürüt Biber gazı, kimyadaki adıyla “O-Klorobenzalmalononitril”; kısaca “CS” (sies), gözde ve deride yanma hissi yaratıyor. Etkileri arasında göz yaşarması, burun tıkanması, burun ve boğazda şiddetli yanma, şuursuzluk, baş dönmesi ve nefes darlığı, görme bulanıklığı, vücut salgılarının artması, bilinç bulanıklığı, panik, aşırı öfke ve kızgınlık yer alıyor. Aşırı ölçüde maruz kalındığında kusma ve şiddetli öksürüğe neden oluyor. Etkileri çoğunlukla kısa süreli olsa da özellikle deri hastalıkları bulunan kişilerde bu durumun kötüleşmesine yol açabiliyor. Kimi insanlarda ise gazın etkileri hafiflese de aylarca sürebiliyor. Biber gazının etkisinin bu kadar uzun sürmesinin nedeni ise deriden emildikten sonra sinir uçlarında birikip yavaş yavaş salınması olarak gösteriliyor.. Yani uzmanlara göre biber gazı deriden temizlense bile etkileri bir süre daha devam ediyor.Ayrıca gazın düşüğe yol açtığı, damar hastalıklarına sebep olduğu ve hücrede mutasyona neden olduğuna dair bulgular da var.Birinci derecede risk taşıyan gruplar ise şunlar: – Astım, amfizem, pnömoni gibi solunum sistemi hastalıkları olanlar– Çocuk ve yaşlılar gibi vücut savunma sistemi zayıf olanlar– Vücudun savunma mekanizmalarını zayıflatan kronik hastalıkları olan kişiler– Gebeler, deri ve göz hastalıkları olanlar– Kontakt lens takanlar Biber gazı her ne kadar ölümcül bir silah olarak tanımlanmasa da kimyasal savaş maddeleri arasında adı geçen ve “karışıklık bastırıcı” olarak tanımlanan sınıfta yer alan bir kimyasal. 2000’de Amerika Birleşik Devletleri’nde Prof. Dr. Uwe Heinrich’in yaptığı bir çalışmaya göre, kapalı bir yerde bulunan ve gaz maskesi kullanmayan insanlar üzerinde CS’in ölümcül etkileri olabiliyor. Polisin kullandığı göz yaşartıcı gaz bombalarından biri Defence Technology şirketinin ürettiği Spede-Heat CS Long Range. Biber gazına karşı önlemler Uzmanlar biber gazına maruz kalındığında yapılması gerekenleri şöyle sıralıyorlar. – Sakin olun. Yavaş yavaş nefes alın ve bu durumun geçici olduğunu hatırlayın.– Gazın atıldığını görürseniz gözlüğünüzü, maskenizi takın.– Gazlı ortamdan biraz uzaklaşın. Arada bir öksürmeye çalışın, tükürün.– Kontakt lensleriniz varsa kimyasallara maruz kalmamış birinden lensleri çıkartmasını rica edin.– Gözlerinizi ovalamayın. Kaynaklar: Vikipedia, […]

“Hanemize tecavüz edildi”

Sabahın erken saatlerinden itibaren Şişli’deki Genel Merkez binası polis tarafından abluka altına alınan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi ve bazı sivil toplumu örgütü yöneticileri öğle saatlerinde can güvenlikleri bulunmadığı gerekçesiyle Taksim’e yürüyüş kararlarından vazgeçtiler. Polisin sabah saatlerinden başlayarak su ve biber gazıyla sendikacılara uyguladığı fiziksel şiddet ve baskı sonucunda DİSK Genel Merkezi önünde öğle saatlerinde çok sınırlı sayıda bir kalabalık toplanabildi. DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Taksim’e yürüme kararından vazgeçtiklerini açıkladıktan sonra Genel Merkez önünde yaptığı basın açıklamasında AKP hükümetini yalnız kendine demokrat olmakla suçlayarak şunları söyledi: “1 Mayıs’ı kutlayanları engellemek için akla gelen her türlü şiddet uygulanmıştır. Sendikamızın İşçimizin hanesine tecavüz edilmiştir, saldırılmıştır. Bunu kınıyorum. Gaz bombalarıyla, sularla işçi sınıfının birlik dayanışma gününde acımasızca, insanlık dışı her türlü uygulamayı yaptılar. İşte AKP iktidarının kendisine demokrat, yalnız türbana özgürlük isteyen ikiyüzlülüğü ortaya çıkmıştır. “Güventürk Görgülü Gökhan Tan