“Taksim’de kutlama herkesin hakkıdır”

Avrupa Birliği de dahil olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde tatil ilan edilen ve resmi bayram olarak kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı Türkiye’de gerginliklere konu olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da sendikalar İstanbul’da 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama taleplerini İstanbul Valiliği’ne ilettiler. Her yıl olduğu gibi bu yıl da hükümet ve mülki idare yetkilileri güvenlik ve provokasyon ihtimali gibi gerekçelerle bu talebi reddettiler… Ancak geçen yıllardan farklı olarak emek örgütleri bu yıl Taksim konusundaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Biz de vatandaşa mikrofonu uzattık ve 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasıyla ilgili görüşlerini sorduk. Konuştuğumuz vatandaşların çoğunluğu 1 Mayıs’ın taksim’de kutlanmasının doğal bir hak olduğunu düşünüyor. Esnaf ise önceki yıllarda meydana gelen olaylardan özellikle de dükkanlarının içine kadar biber gazı sıkılmasından oldukça kaygılı.Muhabir: Akman Yengin Kameraman: Uğur Orakçı

Sosyoloji Öğrencileri Kongresi Santral’deydi

Mustafa Kuleli Değişik üniversitelerden sosyoloji öğrencilerini 14’üncü kez biraraya getiren Sosyoloji Öğrencileri Kongresi, geçen hafta sonu, santralistanbul’da yapıldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Kulübü, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Öğrencileri Topluluğu ve Mimar Sinan Üniversitesi Sosyolojik Araştırmalar Kulübü’nün ortaklaşa düzenlediği Kongre, 23 üniversiteden bin 345 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Hacettepe, Anadolu ve Akdeniz Üniversiteleri’nden öğrenciler, üç gün boyunca; iktidar, toplumsal hareketler, militarizm, Avrupa Birliği, ulus devlet, Kürt sorunu, kemalizm, milliyetçilik, kadın sorunları, toplumsal cinsiyet, küreselleşme, kamusal alan, kentsel dönüşüm, medya, din, sanat gibi pek çok başlık altında sunumlar yaptı. Şehir dışından gelen 500’e yakın katılımcı, kongrenin yapıldığı santralistanbul yerleşkesine kurulan çadırlarda yattı. Ancak soğuyan hava nedeniyle bazı öğrenciler çadır alanı yerine E2 ve E3 binalarında konaklamak durumunda kaldı. Pek çok oturumda, sunumlar bittikten sonra uzun süre tartışmalara devam edildiği gözlendi. Kürt sorunu, kadın sorunları ve gökkuşağı atölyeleri geniş bir katılımcı grubuyla gün boyu devam etti. Cuma ve Cumartesi geceleri sabaha kadar film gösterimleri yapıldı. Özellikle Cuma akşamı gösterilen Devrimci Gençlik Köprüsü belgeseli, büyük beğeni topladı. Karl Marx, Emile Durkheim, Max Weber, Theodor Adorno adlı salonlardaki tüm oturumlar tamamlandıktan sonra, Pazar günü kapanış oturumu yapıldı ve bu oturumda 15. Kongre için Ege ve Van Yüzüncü Yıl Üniversiteleri yarıştı. Her üniversitenin bir oy hakkıyla katıldığı oylamada Ege Üniversitesi 13, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi 10 oy aldı. Bir sonraki kongre, 2009 yılının Mayıs ayında Ege Üniversitesi’nin İzmir – Bornova’daki yerleşkesinde düzenlenecek.

Taksim’de 1 Mayıs’a izin yok, İstanbul’da sıkıyönetim var

Ahmet ŞıkÜç büyük emek örgütü Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) Taksim’de 1 Mayıs kutlaması yapmalarına hükümetten izin çıkmadı. Dün (28 Nisan) Ankara’da Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’le bir araya gelerek sorunu çözmeye çalışan sendikaların talepleri reddedildi. Faruk Çelik ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay birlikte yaptıkları açıklamada 1 Mayıs’ın emek ve dayanışma bayramı olarak mülki idarelerin gösterdikleri alanlarda kutlanması gerektiğini söyledi. Öte yandan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de bu konuda bir yorum yaparak 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasının “anayasaya karşı gelmek” olduğunu söyledi. Hükümetten gelen bu açıklamaya paralel olarak İstanbul’da bir basın açıklaması yapan sendikalar ise 500 bin kişiyle Taksim’de olacaklarını etti. “Taksim izin verilecek alan değil” Hükümet adına yapılan basın toplantısında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, 1980’den sonra kaldırılan 1 Mayıs’ın Bakanlar Kurulu kararıyla “Emek ve Dayanışma Günü” ilan edildiğini hatırlatarak, 1 Mayıs’ın kamplaşmalar ve ölümlerle değil demokrasi kültürünün zirveye çıktığı bir gün olarak hafızalarda yer etmesini istediklerini söyledi. Bu bakış açısının yeni açılımları da beraberinde getirebileceğini ifade eden Çelik, “Hükümet olarak önceliğimiz, nerede kutlanacağından ziyade, 1 Mayıs ile ilgili olumsuz imajı silmek ve ortadan kaldırmaktır. Tüm sivil toplum kuruluşlarının ve emekçilerinin bu konuda aynı duyarlılığı göstereceğine inanıyoruz. Olası hukuk dışı eylemlere, provokasyonlara ve yönlendirmelere emekçilerin rağbet etmeyeceğine inanıyoruz” dedi. İçişleri Bakanı Atalay da, 1977 yılından bu yana Taksim Meydanı’nın toplantı ve gösteri yürüyüşleri için tahsis edilmediğini belirterek, “Bunun haklı gerekçeleri vardır, bunun anlaşılması lazım. Taksim Meydanı giriş çıkışı çok olan bir meydandır, denetlenmesi zor bir alandır. İstanbul’daki belli bölgelere trafik akışının adeta merkezidir, vatandaşımızın günlük hayatını çok etkiler, çok özel bir bölgedir” dedi. İstanbul’da mitingler için belirlenmiş 4 alan bulunduğunu ve kutlamaların buralarda yapılmasını gerektiğini belirterek, “Taksim, bu manada değerlendirilen, bu manada izin istenebilecek veya izin verilebilecek bir alan değildir. […]

Medyada cinsiyet ayrımına son!

Duygu Ertürk Kadınların Medya İzleme Grubu‘nun (MEDİZ) “Medyada Cinsiyetçiliğe Son” kampanyası kapsamında düzenlenen “Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin…” Konferansı 3-4 Mayıs’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Yerleşkesi’nde gerçekleştiriliyor. Konferansta medya yöneticileri, medya çalışanları, medya izleme grupları, feminist medyadan temsilciler, akademisyenler ve kadın gazeteciler medyada cinsiyetçiliği ve cinsiyetçi medyadan arınma yollarını tartışacaklar. Amacı, kadınların cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı; cinsel nesne, anne, namus simgesi ve kurban olarak yansıtılmadığı, yalnızca magazin ve üçüncü sayfa ürünü olarak kullanılıp siyaset ve uluslararası ilişkiler gibi konulardan dışlanmadığı; beceri ve uzmanlık alanlarıyla temsil edildiği, dengeli bir medya ortamı ve cinsiyetçi olmayan bir medya etiği oluşturmaya katkıda bulunmak. Bu amaç doğrultusunda, kampanya boyunca afişler, gazete, dergi ve internet ilanları, televizyon ve radyo spotları ile kamuoyunda da duyarlılık oluşturacak etkinlikler düzenlenecek. MEDİZ tarafından düzenlenen kampanya, Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları Girişimi kapsamında Avrupa Komisyonu’nun desteğiyle, Filmmor Kadın Kooperatifi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Konferans programı 3 Mayıs Cumartesi11:00-13:30 Forum I Medyada Temsil ve Cinsiyetçilik Kadın ve erkeklerin temsil biçimleri, cinsiyetçi kalıp yargılar ve iş bölümü, muhafazakarlık, küreselleşme, militarizm, milliyetçilik, homofobiAsa Eldén (Uppsala University- İsveç)Hale Bolak (İstanbul Bilgi Üniversitesi)Hülya Gülbahar (KA-DER)Jennifer Pozner (Women in Media and News, ABD)Kürşad Kahramanoğlu (Birgün Gazetesi)Mine Gencel Bek (Ankara Üniversitesi, KASAUM)Neşe Yaşın (Yazar) Kolaylaştırıcı: Ferai Tınç (Hürriyet Gazetesi) 13:30-14:30 Ara 14:30-17:30 Forum II Medya “Sektör”ünde İşbölümü ve Cinsiyetçilik Yatay ve dikey ayrımcılık, cam tavanlar, karar organlarında kadınların/kadın kotasının yokluğu, cinsel taciz Ayşe Böhürler (Yeni Şafak Gazetesi)Ayşenur Arslan (Kanal D)Fernanda Zanuzzi (Meditereranean Network of Information and Communication of Gender, İspanya)İsmet Berkan (Radikal Gazetesi)Nuran Bayer (TRT)Şirin Payzın (CNN Türk)Temuçin Tüzecan (Hürriyet Gazetesi) Kolaylaştırıcı: Yasemin Arpa (NTVMSNBC)18:00-19:00 Kokteyl 4 Mayıs Pazar 10:30-12:00 Forum III Medyada Cinsiyetçiliğin Teşhis ve Teşhiri: MEDİZ Araştırması Televizyon, yazılı basın, radyo ve internette cinsiyetçi temsiller üzerine yapılan araştırma sonuçlarının paylaşılmasıBarış Kara (Galatasaray Üniversitesi)Ceren Sözeri (Galatasaray Üniversitesi)Ece Vitrinel (Galatasaray Üniversitesi)Hülya Uğur Tanrıöver (Galatasaray Üniversitesi)Melda Sunar (Galatasaray […]

301’inci maddeye sadece makyaj yapıldı

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde değişiklik öngören kanun teklifi TBMM’de sert tartışmaların ardından kabul edildi. Özellikle muhalefet partileri Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) tarafından sert eleştiriler yöneltilen ve 65 ret oyuna karşın, 250 oyla kabul edilen kanun teklifinde, “Türklüğü” ibaresi “Türk Milleti”, “Cumhuriyeti” ibaresi de “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirildi. Bu suçtan dolayı soruşturma yapılmasını Adalet Bakanı’nın iznine bağlı kılan yenilenen 301. maddeye göre, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişilere de aynı ceza uygulanacak. Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları da suç oluşturmayacak. Adalet Bakanı’nın izni gerekiyor Avrupa Birliği üyeliğinin önünde de kimi zaman engel çıkaran tartışmaların odağındaki 301. maddede değişiklik öngören kanun teklifi dün (29 Nisan) Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldü. Saat 20:30’da başlayan ve geç saatlere kadar süren görüşmelerde teklifin 1’nci maddesi üzerinde muhalefet 7 önerge verirken, bunlardan 5’i reddedildi, 2’si ise önerge sahiplerince geri çekildi. Yürürlük maddesi olan 2’nci madde üzerinde 2 önerge, 3’ncü madde üzerinde de 1 önerge verildi. Önergeler AKP’lilerin oyları ile reddedildi. TBMM Adalet Komisyonu’nda 13 saat süren tartışmalı oturumun ardından teklifin tümünün oylaması, MHP’li milletvekillerinin talebi ile açık oylamayla yapıldı. Oylama sonunda TCK’nin 301. maddesine ilişkin teklif 65 ret oyuna karşılık 250 oyla kabul edildi. Kovuşturmanın Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını öngören düzenleme değiştirilerek soruşturma için Adalet Bakanı’nın izin vermesi gerekliliği düzenlemeye kondu. Muhalefetten eleştiri Görüşmeler sırasında CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay, değişikliğin anayasaya aykırı olduğunu savundu. MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal da 301. maddenin bölücüler ile Türkiye’yi masaya oturtmak isteyenlerin önünde bir engel olduğunu öne sürdü. Bu eleştirileri yanıtlayan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise “Cumhuriyeti, Türklüğü koruyan, […]

1 Mayıs geldi çattı, muamması bitmedi

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Taksim’de 1 Mayıs kutlayacaklarını açıklayan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Süleyman Çelebi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Başkanı İsmail Hakkı Tombul ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Başkanı Mustafa Kumlu, Ankara’da Başbakan Recep Tayip Erdoğan’la Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in de katıldığı toplantıda bir araya geldi. Daha sonra bir açıklama yapan Bakan Çelik, toplantıda miting talebinin gündeme gelmediğini, sendika temsilcilerinin Taksim’de kitlesel bir anma yapmak istediklerini söyledi. Çelik talebi değerlendirip açıklamayı yapacaklarını söyledi. Taksim konusunda Erdoğan da istekli değil İstanbul Valisi Muammer Güler’in 1 Mayıs’ta Taksim’i yasak alan ilan edip, kutlama yapmak isteyenlere “orantılı şiddet” kullanacağını açıklaması ve sendikaların da geri adım atmaması üzerine gerginlik tırmanmıştı. Vali Güler, dünkü basın açıklamasında Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarının “kanunsuz” olduğunu savunmuş, çağrı yapan sendika liderleriyle ilgili suç duyurusunda bulunulduğu bilgisini vermişti. Güler, polisin Taksim’e gelenleri “orantılı kuvvet”le zor kullanarak dağıtacağını da söylemişti. Bu gelişmeler üzerine sendika temsilcileri de bugün (29 Nisan), konuyla ilgili olarak Başbakan Erdoğan’la TBMM’deki makamında görüştü. Basına kapalı olarak gerçekleşen toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de katıldı. Erdoğan yaklaşık yarım saat sendikacılardan 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanması konusundaki taleplerini dinleyerek ayrılmasından sonra toplantı Bakan Çelik’le bir süre daha sürdü. Görüşme sonrasında açıklama yapan Erdoğan “Taksim’de anıta çelenk konulabilir. Ancak miting alanları bellidir. İşçiler yasal haklarını kullanmalı provokasyonlara izin vermemelidir” dedi. Kesin karar açıklanmadı Toplantının ardından Bakan Çelik de, sendika temsilcilerinin, “miting yerine anma” taleplerini değerlendireceklerini açıkladı. Çelik sendika temsilcilerinin görüşlerini başbakana ilettiğini belirterek, “Başbakanımız da genel asayiş ve güvenle ilgili değerlendirmelerini sundu. Biz kısa bir değerlendirme yapacağız. Sendikaların talebiyle bizim ülkede huzur, barış ve bugünün bir dayanışma günü olması konusundaki noktada bir uzlaşmanın hangi noktada olacağı konusundaki nihai açıklamayı yapacağız” dedi. Toplantıda miting talebinin gündeme gelmediğini, sendika temsilcilerinin Taksim’de kitlesel bir anma yapmak istediklerini söyleyen Çelik, “Güven çok önemli. İstanbul’un Taksim’in konumu […]

Boşanma “ilginç” olunca özel hayat kriteri geçersizleşir mi?

Alper GörmüşGazetelerimizin, “Ünlülerin özel hayatı olmaz, çünkü onlar artık kamuya mal olmuşlardır” uydurmasının keyfini en fazla çıkardığı alanlardan biri de ünlülerin boşanması alanı… Fakat bir boşanmanın haber olması için ille de bu uydurulmuş meşruiyet sınırının içinde olması gerekmiyor. Yani, boşanan tarafların ünlü olmasına dahi gerek yok; boşanma “ilginç” olsun yeter. Sabah muhabirleri, biri ünlü, biri ünsüz ama ikisi de “ilginç” iki boşanma haberi getirmişler yazı işlerine… Sonuç, 28 Nisan tarihli Sabah gazetesinin yan manşetine şu surette yansımış: “İki ilginç boşanma öyküsü / 1. Aldatma için ağır tazminat… / 2. Psikologa gizli bilgi davası…” Birinci haberden, İzmir’de özel bir hastanenin ortağı olan bir doktorun karısının, kocasının kendisini bir hemşireyle aldattığı iddiasıyla hakkında boşanma davası açtığını öğreniyoruz. Doktorun eşi, tam 1.5 milyon YTL tazminat ve 5 bin YTL aylık nafaka istiyormuş. Haberin devamında başka şeyler de öğreniyoruz: Kadının doktoru hemşireyle yatağında bastığını ve bu eylemi nedeniyle darp edildiğini, falan… İkinci haber de ünlü bir profesöre ilişkin… Profesör, iki kızının psikologunu, kızlarından elde ettiği gizli bilgileri boşandığı eşine vermekle suçlamış. Profesör, eski eşinin bu bilgileri, açtığı “velayetin kaldırılması davası”nda kullanmasını gerekçe göstererek psikolog hakkında dava açmış. Zygmunt Bauman, Metis Yayınları’ndan çıkan “Siyaset Arayışı” adlı kitabında, özel hayatların kamusallaştırılması sürecine ilişkin olarak şu ilginç saptamayı yapıyor: “Merak uyandırmış ya da uyandırabilecek ne varsa onu kamusal hale getirmek, artık, ‘kamu çıkarına olma’ fikrinin merkezi olup çıktı. Kamusal hale getirilmiş her şeyin merak uyandıracak ölçüde cazip bir biçimde teşhir edilmesini sağlamak da ‘kamu çıkarlarına iyi hizmet etme’nin ana ölçütü oldu.”Tam bizimkilerin yaptığı gibi yani… Bizimkiler, Bauman kadar “afili” cümleler kuramasa da onların da benzer cümleleri var. Birini yukarıda aktardım: “Ünlülerin özel hayatı olmaz…” Öbürü de şu: “Biz, halkın haber alma hakkının gereğini yerine getiriyoruz…” Türkiye Cumhuriyeti’nde mahkemelerin kamuya açık olmasının bu ölçüde istismar edildiği başka bir alan var mıdır acaba? Bu serbestiyetin verdiği hakla uzat kafanı […]

CHP Kurultayı’nın gösterdiği: Muhalifliğine aşkla bağlı bir parti…

Alper Görmüş 21 Nisan’da kaleme aldığım “CHP Kurultayı” yazısında, Baykal’ın muhalifliğine aşkla bağlı bir genel başkan olduğuna dair inancımı, onunla ilgili daha önce yazdığım bir portreden de faydalanarak şöyle dile getirmiştim: “İktidar istemeyen bir iktidar hırslısı… Çok mu tuhaf geldi? O zaman şöyle diyelim: Yük gerektiren iktidar pozisyonlarını sevmiyor, yük altındakilere laf oturtabilecek alt-iktidar pozisyonlarını seviyor. Bugün de bu tespitimin tümüyle arkasındayım. Bu gidişle Baykal’ın ‘iktidar arzusu’ hiçbir zaman kelimenin hakiki manasıyla ‘iktidar arzusu’ haline gelemeyecek gibi geliyor bana…” Bu yazıyı kaleme aldığımda, kurultaya altı gün vardı, bugün de üzerinden iki gün geçmiş bulunuyor. Bu kurultay bence en çok, Deniz Baykal’ın ruh halinin bütün partiye sirayet ettiğini göstermesi bakımından önemliydi ve en çok bu açıdan irdelenmesi gerekiyordu. Yeni Şafak yazarı Kürşat Bumin’in dünkü (28 Mart) yazısı, bu açıdan benzer düşüncelere sahip olduğumuzu gösteriyor. Bumin, “CHP niçin iktidar olmaktan söz etmiyor?” başlıklı yazısında, öncelikle şu tespiti yapıyor: “Bir kongre daha geride kaldı. Dikkat ettiyseniz ,’yaşam boyu genel başkan’ saatler süren kongre konuşmasında hemen her şeye (‘Milli Görüş’e bile, hem de az biraz nostalji ile!) temas etmesine rağmen, ‘iktidara gelmemiz yakındır’ türünden küçük-büyük hemen her siyasi parti kongresinde karşılaşılan bir ‘umut’tan hiç söz etmedi. O hâlâ, CHP’nin yüzde 4.7 oy aldığı yıllardan bugünlere nasıl geldiğini hatırlatıyor.” Bumin’le devam edeceğiz, fakat önce işaret ettiğim ruh haline ilişkin iki küçük anekdot aktarayım size… Birincisini, 2002 seçimlerinde Baykal’ın üç “sahne prensi”nden biri olan Yaşar Nuri Öztürk (öbürleri Zülfü Livaneli ve Bayram Meral) anlatmıştı: 2002 seçimlerinden hemen sonra… Seçim her zamanki gibi hüsranla sonuçlanmış… Öztürk, Baykal’a giderek mealen şöyle diyor: “Sayın genel başkan, yarından itibaren öyle bir hazırlığa başlayalım ki, Türk halkı, bunların morali hiç bozulmamış, iktidarı istiyorlar ve hak ediyorlar, desin.” Baykal’ın cevabı (gene mealen): “Yaşar Bey, sakin olun, biraz oturup dinlenelim ve AKP’nin karşılaşacağı zorlukların altında ezilmesini izlemenin keyfini sürelim.” (Deniz Baykal bu iddiayı […]

Bilgi’nin gözüpek snowboard şampiyonu

Devran Bekin 1985 doğumlu, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi ve en büyük tutkusu olan snow board’da Türkiye ikinciliğine yükselmiş başarılı bir sporcu. Ama Devran’ı diğer snow board’culardan ayıran önemli bir özelliği daha.var o da Extreme carving stilinde kayması… Bilgi Üniversitesi takımında yer alan Devran gelecek yıl Çin’deki uluslararası şampiyonalara hazırlanıyor bu konuda okulundan destek bekliyor. Snow board’un hayatta en sevdiği şey olduğunu belirten Devran Bekdik, okul bittikten sonra da bu işe Amerika’da profesyonel olarak devam edeceğini söylüyor. “Board bana kendimi çok iyi hissettiriyor, müthiş bir heyecan veriyor. Dağdan döndüğüm zamanlarda yürüyüşüm bile değişiyor” diyen Devran kaydığı stil olan ‘extreme carving’i şöyle anlatıyor; “Ben yarışçıyım, hoplamayı zıplamayı sevmem. Benim kaydığım stil çok zor, bacakları da çok çalıştıran bir stil. Normal bir free style board’un açıları beşe beş, ona on veya ona on beş’tir. Extreme carving yaparken açılar kırk beşe elli şeklinde olmalıdır ve mutlaka hard board kullanılmalıdır, yani kayak ayakkabısı olanlardan. Dizler kırık pozisyonda olmalıdır. Bu stilde Board’un altı hiç kullanılmıyor. Sadece kenarlarındaki çelikler kullanılarak yere paralel şekilde yatarak kayılıyor. O yüzden carving boardları diğerlerinden farklıdır çünkü çok sağlam olmaları gerekir. İki çeşit dönüş var. Biri front side, diğeri back side. Back side’ta sırtınızın üzerinde dönüyorsunuz, o yüzden bir hayli zor. Ben bile çok iyi beceremiyorum.” Çok çalışmak ve tehlikeleri göze almak Extreme carving stilinde kaymayı becerebilmek çok uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor. Devran’a göre en az üç ay boyunca dağa kapanıp sabah dokuz akşam altı bu işle uğraşmak gerekiyor. Burada iki tane önemli unsur var. Birincisi izleme becerisi, ikincisi ise azim. “Bu iş kilometre işidir. Çok kaymak lazım ama yüzlerce kere düşüp kalkmaya da hazırlıklı olmak gerekiyor” diyor Devran ve şöyle devam ediyor; “iyi tekniği olan insanları izlemek gerekiyor. Kimsenin anlatmasıyla, kaymayı öğrenemezsin. Ben izleyerek öğrendim. Bunların hepsinin yanında hocanın da iyi olması lazım. Ne kadar iyi tekniğe sahip bir […]

Sigara yasağı yaklaşıyor…

Kapalı ortamlarda sigara içilmesini tamamen yasaklayan yasa çıktı ama henüz yürürlüğe girmedi. İstanbul Bilgi Üniversitesi yasa yürürlüğe girmese de Şubat ayından beri yasakları tam olarak uyguluyor. Bilgi öğrencilerinin kimi bu yasaktan memnun kimi ise sigara içenler için ayrı bölmeler oluşturulmamasından şikayetçi. Bilgi üniversitesi öğrencileri ve yönetimine sigara yasağıyla ilgili düşüncelerini ve bu konuda yapılacakları sorduk….Beril Tekin Hande Çıkıkçı

Danıştay saldırısında Ergenekon bulgusu “yokmuş”

Türker Karapınar/Milliyet Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in yaşamını yitirmesine, 4 Danıştay mensubunun yaralanmasına neden olan saldırıları gerçekleştiren Avukat Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 9 sanığın yargılandığı davaya ilişkin gerekçeli kararını açıkladı. Milliyet Gazetesi’nin bugünkü (30 Nisan) haberine göre gerekçeli kararda, Ergenekon soruşturması ile Danıştay saldırısı arasında hukuki bir bağ olmadığı belirtildi ve bu nedenle soruşturmanın genişletilmesine ihtiyaç duyulmadığı kaydedildi. Kararda, sanıkların amacının, türbanı kendi bildikleri ve istedikleri şekilde yorumlamayan ve karara bağlamayan kurum ve kişilere yönelik şiddet yöntemlerine başvurarak cezalandırma amacı taşıdığı ifade edildi.Halkta korku ve paniğe yol açan eylemler 55 sayfalık gerekçeli kararda, sanıkların eylemden önce plan yapıp bir araya geldikleri, eylemlerin türbanla ilgili olduğu, Arslan’ın “adam bulmasını” istediği sanık Osman Yıldırım’ın sanık Erhan Timuroğlu vasıtasıyla sanıklar İsmail Sağır ve Tekin İrşi’yi bulduğu, eylemler için gerekli silah ve bombanın da sanıklar Süleyman Esen ve Aykut Metin Şükre’den sağlandığı anlatıldı. Sanıklar arasında dayanışma ve suç işleme hususundaki birliktelik ve devamlılığın yanı sıra hiyerarşik bir yapılanmanın da olduğu belirtilen kararda, sanıkların, türban örtüsü ile ilgili gerek Cumhuriyet gazetesi gerekse Danıştay’a yaptığı saldırıların çok ses getirdiği, bu saldırıların toplumda büyük infial uyandırdığı, halk üzerinde büyük korku ve paniğe yol açtığı anlatıldı.Saldırı gerekçesi türban denildi Kararda, sanıklar tarafından gerçekleştirilen saldırıların amacının da, “türban örtüsünü kendi bildikleri ve istedikleri şekilde yorumlamayan ve karara bağlamayan kurum ve kişilere yönelik cebir ve şiddet yöntemlerine başvurarak, cezalandırmak” olduğu vurgulandı.Kararda, bu amaç doğrultusunda yapılan Danıştay eyleminin, mevcut anayasal sisteme yönelik bir tehlike yaratarak, Anayasa’nın öngördüğü düzeni cebir ve şiddet kullanarak kaldırmaya ve yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs niteliğinde bulunduğu tespiti yapıldı.. Hukuki bağ yokmuş Kararda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmayla ortaya atılan iddiaların aksine, Danıştay saldırısı ile Ergenekon soruşturması arasında hukuki bir bağ tespit edilemediği de ifade edildi. Kararda, “Yapılan incelemeler sonucu sanıklar ve […]

Can almak kolay, ifade almak zor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın bugün (28 Nisan) yapılan 5. duruşmasında yine pek fazla bir ilerleme sağlanamadı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan da Erhan Tuncel’le ilgili daha geniş bilgi istenmişti; ama bu talebe hiçbir cevap gelmedi. Dink ailesinin avukatları, davanın Trabzon’daki davalarla birleştirilmesi talep etmişti. Davaların birleştirilip birleştirilmeyeceği söz konusu mercilerden gelecek cevaplara bağlı. Çetin’e göre bu bilgiler başka bir şeye daha yarayacaktı: “Trabzon Emniyeti ve savcılığından sağlanacak dinleme ve izleme kayıtları ve delil niteliğindeki diğer belgeler devlet içinde sorumluluğu olan kişilerin tespitini sağlayacaktı.” Emniyette imha edilen kayıtlar Mahkeme heyeti ise daha önceki celselerde Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden Erhan Tuncel’in cinayetten önce yaptığı telefon görüşmeleriyle ilgili belgelerin imha edildiğine dair imha tutanağını ve İstanbul Emniyeti’nden “Yasin Hayal’in cezaevinden çıktıktan sonra takip edilip edilmediği”ne ilişkin soruya cevap istemişti. Heyet, beklenen belgelerin geldiğini tutanaklara geçirtti. Böylece, Tuncel’in sözkonusu konuşma kayıtlarının imha edildiği ve Hayal’in takip edilmediği de kesinleşip kayıtlara geçti. 7 Temmuz’a ertelenen davada mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Müdahil avukatlar, duruşmanın görüntü ve ses kayıtlarının bir örneğinin kendilerine verilmesini talep etti, ama mahkeme reddetti. Buna mukabil, İstanbul ve Trabzon’da bulunan, cinayete açıklık getirebilecek 10’un üzerinde tanığın dinlenmesi talebini kabul etti. Avukatlar, 2004’te McDonalds bombalamasından sonra tutuklanan Hayal’i cezaevinde kimlerin ziyaret ettiğinin tespitini ve bu amaçla cezaevine ait bilgisayara erişim için bilgisayar şifresinin ilgili kurumdan sorulmasını istedi. Mahkeme bunu da kabul etti. Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın duruşması öncesinde, yargılamanın yapıldığı Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi çevresinde geniş çaplı güvenlik önlemleri alındı. Adliyeye girişlerde kimlik kontrolü ile üst ve çanta araması yapıldı. Dava artık basına açıkİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Tekirdağ, Kocaeli ve Edirne F tipi cezaevlerinde tutuklu olan sanıklar getirilirken, cinayetin tetikçisi O.S.’nin 18 yaşından küçük olması nedeniyle basına kapalı olarak gerçekleştirilen duruşmada, önceki celselerde olduğu gibi sesli ve görüntülü kayıt yapıldı. 7 […]

“İkon fotoğraf”ı da görmediler!

Alper Görmüş Medyakronik’te 26 Mart 2008 tarihinde yayımlanan “Ergenekon’da iyi gazetecilik, fikri takip, kilit unsur…” başlıklı yazımdan bir bölümle başlayalım; böylece konuya ilişkin hatırlamamız gereken noktaları kısaca gözden geçirmiş olacağız. “Cumhuriyet gazetesi, 2006’nın Nisan ayının ilk yarısında üç kez bombalandı. Gazete, saldırıyı, ‘laikliğe karşı bomba’ olarak yorumladı. Gazetenin okurları da ‘laikliğe karşı’ gerçekleştirilen bu saldırıya karşı kınama gösterileri yaptılar. “17 Mayıs’ta Danıştay silahlı saldırıya uğradı, bir yargıç öldürüldü. Saldırgan yakalandı. Adı Alparslan Arslan’dı ve bir avukattı. Bu olay çok daha büyük laiklik yürüyüşlerine yol açtı. O kadar ki, öldürülen yargıcın Ankara’daki cenaze törenine Başbakan ‘provokasyon’ endişesiyle katılamadı. “Kısa bir süre sonra Danıştay saldırganının Cumhuriyet’e bomba atan kişilerden biri olduğu ortaya çıktı. Bir süre sonra da bu kişinin şu anda Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklu bulunan kişilerle tanıştığı, birlikte fotoğraf çektirdiği ve biriyle de iş ortağı olduğu iddiaları ortaya atıldı.“Fakat asıl bağlantı, önceki yaz Ümraniye’de bir evde bulunan 27 adet el bombası vesilesiyle kuruldu. Çünkü 30’luk ‘kafile’den yerinde bulunmayan üçünün, Cumhuriyet’e atılan bombalar olduğu anlaşılmıştı. Ve evin sahibi (dolayısıyla bombaların da sahibi), Ergenekon tutuklusu bir emekli binbaşıydı.” Devamını biliyorsunuz, bu gelişmeler, başta “bahçesine bomba atılan” Cumhuriyet ve “büyük gazete” Hürriyet olmak üzere “Ergenekon’a soğuk” hatta “Ergenekon’u ti’ye almayı seven” bir kısım gazete tarafından görmezlikten gelinde. Hatırlayın, eski Cumhuriyetçi Umut Talu, eski gazetesinin tavrıyla ilgili olarak “Bu, nasıl iş?” diye sormuştu şaşkınlık içinde…“İkon fotoğraf” gerçekmiş! Aradan zaman geçti, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, Alparslan Arslan’ı Veli Küçük’le birlikte gösteren fotoğrafın gerçek olup olmadığı için gerekli teknik araştırmayı yaptırdı ve sonuç “gerçek” şeklinde tezahür etti. Peki “Ergenekon’a soğuk ve soruşturmayı ti’ye almayı seven” gazeteler ve gazeteciler ne yaptı? Hiçbir şey! Sadece bir gazeteci, Hürriyet’ten Enis Berberoğlu köşesinde buna dikkat çekti ve artık Ergenekon çetesiyle Danıştay saldırısı arasında bağlantının kurulduğunu yazdı: “Kimi dosyalar tabiatı gereği karmaşıktır. Ama bazen ikon bir fotoğraf, ilişki ağını ortaya serer… Aynı […]

Manipülasyonun âlâsı başlık üzerinden yapılır!

Alper Görmüş 25 Nisan’da kaleme aldığım “Okurları bu işe karıştırmayın!” başlıklı yazıda, Hürriyet’in son “çağdaşlık hamlesi” Hürriyet Okur Meclisi’nin de, öncekiler gibi bir makyaj ve göz boyama girişimi olmaktan öteye geçemeyeceğine inandığımı yazmıştım. (Öncekilerden ne kast ettiğim önceki yazıda var, merak ederseniz o yazıya göz atabilirsiniz.)“Okurları bu işe karıştırmayın” başlıklı yazımda, girişimi neden samimi bulmadığımı anlatırken iki de örnek vermiş, şöyle demiştim: “Burnuma kötü kokular geliyor: Bu defa amaç, Majesteleri’nin Meclisi’ne, ‘Gezdik gördük, çalıştayımızı da yaptık, şahane bir gazetemiz var’ mı dedirtmek acaba? Bir hatırlatmayla bitireyim: Gazete son çağdaşlık hamlesini okurlarına duyurma hazırlıkları yapıyorken, gazeteciliğin çağdaş ölçülerle yapıldığı ülkelerden iki siyasetçi, Hürriyet’in kendileriyle ilgili haberlerini ‘çıldırarak’ okumuşlardı. Yalnız bu bile girişilen işle iyi gazetecilik hedefi arasında bir bağ bulunmadığını göstermeye yeter.” Yazı, şu notla bitiyordu: “Aslında bu yazı, sözünü ettiğim iki haberin açılımıyla devam edecekti, fakat haddinden fazla uzayacağını hissettiğim için burada kesiyorum. Önümüzdeki günlerde Lagendijk ve Daniel Cohn Bendit’in Hürriyet’le yaşadığı macerayı ayrıca ele alacağım.” Şimdi sıra bu iki habere geldi…Lagendijk ne dedi, Hürriyet hangi başlığı attı? Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, 18 Nisan tarihli, “Bu ne şiddet ne celal” başlıklı yazısında şöyle diyordu: “Önceki akşam Esma Sultan Yalısı’nda, Amerikan film kanalı TNT’nin gecesindeydim. Cep telefonuma bir mesaj gelmiş. Salonun gürültüsünden işitemediğim için, oradan çıktığımda fark ettim. AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk aramış. Ben telefonu açmayınca bu defa bir mesaj geçmiş. ‘Hi, this is Joost Lagendijk’ diye başlayan mesaj, o günkü Hürriyet’te çıkan kendisiyle ilgili haberden dolayı çok mutsuz olduğu şeklinde devam ediyordu.“Girişten sonraki cümleyi aynen aktarıyorum: ‘It suggests that I personally or the EU is afraid AKP wants to take Turkey, towards Iran. What I said, was that there are people in Turkey who have that fear and the best way for AKP to show those people wrong would be to return to the EU […]

Önlem alınmazsa bakliyat ve buğday üretimi de düşecek

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Gökhan Günaydın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sürmekte olan kuraklığa işaret ederek, 2008 hasadında ortaya çıkacak üretim eksikliği konusunda hükümeti uyardı ve acil önlem almaya çağırdı. Günaydın, ZMO Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, bölge üreticisinin de yaşamının güçleştiğine dikkat çekerek Türkiye’nin başta kırmızı mercimek olmak üzere buğday, arpa üretiminde ciddi sorunların doğacağı uyarısını yaptı. Ziraat Mühendisleri Odası’ndan bir gün önce de Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar aynı yönde bir açıklama yapmıştı. Bayraktar, kuraklığın il bazındaki etkilerini tespit etmek amacıyla yaptıkları çalışmanın sonuçlarına göre Mardin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Hakkari, Muş, Siirt, Şırnak, Gaziantep ve Elazığ’da buğday ve arpada zarar oranlarının yüzde 90’a, kırmızı mercimekte yüzde 60’a ulaştığını açıklamış, rekoltedeki düşüş nedeniyle TMO’nun özellikle kırmızı mercimekte alım yapması gerektiğini dile getirmişti. “Fiyat artışları yaşanacak” Gökhan Günaydın da, Bingöl, Bitlis, Siirt, Hakkari, Muş, Van ve Şırnak illerinde ise önümüzdeki on günlük dönemde yağış alınamazsa kuraklık tablosunun daha da ağırlaşacağını söyleyerek, son yirmi yılda baklagil ürünleri ekim alanlarının neredeyse yarısının kaybedildiğini söyledi. “Üretim düşecek” Kırmızı mercimekte 271 bin tonluk, buğdayda 2.5 milyon tonluk, arpada ise 1 milyon tonluk üretim düşüşü öngördüklerini ifade eden Günaydın şöyle konuştu: “Baklagil ürünleri içinde, ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilen ürün kırmızı mercimektir. Kırmızı mercimek bölgenin Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Gaziantep, Adıyaman ve Şırnak illerinde ekim alanı bulmaktadır. Bunun yanında fasulyenin Kahramanmaraş, nohutunsa Diyarbakır ve Gaziantep’te ekimi yapılmaktadır. Buna karşılık, normal yıllardaki 580 bin tonluk kırmızı mercimek üretiminin neredeyse yarısı olan 271 bin tonluk üretimin kaybedilmesi, iç piyasada ve tüketici fiyatlarında ciddi bozulmalara yol açabilecek kadar önemli.” Önlem önerileri Günaydın, zaman geçirilmeksizin Toprak Mahsülleri Ofisi’nin baklagil piyasasını düzenlemesi gerektiğini belirterek, “Hasat sırasında üreticinin ürününe yüksek fiyat verilerek kamusal depolamaya gidilmesi, piyasa spekülasyonunun önlenmesi açısından çok önemli. Aksi takdirde, hasattan hemen sonra füze gibi fırlayacak fiyatlar karşısında Kanada, Hindistan ve Avustralya’dan çok […]

İstanbul Valisi’nden 1 Mayıs’ta “orantılı şiddet” tehdidi

Ahmet Şık İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı Taksim’de kutlamak isteyen emek örgütlerini ve emekçileri “kanunsuz eylem hazırlığı”yla suçlayarak; 1 Mayıs’ta Taksim’de kutlama yapmak isteyenleri, “Güvenlik görevlileri kanunsuz toplantıyı dağıtmak durumundadırlar. Güvenlik güçlerinin izin vermeyeceğini, zorla dağıtılacaklarını lütfen bilsinler” diye tehdit etti. Vali Güler’in bu açıklamasına sendikaların yanıtı ise gecikmedi. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Başkanı İsmail Hakkı Tombul yaptıkları açıklamada, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama kararlarının arkasında olduklarını söyledi. Sendikacılara suç duyurusu DİSK, KESK ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) temsilcilerinin geçen hafta yaptıkları ortak açıklamayla 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını duyurmalarından sonra İstanbul Valisi Güler, bugün (28 Nisan) bir basın açıklaması yaparak Taksim’de kutlanmak istenen 1 Mayıs gösterilerinin kanunsuz eylem olduğunu söyledi. Sendikalardan “sağduyulu davranmalarını” rica eden Güler, “Taksim’de kitlesel katılımın olduğu bir eylem İstanbul’un ‘ticari ve turistik potansiyelini ve gündelik yaşamını olumsuz’ etikler. Bu yüzden, sendikaları izinli alanlar olan Kartal, Kadıköy, Kazlıçeşme veya Çağlayan’da eylem yapmaya davet ediyorum” dedi. Kanunsuz toplantının ve buna davette bulunmanın da suç olduğunu belirten Vali Güler, bu nedenle geçen haftadan itibaren davette bulunan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduklarını sadece Kazancı Yokuşu’nda basın açıklamasına izin verileceğini duyurdu. İstihbarat raporu varmış 1 Mayıs için İstanbul dışından da polislerin geleceğini belirten Güler, istihbarat raporlarına göre “bölücü, yasadışı ve marjinal” diye adlandırdığı grupların kışkırtıcı eylemlerle polisle çatışmaya hazırlandıklarını da iddia ederek, “Bunlar ciddi raporlardır” dedi. İzin verilen alanlardaki eylemlerin polisin önceden denetim yapması nedeniyle güvenli olduğunu, ancak Taksim’de bir eylemin polisin kontrolü olmayacağı için güvensiz olacağını da öne süren Güler, “İstanbul’da miting yapılacak alanlar ve güzergahlar bellidir. İlan edilmiştir. Sivil toplum kuruluşlarına davette bulunuyorum. Gelin 1 Mayıs’ı bu meydanların birinde veya hepsinde yapın. Taksim Meydanı toplantı ve gösteriler için belirlenen yerler içinde değildir. Ayrıca Taksim büyük katılımlı kutlamalar için de güvenli değildir. Kazancı Yokuşu’na çiçek bırakılması, […]

“Darbe girişimleri” için Meclis Komisyonu kuruluyor

Ferda Balancar İstanbul’dan bağımsız milletvekili olarak seçilen Özgürlük ve Dayanışma Partisi Genel Başkanı Ufuk Uras bugünkü Taraf’ta yayımlanan Neşe Düzel ile yaptığı söyleşide kamuoyunda tartışılan darbe girişimleriyle ilgili olarak Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için girişimde bulunacağını açıkladı. Meclis Araştırma Komisyonu’nun kurulabilmesi için 20 milletvekilinin imzası gerekiyor. Uras, kendisinin 20 milletvekilinden imza toplayabileceğini belirtti. Hrant Dink Cinayetini Araştırma Komisyonu’nda Dink cinayeti ile Ergenekon soruşturması arasındaki bağlantıları ortaya çıkartmaya çalıştıklarını ifade eden Uras, darbe girişimlerinin de bu tablonun parçası olduğunu vurguladı. Ufuk Uras, sadece darbe girişimlerini açıklığa kavuşturmak için değil bu girişimlerde bulunanların yargılanması için de harekete geçeceğini belirterek şunları söyledi: “Nasıl Yunanistan’da darbecilere ağır bir bedel ödetildiyse, bizde de darbe teşebbüsünde bulunanlara bir bedel ödetmek gerekiyor. Kenan Evren de dâhil olmak üzere bu ülkede darbe girişiminde bulunan herkes yargılanmalı.” Geçen yıl Nokta dergisinde yayımlanan Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen Günlükler ile ilgili olarak yargılanmakta olan derginin yayın yönetmeni Alper Görmüş 11 Nisan’da yapılan son duruşmada beraat etmişti. Hâkimin verdiği beraat kararı “iftira ve hakaret” suçlamasıyla ilgiliydi. Ancak bu son duruşmadan kısa süre önce basında Günlükler’in Özden Örnek ait olduğunun Emniyet’te yapılan teknik analiz sonucu kesinleştiğine dair haberler çıkmıştı. Ufuk Uras, 12 Eylül’ü yapanların yargılanmasını yasaklayan Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasının yolunun da 2003 – 2004’teki bu iki darbe girişiminin üzerine gitmekle mümkün olabileceğini açıkladı.

“Hrant İçin Adalet İçin” 5. duruşma

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın 5. duruşması bugün yapılacak. Dink’in öldürülmesinin üzerinden 15 ay geçmesine karşın hâlâ olayla ilgili tüm sorumlulukları tespit edilebilmiş değil. 8’i tutuklu 19 sanığın yargılandığı davanın bugün yapılacak duruşmasında eksik kalan sorguların tamamlanması beklenirken, Dink’in avukatlarından Fethiye Çetin, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasıyla birleşmesi gerektiğini söyledi. Duruşma öncesinde daha öncekilerde olduğu gibi Beşiktaş İskelesi’nde basın açıklaması yapılacak. Askerler itirafta bulunmuştu Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra Trabzon İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda görevli iki askerin, cinayette ihmalleri bulunduğu iddiasıyla açılan davanın Trabzon’da görülen son duruşmasında ortaya çıkan itiraflardan sonra soruşturma genişletilmişti. Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 19 Martta görülen duruşmada önceki ifadelerini yalanlayan itiraflarda bulunan sanık askerler Okan Şimşek ve Veysel Şahin, Dink’in öldürüleceği bilgisini üstlerine aktardıklarını ancak konuyla ilgili işlem yapılmadığını ve sahte evrak tanzim edildiğini söylemişlerdi. Bu gelişme üzerine Dink’in avukatları İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak dosyaların birleşmesi talebinde bulunmuşlardı. Başvuru dilekçesinde şüphelilerin 2006 yılı Temmuz ayından itibaren Yasin Hayal ve arkadaşlarının Dink’i öldürmeyi planladıklarını bildikleri, önlem alınması gerekirken ihmal ettikleri, ifade verenlere baskı uyguladıklarını öne sürülerek, şüphelilerin eylemlerinin İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın sanıklarıyla kişisel ilişkilerinin var olduğunu kanıtladığı anlatıldı. “Şüpheliler görevlerini gereği gibi yapsalardı Dink bugün hayatta olacaktı” denilen dilekçede, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nca haklarında soruşturma başlatılan ve aralarında eski Trabzon Jandarma İl Komutanı Albay Ali Öz’ün de bulunduğu 10 askerin, ceza kanununun “görevini ihmal ederek cinayetin işlenmesine yardım etmek” suçunu düzenleyen maddesi çerçevesinde Dink’in ölümünün gerçekleşmesini sağladıkları, sahte belge düzenleyerek asıl suçun işlenmesine yardım ettikleri öne sürülmüştü. “Hukuk ve vicdanlar tatmin olmayacak” Dink’in avukatlarından Fethiye Çetin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasıyla birleşmesi gerektiğini söyledi. Çetin, Trabzon jandarmasındaki görevlilerle birlikte tek bir dosyada yargılama olmazsa, Dink cinayetinde verilecek […]

Baykal delegeleri, delegeler de Baykal’ı seçti

Medyakronik/AA CHP 32. Olağan Kurultayı’na tek aday olarak katılan Antalya Milletvekili Deniz Baykal, 1021 oyla yeniden genel başkan seçildi. Kurultay’da 1231 delegeden 1105’i genel başkan seçimi için yapılan oylamaya katıldı. Baykal, 1021 oyla yeniden genel başkan seçilirken, 84 oy geçersiz sayıldı. 9 Eylül 1992 tarihinde CHP’nin yeniden açıldığı 25. Olağan Kurultay’da ilk kez genel başkan seçilen Deniz Baykal 10. kez delegeden destek alarak yeniden genel başkan seçilmiş oldu. Aday adayları Haluk Koç, Umut Oran ve Ayhan Yalçınkaya ise aday olabilmek için yeterli sayıda imzayı bulamadılar. Samsun Milletvekili Haluk Koç’a 168, Parti Meclisi Üyesi Ayhan Yalçınkaya’ya 1 ve TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyoncular Odası Başkanı Umut Oran’a ise 15 delege imza verdi. Böylece, 3 aday, CHP Tüzüğü’ne göre aday olabilmek için delege tam sayısının yüzde 20’sine denk gelen 253 imzaya ulaşamamış oldu. Arbede çıktı CHP’nin, Ankara Atatürk Spor Salonu’nda iki gün sürecek 32. Olağan Kurultayında bugün genel başkan seçimi yapılırken ikinci gün ise Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri belirlenecek. Kurultayın yapılacağı salonun dolmaya başlamasıyla birlikte zaman zaman gerginlikler de yaşandı. Genel Başkan adayı olacağını açıklayan Samsun milletvekili Haluk Koç’a destek pankartını salon içinde gezdirmek isteyen grupla diğer partililer arasındaki çıkan arbedeye varan bir gerginlik yaşandı. Tribünlerdeki partililer çalınan müziklere ellerindeki Baykal fotoğrafları ve CHP bayraklarını sallayarak eşlik ederken, tribünlerin bir bölümünde de Haluk Koç’un fotoğraflarını taşıyan partililer yer aldı. Bu arada, Haluk Koç, saat 10.15’te salona girerek tur attı. Bazı partililer, ”Başbakan Haluk” sloganları atarken, Koç, milletvekilleri için salon zemininde ayrılan bölümde değil, delegelere ayrılan tribünde oturmayı tercih etti. Genel Başkanlığa aday olduğunu açıklayan Umut Oran da saat 10.25’te salona girdi. Her iki aday da salona girerken genel başkan adayı olduğu belirtilerek anons edildi. “Türkiye siyaseti bir krizin içinde” Divan Başkanlığını eski milletvekili İsmet Atalay’ın yaptığı kurultay Deniz Baykal’ın konuşmasıyla başladı. Baykal yaklaşık 2 saat 40 dakika süren bir […]