Roth, Şık ve Şener ile görüştürülmedi

Avrupa Birliği Yeşiller Grubu ve Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth’un tutuklu gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’i ziyaret etmesine izin verilmedi. Roth, “Dostuna böyle davranan düşmanına nasıl davranıyor acaba?” dedi. /Bianet Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteciler Nedim Şener ile Ahmet Şık‘ı ziyaret etmek amacıyla Silivri Cezaevi‘ne gelen Avrupa Birliği Yeşiller Grubu ve Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth‘un ziyaretine izin verilmedi. Roth, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada, Şık ve Şener’i ziyaret ederek, onlara “sizin gibi gazetecileri unutmayacağız” mesajı vermek istediğini söyledi. “Ziyaret için Alman Büyükelçiliği ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na başvuru yapıldı. Maalesef şu ana kadar net bir cevap çıkmadı. Türkiye’de pek çok gazeteci cezaevinde bulunuyor, Şık ve Şener benim için örnektir; onları diğer gazeteciler adına da ziyaret etmek istiyorum.Türkiye’de gazetecilerin işlerini yaptıkları için tutuklu olmaları demokrasi için bir risk faktörüdür. Ben Türkiye dostuyum. Umarım ziyaret edebilirim.” “Önce görüşün dediler, sonra hayır” Ziyaret için içeri giren Roth, bir saat sonra çıkarak içeride gördüğü muameleden dolayı çok öfkeli olduğunu ve Şık ve Şener ile görüşemediğini söyledi. “70’den fazla gazetecinin tutuklu olduğu bir ülkede sorun vardır; bana gösterilen muamele yüzünden de öfkeliyim. 22 Temmuz’da Adalet Bakanlığı’na gönderdiğim resmi başvuru vardı. Alman Konsolosluğu ve Büyükelçilik defalarca devreye girdi. İçeri girdikten yarım saat sonra Dışişleri’nden ve Adalet Bakanlığı’ndan izin çıktı dendi. Yarım saat sonra ise iznin yazılı ulaşması lazım dendi. Ama yine de görüşebileceğimizi söylediler, bizi sanki suçluymuşuzcasına ciddi bir kontrole soktular. Ardından da savcı ziyaret edemeyeceğimizi söyledi. Yönetmeliğe göre 10 gün önce müracat edilmesi gerekiyormuş, ne kadar aptalca bir şey. Bana bunu söyleselerdi o bir hafta sonra gelirdim” “Neden bir gazetecinin tutukluluk sebebini kendinden dinleyemiyorum” Almanya’ya dönünce Adalet Bakanlığı ve Başbakan’a resmi bir yazı yazacağını söyleyen Roth, “İfade ve basın özgürlüğü olmadan demokrasi yaşayamaz” dedi. “Başbakan’a şunları soracağım: Siz neden korkuyorsunuz? Neden karanlığı aydınlatmaya çalışa bir gazeteci ile görüşemiyorum? Neden tutuklanan bir gazetecinin yaşadıklarını […]

Ahmet ve Nedim’e Kiev’den davet

HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener 13 Ekim’de Ukrayna’nın başkenti Kiev’de gerçekleştirilecek Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik Konferansı’na (GIJC) davet edildi. 500’den fazla gazetecinin katılacağı konferansta Şık ve Şener, dünyanın dört bir yanında tehlikeli koşullarda çalışan gazetecilere verilen “Daniel Pearl” ve “Global Shining Light” ödüllerini sahiplerine sunacaklar. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Türkiye’nin önde gelen saygın araştırmacı gazetecileri arasında yer aldığı ve bu iki ismin halen tutuklu bulunduklarına dikkat çekilen davet açıklamasında, ekim ayında Şık ve Şener’in Kiev’deki ödül törenine katılabilmeleri için Türkiye’deki otoritelere harekete geçme çağrısı yapılıyor. GJİC sekreterliğinden Danimarkalı gazeteci Henrik Kaufholz, zor ve tehlikeli koşullarda işlerini yapmaya çalışan gazetecilere meslektaşlarının verdiği uluslararası desteğin her zamankinden önemli oduğunu belirterek Şık ve Şener’i araştırmacı gazeteciliğin pek çok ülkede büyük baskı altında olduğunu vurgulamak için davet ettiklerini söyledi. Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl, 1 Şubat 2002’de Afganistan’da çalıştığı sırada El Kaide tarafından başı kesilerek öldürülmüştü. 2008’den beri Daniel Pearl anısına araştırmacı gazetecilere ödül veriliyor.

Rock’n Coke’n Moby’n

Rock’n Coke’un ana sahnesinde kapanışı yapan elektronik müziğin ilahı Moby, festivalin 2011 ayağına damga vuran isim oldu. Rock müziğin yanı sıra, alternatif tarzda pek çok performansı iki güne sığdıran Rock’n Coke, festival tarihinin en iyi kapanışlarından birini bu yıl Mobyile yaptı. Amerikalı müzisyenin konseri, ilk dakikasından son anlarına kadar, günü yakıcı güneş altında geçiren yüzlerce insanın festival yorgunluğunu tuzla buz etti. Moby, son albümü Destroyed‘ın turnesi kapsamında İstanbul’da olsa da, Porcelain, Lift Me Up, Why Does My Heart Feel So Bad?, Natural Blues gibi diskografisindeki klasikleşmiş parçalarıyla hayranlarına yaklaşık 1,5 saatlik unutulmaz bir performans sergiledi. Gecikmeli başlayan konser boyunca çalınan şarkıların çoğu Joy Malcolm’ın yorumuyla seslendirildi. Kişisel bir not düşecek olursam; bu yıl muhtemelen es geçecektim Rock’n Coke festivalini. Nedenlerim her yıl festivale katılanların dillendirdiği serzenişleriyle aynıydı: Festival alanının şehre çok uzak oluşu, bir Rock’n Coke geleneği olan tuvaletlerdeki hijyen meselesi ve istisnasız her festivalcinin belalısı aşırı sıcak hava… Oysa es geçmek şöyle dursun, Moby’nin bu yılki Rock’n Coke’ta sahne alacak olması, bir saatten uzun süren ulaşımı, sıcak havayı ve fazlasıyla yoğun geçecek bir haftaya üç saatlik uyku eşliğinde başlamayı bile göze aldırdı. Rock’n Coke bu yıl, heavy metalcilerden diskoculara kadar geniş yelpazede müzikseveri şehrin diğer ucuna taşıyacak bir programla Hazerfan Havaalanı’na dönüş yaptı. Her yıl rocker kitle dışındakilerin de ilgisini çekecek isim ve gruplara yer verilen festivalde bu yıl Motörhead, Limp Bizkit, Travis, The Kooks, Mogwai, Athena, Duman, Skunk Anansie, Thievery Corporation ve İlhan Erşahin gibi geniş yelpazede pek çok alternatif ismin sahnesi vardı. Ancak festivalin ana sahnesinde kapanışı yapan elektronik müziğin ilahı Moby, Rock’n Coke’un 2011 ayağına damga vuran isim oldu.

Laz müteahhit

Dokunmaktan en çok hoşlandığı şey “inşaat harcı”, en sevdiği koku “ağaç, tabiat, yeşillik”. Allah gönlüne göre verdi: Erdoğan Bayraktar, ilk Çevre ve Şehircilik Bakanımız.

Apoyevmatini kapanmasın!

Türkiye’de 86 yıldır yayınının sürdüren Apoyevmatini Gazetesi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Gazete için düzenlenen kampanyalardan biri de İstanbul Bilgi ve Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinden geldi…

Ahmet Şık’a TGC Basın Özgürlüğü Ödülü

HaberVs Editörü Ahmet Şık Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 2011 Basın Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. Şık ödülü, örgütlü mücadeleyi geliştirmeye yönelik katkıları nedeniyle TGS Başkanı Ercan İpekçi’yle paylaştı.

Efes Pilsen One Love’ın ardından

Emre Temiz – Volkan Ağır Efes Pilsen One Love Festivali 10. yılını Büyük Ev Ablukada, Happy Mondays, Manic Street Preachers, Cake, Editors ve Suede gibi büyük gruplarla kutladı. Santralİstanbul’da 2-3 Temmuz’da gerçekleşen yazın en önemli festivali sürprizlerle dolu aktiviteler ve 3 farklı sahneyle katılımcılarına eğlence alternatifleri de sundu. Hükümetin yılın ilk aylarında gündeme getirdiği 24 yaş yasası yüzünden festivallerin geleceği merak konusu olmuştu. Festivalin yaklaştığı günlerde çıkarılması planlanan yasanın Danıştay’dan dönmesiyle hem sponsoru hem de 18-24 yaş arası kitleyi bir sevinç dalgası kapladı. Yasa onaylanmayınca alkollü içki markalarının sponsor olduğu etkinliklerde yaş sınırı 18 yaşın altındakiler için geçerli olacak şekilde, eski haline döndü. Olması gereken de buydu zaten. Yasanın çıkması için öne sürülen nedenlere göre sarhoş olup kavgaya bulaşıp adam bıçaklayan da görmedik. Efes Pilsen One Love Festival 11’de bu sene sahnede bir Britanya dayanışması olduğunu söyleyebiliriz. Festivalin ağır toplarından Suede, Editors ve Happy Mondays İngiliz; Manic Street Preachers ise Galli. Sacrementolu grup Cake’i de pek Amerikan grubundan saymazsak epey Avrupalı bir festival oldu One Love 2011. Bu line-up bizim “baba grup” takıntılı müzik dinleyicilerimizi pek açmıyordu. Ama zaten One Love’ın kendine ait bir kitlesi vardı sahnede kim olursa olsun festivali kaçırmayan. Bu kitlenin yapılan müzikle de pek alakasının olmadığını şimdiden söyleyerek değerlendirmek lazım sahnedeki performansları. Ortalama bir dinleyici festival programına baktığında ilk günün epey zayıf olduğunu düşünmüştür ki alanda sorduğumuz dinleyicilerin çoğunluğundan da benzer tepkiler aldık. Hatta “İlk günü Manics mi kurtaracak tek başına?” diyenler bile vardı festivalciler arasında. 123, bir festivale başlamak için ne kadar uygun bir grup bilemiyorum. Gereğinden fazla sakin müzikleri bir festivalin açılışı için pek heyecan verici olamayabiliyor. Belki ikinci günün açılışını yapsalar ilk gün yorgunları onları keyifle dinleyebilirdi. Hem güneşin tepeden tepeden vurması hem de müziklerini içi kaynayan festival seyircisine “bayık” gelmesi yüzünden güzel performansları biraz güme gitti. Ancak hemen sonrasında Büyük Ev Ablukada, […]

Ahmet Şık ve Nedim Şener için REDD!

Bon Jovi’nin ön grubu REDD, TT Arena sahnesine Ahmet Şık ve Nedim Şener’in kartonetleriyle çıktı. GrupMasal şarkısını ‘suçsuz yere hapiste olan’ iki gazeteci ve ‘tüm özgür kalemlere’ ithaf etti. Bon Jovi konserinde Ahmet Şık ve Nedim Şener eylemi… Saat 19:00’da sahne alan REDD grubu, Masalisimli parçalarını Şık ve Şener’e ithaf etti. Performans sırasında TT Arena sahnesine iki gazetecinin gerçek boyutlu kartonetleri çıkarıldı. Şık ve Şener, ortaya çıkması için mücadele verdikleri Ergenekon “örgütü”ne üye oldukları gerekçesiyle 3 Mart’ta gözaltına alınmış ve 6 Mart’ta tutuklanmışlardı. Masal şarkısını tutuklu gazeteciler için söyleyen REDD grubunun solisti Doğan Duru stadyuma “Bu parçamızı 127 gündür suçsuz yere hapiste olan Ahmet Şık ve Nedim Şener’e ithaf ediyoruz. Biz, onların da bu konseri izlemesinin bir hak olduğunu düşünüyoruz” diye duyurdu. Grubun gitaristi Berke Hatipoğlu ise 127 t-shirt’ü giyiyordu. REDD adına konuşan Güneş Duru “Biz her türlü dayatmalara, baskı ve toplumu tipleştirmeye yönelik eylemlere karşıyız. Kitapların ‘bomba’ olarak algılandığı geçmişte ötekileştirilen değerlerin empatiden yoksun, belirgin bir intikam ve hesaplaşma duygusuyla suçsuz insanların yıllarca kodeste tutulacak kadar acımasızlaştığı ‘yeni Türkiye kurgusu’ndan kaygıliyız. Ahmet Şık ve Nedim Şener, kurulmaya çalışılan bu düzenin, 127 gündür, günah keçilerinden sadece ikisi. Bu eylem başta onlar olmak üzere diğer tüm özgür kalemler içindir” dedi. Şık ve Şener, tutuklanmalarının ardında götürüldükleri Silivri Cezaevi’nde gazeteci Doğan Yurdakul’la birlikte aynı hücreyi paylaşıyorlar. İki gazeteci, tutuklanmalarına neden olan deliller henüz açıklanmadığından ortaya çıkması için kalemleriyle yıllarca mücadele verdikleri “Ergenekon örgütü”nün neden ve nasıl üyesi olduklarını bilmiyorlar.

Başka bir medyayı istemekle başlayacak her şey

Defne Devrimi’nin derin medya sorunlarını çözmesi beklenemez ama ne olursa olsun, değişim başka bir medyanın mümkün olduğuna inanmakla başlayacak. sitesinden son derece kapsayıcı ve özenle kaleme alınmış bir metinle ortaya çıktı. 9000’e yakın imzanın toplandığı kampanyayı ana akım medyanın anlı şanlı (!) kalemlerinin yüz çevirmesi ve bu harekete dudak bükmesi doğrusu kimseyi şaşırtmadı. Ancak Defne Devrimi her ne kadar olumsuzluklara karşı tepki olarak doğduysa da mücadelelerini asla belirli köşe yazarlarına karşı kişisel bir savaş sığlığına çekmedi, eleştirilerini olabildiğince kapsayıcı, makro bir düzlemde tartışmaya çalıştı. İmza verenlerin ve medya diliyle derdi olanların isimlerle değil genel yerleşik düşünce kalıplarıyla ve hantal, köhne bir medya sistemiyle mücadele etmesi gerekliliği vurgulandı hep. Üstelik bu gösterilmek istendiği gibi sadece bir avuç eğitimli, kentli kadının talebi de değildi. Defne Devrimi ana akım medyanın toplumun çok gerisinde kaldığını düşünen herkesin hareketi oldu. Defne Joy’un ölümüyle tetiklenen bu hareket son zamanlarda sanal ortamdan sokaklara ve üniversite amfilerine taşıyor. Kuşkusuz Defne Devrimi’nin derin medya sorunlarını çözmesi beklenemez ama ne olursa olsun, değişim başka bir medyanın mümkün olduğuna inanmakla başlayacak. *Doç. Dr., İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Öğretim Üyesi(Bu yazı 4 Temmuz 2011 tarihli Habertürkgazetesinde yayınlanmıştır.)

Asmalı Mescid 2011

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Yüksek Lisans Proje öğrencileri’nin hazırladığı Asmalı Mescid Burdan Şuraya Kadar Özgür adlı Belgesel, muhafazakarlaştığı söylenen toplumla, giderek marjinalize olan Beyoğlu arasındaki gerilimli ilişkiyi ele alıyor. Asmalı Mescid’teki esnaf, bu değişime tanık olmuş mahalle sakinleri, mekan açmış işletmeciler, mekanlara eğlenmeye gelen insanlar ve o mekanlarda çalışanlarla birlikte; akademik bir yaklaşım sağlamak ve sosyolojik dinamikleri de anlamak üzere sosyolog ve şehir planlamacının görüşlerine yer verilen belgesel çalışması, farklı bakış açılarını biraraya getirerek Asmalı Mescit’in değişimini ve bu gününü anlamamıza yardımcı oluyor. Hazırlayanlar: Çağla Pınar Tunçel, Eren Bircan, Nazlı Çapar Proje danışmanı: Ahmet Sel

Sanal uyuşturucu

İnternette uyuşturucu etkisi yarattığı söylenen ses dosyalarının paylaşımı ve satışı yayılıyor. Gerçek madde olmasa bile bu sesler de insan sağlığı için pek uygun değil. Uyuşturucu kullanmak ve satmak neredeyse bütün dünyada yasakken son yıllarda kullanım alanını hızla geliştiren ve ticari amaçla satışa sunulan “dijital uyuşturucular” insan sağlığını tehdit etmeye başladı. Uyuşturucu etkisi olduğu söylenen ve insanların beynine “binöral” ses sinyalleri göndererek, beyinde uyuşturuculara benzer etkileşimlere yol açabilen dijital ses dosyaları gün geçtikçe de çeşitleniyor. Bu ses dosyalarına internette “i-dose” tanımlaması yapılıyor. Bu dosyalarının çeşitlerine göre içki, extasy, kokain, şeytanın sesi, cehennemin sesi, hızlı mutluluk, marihuana, orgazm, mazoşist gibi çok farklı kategorilerde etkilere sahip olduğu öne sürülüyor. Bu dozlara internetten 3-5 dolar arasında değişen fiyatlarla sahip olabiliyorsunuz. Ayrıca bu ses dosyalarını satan internet siteleri bununla da yetinmeyip sesleri daha kaliteli dinleyebilmeniz için kulaklık, harici MP3 çalar gibi ekipmanlar da satıyorlar. Ses dosyalarına “doz” denildiğine bakmayın, aslında bütün bunlar MP3 formatında müzik dosyalarından ibaret. Örneğin bir dijital uyuşturucu satıcısı bu ses dosyalarının “kokain” dozunu 3 dolara satışa sunmuş. Bu ses dosyasını satın alan kişi, müzik dosyasını çalıştırıyor, kulaklıklarını takıyor ve 30 ile 45 dakika arasında kokain dozunu dinliyor. Kokain dozunun ayrıca üç dozu daha bulunuyor. Üç dozu da sırasıyla dinleyen kullanıcı, etkisinin ne olabileceği konusunda hiçbir fikri olmadığı halde eğlence amacıyla bu deneyimi yaşıyor. Hatta bu deneyimlerini yaşayıp youtube gibi video paylaşım sitelerinde paylaşanlar bile bulunuyor. İnternet aracılığıyla ulaşılabilen bir şeyin ne kadar çabuk yayılabileceği ve kontrolünün imkânsız olacağı gerçeği göz önünde bulundurulunca, bu yeni gelişmeye “dijital uyuşturucu” tanımlaması yapmak hiç de yanlış görünmüyor. Ancak satışa sunulan ses dosyaları arasında sadece kulağa “zararlı” gelen etkileri olabilecek dosyalar bulunmuyor. Dinleyeni hızlıca mutluluğa ulaştıran “quick happy”, zayıflamak isteyenlere iştah kesici “diet doze”, tarihten önemli şahsiyetlerin ruhlarıyla konuşabilmek için “soul mate”, uykuya dalmayı sağlayan “anestezi” gibi birçok farklı ses dosyaları da bulunuyor. Bu ses dosyalarını […]

İşte polisin “orantılı” gazı

YSK’nin Hatip Dicle kararı ile Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun tutuklu diğer beş milletvekilinin tahliye taleplerinin reddini protesto için dün Şişli’den Taksim’e yürümek isteyenlere polis biber gazı ve suyla müdahale etmişti. Aralarında Blok milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel, Sabahat Tuncel ve Sırrı Süreyya Önder’in bulunduğu grubun Taksim’e yürümek istemesi üzerine çıkan olayda polis orantısız güç kullanmakla eleştirildi. Gösteriye katılan işadamı Osman Kavala’nın Milliyet’e “ölüm riski yaratacak bir müdahale” olarak tanımladığı olayın gelişimini Milletvekili Sabahat Tuncel şöyle anlattı: “”Şişli Camii önünde basın açıklaması yapıp Taksim’e yürüyecektik. Polis yürümemize izin vermeyince Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ve Levent Tüzel ile birlikte otobüsün üzerinde basın açıklaması yapıp, sonrasında dağılmaya karar verdik. O sırada polis otobüsün içine gaz bombası attı. Şoför içerde olmadığı için kapılar kapalıydı ve boğulma tehlikesi yaşadık. Otobüsten çıktık ve dışarıda tekrar gaz bombası attılar. Yere düştüm ve ezilme tehlikesi geçirdim.” İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Altınok ise yaptığı açıklamada gösterici gruba dağılmaları için uyarıda bulunduklarını, ancak polise taş ve molotof kokteyllerle saldırılması üzerine polisin de kendini savunma amacıyla “orantılı şekilde su ve gaz kullandığını” söyledi. Dünkü gösteriler sırasında Şişli Camii’ne bakan bir apartmandan çekilen görüntüler, polisin müdahale konusunda “orantı”ya pek dikkat etmediğini, gaz kullanımında da pek cimri davranmadığını gösteriyor.

100 taksiciye sorduk (gerçekten)

Nöroloji uzmanının “Arabada arabesk ve hard rock dinlemek olumsuz etki yapabilir” sözleri üzerine 100 “taksici”ye gerçekten sorduk. Hangi radyoyu dinliyorsunuz? Geçtiğimiz günlerde Radikalgazetesinde yayınlanan bir haber, trafikte fazla zaman geçirmenin etkileri üzerinde yapılan araştırmaların sonuçlarını sunuyordu. (“Trafik öldürür!”, 5 Haziran 2011) Örneğin işten eve giderken 90 dakikadan fazla zaman harcayanların yüzde 40’ı, bir önceki güne göre daha sıkıntılı oluyor. Harvard Üniversitesi’den Robert Putman’ın çalışmasına göre ise kent içindeki uzun seyahat süreleri “sosyal izolasyon”a neden oluyor. Öyle ki Putman, ev-iş arasında harcanan her 10 dakikanın, yüzde 10 daha az sosyal ilişki ile sonuçlandığı varsayıyor. Trafiğin insan üzerindeki etkileri sadece psikolojik değil; evle iş arasında uzun süre harcayanların, kilo almaya daha yatkın ve hatta daha şişman. Kaliforniya Üniversitesi uzmanları uzun yolculukları, hayat tarzına bağlı olarak obezitenin en güçlü nedeni olarak görüyor. Bu uzun yol “kurban”larının her üçünden birinin ciddi boyun ve sırt ağrısı çekiyor olması da cabası. 36 binin 100’ü Haberde görüşüne başvurulan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz’un “araç kullanırken dinlenilen müzik” hakkında söyledikleri ise bu tercihin, şoförün psikolojisi üzerindeki etkisini ortaya koyması bakımından dikkat çekici: “Dikkati dağıtmayacak hoş bir müzik dinlemek yararlı olabilir” diyordu Yavuz. Ve hangi türün ne etki yapabileceğini şöyle açıklıyordu: “Arabesk gereğinden fazla efkârlandırarak dikkat dağıtabilir. Hard rock hız yapmayı tetikleyebilir; uzak durulmalıdır.” Nöroloji uzmanının söyledikleri aklımıza, trafikte en çok süreyi geçiren grupların başındaki taksi şoförlerini getirdi. HaberVs muhabiri Abdulsamed Güler üşenmedi ve klişelerden korkmadı: İstanbul’da 100 “taksici”ye çalışırken hangi radyoyu dinlediğini sordu. Güler neden 100 kişi seçtiğini şöyle açıklıyor: “İstanbul’da 18 bin adet ticari taksi var. Bunlar kayıtlı olanlar. Her aracı iki kişi kullansa, en az 36 bin şoför eder. Bütün şoförlere soramayacağımdan dolayı 100’ünü seçtim.” HaberVs 100 şoförle yaptığı “alan araştırmasının” gerçek sonuçlarını açılıyor! Taksicinin “Kral”ı Güler’in ulaştığı şoförlerin arasında hard rock dinleyen çıkmadı. Ancak nöroloji uzmanının uyarısının aksine, arabesk ve benzeri türde yayın yapan kanallar […]

Şimdi çıldırma zamanı

Cumhuriyet İstanbulunu planlayan Henri Prost'un 1944'te Taksim Gezi Parkı için aldığı not: "Şehirciye yöneltilen 'Bütün bu parklar ne işe yarayacak?' sorusuna en iyi yanıtı çocuklar ve anneler veriyor"*