Ahmet Şık gözaltında

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık Ergenekon soruşturması kapsamında düzenlenlenen operasyonla gözaltına alındı.Saat 07:00 civarında Şık’ın Gümüşsuyu’ndaki evine gelen polis saat 13:30 civarında aramayı bitirdi. Polis Ahmet Şık’ı gözaltına alarak Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’ne götürdü. Polis ekipleri eşzamanlı olarak Ahmet Şık’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki ofisine de geldi. Okulda saat 9 civarında başlayan arama saat 13:00 civarında sona erdi. Gazeteci Şık’ın ofisindeki aramada kullandığı hard disk’e el konuldu, ayrıca 40 adet CD ve 139 adet belge tutanakla kayıt altına alınarak Emniyet’e götürüldü. Şık’ın evinden de 450 civarında CD’ye el konuldu. Ahmet Şık’ın kullandığı bilgisayarın hard diskinin kopyasının alınacağı ve diskin ofiste bırakılacağı söylenmesine rağmen arama sırasında savcılıktan gelen talimat üzerine hard diske el konuldu ve istek üzerine diskin bir kopyası Bilgi Üniversitesi avukatına teslim edildi. Işk’ın evindeki bilgisayar hard disklerine de aynı şekilde el konulduğu bildiriliyor. Ahmet Şık hakkında çıkartılan arama ve yakalama kararı 2010/857 numaralı soruşturmaya dayanıyor. Yapılan aramanın ve gözaltına gerekçesinin OdaTV baskınında ele geçirilen delillerle bağlantılı olmadığı OdaTV operasyonundan çok önce 2010 yılında Ahmet Şık’la ilgili soruşturma başlatıldığı anlaşılıyor. Terör Örgütü soruşturması kapsamında yapılan aramayla ilgili soruşturma konusu olarak Ahmet Şık’a, “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek” suçlaması yöneltiliyor. 2010/857 sayılı soruşturma kapsamında İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mehkemesi Hakimi İbrahim Balık imzasıyla alınan arama kararının gerekçe bölümünde ise “Üye olduğu iddia edilen örgütle ilgili delil toplama ve ilgili kişilerin yakalanması” ibaresi yer alıyor. OdaTV’nin bürosunda yayın hazırlığını sürdürdüğü kitabının bir kopyasının bulunduğu iddia edilen Şık, söz konusu soruşturmada isminin geçirilmek istenmesini HaberVs’de cevaplamıştı: ‘Beni ve yazdıklarımı itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar’ Şık’la birlikte şu ana kadar toplam 11 kişinin gözaltına alındığı bildiriliyor.

Evdeki oyun istasyonu

Bilgisayar, internet ve oyun konsolları evde zaman geçirme alışkanlıklarımızı değiştiriyor. Play Station örneğin, pazardaki payı dikkate alındığında bunun başlıca nedenlerinden. Meraklıları için “oyun istasyonunun” tarihinde bir gezintiye çıktık. Teknoloji hızla geliştikçe beklentilerimiz de artıyor. “Ipad 2 ne zaman çıkacak, Dell e-touch tablet ne zaman satılmaya başlanacak, iphone 5 mi çıkacak, playstation 4 üretilecek mi üretilmeyecek mi?” Kafamızdaki sorular arttıkça ve her kafadan farklı bir ses çıktıkça merakımız daha da büyüyor. Bunun son örneklerinden biri PlayStation 4. Son aylarda, üretildi-üretilecek derken, bazı internet sayfalarında, bloglarda, gazetelerde: “Sony’den resmi açıklama: PS4 2011’de çıkacak” başlıklı haberler yayınlandı. Meraklılarını bir hayli heyecanlandıran bu bilgi öyle hızla yaygınlaştı ki Sony resmi bir açıklama yaparak haberlerin doğru olmadığı açıkladı. Sony Computer Entertainment CEO’su Kazuo Hirai yaptığı açıklamada, PlayStation 4 konsolu çıkaracaklarının doğru olmadığını, PS3 üzerinde geliştirme çalışmaları yapacaklarını açıkladı. “PS3’e yeni özellikler ekleyerek ve performansını güçlendirerek yola devam edeceğiz.Yakın dönemde yeni nesil bir konsol modeli planlamıyoruz” diyen Hirai, kafalardaki soru işaretlerini kaldırdı. PS3 için en az 10 yıllık bir ömür belirlediklerini söyleyen Hirai, 2007’de çıkan konsolun geliştirilerek en az 5 yıl daha pazarlanacağını belirtti. 1995’ten beri zirvede Evde vakit geçirme adetlerimizi değiştiren teknolojik aletlerin başında geliyor PlayStation. Peki Playstation hayatımıza ne zaman girdi, nasıl değişti ve gelişti? Meraklıları için Playstation’ın tarihinde bir gezintiye çıkalım istedik.Bundan tam 15 yıl öncesi. DVD formatının ilk kez çıktığı, eBay ve Yahoo’nun kurulduğu 1995 yılı; Playstation’ın doğum yılı. PS; Avrupa’da piyasaya sürüldüğünde en çok bilinen oyun konsulu Süper Nintendoydu. İlk olarak Nintendo ile giriştiği rekabet yarışında yıllar geçtikçe pek çok farklı rakibi olsa da, PlayStation oyun konsolları arasında en çok tercih edilenlerden biri oldu. Play Station konsolu, gri renkte, kablolu oyun kumandaları olan ve iki kişinin oyun oynayabileceği dikdörtgen şeklinde bir konsoldu. Konsolla beraber pek çok oyun da piyasaya sürüldü. İlk yıllarında en çok ilgiyi çeken oyun 1996’da çıkan Tomb Raider, […]

28 Şubat Bilgi’de tartışılacak

Türkiye’de askeri darbeler konulu sempozyum dizisi, tarihe “post-modern darbe” olarak geçen 28 Şubat’la devam ediyor. Darbenin, darbe öncesi ve sonrası yaşanan olayların tartışılacağı “28 Şubat Post-Modern Darbesi” başlıklı sempozyum 7 Mart 2011 Pazartesi günü Santralistanbul’da gerçekleştirilecek. Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü tarafından düzenlen etkinliğe İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Ümit Cizre, Kadir Has Üniversitesi’nden Hasan Bülent Kahraman, İstanbuy Bilgi Üniversitesi’nden Arus Yumul ve Erol Katırcıoğlu ile Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu ve AKDER (Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği) Genel Sekreteri Neslihan Akbulut Arıkan konuşmacı olarak katılıyor. Konuşmacılar ve Konuları:I. Oturum:– Prof. Dr. Ümit Cizre (İstanbul Şehir Üniversitesi) / “28 Şubat ve Asker”– Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman (Kadir Has Üniversitesi) / “Post-Modern Darbe 28 Şubat ve Bir Darbeden Ötekine: Değişenler ve Değişmeyenler”– Prof. Dr. Arus Yumul (İstanbul Bilgi Üniversitesi) / “28 Şubat ve Sonrasında Toplumda Kadın” II. Oturum:– Dr. Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak Gazetesi Yazarı) / “28 Şubat ve Medya, 28 Şubat’ın Siyasi Sistem Üzerindeki Kalıcı Sonuçları”– Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu(İstanbul Bilgi Üniversitesi) / “28 Şubat’ta Üniversiteler”– Neslihan Akbulut Arıkan (AKDER Genel Sekreteri) / – “28 Şubat’ta Öğrenci Olmak”

Ayrımcılık her yerde

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi yönetiminde, bağımsız araştırmacılar tarafından Belgeleme ve Raporlama Yoluyla Türkiye’de Ayrımcılıkla Mücadele Projesi kapsamında hazırlanan ayrımcılık izleme raporlarının ön sunumu bugün gerçekleştirildi. Taslak raporda Ocak-Haziran 2010 dönemi içerisinde Türkiye’de yaşanan ırk veya etnik köken, din veya inanç, engellilik, cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği temellerinde ayrımcı muamelelere yer verildi. Çalışma yürütülen 4 ana başlıkla ilgili istihdam, eğitim, mal ve hizmetlere erişim konusundaki ayrımcı uygulamaların nedenlerinin ve çözüm önerileri sunularak aktarılan raporla Türkiye’de ayrımcılığın varlığı ve yoğunluğu hakkındaki bilginin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Tüm hizmetler Sünnilere Türkiye’de din veya inanç temelinde ayrımcılığım izlenmesi raporu, Ergün Kayabaş ve Özgür Mehmet Kütküt tarafından hazırlandı ve sunuldu. Medya taraması, resmi verilen ve akademik çalışmaların kaynaklık ettiği raporda Aleviler, Ateistler, Bahailer, Bulgar Ortodokslar, Caferi Şiiler, Ermeniler, Gürcü Ortodokslar, Keldani Hıristiyanlar, Museviler, Nesturiler, Protestan mezhepleri, Roman Katolikler, Rum Ortodoks Hıristiyanlar, Sünni Müslümanlar, Süryaniler, Yehova Şahitleri ile Yezidilerle ilgili 15 ilde meydana gelen 20 vakaya yer verildi. Ergün Kayabaş, sağlık ve barınma alanında din veya inanç temelinde hiç bir vaka bulamadıklarını söylerken, istihdam alanında ÖSYM’nin yaptığı KPSS (Kamu Personel Seçme Sınavı) ve KPDS’ye (Kamu Personel Dil Sınavı) girmek isteyen başörtülü adayların başvurularının kabul edilmemesine dikkat çekti. Hükümetin bu konudaki düzenlemelerinin, başörtülü kadınların tereddüt yaşamasını engellemediğini ifade eden Kayabaş, “Sanki hükümet değiştiğinde bu konuda atılan tüm adımlar da kalkacakmış gibi bir kanıya vardık” dedi. Kayabaş, eğitim alanında zorunlu din dersleri ile ders kitaplarında yer alan ayrımcı ifadelere yapılan itirazların sonuçsuz kaldığını dile getirdi. Özgür Mehmet Kütküt, nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin boş bırakılması veya farklı inançların yazılmasıyla ilgili ayrımcı uygulamalardan söz ederken, “Alevi vatandaşlar Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesini talep ediyorlar ancak reddediliyor” dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm hizmetlerinin Hanefi-Sünni inanca mensup yurttaşlar için olduğunu söyleyen Kütküt, “16-22 Nisan 2010 tarihleri arasında Kutlu Doğum Haftası yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı yetiştirme yurtlarından okullara, cezaevlerinden ana sınıflarına, kamu kurumlarından […]

Ayman Mohyeldin konferansı

Mısır Devrimi’nin canlı tanığı Ayman Mohyeldin’in İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Medya Derneği işbirliği ile Santralistanbul’da verdiği “Giving Voice to Revolution” (Devrime Ses Vermek) başlıklı konferansın ve ardından yapılan söyleşinin video kaydı.Konuşmacı:Ayman Mohyeldin / El Cezire Televizyonu MuhabiriDil:İngilizceSüre:64 dk. (3 bölüm halinde)Yer:Santralistanbul, E1- 301Başlangıç: 23 Şubat 2010 ÇarşambaSaat:11:00-12:30Teknik ekip: Berk Büyükbalcı-Ertan Önsel

Alex değil, Schuster

Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. “Aman tanrım ne tempoydu” klişesine kaptıracaklar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Dün akşam İnönü’de oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe maçında tanık olduğumuz tempo ancak orta sahasız takımlarla yapılır. Nitekim iki takımın orta sahasının da baskı yapayım derken alanlarını boş bırakması, topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabii ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş’ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun, Fenerbahçe’nin baskılı ve etkili oynadığı ilk 25 dakikanın sadece “reklam arası” dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı lacivertli takım son haftalarda ilk dakikalarda uyguladığı baskıyı bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de. Önce Beşiktaş’ın sol kanadını kırdı. Quaresma’nın geriye gelmeyişi bunun en büyük nedeniydi. Bu oyuncunun Simao’yla yer değişmesi ve Ernst’in bu kanada desteği biraz durdurdu Fenerbahçe’yi. Aykut Kocaman’ın yarım saat sonunda takımını geri çekip devreyi önde bitirme düşüncesi belki de mecburiyettendi. Fenerbahçe bu sezon maçların son çeyreğinde güçten düşüyordu. Kocaman bu nedenle maç sonunu düşünmüş olabilir. Fakat bu hamle, kazanılan alanın da Beşiktaş’a bırakılmasını getirdi. Ancak Beşiktaş da rakip yarı alana organize toplarla, kalabalık hücumlarla yerleşmeyi başaramadı. Yandan gelen birçok ortada topun Almeida’yı geçtiğinde taça çıkması bunun kanıtıdır. Devre biterken yalnızlığın açtığı yarasına tuz basan Dia’yı ancak tekmelerle durdurabilen Ekrem Dağ “ters” İbrahim Üzülmez etkisi yaratarak (bknz. İbrahim Üzülmez’in soldan gelip sağ ayağıyla attığı gol) takımını soyunma odasına umutla gönderdi. İkinci devreye de Beşiktaş’ın bu kadar hızlı başlaması beklenmiyordu. Evet şans golüydü İbrahim Toraman’ın attığı, ancak önemli olan her zaman o şansı zorlamaktır. Skor üstünlüğünü ele geçiren Beşiktaş sağlı sollu geliştirdiği ataklarla bu sefer maçı koparabilecek takımken Hugo Almeida’nın beceriksizliği bunu engelledi. Beşiktaş’ın bu süreçte, yani ikinci yarının ilk 15 dakikasında, biraz geriye çekilip kanatlara isabetli paslar kullanması etkili oldu. Yine bu süreçte Lugano ve Ferrari eşleşmeleri kırmızı kartın, en […]

Ergenekon ve iktidar arasında kalmak

AKP iktidarı ve Ergenekon soruşturmalarıyla birlikte toplumda ciddi bir kutuplaşma yaşandı. İşin kötüsü her kutupta yer alan karşısındakinin kendisi gibi düşünmesini istiyor. Aksini düşünense Ergenekoncu, cemaatçi ya da AKP’ci oluveriyor.

Tiyatro camında Krek

Berkun Oya'nın “Konservatuarda oynadığımız oyunlardan sıkılıp yazdım" dediği oyun Krek Tiyatro Topluluğu’nun temelini attı. Ve topluluk kuruluşundan 11 yıl sonra kendi salonuna kavuştu.

Dün polis, bugün örgüt üyesi

Eski Polis Müdürü Hanefi Avcı’nın da sanıkları arasında bulunduğu Devrimci Karargah Örgütü’yle ilgili iddianame kabul edildi. 14’ü tutuklu 22 kişi hakkında hazırlanan iddianameyle ilgili davanın ilk duruşmaları 13 ve 15 Nisan 2011 tarihlerinde Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde yapılacak. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede Avcı’ya “Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım”, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme”, “Soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi suçlamalar yöneltildi. Savcı Kadir Altınışık tarafından hazırlanan iddianamede, Avcı’nın mahkemelerce verilen dinleme kararlarına ve uygulamalarına ulaşarak bunları Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Nejdet Kılıç’a bildirdiği öne sürülerek, “Hanefi Avcı’nın, Devrimci Karargah terör örgütüne ve şüphelilerine yardımda bulunduğu anlaşılmıştır” denildi. 22 sanıklı iddianamede, ‘‘Hanefi Avcı’nın, mahkeme tarafından verilmiş gizli belge niteliğini taşıyan mahkeme kararını usulsüz olarak elde ettiği ve Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Necdet Kılıç ile bunları paylaştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü ve şüphelilerine yardımda bulunduğu tespit edilmiştir’’ denildi. Soruşturmanın gizliliğini ihlal iddiası Necdet Kılıç’ın Beyoğlu’ndaki evinde yapılan aramada elde edilen el yazımı dokümanların içerisinde, Avcı’nın deşifre ettiği öne sürülen soruşturma dosyasının tarih ve sayısının yer aldığı notların ele geçirildiği belirtilen iddianamede, “Hanefi Avcı, Necdet Kılıç ile yaptığı telefon görüşmelerinde, ‘Necdet’in, savcılığa dilekçe vermesi gerektiğini, hakkında eski dinleme kararı bulunduğunu, dinleme ile ilgili yeni bir karara ulaştığını, telefonun Necdet Kılıç’ın üzerine olmasına rağmen dinlemenin başkasının adına alındığını, bunu yapanların İstanbul İstihbarat Şubesi olduğunu, dinleme harici takip de yaptıklarını, takibi yapanların normal polis olmadığını, cemaatin adamları olduğunu, bunu da dilekçesinde belirtmesi gerektiğini’ söylemiş, mahkeme tarafından verilmiş gizli belge niteliğini taşıyan mahkeme kararını usulsüz olarak elde ettiği ve Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Necdet Kılıç ile bunları paylaştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü ve şüphelilerine yardımda bulunduğu tespit edilmiştir” denildi. Ergenekon soruşturmalarını eleştirmek de suç Avcı’nın yazmış olduğu kitabında Ergenekon soruşturması ile ilgili gizli tanık ifadelerinin basit ve uydurma […]

Hanefi Avcı’yı suçlayan kayıtlar kime ait?

Hanefi Avcı’nın makam odasından çıktığı iddia edilen dinleme kayıtları, bugün kabul edilen Devrimci Karargah Örgütü İddianamesi’nin de delilleri arasında. Ancak söz konusu kayıtların durduğu çantayı, bulunduğu güne kadar bir kişi bile fark etmemiş! Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı‘nın da sanıkları arasında bulunduğu Devrimci Karargah İddianamesi İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Avcı, Fethullah Gülen cemaatinin emniyet içindeki örgütlenmesine de yer vererek ağır suçlamalar yönelttiği Haliç’te Yaşayan Simonlar isimli kitabından sonra hakkında başlayan karalama kampanyalarının sonunda, yasadışı örgüte yardım yataklık ettiği suçlamasıyla kendisini cezaevinde bulmuştu. 22 sanıklı iddianamenin en popüler şüphelisi durumunda olan Hanefi Avcı’nın tutuklanması üzerine AKP yakınlığıyla bilinen kimi gazeteci ve yazarların itirazlarını dile getirdiği yazılar kaleme almasından kısa süre sonra Avcı’nın odasından telefon dinleme kayıtları bulunduğu haberleri medyaya servis edilmişti. İlginç olan ise dinleme kayıtlarının arasında Avcı’ya destek veren yazarların da bulunmasıydı. Ancak Avcı’nın Eskişehir’deki makam odasında bulunduğu öne sürülen telefon dinleme kayıtlarıyla ilgili ifadesi alınan polis memurlarından hiç biri bu iddiayı doğrulamadı. Öte yandan Avcı da cezaevinden yaptığı açıklamada Eskişehir’deki makam odasından çıktığı öne sürülen telefon dinleme kayıtlarının mağdurlarının basına yaptıkları açıklamalarda dinlemelerin 1994-1999 yılları arasında olduğunu söylediklerini belirterek, kendisinin bu tarihleri kapsayan dönemde istihbarat biriminde görevli olmadığını vurgulamıştı. Avcı makam odasında adli zabıta görevi olmayan Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı görevlisi polis memurlarına arama yaptırılmasını anlamadığını belirterek, kendisine komplo kuran cemaate mensup polislerin arşivinde bulunduğunu belirttiği kasetlerin iftira amacıyla, sahte delil yaratmak için boşalttığı makam odasına konulduğunu söyledi. Gazeteciler, siyasetçiler, polisler, mafya liderleri Avcı’nın makam odasında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı görevlileri tarafından 28 Eylül 2010 günü yapılan aramada, dinlenme odasında bulunan gardırop üzerindeki siyah renkli laptop çantası içinde 24 adet teyp kaseti bulunduğu iddianamede belirtildi. Yapılan incelemede aralarında gazeteciler Fatih Altaylı, Mehmet Ali Birand, Ayşe Arman, Cüneyt Özdemir, Kadir Çelik, Uğur Cebeci, Ünal İnanç, Enis Berberoğlu, Uğur Dündar, Ertuğrul […]

Ömer Onan

Bugün onun doğum günü. Ve kariyerinde ilk kez All-Star'ın afişini süslüyor. Ömer Onan, 33 yaşında yıldızlığa terfi eden ilk basketbolcumuz...

Balık sipariş hattı

Kırmızı telefon (0 212 377 03 50) İstanbul’un bazı meydanlarında hizmete sokuldu. Balık seven ve sofralarından balık eksik etmek istemeyen vatandaşlar, doğrudan Tarım Bakanlığı’nı arayarak siparişte bulunabilecek! tan takip edebilirsiniz Greenpeace’in bu amaçlarla başlattığı kampanyaya 254 bin kişi bizzat imza vermiş ve ilgili düzenlemenin yapılabilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na ayrıca 4000 SMS göndermişti. Örgüt, bu konuda hazırladığı raporu ve önerileri, toplanan imzalarla birlikte Bakan Mehdi Eker’e iletmişti. Ancak yavru balık avını engellemek için nasıl ve ne zaman bir çalışma yapılacağına dair net bir cevap alamamıştı. Kırmızı telefonKırımızı telefon, yavru balık kampanyasına destek veren herkesin ev veya cep telefonundan erişebileceği bir numara. 0 212 377 03 50 numaralı telefonu arayanlar, Greenpeace tarafından Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın santraline yönlendiriliyor. Telefonla görüşme yapan ve yorumlarını paylaşmak isteyenler http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/defending-our-mediterranean/kirmizitelefon yorum bölümüne yazabiliyor. “Kırmızı telefon” (0 212 377 03 50) bu amaçla hizmete sokuldu. Vatandaşlar, 1 Şubat’ta Galatasaray Meydanı’na yerleştirilen kırmızı sembolik telefon kulübesinden Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın santraline bağlandı ve “çalışmalara ne zaman başlayacaksınız” diye sordu. Altını çizmekte fayda var: Kulübe sembolik olsa da (0 212 377 03 50) telefon numarası gerçek. Telefon bakanlığa ait değil. Ancak Greenpeace bu telefonu doğrudan bakanlığın santraline aktarıyor. Sembolik kulübe dün Beşiktaş Meydanı’ndaydı. Bugün ve yarın da Kadıköy’deki Beşiktaş iskelesi önünde olacak. Ancak elbette, meydanlarda görünmediği zamanlarda da kullanıma açık olacak. Greenpeace’e göre henüz bir kez bile yumurtlamamış boydaki balıkların avlanmasının önüne geçmek için ilk adım, yasal avlanma boylarını, bilimsel olarak bilinen ilk üreme boylarına uygun olarak düzenlenmek. Örgüt bununla birlikte aşırı avlanma, yasadışı avlanma gibi stokları tehlikeye atan tehditlerin önüne geçilmesi için Bakanlığın acil eylem planları yapmasını zorunlu buluyor. Dört yılda bir hazırlanan su ürünleri tebliğinin 2012/2016 dönemi için Haziran’da yapılacak danışma kurulu toplantısında, bu konuların ele alınması ve çözülebilmesi için bilim insanları ve kooperatif birliklerinin katılımları ile hemen şimdi çalışmalara başlanması gerek. Greenpeace Akdeniz Denizler […]

Çevrimiçi kariyeriniz FlipLife’la başlıyor

Second Life, dünyayla birlikte Türkiye gündemine bomba gibi düştükten sonra, çevrimiçi oyun oynama alışkanlığı hızla artmaya başladı. İnternet üzerinden kendi tarlasını kurarak “çiftçi” olanlar, sanal paralarla saatlerce poker oynayıp “kumarbaz” olanlar, kendi ordusunu kurarak başarılı bir “general” gibi hissedenler varken, bu piyasayada hiç olmayan yepyeni ve mantık çerçevesine oturabilen çevrimiçi oyun başladı. Bu yeni oyunun ismi “FlipLife”. Almanya’da yaşayan Türk bir girişimci olan İbrahim Evsan tarafından başlatılan projenin şimdiden 10 bini aşkın üyesi var. 

 FlipLife’ın HTML5 tabanlı bir çevrimiçi oyun olması, bilgisayar özellikleri çok iyi olmayanların da bu oyunu oynamasına olanak tanıyor. Yeni oyunda yapmak istediğiniz veya yaptığınız mesleği seçebiliyorsunuz. Seçtiğiniz meslekten sonra, oyun içindeki görevlerle kariyer basamaklarını bir bir tırmanıyorsunuz.Arkadaşlarla halı saha maçı yapalım FlipLife sadece mesleğinizle ilgili görevlerle sınırlı değil. Ayrıca görevlerden sıkılırsanız arkadaşlarınızla etkinliklere katılmanız için üst menüden “boş zamanlar” sekmesine tıklamanız yeterli. Boş zamanlar kısmından arkadaşlarınızla futbol, boks, tenis gibi spor dallarında yarışabiliyorken, “düşler kahvesi”, ”bira parkı”, “kulüp 90”, “VIP club” gibi etkinliklere katılarak yeni arkadaşlıklar edinebiliyorsunuz. Bu farklı etkinliklere katılmanın, karakterinizin enerjisini doldurmaya da katkısı oluyor. Futbol etkinliğine katılıp, kayıt yaptırıyorsunuz ve sizinle futbol oynayacak diğer oyuncuları beklemeye başlıyorsunuz. Maçları 2, 4, 8 gibi oynama seçenekleriniz var. Futbola kayıt yaptırırken önceden “savunma” ve “hücum” setlerinizi, “sağ” ve “sol” şeklinde seçiyorsunuz. Rakiplerinizle aranızdaki rekabetinizi seçtiğiniz savunma ve hücum seçeneklerine göre devam ettiriyorsunuz. Futbol maçlarını kazanmanız halinde, ekstra enerjinin haricinde, görevlerinizde kullanabileceğiniz materyaller kazanıyorsunuz. Hadi alışverişe çıkalım!FlipLife.com’un kullanıcılarına sunduğu en çarpıcı alternatiflerden bir tanesi de “alışveriş”… Karakterimizle görevleri yerine getirirken; boş zamanlarımızı değerlendirirken, bir yandan da alışveriş yapabiliyoruz. Üst menüden, “alışveriş” sekmesine tıkladığımızda karşımıza “ceket”, “şapka”, “kolye”, “spor giyim” gibi çeşitli seçenekler çıkıyor. Bu seçeneklerden birine girdiğinizde, ister oyun parasıyla isterseniz de “gerçek parayla” alışveriş yapabiliyor, karakterinizi farklılaştırabiliyorsunuz. Oyun henüz deneme aşamasında olduğu için, ilerleyen günlerde alışveriş bölümüne yeni seçenekler eklenecek. 

 En keyifli haliyle “gazeteci” […]

Kış Oyunları’nda Bilgi bayrağı

Yarın Erzurum’da başlayacak 25. Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları’nda İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencisi 12 sporcu, milli forma için yarışacak. 25. Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları, Universiade 2011 yarın Erzurum’da başlıyor.Türkiye’nin ev sahipliğini ilk kez üstlendiği organizasyona 57 ülkeden yaklaşık 3 bin üniversiteli sporcu katılıyor. Türkiye’yi 153 milli sporcumuz temsil edecek. Bu sporcuların 12’si, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencisi. Zeynep Severge, İrem Önder ve Kerem Ersoy alp disiplini dalında yarışacak. Hepsi çocuk yaştan itibaren kayak sporuyla uğraşıyor ve yaklaşık 10 yıldır müsabakalara katılıyor. Kerem Ersoy ve İrem Önder’in yurtiçi ve yurtdışında katıldıkları yarışlarda birden çok derece kazandı. Serbest stil kayak dalında da madalya arayacak olan Zeynep Severge’nin bu alanda beş Türkiye şampiyonluğu, Kayseri F.I.S. yarışında üçüncülüğü ve Bulgaristan Ulusal Şampiyonası’nda dördüncülüğü bulunuyor. Serbest stil kayak dalında mücadele edecek diğer sporcumuz ise Barkın Beceren. Artistik paten dalında Bilgi Üniversitesi’nin tek temsilcisi Renk Kemaloğlu’nun da sporculuk geçmişi 10 yıla dayanıyor. 2008’de ülkemizde yapılan Balkan Şampiyonası’nda dördüncülük kazanan sporcumuz, bu sezon da “senior” kategorisinde Türkiye üçüncüsü oldu. 25. Üniversite Kış Oyunları, uluslararası yarışmalarda tecrübesi bulunmayan Kemaloğlu’nun ilk büyük müsabaka tecrübesi olacak. Snowboard dalında yarışacak Nesligül Kocakıran, üç yıldır profesyonel yarışlara katılıyor. Can Polatkan, Umut Öğücü, Berkcan Önem ise bu dalda madalya kovalayacak diğer sporcularımız. HaberVs muhabirlerinin görüştüğü sporcularımız, başarıya ulaşmak için ellerinden gelen performansı sergileyeceklerini dile getiriyor. Ancak kış sporları konusunda daha iyi altyapıya ve geçmişe sahip ülkelerin sporcuları karşısında büyük bir beklentiye girilmemesi hususunda ortak görüş bildiriyor. Universiade 2011 Erzurum Kış Oyunları, 6 Şubat’ta sona erecek.

Yeni Avatar’ın doğuşuna az kaldı

Avatar “The Last Airbender”(Son hava bükücü) çizgi dizisi serisi hem Türkiye’de hem de dünyada zirve yaparken, bu serinin filmi 2010 yılında vizyona girmiş, hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. Avatar’ın sıkı takipçileri, Avatar çizgi dizisinin yeni serisi için büyük beklentiler içine girmişken ve ayrıntıları merak ederken, Bu yıl başlayacak Avatar’ın yeni serisi “Legend of Korra” ile ilgili ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı… Avatar’ın yılın üçüncü çeyreğinde yayına girmesi planlanan yeni serisi “Legend of Korra” hikâyesi, önceki Avatar serisi “The Last Airbender”’ın 75 yıl sonrasını konu ediniyor. Hayranlarının özel ilgi duyduğu “Aang” yani Avatar, yerini “Korra”’ya bırakıyor. “Korra”’nın “Aang”’a göre en temel farkı kadın olması. Öyle ki hayranları yeni seride başka bir karakterin Avatar olmasından daha çok, yeni avatarın kadın olmasına şaşırıyorlar. Hatta yapımcılar çok önemli bir sırrı daha şimdiden ifşa etmeyi ihmal etmediler. Katara ile Aang evlenmişler ve bir de nur topu gibi çocukları olmuş. Bu çocuğun ismi Tenzinolacak ve Korra’ya hava bükücülüğünü öğretecek. Yeni serinin avatarı Korra’nın en çarpıcı özelliği ise ateş, su ve toprak bükücülüğünü çoktan öğrenmiş olması. Eski avatar serisini takip etmiş olanlar Aang’ın hava bükücülüğü dışında ki diğer bükücü özellikleri kazanabilmek için ne kadar uğraştığını çok iyi hatırlayacaktır. Ayrıca yeni avatarımız Korra’yı izlerken geçmişten flashbackler halinde Aang ve diğer karakterleri de görebileceğiz. Bu bilgiden yola çıkarak yeni serinin Korra’nın öğreneceklerinden daha çok, vereceği mücadeleyi konu edineceğini söyleyebiliriz. Direnişçilere karşı: Korra Yeni serinin hikâyesinin ayrıntılarında ilginç bir nokta var. Hikâyede Republic City adında bir bölge bulunuyor. Bu bölge su ve dağlarla çevrili. Republic City’de su, hava, toprak ve ateş bükücüleri birlikte yaşıyorlar. Alışılagelmiş avatar serüveninde böyle kozmopolit bir yerleşimle karşılaşmak pek mümkün değil. Bölgede suç oranı çok yüksek ve ayrıca bükücülere karşı isyan çıkartan “anti-bender”bir grup da bulunuyor. Korra’nın gençliği bu bölgede geçecek. Korra ilerleyen zamanlarda bu bölgede bükücülüğe karşı çıkan isyanlarda, “anti-bender”lar ile mücadele içerisinde olacak. Genellikle orta yolu […]

Erkekler 2010’da 217 kadın öldürdü

göre, yıl boyunca gazetelerden, internet sitelerinden ve haber ajanslarından derleyerek hazırladığı çetelelere göre, erkekler 2010’da en az 217 kadın ve üç çocuğu öldürdü, 164 kadın ve 4 çocuğu yaraladı. En az 381 kadın ve çocuk tacize, 207 kadın ve çocuk tecavüze maruz kaldı. Taciz ve tecavüze maruz bırakılanların büyük çoğunluğu çocuklardı. 23 kadının intihar ettiği öne sürüldü ya da şüpheli şekilde yaşamlarını yitirdiler. En az 646 erkek ve oğlan çocuğu cinayet, yaralama, taciz ve tecavüz olaylarının faili olarak gözaltına alındı, tutuklandı ya da aranmaya başlandı. Faillerinin öğretmenler ya da aile bireyleri olduğu taciz ve tecavüz olaylarının çetelemizde, “failin kimliği” haber değeri taşıdığından bu denli yüksek oranla yer bulabildiği düşünülebilir. Öte yandan rakamlar, taciz ve tecavüzün okullarda, evlerde, sokaklarda ne kadar yaygın olduğunu, kadın ve çocuklara en çok tanıyıp güvendikleri erkeklerin taciz ve tecavüzde bulunduğunu göstermek açısından önemli. Tacizciler mahkemeden serbest Gazetelere, internet sitelerine ve ajanslara yansıyan haberlerden, cinayet, yaralama, taciz ve tecavüz olaylarına ilişkin hukuki sürecin gelişimini izlemek her zaman mümkün olmadı. Ancak özellikle taciz ve yaralama olaylarında fail, sıklıkla savcılıktan ya da mahkemeden serbest bırakıldı. “Taciz” suçunun cezası iki yıldan az olduğundan mahkemeler cezaya hükmetse bile genellikle hükmün açıklanması geri bırakıldı. Tecavüz zanlılarının Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınması gecikeceği gerekçesiyle tahliye edildiği de kadınların buna karşı gerçekleştirdikleri protesto gösterileri de haberlere yansıdı. Haberlerde göremediğimiz için psikolojik, ekonomik ve duygusal şiddete dair veriler ise çetelemizde yer bulmadı. Ancak tüm şiddet türlerinin birbiriyle ilişkisini gözeterek 2010 yılı boyunca haberlere konu olan tüm olaylarda kadınların aynı zamanda psikolojik, sözel ve ekonomik şiddete maruz bırakıldığını söylemek elbette mümkün. Ayrıca ekonomik, sözel ve psikolojik şiddetin kadınları, kendilerine şiddetten uzak bir hayat kurmak konusunda güçsüz bıraktığını da hatırlamak gerek. Şiddetin şehir ve bölgelere göre dağılımı 2010’da kadın ve çocuklara yönelik cinayet, yaralama, taciz ve tecavüz olaylarının şehirlere, bölgelere, fail ve mağdurların yaşlarına, failin mesleğine, failin […]

Eğitimde çok güzel hareketler

İlk kitabını dokuz yaşında yayınladı. “Hiçbir yerde zorlanmadı.” Nar Taneleri’nin yazarı hızını alamadı, “Bu kitaptan 20 tane de ben alırım” dedi. İstanbul Ali Yalkın İlköğretim Okulu 3A Sınıfı Öğrencileri ilk kitaplarını dün yayınladı. Hikâye kitabının ismi Nar Taneleri. Ayın gün, okullarında düzenlenen törende basın mensuplarını ağırlayan genç yazarlar, yaratma sürecinde hiiiç zorlanmadıklarını dile getirdi. (Sadece hikâyeleri süsleyecek resimleri çizerken renk seçmekte biraz tereddüt ettiler.) Eğitimde farkındalık yaratmayı ve yeni öğrenme ortamlarının oluşmasına katkı sağlamayı amaçlayan bu çalışma, bir sınıf öğretmeninin çabalarıyla hayat buldu. Mitat Zorlu, geçtiğimiz eylül ayında hikâye yazmanın unsurlarını öğrenen öğrencilerinden, kendi belirledikleri konularda hikâyeler yazmalarını ve bunları resimlerle süslemelerini istedi. Ortaya çıkan ilginç yazıları derleyerek proje kapsamında kitap haline getirmeye karar verdi. Milli Eğitim Müdürlüğü, Okul Müdürü Rüştü Özker ve velilerin desteği ile ilk adımlar atılmaya başlandı. Hukuksal işlemlerin de tamamlanmasından sonra Nar Taneleri Projesi hayata geçirildi. Kelime Yayınevi sponsor olduğu ve yayınladığı kitabın gelirini, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği‘nin yürüttüğü “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasına bağışlamayı önerdi.“Yazıları değiştirmedim” Nar Taneleri’nin derlemeleri sırasında hikâye içeriklerine kesinlikle dokunmadığını ve düzeltme yapmadığını belirten Zorlu, yazım sürecini şu şekilde dile getiriyor: “ Öğrencilerim yazılarını yazarken kesinlikle bir düzeltme yapmadım. Yalnızca Yayın Yönetmeni Asya Çağlarile şiddet unsuru içeren, mesela ‘ölüm’ gibi kelime ya da cümleleri düzelttik.” Ayrıca aynı süre içinde hikâye yazan öğrencilerin birbirlerinin yazılarından da haberdar olmadığının altını çizen Zorlu, bunu hikâyeler arasında benzerlik olmasının önüne geçmek ve farklı ürünlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmak amacıyla yaptığını belirtti. Kitabın yayınlanma süresini beklemenin öğrencileri ve kendisi için çok zor geçtiğini anlatan Zorlu bu sürede heyecan ve stresten beş kilo verdiğini, ancak gururunu öğrencileriyle birlikte yaşadığını söylüyor. Nar Taneleri’nin yazarlarından, 3A sınıfı öğrencisi Melek Doğa Harmancı (9) hikâyesini yazarken hiç sıkılmadığını fakat resimleri yaparken renkleri seçmede biraz zorlandığını söylerken, Arda Tuna Erşık (9) kalemine duyduğu güveni: “Ben hiçbir yerde zorlanmadım. Kitaptan 20 tane alacağım” sözleriyle […]

Starbucks’ta işeyebilmek

50 ülkede yaklaşık 17 bin şube ile dünyanın en büyük “kahvehane” zincirine sahip Amerikan firması Starbucks, uzunca bir süredir uygulandığı söylenen “şifreli tuvalet” sistemini güzel ülkemle de tanıştırdı. Artık bu kahvehaneye gidip “önce tuvalete gireceğim arkadaş sonra kahvemi yudumlarım” demek yok. İlk önce kahve, sonra şifre, akabinde teşaşşür¹. Firmanın İletişim ve Sosyal Sorumluluk Müdürü Aslı İnoğlukonuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada “Yoğunluğun fazla olduğu mağazalarımızda tuvaletleri mağaza müşterilerimizin öncelikli olarak kullanabilmesi için müşteri talebi doğrultusunda uygulamaya başladık. Şifre almadan tuvalet kullanılamıyor. Bunun içinde alışveriş yapmak gerekiyor. ABD’de de müşteri yoğunluğunun fazla olduğu mağazalarda uygulanıyor” demiş. (Milliyet, 18 Ocak 2011) Bu açıklamadan Starbucks tuvaletlerine yoğun bir talep olduğunu, “gerçek” müşterilerin bu servisten yararlanmakta güçlük yaşadığını, hatta belki uzun kuyruklar oluştuğunu, uzun süre defihacet² için beklendiği, beklemekten sıkılanların kahvehane yönetimine şikâyette bulunduğu sonuçları çıkarılabilir. Yönetim de şikâyetin gereğini yerine getirmiş ve şifre yöntemiyle tuvaletlere girişi başlatmış olmalı. “Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım” havasıyla sadece tuvaleti kullanmak isteyenlerin bundan sonra pek şansı olmayacak gibi görünüyor… Kırk yıl önce kahve içenler… Oysa bu çok uluslu, çok ülkeli, pek çok şubeli şirketlerin dünyaya yayılırken uyguladığı olmazsa olmaz bir kural vardır: Ürünlerini ve hizmetlerini, ticari faaliyette bulunulan coğrafyanın beğeni ve kültürüne yakınlaştırmak, coğrafyaya özel “lezzetler” sunmak. (Örneğin bir İtalyan pizza devinin Türkiye’de faaliyet gösteren şubelerinde proşutto yerine sucuk ve parmesan yerine hellim peyniri kullanması gibi.) Bahsettiğim bu coğrafyaya uyum sağlama kuralını işletmeciler kısaca “fine tuning” (ince ayar) tabir eder. Starbucks ilk şubesini 1971’de Seattle’da açtı. Bundan tam 40 yıl önce… Tesadüf bu ya, güzel ülkemde de “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var”. Yani coğrafi koşullar ve yerel kültür kâle alınırsa, 40 yıl önce Amerika’da Starbucks’ın ilk kahvesini içenlerin bile Türkiye’de nazı, niyazının geçmesi gerekiyor. Bu nedenle firma, bırakın ekmek yediği güzel ülkemin insanlarını, bir şekilde yolu güzel ülkemden geçen ilk müşterilerine, güzel ülkemde haksızlık ediyor. Bizi, onların […]