Acemiler tehlikede!

İstanbul Ayazağa’da bulunan ve beton fabrikalarının çokluğu ile bilinen Cendere Yolu, sürücü adaylarının sınav yeri olarak kullanılıyor. Üç ayda bir yaklaşık 20 sürücü kursunun adaylarının sınava girdiği yol, yoğun kamyon trafiği nedeniyle sürücü adayları için büyük tehlike oluşturuyor. Yalnızca sürücü adayları değil, beraberinde onları izlemek için gelen yakınları da tehlikeyle burun buruna. Her sürücü kursunun ortalama yüz adayı ve onların yakınlarıyla, sayıları 5 bini bulan kalabalık, bekleme yeri olmayan yolun kenarında duruyor. Kurs sahipleri Valilikçe gösterilen sınav yerinde hiçbir denetimin olmayışından şikayetçi. Valiliğin ve Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’ nün hiçbir önlem almadığı yolda, denetimi kendi imkânlarıyla sürücü kursları yapıyor. Kurs sahipleri sınav yerinde defalarca kaza olduğunu, bunlardan bazılarının da ölümle sonuçlandığını söylüyor. İstanbul Valiliği, yalnızca sınav yerlerini belirlediklerini, denetimin ise Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olduğuna dikkat çekiyor. Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü yetkilileri ise sınav yerini valiliğin belirlediğini, denetimle ilgili kendilerine bir talimat gelmediğini söylüyor. Bu durumda trafik ekipleri, yalnızca sürücü adaylarının gösterilen bölgelerin dışına çıkması halinde ya da kavga veya kaza gibi durumlarda devreye giriyor. HaberVs muhabirinin “hiçbir önlem almıyor musunuz” sorusunu, “iki ekibimiz radar uygulaması yapıyor” şeklinde yanıtlayan Şube Müdürlüğü yetkililerinin verdiği bilgiye göre yoldaki hiz limiti de oldukça yüksek. Motosikletten kamyona tüm araçlara 77 kilometrenin üstüne çıktıklarında ceza kesiliyor. Bu nedenle özellikle kamyonların hızı, sürücü adaylarını zor durumda bırakıyor.

TT Arena’daki TekYumruk

Emekçinin yanındalar. Küfürsüz bir tribünün, rant kaygısı olmayan bir fanatizmin ve duyarlı taraftarlığın özlemindeler. Son günlerde isimlerini daha çok duymaya başladık. TT Arena’nın açılışında “kale arkasında oturan 150 kişilik bir grup” olarak ve olasılıkla sadece siyasi görüşleri nedeniyle, Türkiye’yi sarsan protestonun sorumlusu olarak gösteriliyorlar: Galatasaraylı taraftar grubu TekYumruk’tan bahsediyoruz. Türkiye Gökhan Yavuz(30) ve Raşit Ek’in (21) adını 12 Eylül 2010’da, bir bayram sabahı duydu. İki inşaat işçisi, Galatasaray’ın yeni stadı Türk Telekom Arena’nın yapımı esnasında kanalizasyon çalışması yaparken göçük altında kalarak hayatını kaybetti. Bu olay bir süre Galatasaray-TOKİ-Varyap ve Uzunlar ekseninde tartışıldı. Orada hayatını kaybeden iki genç adamın sorumluluğunu kimse almadı. İki işçinin yakınlarına gerekenin yapılması için TekYumruk harekete geçti ve www.isimleriyasatilsin.com/ sitesinde bu isteklerini dile getirdiler. Kanat Akkaya, Bağış Erten, Bener Onar ve Bülent Timurlenk gibi spor yazarları da köşelerinde bu çağrıya destek verdi. Kısa sürede çığ gibi büyüyen kampanya sonucunda Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı Adnan Öztürk bir açıklama yaparak, Gökhan Yavuz’un çocuklarını ve Raşit Ek’in kardeşlerinin eğitiminin vakıf tarafından karşılanacağını açıkladı. Kampanyayı başlatanların bir diğer isteği olan iki işçinin isimlerinin yaşatılması da Galatasaray Spor Kulübü yönetimince kabul gördü. Bunun üzerine Tekyumruk grubu kampanyayı sonlandırdığını ama verilen sözlerin takipçisi olacağını açıkladı. Galatasaray taraftarının öncelikli isteği bu iki çalışanın isimlerinin Türk Telekom Arena’nın tribünlerine verilmesiydi. Ama kulüp yönetiminin tribünlerin isim haklarını sponsorluk karşılığında vermesi bu isteği imkânsız kıldı. Diğer yandan ölen işçilerin ailelerine Galatasaray Kulübü tarafından bir yardım yapılıp yapılmadığı, çocukları ve kardeşlerinin eğitiminin Galatasaray Eğitim Vakfı tarafından üstlenilip üstlenilmediği konusunda da somut bir veri bulunmuyor. Zira HaberVs’nin bütün çabalarına rağmen, ne kulüp ne de vakıf yönetimi ailelerle ilişkiye geçilmesine izin vermiyor ve ailelerin iletişim bilgilerini paylaşmayı reddediyor. Ayrıca 3 Aralık 2010’da Cihan Gayretli adlı işçi de stat inşaatında yüksekten düşerek hayatını kaybetmişti.

Adaletin peşinde dört yıl

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin dördüncü yılında Agos Gazetesi önünde anıldı. Gazeteci Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de gazetenin Şişli Halaskârgazi Caddesi’ndeki ofisi önünde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Törene katılanlar, Agos’un önüne kırmızı karanfiller bırakarak mum yaktı; ”4 yıldır yargı yok”, ”4 yıldır meclis yok” yazılı dövizler taşıdı; “Hepimiz Hrantız”, “Hrant için Adalet” ve “Katiller halk hesap verecek” sloganları attı. Törene katılan gruplar Taksim Meydanı ve Cevahir Alışveriş Merkezi önünde toplandı. Gruplar eş zamanlı olarak saat 13.30 sıralarında Agos Gazetesi’nin önüne doğru yürüyüşe geçti. Devrimci müzik grubu Bandista da Taksim’den Agos gazetesinin önüne kadar şarkılarını söyleyerek yürüdü. Öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, gazete balkonundan bir konuşma yaptı. Dink’in eşi Rakel Dink de Agos’un penceresinden kitleyi selamladı.Tören nedeniyle cadde araç trafiğine kapatıldı. Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülenlerin ailelerinin oluşturduğu Toplumsal Bellek Platformu üyeleri de törene katıldı. Nükhet İpekçi, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülen Kemal Türkler, Ahmet Kaya, Sabahattin Ali, Orhan Yavuz, Doğan Öz, Necdet Bulut, Akın Özdemir, Abdi İpekçi, Cevat Yurdakul, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Sevinç Özgüner, Mehmet Zeki Tekiner, İlhan Erdost, Metin Göktepe, Necip Hablemitoğlu, Yusuf Ekinci, Yasemin Cebenoyan, Onat Kutlar, Hasan Ocak, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter, Uğur Mumcu, Nesimi Çimen, Behçet Aysan, Metin Altıok’un aileleri adına bir konuşma yaptı. Öldürülen Milliyetgazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi konuşmasında Hrant Dink’in “Ben büstleri sevmiyorum, ben insanları seviyorum” sözünü tekrarladı. Faili meçhul bırakılmış siyasi cinayetlerin bir an önce aydınlatılmasını istedi. İpekçi, “Biz tek tek katillerin peşinde değiliz. Ancak bu cinayetlerin birer insanlık suçu olduğunu biliyor ve adaletin bir an önce gerçekleşmesini bekliyoruz” dedi.

‘Galatasaray, devlet ve taraftar arasında ezilen bir kulüp oldu’

Açılış akşamı Türk Telekom Arena’da bulunanların ortak görüşü: “Bir provakatör aranıyorsa, konuşması ve seçim propagandası yapan videolarla taraftarı kışkırtan TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’dır.” HaberVs Galatasaray camiası, 15 Ocak’ta gerçekleşen Türk Telekom Arena açılışından sonra bir kriz yaşıyor. “Kriz” tanımı bizzat GS taraftarlarına ait. Ve onlara göre bunun nedeni Başbakan Erdoğan’ın protesto edilmesi değil, kulübün taraftara karşı aldığı tavır. Onlara göre bu kriz yanlış yönetildi ve külüp, GS taraftarının gücünü masaya koyup bir müzakere şansı olarak kullanamadı. Kulüp tarihi üzerine araştırmalarıyla tanınan GS taraftarı Melih Şabanoğlu, açılış günü yaşanları şöyle anlatıyor (Bügün 17:30’da NTV’de yayınlanan “Banu Güven ile Artı” programından): “Stadın tepesinde bir ekran vardı. Orada Erdoğan’ın konuşmaları gösteriliyordu. Bu görüntülere anlık bir protesto oldu. Daha sonra DJ tarafından stadyumun açılışının Başbakan Erdoğan tarafından yapılacağı açıklandı. Bu da ıslıklandı ama anlık bir tepkiydi. Asıl protesto TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın konuşması sırasında oldu. Erdoğan, aleni bir biçimde stadın Galatasaraylılara devlet tarafından verilmiş bir ulufe olduğunun altını çizdi. Eski başkan Özhan Canaydın’ın mahçup ve muhtaç bir ifade çizdiğini ima etti. Sorun bu konuşmaydı. Biz görmedik ama duyduğumuz kadarıyla Başbakan ve devlet ricali sonrasında stadı terk etmiş. Asıl nedenin, Erdoğan Bayraktar’ın Başbakan’ın ıslıklanmasına tepki gösterip, konuşmasının dışına çıkarak, Galatasaray taraftarını küçük düşürme çabasıydı diye düşünüyorum. “Galatasaray, bu açıklamayla devlet ve taraftar arasında ezilen bir kulüp oldu” Olayların organize edildiği düşüncesine katılmıyorum. Protestolar, o anlık gelişen ve stadda yapılan konuşmalara verilen tepkilerdi. Eğer bir provakatör aranıyorsa, o konuşmayı yapan Bayraktar’dır. Ulufe bile olsa bu coğrafyada, bizim kültürümüzde, bunun ulufe olduğu dile getirilmez. Kulüp bu krizi iyi yönetemedi. Kulüp bir takım endişelere kapılmış olabilir. Aslantepe Stadı protokol olarak Galatasaray’a henüz bağlanmadı. Devletin onayını gerektiren, çevre tesislerle ilgili başka projeleri olabilir. Bunların onaylanmamasından çekinmiş olabilir. Bu açıklamadan sonra kriz çıktı. Bu bizim krizimiz. Taraftar ve kulüp olarak kimse bu kirzden kaçmasın. Ama Galatasaray Kulübü, bu açıklamayla devlet […]

Stadyumlar kimin?

Türk Telekom Arena Stadyumu, 15 Ocak Cumartesi akşamki protestolu açılışla hizmete girdi. Ali Sami Yen’in Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne geri verilmesi, Seyrantepe’nin seçimi, inşaatın başlaması ve bitirilmesi derken yaklaşık 5 yıllık zorlu bir süreçten geçti Galatasaray Spor Kulübü. Gündemde ise stadyumdan çok Başbakan’ın taraftara gösterdiği tepki var. Tayyip Erdoğan, “Stadyumun tahsis anlaşmasını daha yapmış değiliz” diyerek kulübe ve taraftarına aba altından sopa gösteriyor. Türkiye’de hiçbir spor kulübü, kullandığı stadyumların sahibi değil. Bu nedenle TT Arena’nın da Galatasaray SK’nın mülkü olması söz konusu değildi zaten. Kulüp, Ali Sami Yen Stadı’nın 49 yıllık kullanım hakkından feragat edip karşılığında bu stadı da yine 49 yıllığına kiralamış oldu. Bütün stadyumlar Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne ait. Sadece “üst kullanım” hakları belli bir bedel karşılığında ya 10 yıllık ya da 49 yıllık sözleşmelerle kiralanıyor. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu TT Arena’nın inşa süreci Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu ile kıyaslanıyor çoğu kez. “Feherbahçe’ye neden devlet desteği yapılmadı” deniyor. Bu nedenle Kadıköy’deki stadyumun tarihine bakmakta fayda var. Bugün stadyumun bulunduğu yer 1900’lerin başında Papazın Çayırı olarak bilinen bir futbol sahasıydı. İlk olarak 1929’da Fenerbahçe Spor Kulübü’ne kiralandı ve Fenerbahçe Stadı ismini aldı. Daha sonra 1933 yılında stadın bulunduğu araziyi Hazine’den 9 bin TL’ye satın alan kulüp, bir stadın mülkiyetine sahip ilk futbol takımı olma özelliğini kazandı. Fakat 1962 yılında 70 yıllık üst kullanım hakkı karşılığında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne devredildi. 1998 yılında yapılan, üç büyük kulübün stadyum kullanım sürelerini tekrar düzenleyen genel bir protokolle; Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı 49 yıllığına Fenerbahçe Spor Kulübü’ne kiralanmış oldu. Yenileme çalışmaları 2006’de bitirilerek 50.530 koltuğa sahip olan stadın kapasite artırma ve yeni tribün inşaası çalışamaları kulübün yaptığı bir dizi anlaşmayla borçsuz ve tamamen öz kaynaklarla gerçekleştirildi. 2000’de başlayan yıkım ve yeniden yapım çalışmaları, Migros ve Telsim’in sponsorluğunda tamamladnı. Bu sponsorluk karşılığında kale arkasındaki iki tribüne Migros ve Telsim isimleri verildi. Bu firmalar, söz konusu […]

Ali Sami Yen ve Türk Telekom Arena

Galatasaray’ın Ali SamiYen’den TT Arena’ya taşınma hikâyesi ve “Mülkiyeti devlete ait iki farklı arazinin kamu kuruluşları arasında el değiştirirken buharlaştırılması suretiyle devletin zarara uğratıldığı”nı düşünen bir vatandaşın bilgi edinme mücadelesi. 15 Ocak Cumartesi günü açılışı yapılan ve Galatasaray taraftarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanı Erdoğan Bayraktar’ı protestosuna sahne olan Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadyumu, geciken inşası ve Galatasaray Spor Kulübü’ne devri nedeniyle 2006’dan beri çeşitli tartışmalarla gündeme gelen bir projeydi. Galatasaray Spor Kulübü, yıkılarak aynı yerde yeni bir stadyum yapılabilmesi için Ali Sami Yen’i 2003/04 futbol sezonunda terk etmiş ve maçlarını Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda oynamıştı. Ancak kulüp bunun için gereken kaynağı bulamadı; bir sonraki sezonda Ali Sami Yen’e geri dönmek durumunda kaldı. Kulübün kendi imkanlarıyla stadyum inşasına gidemeyeceği anlaşılınca, Ali Sami Yen’in arsa değerinden faydalanma fikri ortaya çıktı. Fakat stadyum kulübe ait değildi. Kulüp, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’yle (GSGM) yaptığı anlaşma ile stadyumu 49 yıllığına kiralamıştı. Sadece “üst kullanım” tabir edilen “kiracılık” hakkına sahipti. Mecidiyeköy’deki stadyumun 36 bin 500 metrekarelik arazisinin satışından elde edilecek gelir ile GSGM, bir başka yerde stadyum inşa edebilir ve bu tesisin üst kullanım hakkı da Galatasaray’a verilebilirdi. Kulüp GSGM ile bu protokolü 2006’da, geçtiğimiz yıl vefat eden Başkan Özhan Canaydın döneminde yaptı. Seyrantepe’de inşa edilecek stadyumun üst kullanım hakkı karşılığında haklarını GSGM’ye geri verdi. Özetle Galatasaray’ın Seyrantepe projesi karşılığında yaptığı tek şey, Ali Sami Yen’deki kiracılık hakkından feragat etmekti. (Kulüp “kira” sözleşmesini 1997’de yapmıştı. Galatasaray TT Arena’ya taşındığında bu sözleşmenin 12 yılını doldurduğu için Ali Sami’deki kullanım hakkı 36 yıla inmişti.) “Galatasaray Kulübü’yle anlaşma daha yapılmış değil” GSGM de Ali Sami Yen arazisini değerlendirmesi için TOKİ’yle anlaştı. İşte kamuoyunun gözünde bir türlü netleşemeyen “değiş tokuş” trafiği de bu noktada başladı. Galatasaray Kulübü, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ve TOKİ üçgeninde seyreden bu trafikte ana hatlarıyla, ortaya şu […]

Haydarpaşa yangınının sorumlusu: “Pazar günü”

Gökhan Tan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) I. Bölge Müdürü Hasan Gedikli, 28 Kasım 2010’da Haydarpaşa Garı’nda çıkan yangınla ilgili: “Yangının çıktığı gün çatıda tesisat patladı. Bunun tamiri yapılıyordu. Pazar günü ne Anıtlar Kurulu’nu ne de KUDEB’i (Koruma Uygulama Denetim Bürosu) bulabilirsiniz. Başımızdan aşağı su akıyor. O rezilliği biz yaşıyoruz. Tahkikat devam ettiği için fazla konuşmak istemiyorum” açıklamasını yaptı. İstanbul S.O.S. girişimi ve Atlasdergisinin dün Mimar Sinan Üniversitisi Fındıklı yerleşkesinde düzenlediği “Haydarpaşa’ya Sadakat” paneline konuşmacı olarak katılan Hasan Gedikli, Haydarpaşa dönüşüm projesi ve yangından sonraki süreç hakkında bilgi verdi. Gedikli, TCDD Bölge Müdürlüğü olarak kullanılan garın acil müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi ve bürokrasinin yavaş işlediğinden yakındı: “Bir yıl önce Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na müracat ettik. Çatı akıyor dedik. Biz bu iyileştirmeleri yapamadan yangın çıktı. Elektrik tesisatının projesi için 4 Nisan 2010’da ihaleye çıkıldı. Proje geldi, incelenmesi devam ederken yangına yakalandık.”Aşırı yağmurlar nedeniyle çatıda su biriktiğini, camlarda boşluk oluştuğunu söyleyen Gedikli, 28 Kasım Pazar günü gerçekleşen yangının ise çatıda patlayan su tesisatının tamiratı sırasında yaşandığını söyledi.“Su baskınları doğru, yangından haberim yok” Gedikli, HaberVs’nin gündeme getirdiği, yangından sonra binada su baskınları yaşandığı iddiasını da doğruladı. Ancak yangından haberdar olmadığını söyledi. “Haydarpaşa’ya Sadakat” paneline konuşmacıları arasında, Kadıköy Belediyesi Koruma Uygulama Denetim Bürosu uzmanlarından Mimar Burcu Arıkan da vardı. Sorumuz üzerine Arıkan, Haydarpaşa Garı’nın çatısının tamiratı için Koruma Kurulu’na başvurduklarını, kurulun onay verdiğini ancak onaydan sonra KUDEB’in devre dışı bırakıldığını söyledi. Garın çatısındaki tamirat için ruhsat alınmadığı, yangından sonra Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk tarafından da dile getirilmişti. Bina neden tahrip ediliyor? HaberVs’nin 14 Ocak tarihli haberinde gündeme getirdiği iddialardan bir diğeri de, Haydarpaşa Garı’nın yangın güvenlik sisteminin yangından sonra kurulmaya çalışıldığı ve bu çalışmalar sırasında yapının tahrip edildiğiydi. Burcu Arıkan’a “TCDD’nin, yangın söndürme sisteminin tesisi için KUBEB’e haber verip vermediğini” sorduk. Arıkan “Gar içinde çalışma olduğuna dair kendilerine haber verilmediğini, bu […]

Karadeniz’in isyanı TEMA’ya

Yaşamı yok eden enerji politikalarına karşı yaptıkları eylemlerle adını duyuran Karadeniz İsyandadır Platformu, bugün İstanbul’da yaptığı basın açıklamasında Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma (TEMA) Vakfı’nı hedef aldı. TEMA’nın Mütevelli Heyeti’nde, Türkiye’nin önemli sanayicilerinin bulunduğunu belirten platform, bu kurumun yaptığı kampanyaların göz boyamaktan ibaret olduğunu ve doğa için mücadele eden gönüllüleri pasifleştirdiğini iddia etti. Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapan platformun sözcüsü Aysun Paksoy, 40 kişiden oluşan Mütevelli Heyeti’nin içinde Türkiye’nin önemli sanayicilerinin bulunduğunu ve bu isimlerin TEMA’nın işleyişine yön verdiğini savundu. Paksoy, Cem Boyner, Aydın Doğan, Faruk Eczacıbaşı, Rahmi Koç, Halis Komili, Osman Kavala, Mustafa Balbay, Sabri Ülker, Fikret Evyap, Hüseyin Özdilek, Asım Kocabıyık, Orhan Yavuz ve Nihat Gökyiğit’in heyette yer aldığını söyledi. “ORYA Enerji, Orhan Yavuz’un firması”Paksoy, platformun bu iddiasını hidroelektrik santrali (HES) yapılması planlanan Loç Vadisi’ni anlatarak örneklendirdi: “Kastamonu’daki Loç Vadisi’de talanı yapan, ağaçları kesen, dere ve doğaya zarar veren şirketin isminin ORYA Enerji olarak biliniyor. Bu isim, şirket sahibi Orhan Yavuz’un adı ve soyadının ilk hecelerinden oluşuyor. Orhan Yavuz TEMA’da Mütevelli Heyeti’nde yer alıyor. HES’ler suyun ticarileştirilmesini, su havzalarının ve toprakların şirketlere devredilmesini amaçlayan projelerdir. Loç Vadililer ile ORYA arasındaki mücadele sürmekteyken TEMA’nın da HES’ler ve ORYA ile olan ilişkisi ortadayken, TEMA’nın tuttuğu taraf aşikar.” Loç Vadisi’ndeki köylülerin TEMA’dan yardım istedikleri fakat TEMA’nın köylülere tekrar dönmediğini ifade eden Paksoy, köylülerin Karaköy’de gerçekleştirdikleri oturma eylemine karşı TEMA’nın verdiği tek desteğin, eylemin son günlerinde internet sitelerine ‘Loç Vadisi’ndeki HES katliamına karşıyız’ başlıklı bir açıklama koymak olduğunu söyledi. Loç Vadisinin yanı sıra Erzurum Aksu vadisine değinen Paksoy “burada yapılmak istenen HES’in ise Asım Kocabıyık’a ait Borusan Holding tarafından yapılacağını, yine Asım Kocabıyık ismininde TEMA mütevelliler heyeti arasında bulunduğunu “ söyledi. TEMA’nın fidan kampanyalarının müsamere tadında gerçekleştiğini, meyve çekirdeği kampanyaları ile göz boyayıp doğa severlerin duyarlılıklarını suistimal ettiğini belirten Paksoy, bu uygulamaların TEMA’nın kendi gönüllülerini pasifleştirdiğini […]

Haydarpaşa’da yangın devam ediyor!

TCDD Teftiş Kurulu ve İtfaiye raporları, Haydarpaşa yangınının nedenini ortaya koymaktan uzak. Gardaki “güvenlik” yangından sonra sağlanmaya çalışılırken, binayı üç kez su bastığı ve bir de yangın çıktığı iddia ediliyor.

Maksat açılış olsun

İstanbul Belediyesi, aylardır kullandığımız metro istasyonlarını ve spor salonlarını Başbakan’ın katılımıyla “açıyor”! Tam sayfa açılış ilanlarının maliyetini de iki inşaat firması üstleniyor.

Dertler kontak kapatmıyor!

Birleşik Taksiciler Derneği’nin (BTD) 1 Ocak’ta Kenan Önal adlı taksi sürücüsünün gasp edilmesi ve öldürülmesi olayından sonra düzenleyeceğini duyurduğu kontak kapama eylemi 13 ocak 2011 Perşembe günü gerçekleştirildi. Eyleme çok geniş katılım olmaması zaman zaman taksiciler arasında tartışmalara da neden oldu. Eyleme katılan taksicilerin bazıları taksileriyle BTD’nin Okmeydanı Fetihtepe Mahallesi’ndeki merkezindeydi. Eylemi çok sayıda basın mensubu da izledi. Lüleburgaz’dan Tekirdağ’a, İstanbul’dan Kocaeli’ye dernek üyesi olan ve olmayan taksicilerin katıldığı eylemi düzenleyen BTD Başkanı Memduh Çırak, eylemin amacının; can güvenliği, taksi ücretlerine yapılan düşük zamma, akaryakıta gelen zamlara, gece tarifesinin kaldırılmasına ve sosyal güvenlik sorunlarına tepki olduğunu söyledi. Çırak can güvenliği dışında korsan taksilerin de hem taksiciler hem de vatandaşlar için büyük sorun yarattığını vurguladı:“Korsan taksiler ki ben onlara taksi değil korsan diyorum, şayet yasa dışı uyuşturucu madde veya bunun gibi benzer madde bulunduğunda takside olduklarını asla ispatlayamazsınız. Araç şoförünün aranması olabilir, sabıkası olabilir, bundan dolayı korsan araçlar tehlike arz eder, halkımızın korsan araçları kullanmamaları gerekir.” Taksici Tuncay Sönmezde on yıldır gece çalıştığını, can güvenliklerinin olmadığını belirtiyor. Göktürk, Kemerburgaz gibi yerlere müşteri çıktığında, korkarak gittiklerini söyleyen Sönmez, yapılan taksimetre zammının sadaka niteliğinde olduğunu, akaryakıtın alıp başını gittiğini, gece tarifelerinin ellerinden alındığını, sosyal güvenlik sorununda mal sahipleriyle karşı karşıya geldiklerini de sözlerine ekliyor. Gece iş yapamadıklarını, Taksim gibi eğlencenin yoğun olduğu yerlerde yolcu alamadıklarını, bekleme yaptıklarında polisin “ Ticari bekleme yapma devam et” dediğini anlatan Taksici Bayram Petek ise “Buralarda da iş alamazsak gece nerede iş bulabileceğiz diye yakınıyor. Petek, ceza yemekten ehliyetine işlenen ceza puanının yükseldiğini belirterek, Taksim-Beşiktaş dolmuşlarının gece tarifesi uyguladığını buna karşılık gece tarifelerinin ellerinden alındığını, 90 lira yövmiye, 50 lira yakıt, 10 lirayı da sigorta için ödediklerinde geriye bir şey kalmadığını ifade etti. Taksicilerin ortak dertleri vardı. Hepsi de kimsenin taksicilerin dertleriyle ilgilenmediğini, yanlarında olmadığını, memnun olmadıklarını çünkü; akaryakıta her gün zam geldiğini, taksimetreye gelen zammın, akaryakıta gelen […]

Bilgisayarınızda casus var

Bilgisayarların yüzde 97’sinde casus programı var Geçen yıl sonunda yapılan Türkiye’de İnternet Konferansı’nda casus programlarla ilgili eğitim semineri veren Türkiye Bilişim Güvenliği Derneği’nin eski başkanı Faruk Kekevibilgisayar korsanları için en kolay ve masrafsız yöntemin spyware denilen casus programlar olduğunu belirterek, “Bazı yönleriyle virüslere benzerler, ama virüslerden farklı olarak kendilerini gizlerler. Yerleştikleri bilgisayardaki her türlü dosya ve iletişimi programlandıkları merkeze ulaştırırlar. Ülkemizde yıllardır ve halen yoğun olarak yaşanan sanal banka soygunlarında kullanılan bilgilerin çoğunluğu, casus programlar ile kullanıcıların bilgisayarlarından elde edilmişlerdir. Uzman olmayan bilgisayar kullanıcısı, bunları fark edemez. Çünkü virüslerden farklıdırlar, antivirüs programları yakalayamaz” dedi. Türkiye’deki bilgisayarların yüzde 97’ sinde casus program bulduğunu belirten Kekevi, “Bu oran Türkiye’ nin içinde bulunduğu durumu ve karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi anlatıyor. Yöneticiler dahil olmak üzere ülkemizin bilgisayar kullanıcıları spyware ile virüsün farkını halen bilmiyorlar. Casus program söylemi, onlara fantastik bir sözmüş gibi geliyor, bunların ancak filmlerde olabileceğini düşünüyorlar” diye konuştu. Casus program kullananlardan ilginç yorumlar* 3 yıldır evliyim ve bundan 6 ay öncesine kadar mükemmel bir eşim ve mükemmel bir evliliğim vardı. 6 ay önce eşim yavaş yavaş değişmeye başladı, Ne olduğunu anlamaya çalıştım konuştum, ekonomik sorunlara bağladım. Depresyona girdi belki dedim, konuşmaya anlamaya çalıştım ama nafile, konuşmaya çalıştığım her sohbet kavgaya dönüştü ve artık boşanmak istediğini telaffuz etmeye başladı. Deliler gibi neden bu kadar değiştiğini merak ediyordum. En son 3 hafta önce evdeki bilgisayara keylogger programı yükledim ve şehir dışına çıktım. Benim şehir dışında olduğum sırada bir gece kadın bize gelmiş ve cam açıp onu annesine tanıştırmış yazışmışlar falan hepsini programdan öğrendim ve daha bir sürü iğrençlikler… Bizde olduğunda eşimin pijamalarını giymiş üzerine vs. Şehir dışından dönünce daha fazla uzatamadım ve patladım artık gözümün içine baka baka yalan söylemesini hazmedemez oldum! * Çocuğum uygunsuz siteleri ziyaret ediyormuş. Programı kurdum hemen öğrendim bunları. Bütün siteleri de engelledim, kendisiyle konuşmam gerekiyor. * Ben keylogger, klavye […]

Şampiyon Arap atının öyküsü: Kafkaslı

Bahisçilerin “kalplerinde yer eden” bir ismi pistlerden uğurladık geçen hafta. Türkiye yarış tarihinin en çok kazanan atlarından Kafkaslı, 25 Aralık’ta İstanbul Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen jübile töreni ile pistlere veda etti. 9 yaşındaki safkan Arap atı, 2005’ten itibaren katıldığı 127 yarışın 64’ünde birincilik elde etmişti. Bu yarışlarda, sahibi Rezaman Kaya’ya gurur ve pek çok kupanın yanında, 8 milyon 656 bin 520 TL kazandıran Kafkaslı, Dünya Arap Atı Organizasyonu (WAHO) tarafından Türkiye’de 2006’nın en iyi Arap atı seçilmişti. Oysa satışa çıktığında hiç de umut vadeden bir görünümü yoktu. Şampiyon bir atın (Çaş) oğluydu ama bacakları yara ve kırıklarla doluydu. Remazan Kaya, Kafkaslı’yı ilk görüşünü ve onu alma hikayesini şöyle aktarıyor: “Kafkaslı’yı 2004’te, 15 tayın satışa çıkarıldığı açık arttırmada, Bursa Karacabey Tarım İşletmesi’nden aldım. Bu tay Ahunaz’ın kardeşiydi. Ahunaz da o zaman Hatay Koşusu’nu kazanmıştı. O taya eş olsun diye aldım. Açık arttırmaya 56 kişi katılmıştı. Kafkaslı’nın arka ayaklarında ve mor etlerinde nohut kadar, mercimek kadar çatlaklar ve kırıklar vardı. ‘At acıdan koşamaz’ diye kimse almamıştı. Tabii ki bu durum Bursa Veteriner Fakültesi’nden at sahiplerine bildirilmişti. Bunu bile bile, 40 bin TL bedel önerdim. Fakat satış komisyonu, miktarı 50 bin TL’ye çıkardı. 10 bin TL’nin fazla bir kayıp olmayacağını düşündüm ve teklifi 51 bin TL’ye çıkarttım. Komisyon at sahiplerine soruyor ‘alıcı var mı satıyorum’ diye. Yine kimse sesini çıkarmadı ve bize nasip oldu. Kazanamadıkları “Peki Kafkaslı’nın kazanamadığı yarış var mı” diye sormam üzerine Remazan Kaya, içi buruk bir şekilde “evet” dedi: “Şampiyon atımız 6 senelik yarış hayatında Cumhuriyet Koşusu’nu kazanamadı. Üç defa ikinci oldu. Bir yarışa ise sakatlığından katılamadı. Kazanamadığı bir başka yarış ise uluslararası nitelikteki Malazgirt Koşusu. Keşke bu yarışları da kazanıp pistlere öyle veda etseydi. Bunu çok isterdim. Ama Kafkaslı yine de, gelmiş geçmiş en iyi Arap atı!” Remazan Kaya’nın yere göğe sığdıramadığı Kafkaslı söz konusu olduğunda unutamadığı yarış ise, atının, […]

Beşiktaş’ta üç günde ne değişti?

Ergin Ataman, Efes Pilsen karşılaşması sonrasında Twitter’da “Bu maçı bu halimizle kazanmamız mucize olur diyordum, mucizevi bir şekilde kaybettik” diye yazdı. Ataman göreve geldiği üç günde gerçekten de mucize mi yarattı? 8 Ocak Cumartesi günü oynanan Efes Pilsen-Beşiktaş Cola Turka maçında, kara kartalların iki yıldır özlemini duyduğu iyi basketbolun belirtilerini gördük. Bugüne kadarki başarısızlık “yetersiz kadro”, “olmayan rotasyon” gibi değerlendirmelerle açıklanırken, Efes Pilsen maçında bir takımın 7 kişiyle nasıl savaşabileceğine tanık olduk… Öyle ki zorlu maçları tecrübesiyle silip süpürebilen Efes’e karşı Beşiktaş, karşılaşmaya 8-0 geride başladı. Daha o dakikalarda herkesin aklından “yine aynı senaryo” diye geçerken, Beşiktaş mücadeleye ortak olmayı başardı ve ilk çeyreği 31-23 önde kapattı. İkinci çeyrekte de kontrolü elinden bırakmayan kara kartallar, devre arasında soyunma odasına giderken 48-39 öndeydi. “İyi savunmacı” Efes Pilsen’e devrede 48 sayı atabilen siyah beyazlı takım, daha karşılaşmanın ilk yarısından farklı olduğunu göstermiş ve Beşiktaş taraftarı için heyecanlı ikinci yarı bekleyişi başlamıştı. Üçüncü çeyrek karşılıklı basketlerle başlamışken Beşiktaş, Efes’in sert savunmasına sayı üretmekte zorlanmadı ve dördüncü çeyreğe de 64-55 önde girdi. Ne var ki Efes son çeyrekte oyun dengesini sağlayıp Beşiktaş’ı durdurmayı başardı ve 73-73 ile uzatmaya götürdü. Uzatmada ise skor 83-83’ken Mire Chatman’ın maçın bitimine 2 saniye kala Bostjan Nachbar’a yaptığı “profesyonellik dışı” faul, Efes’in karşılaşmayı 85-83 galip tamamlamasına neden oldu. Mağlubiyete rağmen Beşiktaş taraftarı mutluydu, takımını deliler gibi alkışlıyordu. Peki bu alkışları hak eden ve üç günde değişen neydi? Cevher boyalı alanda Karşılaşmanın özeline girecek olursak; Beşiktaş Cola Turka’da “sorunlu” Cevher Özer, “çaylak” Andrew Oglivy ve “efsane” Alen Iverson etkiliydi. Haftalardır yüzü gülmeyen Beşiktaş taraftarının her fırsatta eleştirdiği Cevher, maçın başlangıcından uzatmaların son saniyesine kadar ayakta kalabildi. 4 numaralı pozisyonda oynayan ve alışılagelmişin dışında boyalı alanı kullanmayan veya kullanmaya çekinen Cevher, Efes Pilsen karşısında oynadığı pozisyonun gereklerini Kerem Gönlüm’e rağmen yerine getirdi. Belki de en iyi yaptığı iş olan “el üstünden […]

Bilgi’de üç katlı eylem

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve öğretim elemanları, geçtiğimiz hafta üç akademisyenin “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesi ile işten çıkarılmasını santral yerleşkesinde protesto etti. Görsel İletişim Tasarımı (VCD) bölümünden bir öğrencinin geçtiğimiz bahar döneminde bitirme projesi olarak porno içerikli bir tez sunmasının 1 Ocak’ta basına yansımasının ardından, tez jürisinde yer alan üç öğretim görevlisinin üniversiteyle ilişiği 3 Ocak’ta kesilmiş ve söz konusu bölümün de bulunduğu E1 binasındaki ofis ve stüdyoların kilitleri, 2 Ocak akşamı değiştirilmişti. Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve çalışanları “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesiyle, savunmaları alınmadan işten uzaklaştırılan öğretim elemanlarına destek için örgütlendi. Bilgi mezunları ve e-posta hesapları geçici süreyle erişime kapatılan Fotoğraf ve Video (POV), Görsel İletişim Tasarımı (VCD) ve Sinema ve Televizyon (FTV) bölümü çalışanları, tepkisini sosyal ağlar ve üniversite dışındaki internet sitelerinden dile getirirken, Bilgi’de çalışan öğretim elemanları üniversitenin iç yazışma sistemini kullandı. Bu ikinci gruba eylem çağrısını ilk Matematik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Nesin yaptı. Eylemciler saat 10:00 civarında santral yerleşkesinin “cami girişi” tabir edilen arka kapısında toplanırken, Bilgi kimlik kartı taşımayan katılımcılar ve basın mensupları, Üniversite Yönetimi’nin bir gün önce yaptığı duyuru dikkate alınarak, güvenlik görevlilerince içeriye alınmadı. Sendikalı Bilgi Çalışanları ve öğrencilerin, basın mensuplarının içeriye alınmasına dair yönetime yaptığı çağrı olumlu karşılandı. Gazetecilere giriş izni verildi ancak az sayıdaki katılımcı, kimlik kartları olmadığı gerekçesi ile dışarıda kaldı. Sayısı 300’e yaklaşan grup, cami tarafındaki girişten E1 binasının önüne giderek eyleme devam etti. Burada, dışarıda kalan grubun da içeri alınması için çağrı yapan eylemcilerin talebi yerine getirilmedi. Grup tekrar eylemin başladığı “cami girişi”ne yöneldi ve basın açıklamaları burada yapıldı. Rektörden yorum yok HaberVs muhabirleri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörlüğü’nün gelişmelerle ilgili görüşünü almak istedi. Rektör Prof. Dr. Halil Güven muhabirlerimize konuyla ilgili yorum yapmayacağını ifade etti. Uzaklaştırılan öğretim elemanları adına ilk konuşmayı, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Mustafa Ercan Zırh yaptı. Zırh, işten çıkarmalarla ilgili […]

Bilgi’den gazetecilere geçici engel

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bugün sabah saatlerinde gerçekleşen eyleme dışarından katılıma engel olunacağını duyuran Üniversite Yönetimi, bu engeli, eylemi izlemek için Santral yerleşkesine gelen gazetecilere de uygulamak istedi. Eylemciler saat 10:00 civarında yerleşkenin “cami girişi” tabir edilen kapısında toplandı. O sırada gazeteciler dışarıdaydı. Ancak eylemciler, gazeteciler içeri alınmadan eylemin başlamayacağını megafonla duyurdular. Bilgi Üniversitesi yönetimi bu çağrıya kulak verdi ve gazeteciler eylemi takip etmek üzere içeri alındı. Bilgi’deki öğretim elemanları tarafından “porno krizini” yönetememekle suçlanan Üniversite Yönetimi, gazetecilerin içeri alanmamasıyla oluşabilecek yeni bir olumsuzluğun böylece önüne geçmiş oldu. HaberVs muhabirleri, giriş izni verilmeden önce kapıda bekletilen gazetecilere mikrofon uzattı. Radikalgazetesi muhabiri Nihal Yalçın “Burası sadece Bilgi Üniversitesi’ne ait bir yer değil. İçeride müzesi de olan kamusal bir alan. Her zaman geldiğimiz bir yer bugün almıyorlar” dedi. HABERTÜRK televizyonu muhabiri Kahraman Poyrazoğlu ise durumu “İlk defa basının içeri alınmadığı bir eylem görüyoruz” diyerek yorumladı. CNNTürk muhabiri Duygu Demirdağ ise “Onlar orada mücadele etmeye, biz de burada beklemeye devam ediyoruz” şeklinde basının içeri alınmamasına tepkisini dile getirdi. Sendikalı Bilgi Çalışanları’nın çağrısını dikkate alan yönetim, bir süre sonra basın mensuplarını içeri aldı. Ancak eyleme destek için gelen diğer insanlar, Bilgi Üniversitesi kimliği taşımadığı gerekçesi ile içeri giremedi.

Bilgi’de eylem

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve öğretim elemanları, geçtiğimiz hafta üç akademisyenin “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesi ile işten çıkarılmasını protesto etti. Santral yerleşkesindeki eylem katılımcıların saat 10:00’da, okulun “cami girişi” tabir edilen arka kapısında toplanmasıyla başladı. Üniversite yönetiminin 9 Ocak Pazar günü duyurduğu üzere, Bilgi kimlik kartı taşımayan kişiler üniversiteye sokulmadı. Bilgi mensubu olmayıp eyleme destek vermek isteyenler ve basın mensupları, Sendikalı Bilgi Çalışanları’nın ısrarıyla içeri alındı. Eylem, geçtiğimiz hafta görevine son verilen üç akademisyenin de ofislerinin bulunduğu ve güvenlik gerekçesiyle 9 Ocak Pazar, bir günlüğüne kapatılan E1 binasının önünde devam etti. Yaklaşık iki saat süren eylem, katılımcıların bu binayı sembolik olarak ablukaya almasıyla sona erdi. Eylemle ilgili ayrıntılara ve fotoğraflara “” başlıklı haberlerimizden ulaşabilirsiniz.

‘Projeden utanmadım, işten çıkarmalar nedeniyle utandım’

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, Rektörlüğe hitaben yazdıkları dilekçelerle yönetimin “porno bitirme projesi”yle ilgil tutumunu protesto etti. Sözkonusu projeyle birlikte başlayan tartışma sonunda üniversite yönetiminin öğretim görevlilerinin işine son verdiği, Görsel İletişim Tasarımı Bölümünün bulunduğu E-1 binasının kapatılması ve aranması, bilgisayar sunucularının erişime kapatılması gibi bir dizi uygulamanın hayata geçirildiği anımsatılan dilekçede, “Alınan kararlar sonucu oluşan olumsuz etkilerinden yola çıkarak aşağıda ilettiğim, akademik özgürlük ve akademik değerlendirme kriterleri üzerinde yoğunlaşan sorularımın Rektörlük dahilinde değerlendirilmesini rica etmekteyim” denildi. Öğrenciler, Rektörlük nezdinde yanıtlanmasını istedikleri soruları dilekçelerinde şöyle sıraladı: * Eğitim hayatım esnasında gerçekleştirdiğim ve gerçekleştireceğim projeler, çalışmalar hangi akademik kriterlere göre değerlendirilmektedir ve bu olay sonrasında şimdiye dek kullanılan kriterler değişecek midir? Bu değerlendirme esnasında daha önce ahlaki ve toplumsal kriterler söz konusu olmuş mudur veya bundan sonra söz konusu olacak mıdır? * Ders ve projeler sonucunda ortaya çıkan çalışmaların akademik niteliğinden öğretim görevlileri mi, öğrencileri mi sorumludur? Eğer bir ahlaki nitelik söz konusu ise, buna kim karar vermektedir? Bu konuda sorumlu projenin sahibi olan öğrenci midir, yoksa öğretim görevlisi midir? Ahlaki ve toplumsal kriterler uygulanırsa, bu kriterlere uymayan projele ve sorumluları konusunda ne yapılacaktır? * Ocak 2011 itibariye okulumuz dahilinde yaşanan, bir binanın kapatılıp aranması, öğretim görevlilerin işine son verilmesi şeklinde olumsuzluklar yarattığı sosyal ve psikolojik etki telafi edilmeye çalışılacak mıdır? * Son olarak, “Bilgi özgürlüktür” prensibi ile yola çıkan üniversitemizin kabul ettiği “akademik özgürlük” tanımı ve kriteri nedir? “Projeden utanmadım, işten çıkarmalar nedeniyle utandım” Eyleme katılan öğrenciler protestoda bulunma gerekçelerini şöyle anlatıyor: Özdeş Özbay(Siyaset Bilimi): Biliyorsunuz, bu iki yıllık bir süreç. Üniversiteye yeni yönetim geldiğinden beri bölümleri kapatıyorlar. Ekonomi Politik programı ve Bilgisayar Bilimleri bölümü kapatılıyor. Sendikalı işçiler işten çıkarılıyor. Sonuçta bu ilk değil, bardağı taşıran son damla. Biz sendikal örgütlenme hakkı olduğunu savunuyoruz. Sonuçta öğretim görevlileri de emekçidir ve örgütlenmelidir. Üniversitenin bu hakka engel olmamasını talep ediyoruz. Üniversitenin karar alırken, […]

“Harem kadınları açıktı”

`Daha yayımlanmadan tepki alan Show TV’nin Kanuni Sultan Süleyman dönemini anlatan “Muhteşem Yüzyıl” dizisi, Çarşamba günkü ilk bölümünden sonra tarihçilerin eleştirilerine maruz kaldı. Tarihçi, Bu Mülkün Sultanları – 36 Osmanlı Padişahı ve Saray-ı Hümayun – Topkapı Sarayı kitaplarının da yazarı Necdet Sakaoğlu, bu diziyi HaberVsiçin yorumladı. Muhabirimiz Mehmet Özen’in “Diziyi seyrettiniz mi” sorusunu, “10 dakika kadar seyrettim ama yeterli oldu” şeklinde cevaplayan Sakaoğlu, harem sahnelerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Osmanlı Haremi’nin Topkapı Sarayı’na taşınması Üçüncü Murat zamanında gerçekleşti. Kanuni Sultan Süleyman zamanında zaten yoktu” dedi. Konu dönemde altının da olmadığını söyleyen Sakaoğlu, mekânların da gerçeği yansıtmadığı görüşünde. Dizinin Topkapı Sarayı’nda çekilmesinin nedenini ise “Osmanoğullarının yegâne mekânı Topkapı Sarayı olduğundan, herkes oraya gidiyor. Çünkü eski saraydan iz yok” şeklinde açıkladı. Sultan Süleyman’ı Halit Ergenç’in canlandırdığı “Muhteşem Yüzyıl” dizisindeki kostümlerin de Osmanlı dönemine ait olmadığını dile getiren Necdet Sakaoğlu, kıyafetlerin Batı tarzında olduğu görüşünde. Zamangazetesinin bugün yayımlanan haberinde, tarihçilerin diziyi “Osmanlı geleneğinde kadınların başlarının açık olmadığı” yönündeki eleştirisine de katılmayan tarihçi, “dizide erkeklerin başları açık. Fes kullanımının kaldırılmasına dek erkeklerin başları kapalıdır ve başı açık hiçbir minyatür göremezsiniz. Kadınlarınki ise açıktır. Harem kadınları padişaha kapalı mı gidiyor” yorumunda bulundu. Daha ilk bölümde ön plana çıkan, -Meryem Uzerli’nin canlandırdığı- Hürrem karakterinin ele alınışı da basında bugün yer alan haberlerde eleştiriliyor. Senaryoda, Süleyman Şah’ın babası öldükten sonra Topkapı Sarayı’na yerleşmesiyle Hürrem Sultan Harem’e geliyor. Sakaoğlu, “Oysa Sultan Süleyman saraya gelmeden önce de Hürrem Sultan’ın oradaydı. Kanuni, babası öldüğünde saraya haremiyle geldi. Kaldı ki Hürrem’le ilişkisi Manisa Sarayı’ndayken bile vardı” bilgisini vererek, senaryoda kendisine en tuhaf gelen şeyin bu olduğunu söylüyor. NTV Tarih dergisinin de yayın kurulunda yer alan Sakaoğlu, söz konusu yapımın belgesel değil, bir kurgu olduğunu da vurguladı. Tarihsel yanlışlar bir yana, dizinin de kendine özgü bir kurgu yapmasının da doğal karşılanması gerektiğini söyledi.

Beşiktaş ve basketbol

Ergin Ataman’ın “Çünkü artık taraftar, Iverson’u seyrederken maç da kazanmak istiyor” sözleri, Beşiktaş taraftarının yeni koçundan beklentisini karşılıyor. Peki “Beşiktaş’ın çocuğu” Burak Bıyıktay’ın yapamadığı ama Ataman’dan beklenen şeyler, kulübün basketbola bakışıyla tutarlı mı? Allen Iverson ismi Beşiktaş Cola Turka basketbol takımıyla birlikte anıldığında bile “hadi canım!” naralarıyla karşılaşıyorduk. Günler geçti, Beşiktaş dere tepe düz gitti ve Iverson Beşiktaş’a geldi. Amerika’da imzalar atılırken başkan Yıldırım Demirören ve basketbol şube sorumlusu Şeref Yalçın bir mutlu bir mutlu ki ağızlarları kulaklarında… Bir yanda Allen Iverson’ın menajeri, bir yanda Demirören, bir yanda Yalçın, bir yanda da efsane “The Answer” fotoğraf karesinde gülücükler saçıyorlar. Basketbol takımının yıllardır süregelen düşüşü yüzünden dokunsan ağlayacak Beşiktaş taraftarı, Atatürk Havalimanı’nı ayaklandırıyor ve efsaneyi omuzlarda karşılıyor. “Bir başkadır benim memleketim” tadındaki köşe yazıları gazete sütunlarını işgal ediyor. NBA TV, Türkiye’ye sadece “The Answer”ı takip etmesi için iki muhabirini gönderiyor. Eurosports, Beşiktaş Cola Turka’nın maçlarını canlı olarak yayınlıyor. Yani anlayacağınız olumlu gelişmeler silsilesiyle oluşan tozpembe bir tablo ve rüya gibi başlayan serüven… Iverson ve son dakikalar Beko Basketbol Ligi’ne Türk Telekom galibiyetiyle başlayan kara kartallar, sonrasında kendi evinde Banvit’e ve deplasmanda Aliağa Petkim’e boyun eğdi. Ardından Bornova Belediyesi ve Oyak Renault’u mağlup etti. Kendi evinde ilk Eurocupmaçına çıkacaktı. Maç öncesi taraftar çok heyecanlıydı çünkü Iverson yeni formasıyla ilk kez sahada olacaktı. Rakip, Sırpların orta kalibreli takımı Hemofarm’dı. Beklenildiği gibi taraftarın da gazıyla kara kartallar maça hızlı başladı. Maçın ilk yarısı Beşiktaş’ın 44-35 üstünlüğüyle tamamlandı. Maçın üçüncü periyodunda da değişen bir şey olmadı ve Beşiktaş son periyoda girerken 69-63 öndeydi. Son periyoda bu skor üstünlüğüyle giren Beşiktaş, maçın bitimine 7 dakika kala farkı 16 sayıya kadar çıkardı. Taraftarlar zafer şarkıları söylerken takım, hücumlardan eli boş dönmeye başladı. Hemofarm farkı yavaş yavaş eritirken koç Burak Bıyıktay da maçın heyecanına kapılmış olacak ki mola almayı akıl edemedi. Buna rağmen maçın son 1 dakika 45 […]