Sanal alemde “kebap pişirmece”

İşvecan Nur Özen İstanbul’da Beyoğlu’nda, Adana usulü kebaplar yapan bir ocakbaşı restoran, yaratıcı internet sitesiyle dikkat çekiyor. Başarılı bir tasarıma ve fotoğraflara sahip site mönü, adres gibi olağan bilgilerin yanı sıra, olası bir yemeğin ücretini hesaplamanıza imkân tanıyan “kaça patlar” ve ocağın başına geçerek müşteri ağırlamanızı sağlayan “kebap pişirmece oyunu”yla farklılaşıyor. İstanbul’a 1966’da gelen restoranın sahibi Musa Emici (60), 1972’den beri Beyoğlu’nda, Küçükparmakkapı Sokak’ta kebapçılık yapıyor. Emici, eskisine göre çok daha büyük mekâna ise 1985 yılında taşınmış. Kendi ismini verdiği restoranı Musa Ustam, üç katında 250 kişiyi aynı anda ağırlayabiliyor. “Çağdaş bir insanım, yenilikleri severim. Lakin konu kebap olunca geleneksel bir insanım. Çocukken yediğim kebap neyse, şimdi pişirdiğim kebap da odur” diyen Emici internet sitesi açma fikrinin oğlu Okan Emici’ye ait olduğunu söylüyor. Oğul Emici işe, restoranın ismini taşıyan www.musaustam.com adresini satın alarak başlamış. Sitenin açılmasından sonra, aklına gelen fikirlerin sanal ortama aktarılmasını sağlamış. “Kaça patlar” Açılış hariç, altı ana bölüme ayrılan site zengin görselliğe sahip. Flash programıyla hazırlanan sitede, bir sayfadan diğerine geçiş sırasında ekranda bir şiş beliriyor. Yeni sayfa yüklenirken bu şiş, garnitür ve kebaplarla dolmaya başlıyor. Ana bölümlerden biri, “kaça patlar” başlığını taşıyor. Bu bölümde, restoranda yiyebileceğiniz tüm kebap, meze ve alkollü ve alkolsüz içeceklerin listesi yer alıyor. Liste, kendi tercihlerinizi ve adedini işaretleyerek olası bir ziyarette, restoranda ne kadar hesap ödeyeceğinizi hesaplayabiliyorsunuz. Ocakbaşına gel Sitenin en yaratıcı buluşu “kebap pişirmece” oyunu. Bu oyunda bir ocak ustası gibi tezgaha oturuyor ve ocağın diğer tarafındaki müşterileri ağırlıyorsunuz. Müşterinin sipariş ettiği kebap türlerini sırasıyla ocağa yerleştiriyor ve zamanında pişirip servis ediyorsunuz. Kebap pişirmece, zamana karşı bir oyun. Ocaktaki şişi ne zaman çevirip, ne zaman kaldırmanız gerektiği işaretlerle bildiriliyor. Ancak müşteriler ve siparişleri sürekli arttığı için bu iş hiç de kolay değil. Oyuna katılanlar, siteye üye olduğu takdirde skorlarına kaydedebiliyor. Görüntülü adres Restoranın yeri, İstiklal Caddesi’nde elinde kamerayla ilerleyen bir […]

Krizin nedeni hedge fonlar değil…

Ebru Engin İMKB’da düzenlenen “Finansal İstikrarsızlık ve Menkul Kıymetler Borsaları” başlıklı konferansta 2 yıldır yaşanan ve son günlerde etkisi daha da derin bir şekilde hissedilen “ekonomik türbülansın” merkezi olan sermaye piyasaları, FED kararları ve hedge fonları tartışıldı. Konferansta bir konuşma yapan New York Menkul Kıymetler Borsası Başkan Yardımcısı Dr. Paul Bennet dünyada hedge fonların krize neden olduğu yönündeki düşüncenin aslında yanlış olduğunu söyledi. Avrupa ve Amerika’da sayıları 10 bine yakın Hedge fon bulunduğunu ve toplam değerlerinin 1,5 -2 trilyon dolar olarak tahmin edildiğini söyleyen Bennett, bu büyüklükte bir kaynağın istikrarsızlık yaratmasının düşünülemeyeceğini söyledi. Konferansta konuşan İMKB Başkanı Hüseyin. Erkan da global piyasaların riskli bir dönemeçten geçmesi nedeniyle Türk ekonomisinin bundan olumsuz etkilendiğini ve bu etkinin zamanla düzeleceğini söyledi. Piyasalarda yaşanan hızlı düşüşün kar realizasyonundan kaynaklandığını ancak piyasalardan herhangi bir çıkış olmadığını anlatan Erkan, yerli yatırımcılara göre çok daha uzun vadeli çalışan yabancı yatırımcılar için Türkiye’nin hala cazibesini koruduğunu ifade etti… İstanbul Bilgi Üniversitesi Finans, Uluslararası Finans ve Bankacılık yüksek lisans programları ile Sermaye Piyasaları Sertifika Programları ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın işbirliğiyle düzenlenen konferansa İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans Yüksek Lisans Programı Direktörü Prof. Dr. Oral Erdoğan, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanı Hüseyin Erkan ve New York Menkul Kıymetler Borsası Başkan Yardımcısı Dr. Paul Bennett konuşmacı olarak katıldı.

Her şehre başka Nevruz

Aynı Nevruz, Aynı Kürtler, Aynı DTP, Başka Valiler Yine kıyamet kopacak korkutmaları içinde, yüreğimiz ağzımızda bir Nevruz yaşadık.Resmi ideolojinin “Nevruz kutlanacaksa onu da biz kutlarız” ısrarıyla pek çok komiklikler yaşandı. Kravatlı, iskarpinli kocaman adamlar, zorla meydana toplanmış ilköğretim çocuklarının boş bakışları arasında tahta parçalarından yaptıkları küçük ateşlerin üzerinden atladılar. Karagöz – Hacivat kıvraklığında gövdelerini öne arkaya savurarak demir dövdüler, geceden haşlanmış yumurtalarını tokuşturdular. Bu ucube sokak seyri zoraki sürerken, gerçekten bu bayramı bayram gibi kutlamak isteyenler vardı başka şehirlerde. Onbinlerce, yüzbinlerce insan meydanlara toplanmıştı. Demek ki onlar için bu bayram daha fazla şey ifade ediyordu. Ülke aynıydı,Nevruz aynıydı,Kürtler aynıydı,DTP aynıydı,Bir tek valiler ve emniyet müdürleri farklıydı. İşte bu yüzden de; İstanbul’da, Diyarbakır’da bayram yapılırken; Van’da, Yüksekova’da, Siirt’te bir dehşet filmi yaşandı. Nineleri yaşındaki kadınları ve minik çocukları öldüresiye dövebilen, Milletvekiline “senin elini sıkmıyorum” diyebilen aktörlerin başrolü oynadığı bir filmdi. Millete “sadece bir gün bayram yapabilirisiniz”, “ne kadar sevinebileceğinize de biz karar veririz” diyen hastalıklı yönetmenlerin filmiydi. Kısacası bir kötülüğün altından daha devlet çıktı. Gelecek yıl Nevruz için saldığınız korku haberlerini duyduğumuzda; Halktan değil, yetki sahasında kendini feodal lord gibi hisseden derebeyi mülki erkândan korkacağız. Sorunsuz kutlama yapılacağı sözü verip sözünde durmayan İçişleri Bakanından korkacağız. Bayram yapmak isteyen herkesi suçlu, terörist gibi gösteren medyadan korkacağız. Daha kendi şehrinde bayramını kutlayamayan insanların olduğu bir ülkede; “Tek devlet, tek millet” tekerlemelerini tekrarlayan Başbakan’dan korkacağız. Genç Siviller

Radikal’in Taraf’la derdi ne?

Ferda Balancarfbalancar@medyakronik.comÖnce 23 Mart tarihli Radikal’deki bir haber dikkatimizi çekti: “İslamcı basın gözaltıları mutlulukla karşıladı” başlıklı haber şu şekilde bir sunum yapıyordu: “Ergenekon soruşturmasında İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek’in gözaltına alınması İslamcı basında ‘arkası gelecek’ yorumlarıyla karşılandı.” Bu sunumun ardından “İslamcı gazetelerin” gözaltıları nasıl aktardıklarına dair alıntılar yer alıyordu. Vakit, Star, Yeni Şafak, Taraf…Bu da nereden çıktı derken bugünkü Radikal’in birinci sayfasıyla karşılaştık. Haberin başlığı: “Bilgi sızdırma çetesi mi var?” Star, Yeni Şafak, Vakit ve Tarafgazetelerinin son günlerdeki nüshalarından yapılmış bir kolaj, fotoğraf olarak habere eşlik ediyor. Haberin spotu şöyle: “Ergenekon’da soruşturma gizli yürütülüyor. Hatta Kemal Alemdaroğlu, hakkındaki suçlamalar ‘gizli’ diye kendisine söylenmediği için susma hakkını kullandı. Ancak zanlılar ve avukatlara söylenmeyenleri, bazı gazeteler yazıyor.” Ustalıkla hazırlanmış bir spot bu. İnsan haberin gerisini merak etmeden duramıyor. Neden acaba “bazı gazeteler” yazabiliyor bunları ve o “bazı gazeteler”in ne ayrıcalığı var? Bu merakla haberin devamını okuduğumuzda şu cümlelerle karşılaşıyoruz: “Türkiye’yi geren Ergenekon soruşturması yetkililerin ifadesiyle ‘son derece gizli’ yürüyor; savcı, savunma hazırlaması gereken avukatlara, sorgulanan sanıklara bile bilgileri vermiyor. Ancak, dosyada olduğu söylenen gizli bilgiler, günlerdir AKP yanlısı gazetelerde boy boy yer alıyor.” Haberden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Star, Yeni Şafak ve Tarafhakkında suç duyurusunda bulunduğunu da öğreniyoruz. Kaderin garip cilvesi olsa gerek Radikal’de bu satırları okurken yine bugün Tarafgazetesinin manşetinde “Yargıçları fişlediler” başlıklı manşet haberinde Ergenekon operasyonu kapsamında yürütülen soruşturmada İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay üyelerini Nakşiler, Kürtler, Tuncelililer, MHP’liler ve Fethullahçılar diye sınıflandıran bir belge bulunduğu yazıyordu. Yani Radikal’in tepki gösterdiği çerçevede yapılmış bir haber… Kaderin garip cilvesi derken bu haberin altındaki imzaya dikkat çekmek istedik aslında: Soner Arıkanoğlu. Bir süre önce 40 civarında arkadaşıyla birlikte Radikal’den atılan deneyimli bir muhabir. Taraf’ın Ergenekon’la ilgili bazı haberlerinin altında ise bir başka “Radikalzede” Adnan Keskin’in imzasını göreceksiniz. Yani Radikalyöneticileri bir süre daha sabredip bu muhabir arkadaşları işten atmasaydı belki de bu […]

Meğer ki Nakşibendiliği de kapatasın!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com23 Mart tarihli Radikal2’de, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kapatılma teşebbüsünü dar hukuki, hatta siyasi çerçevenin dışında bir bakış açısıyla anlamlandırmak isteyen okurlar için ilginç bir yazı vardı. Araştırmacı yazar Mehmet Ali Gökaçtı, “Bir Nakşibendi projesi olarak AKP” başlıklı makalesinde, Hilmi Yavuz’un Cumhuriyet’e Dair adlı kitapta dile getirdiği tespit ve fikirleri daha da açarak yorumluyor. Gökaçtı’nın da katıldığı Hilmi Yavuz’a göre, Nakşibendi cemaatinin Türk siyasetine sunduğu iki proje Anavatan Partisi (ANAP) ile AK Parti idi. “Turgut Özal gibi ilk öncüleri tarafından daha çok bireysel olarak temsil edilme ve etkin olabilme imkânı bulan bu hareket, 90’lı yıllardan itibaren ortaya çıkan yeni bir sınıfın elinde daha organize bir biçimde ülkenin gündemine yerleşmiş”ti. Mehmet Ali Gökaçtı, “Nakşilik(in) diğer tüm tarikatlardan farklı olarak doğası ve yapısı gereği sadece insanların öteki dünyaları ile değil bizzat bu dünyadaki durumları ve konumlarıyla da ilgili” bir tarikat olduğunu hatırlattıktan sonra, tarikatın 1960’lardan itibaren geçirdiği değişimin önemine şu satırlarla dikkat çekiyor: “O günün koşullarında güçlü olmanın ve Kemalist ideoloji karşısında kendisini dengeleyebilmenin yolunun sanayileşme başta olmak üzere ilerleme ve kalkınmadan geçtiği görülerek yeni bir süreç başlatıldı. Bu süreç, İslami geleneğin çağdaş ihtiyaçlara nasıl cevap vereceği noktasında yaşama geçirildi. Bir şekilde ifade etmek gerekirse, o güne değin ‘Bir lokma, bir hırka’ olarak tanımlanan felsefi duruşun yanına bir de ‘Mazda’ eklendi. Müslüman kesimin kendi kaderine hükmedebilmesi için günün koşulları bağlamında teknoloji başta olmak üzere çağdaş tüm enstrümanlara hükmedebilmesi gerektiği açıkça idealize edildi.” Normal olarak İslamcılığın modernleşmesi, “Batı modernliği”ni kendine hedef seçmiş bir siyasi kadroda memnuniyet yaratmalıydı. Fakat öyle olmadı, ya da bu sadece lafta kaldı. Devlet ideolojisi “yobaz”lara veryansın ediyordu ama aslında onlara duyduğu nefretten daha fazlasını “yobazlığı” aşıp modernleşmeye, şehirleşmeye çalışan Müslümanlara karşı duyuyordu. Devlet ideolojisi hiç kuşkusuz Nakşiliğin Cumhuriyet’e savaş açmış 1940’lardaki halini, bugünkü haline tercih ederdi. Ama işler her zaman “ideoloji”nin istediği gibi gitmiyor işte. O […]

Dice Kayek ve Paris

Bilge Egemenbegemen@medyakronik.comFotoğraflar: Eric FaconGece bütün karanlığıyla gelip de gökyüzüne kurulduğunda daha da romantik olur bu şehir. Lakabını boşuna “ışıklar şehri” takmamışlar. Kafanızı nereye çevirip baksanız bir tablo çıkar karşınıza. Sonra bir tane daha. Bir tane daha. Bakmaya doyamazsınız. Şaşırırsınız, kıskanırsınız, karışık bir sürü duygu yaşarsınız. Sonunda bari en azından birkaç günlüğüne buraya ait olmaya çalışırsınız. Çıkıp en ince damarlarında yürürsünüz. Sokak, sokak. Haritasız ve kilometrelerce. Sonra o meşhur cafe’lerinden birine oturup söylersiniz kendinize buzlu bir kahve. Fakat heyhat ne yaparsanız yapın, olmaz işte! Yüzünüzdeki şaşkınlık ve yalnızlık ele verir sizi işte. Bir türlü Parisli olamazsınız. Öyle kolay kolay Parisliymiş gibi yapamazsınız. Paris uyanıktır! Yılda 30 milyondan fazla turiste alışıktır. Bir türlü almaz içine sizi. Yapar size 3 günlük hevesli yabancı muamelesi. Fakat elbet vardır zincirleri kırıp, duvardan atlamanın bir yolu. Bulursanız kendinize iki gerçek Parisli, işte o zaman çıkarırsınız Paris’in çırılçıplak röntgenini. Açılır önünüzde kapılar ve girersiniz içeri… Tabii “Parisli” olmanın yüz bin farklı karşılığı vardır. Aynı apartmanda oturan iki komşunun bile Parisleri birbiriyle alakasızdır. 40 yıl boyunca kesişmez hayatları. Ne dinledikleri müzikleri, ne de içip, eğlendikleri mekânları. Biri ak sever, diğeri kara. İki renk arasında da milyonlarca farklı ton vardır. Adresleri çok benzerdir zarfların üzerinde, ama yaşadıkları hayatlar Asya ve Amerika gibi uzaktır birbirine. Dice Kayek’in Paris ve Parisliliği bir “romantik komedi” filminin seti gibi. Ya da Cosmopolitan ve benzeri dergilerin kadınlara kâğıt üzerinde sunduğu o hayatın, ete kemiğe bürünmüş hali. Bu hayatın merkezinde moda duruyor. Üzerinden parfüm kokuları fışkırıyor. Fondaysa, şık restoranlar, lezzetli yemekler, her an bir sanatçı ya da ünlüye rastlayabileceğiniz cafe’ler, hep bir ağızdan Fransızca çene yarıştıran kadınlar ve kahkahaları ve tıkır tıkır öten topuklu ayakkabıları figüranlık yapıyor. Sanki bu film setinde bir sabah aniden birisinin yüzünde bir sivilce patlak verse krizlerin en alası çıkabilir. Dünya yerinden hop oturup, hop kalkabilir. Tabii adı Dice, soyadı Kayek […]

Teknolojide bugün II

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com Hislerinizi tişört ile anlatın: 8-Bit Dynamic Life T-shirt Hislerinize tercüman mı arıyordunuz? Think Geek isimli web sitesi üzerinden satışa çıkan bu akıllı tişört sayesinde artık bu da mümkün. Üzerindeki kalp atışlarına duyarlı kalp şeklindeki işaretler sayesinde hislerinizi belli eden tişörtü 12 – 25 dolara edinebilirsiniz.

Sokağın Dili: Ekonomik kriz var mı?

Sokağın Dili bu kez Kadıköy’e gitti. Ve halka bir ekonomik kriz olup olmadığını sordu. Kimine göre ortalık güllük gülistanlık, kimine göre hiç olmadığı kadar karışık! İşte yine tek bir soruya gelen birbirinden ilginç cevaplar…Haber: Uğur Orakçı Kamera: Akman Yengin

Derdiyoklar çok dertli

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.comKameraman: Ertan Önsel 1979 yılında ilk albümlerini çıkartan Derdiyoklar ikilisi halen Youtube sayesinde binlerce kişi tarafından izleniyor. Grubun belkemiği Ali Ekber Aydoğan, yarattıkları farklı müzik tarzını ve sahne şovlarını medyakronik kameralarına anlattı. Derdiyoklar’ın düğün performansları: •

Türkiye’de reel sektör risk biriktiriyor

Güventürk Görgülü Küreselleşme ve Türkiye’nin küresel ekonomiye entegrasyonu geçtiğimiz hafta 32’ncisi düzenlenen İktisatçılar Haftası’nda tartışıldı. Prof. Dr. Güven Sak, tebliğ sunumuna geçmeden önce ABD’de yaşanan bankacılık krizine değinerek, ABD’nin durumunun şu anda, 2001 krizi sırasındaki Türkiye’ye benzediğini, piyasanın her gün “hangi banka batacak” diye tartıştığını söyledi:“Olay onlar açısından çok ciddi ama bizim açımızdan biraz eğlenceli. 2001’de yabancılar bizim banka bilançolarına bakıp ‘bu kadar risk taşınır mı?” diye kızarlardı. Şimdi onlar aynı durumda. Bundan sonrasını biz yaşadığımız için biliyoruz ama onlar tabii tam bilmiyor. Şimdi kamu kaynakları devreye girecek ve kriz aşılmaya çalışılacak.” İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti tarafından düzenlenen üç günlük konferans dizisinin ikinci gününde Prof. Dr Güven Sak, “Türkiye’nin Küresel Ekonomiye Entegrasyonu” konulu tebliğinde, Türkiye’nin küresel ekonomiye entegre olurken bu süreci herhangi bir şekilde yönetmediğini, buna ilişkin politikalar tasarlamadığını, bu nedenle de küreselleşmeden yeterince faydalanamadığını anlattı. Sak’a göre bu başıboşluk nedeniyle hızlı büyüyen sektörlerin hepsi ithalatı daha yoğun sektörler ve cari açık bu nedenle kontrol altına alınamıyor. Türkiye’nin küreselleşmenin getirilerinden yararlanamamasının ve mutsuzluğunun temelinde “sürekli değişim” koşullarına ayak uyduramamanın yattığını anlatan Prof. Güven Sak, 2001’de düzeltme yapan mali sektörün aksine reel sektörün gerekli düzeltmeyi halen yapamadığını ve aynı 2001’deki mali sektör gibi sürekli risk biriktirmeye devam ettiğini söylüyor:“Reel sektörün küreselleşmeye ayak uydurabilmesi için kendimizi farklılaştırmamız gerekiyor. Bunun için de sanayi politikası gerekli. Eğer böyle bir politika olmazsa küreselleşmeye ayak uyduramayız. Büyüme ve verimlilik artışı için kamu idaresinin değişik noktalarının birlikte çalışması ve çok ciddi bir işbirliği gerekiyor. Ama bu açıdan çok da iyi bir noktada olduğumuz söylenemez.” Tebliği değerlendiren konuşmacılardan Prof. Dr. Fatih Özatay da reel sektörün açık pozisyonlarının giderek fazlalaştığını ve bilançoların zayıf olması durumunda bu riskin dönüp dolaşıp bankalara yansıma tehlikesinin bulunduğuna dikkat çekti. Benzer bir vurgu da oturum başkanlığını yapan Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Adnan Memiş’ten geldi. 2001’de mali kesimin yaşadığı riskler ve daha sonraki düzeltme […]

Bilgi Üniversitesi’nden dünyada bir ilk: “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi”

Esra Ocak “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi” henüz iki ay önce hayata geçmesine rağmen üye sayısı bini geçti ve Türkiye’nin her yerine ulaşmayı amaçlayan eğitim gönüllüleri sayesinde sesini yurt dışında da duyurmaya başladı. Henüz fikir aşamasındayken IBM Fakülte Ödülleri (IBM Faculty Award) adında saygın bir akademik ödül alan proje, hem bu kapsamda hem de Bilgi Üniversitesi IBM İleri Araştırmalar Merkezi tarafından destekleniyor. Proje lise öğrencilerine bilgisayar eğitimi vermenin ötesinde onlara aynı zamanda çözümleyici düşünme yeteneği kazandırmayı da hedefliyor. Bu fikrin nasıl doğduğunu, bugüne kadar neler yapıldığını ve bundan sonra neler yapılacağını İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü Araştırma Görevlisi Fatih Köksal’la konuştuk.Yürütmekte olduğunuz ‘‘Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitim Projesi’’ tam olarak ne tür bir eğitim sağlıyor? Bu pilot projede ortaokul ve lise öğrencilerinin, bilgisayar programcılığını içeren, aynı zamanda matematik ve geometri alanında zekâlarını kullanabilecekleri ve analitik düşünme yeteneklerini geliştirebilecekleri müfredat dışı bir eğitim süreci geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu eğitim sürecinde ne tür yöntemlerle öğrencilere ulaşıyorsunuz? Ocak ayının son haftasında 11 kişilik bir ekiple İstanbul’dan yola çıktık ve iki ayrı gruba ayrıldık. Birinci grup Ankara, Konya ve Mersin’e, ikinci grup ise Gaziantep ve Diyarbakır’a gitti. Bu şekilde toplam 20 okul gezdik. Eğitimler, iki saatlik seminerin ardından iki saatlik laboratuar çalışmaları şeklinde sürdü. Takımlar oluşturularak öğrenciler arasından birer takım kaptanı seçildi. Öğrencilerin ve öğretmenlerinin iletişim bilgilerini aldık. Tüm seminer ve laboratuar çalışmaları başarıyla tamamlandı. Bu eğitimlere 1026 öğrenci ve 45 öğretmen katıldı. Sözünü ettiğim bu süreç, projenin ilk aşamasıydı. İkinci aşama, yani internet üzerinden eğitim nasıl ilerliyor? İlk aşamaya katılan öğrencileri sisteme ekledik. Kullanıcı adlarını ve şifrelerini girdik. Ama uzaktan eğitim oraya gidip anlatmaktan çok daha zor oluyor. Sadece ödev vermek yeterli olmuyor. Biz gittik videolar çektik. Dördüncü haftadayız ve dört beş tane ders videomuz var şu anda. Normal ders anlatır gibi bölüm başkanımız ve proje yöneticimiz olan Chris Stephenson kameraya ders […]

Ergenekon soruşturmasında son durum…

Ahmet Şık Geçen Cuma sabahı yapılan operasyonda aralarında Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk ve eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun da bulunduğu 12 kişi gözaltına alınmıştı. Selçuk, emniyetteki sorgusunun ardından sevk edildiği savcılıkta ifadesi alındıktan sonra, yurtdışına çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı. Selçuk, soruşturmanın gizliliği nedeniyle gazetecilerin, sorgusuna ilişkin sorularını yanıtsız bıraktı. Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu da Selçuk gibi savcılıkta serbest bırakıldı. Emniyetteki sorgusunda susma hakkını kullanan Alemdaroğlu’yla ilgili sevk edildiği nöbetçi mahkemenin verdiği ara kararda, “Üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunduğu” belirtilerek tutuklamanın şartlarını oluşturacağı ifade edildi. Ancak, Alemdaroğlu’nun yaşı ve sağlık durumu dikkate alınarak serbest bırakıldı. Yurtdışına çıkışı yasaklanan Alemdaroğlu hakkında, ikamet adresinin bulunduğu yerin polis merkezine her ayın 1. ve 15. günlerinde imza verme zorunluluğu da getirildi. Bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde Alemadaroğlu’nun tutuklanacağı kendisine bildirildi. Ulusalcı kimliğiyle bilinen işadamı İbrahim Benli de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Benli, savcılık çıkışında kendisi hakkında somut bir suçlama yöneltilmediğini, soruşturma konusunda bilgi vermemesi konusunda uyarıldığını ve buna uymaya çalışacağını söyledi. İP tam kadro cezaevinde Aynı operasyonda gözaltına alınan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ile Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, gazeteci Adnan Akfırat ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. İP Genel Başkanı Perinçek’in, “Ergenekon terör örgütünün üst düzey yöneticisi olmak vedevlete ait gizli belgeleri temin edip elinde bulundurmak” suçundan tutuklanmasında bir dönem Ergenekon örgütünün içinde bulunduğunu söyleyen eski gazeteci Tuncay Güney’in verdiği ifadelerin etkili olduğu öğrenildi. Perinçek de savcılıkta verdiği ifadede, teknik takip sonucu kayıt altına alınan telefon konuşmalarının içeriğini tamamıyla kabul ettiğini ancak Tuncay Güney’in kendisi hakkında yönelttiği suçlamaları reddettiğini söyledi. 2001 yılında dönemin Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan tarafından bizzat sorgulandıktan sonra önce ABD’ye ardından da Kanada’ya giderek bu ülkeye yerleşen Tuncay Güney, savcılığın talebiyle geçen ay Türkiye’ye […]

Gazetelerde Ergenekon iddiaları…

Ahmet Şık Ergenekon soruşturması geçen hafta aralarında Cumhuriyetgazetesi başyazarı İlhan Selçuk, eski rektör Kemal Alemdaroğlu ve İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek’in de bulunduğu 12 kişinin gözaltına alınmasından sonra yeniden tartışma konusu oldu. Stargazetesinin geçen Pazar günkü sürmanşetinde ve manşetinde yer alan haberlere göre AKP’ye kapatma davası açılması için kulis faaliyeti yürüttükleri iddia edilen Selçuk, Alemdaroğlu ve Perinçek’in kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde ekonomik krizin çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zeminin hazırlanmasını istedikleri anlatıldı. Star’ın, “Davayı açtırıyoruz, AKP’nin sonu geldi” sürmanşetiyle verdiği haberde polisin teknik takibe aldığı zanlıların son 2 ayda yaptığı telefon konuşmalarına yer verildi. “Gözaltına alınan isimlerin iki aydan beri AK Parti’ye yönelik kapatma davası için yoğun bir kulis faaliyeti yürüttükleri ortaya çıktı. Çete üyelerinin aralarında yaptıkları görüşmelerde ülkede önce ekonomik krizin ortaya çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zemini hazırlamak istedikleri belirtiliyor” denilen haberde İlhan Selçuk’un bir telefon konuşmasında, “Bugüne kadar Türkiye’de ekonomik kriz çıkmadı. Davayı açtırıyoruz. Kapatma davasından sonra mutlaka kriz çıkar. AK Parti’den kurtulmak lazım” dediği öne sürüldü. İddiaya göre, telefonda bir kişi Selçuk’a, “İlgili kişilerle görüştüm. Dava yolunda. Merak etmeyin durumlar iyi. Havamız çok güzel” dedi. “İlhan Selçuk’un bir başka telefon görüşmesinde ise kapatma davasının açılmasının ardından yapılması gerekenlerle ilgili talimat verdiği belirlendi. Selçuk’un, davanın açılmasının hemen ardından ses getirici eylemler düzenlenerek Türkiye’yi yönetilemez hale getirmek için çalışılmasını istediği belirlendi. Selçuk’un, Ergenekon üyeleriyle yaptığı konuşmalarda da darbeye zemin hazırlamak için sarsıcı eylemler yapılması talimatı verdiği kayıtlara girdi” denildi. “Kansız olmaz darbe de lazım” Star’ın aynı gün “Kansız olmaz darbe de lazım” manşetiyle duyurduğu haberde de eski rektör Alemdaroğlu’nun telefon görüşmelerine yer verildi. Alemdaroğlu’nun AKP’ye kapatma davası açılacağından ve davada kapatma kararı çıkacağından emin olarak söz ettiği anlatılan haberde, “Alemdaroğlu telefonla görüştüğü bir kişiye AK Parti’nin mutlaka kapatılması gerektiğini söylüyor ve ‘Bu işler kansız olmaz. Darbe lazım’ diyor. Alemdaroğlu’nun Ümit […]

Uzay robotlarının atası uzaya gönderildi!

Nur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com Bilimadamlarının yüksek hayal gücü yine hepimizi şaşırtmaya devam ediyor. Uluslararası bir ekip tarafından yürütülen istasyon geliştirme çalışması buna en iyi örnek. 7 kişiden oluşan ekip, Uluslararası Uzay İstasyonu’na 16 gün içinde bir “Japon” laboratuarı ve bir “Kanadalı” robot yerleştirmeyi hedefledi. Japonca’da umut anlamına gelen Kibo, uzaya yerleştirilmesi planlanan ve Japon başbakanı Yasuo Fukuda tarafından “uzaydaki Japon evi” olarak tanımlanan laboratuarın ismi. Kibo sayesinde, uzayda pek çok deney yapılması öngörülüyor. Peki ya Kibo’da aksamalar olursa ne olacak? Bilimadamları bunu da önceden düşünmüşler. Kibo’da, ya da uzay istasyonunda herhangi bir arıza çıktığı zaman devreye “Special Purpose Dextreous Manipulator” yani kısaca “Dextre” girecek. Marifetli eller Geçen Perşembe istasyona yerleştirilen Dextre, oldukça marifetli ellere sahip. Yapımına 200 milyon dolar harcanan robot temel olarak iki koldan oluşuyor. Bu kollar tıpkı bir insanınki gibi dirsek ve bilek hareketleriyle birçok işi yapmaya müsait. Ana gövdesi de çeşitli rotasyonlar yapabildiği için, Dextre istasyonun dışına küçük parçalar yerleştirebilecek.Dextre aynı zamanda alet kutusu, ışık, ve video ekipmanlarıyla donatılmış. Kanadalı robot yapım şirketi MacDonald, Dettwiler and Associates çalışanlarından Richard Rembala “Dextre’ın en önemli özelliği güç momenti sensörü” diyor. “sensör, bileklere yerleştirildi. Bu şekilde robota bir dokunma hissi kazandırıldı. Böylelikle Dextre, itmek veya çevirmek gibi hareketlerin zor mu kolay mı olduğunu anlayabilecek.” Hassas hareket etme özelliğiyle ince ayarlar yapabilecek robot aslında daha önce istasyona yerleştirilen kolların son parçası. Bundan önce 2001’de Canadarm2 uydu platformuna yerleştirilmişti. Dextre’nin bağlı olduğu bu kol, biraz daha büyükçe ve aslında bir beyin görevi görüyor. BBC’ye açıklama yapan Dr. Rey’e göre, bu robot Kızıl Gezegen Mars’ta yapılacak altı aylık araştırma sürecinde kullanılması planlanan robot sistemine ön ayak olacak.Dextre gibi robotlar dışarıdan arızaları kontrol ederken, astronotlar istasyon içinden çalışmalarını kesintiye uğramadan gerçekleştirecek. Bilimadamları ise bu işbirliğinden oldukça memnun görünüyor. Geriye iki yürüyüş kaldı Dextre’ın yerleştirilmesinden sonra son iki yürüyüşte planlananlar şöyle: Öncelikle bir güç kontrol modülü […]

“Sarıkız” sonrası belirlenen konsept bugün de yürürlükte…

Alper Görmüş Geçen yıl bu zamanlarda, Noktadergisinde, bir hafta sonra (29 Mart 2007) yayımlanacak “Darbe günlükleri… 2004’te iki darbe atlatmışız: Sarıkız ve Ayışığı” kapağı ile ertesi hafta yayımlanacak olan “Genelkurmay’ın sivil toplum örgütleriyle işbirliği planı” kapağı üzerinde çalışıyorduk. Biz çalışmalarımızı yürütürken, çok sayıda sivil toplum örgütü de, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin öncülüğünde, ilki 17 Nisan’da Ankara’da yapılacak olan “Cumhuriyet mitingleri”nin hazırlıklarını sürdürüyorlardı. Gerek darbe günlüklerindeki kimi tespitleri, gerekse de Genelkurmay belgesindeki yaklaşımları bilen biri olarak, söz konusu mitingler benim gözümde bambaşka bir anlam kazanmıştı. Günlüklerde, aylar süren darbe planlarının işleyemeyeceği tespiti yapıldıktan sonra, “sivillerin öne çıkarılacağı” yeni tipte bir müdahale konsepti belirleniyordu. O zamanlar Nokta’da şöyle yazmıştım: “Şöyle diyebiliriz: Siyasete müdahale ‘sivil’ güçler kullanılarak ve böylece görünürde meşruiyet alanı içinde kalınarak gerçekleştirilecektir önümüzdeki dönemde. Tam bu noktada, bu ‘güç’lerin en ön sırasında eski Jandarma Genel Komutanı, şimdiki Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Şener Eruygur’un bulunduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır.” Yalnız dikkat: 2004’te söz konusu olan, klasik bir darbenin imkânsızlığı üzerinde bir fikir birliğine varılmış olmasıydı. Yoksa, siyasete müdahaleden vazgeçilmiş değildi, değişen yol-yordamdı yalnızca. Nokta’da, bu yeni durumu şöyle izah etmiştim: “O yöntem ne mi? Bunu, 3 Mart 2004’te Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) salonunda yapılan ve ‘ulusalcı-siyasi’ bir gösteriye dönüşen ‘Hilafetin kaldırılmasının yıldönümü’ toplantısına ilişkin olarak Özden Örnek’in notlarında neler yazıldığına bakarak açıklamaya çalışalım: ‘ATO’da yapılan panele tüm kuvvet komutanları eşli olarak katıldık. Genelkurmay Başkanı İsveç’te olduğu için,Hava Kuvvetleri Komutanı ise dün şehit olan pilotların cenaze törenine Konya’ya gittiği için bu panele katılamadılar. Bu paneli el altından biz teşvik ettik. Çoşkulu ve tatmin edici bir toplantı oldu. Salona girdiğimiz zaman katılanlar bizleri alkışladılar ve ‘Cumhuriyetin Koruyucuları’ diye slogan atmaya başladılar.’” Darbe günlükleri kapağını izleyen hafta yayımlanan “STK’nın işbirliği yapabileceği sivil toplum örgütleri” çalışması da günlüklerde tespit edilen yeni “sivil darbe” konseptiyle mükemmel bir uyum içinde görünüyordu. Gerek günlükler, gerekse Genelkurmay çalışması 2004 tarihini taşıyordu. […]

Açık Toplum Enstitüsü’nden “6 Yıl 11 Öykü”

“6 Yıl 11 Öykü”de anlatılanlar aslında, çoğumuzun her gün yüz yüze geldiği ama bir o kadar da yüzleşmekten korktuğu pek çok sorunla baş etmeye çalışan insanların ve kurumların öykülerinden oluşuyor. Kitap bir sivil toplum kuruluşunun sıradan bir faaliyet raporu olmasının çok ötesinde ilginç bilgiler içeriyor.Esra Ocak Dünyaca ünlü Amerikalı işadamı George Soros tarafından 1979’da kurulan Açık Toplum Enstitüsü 2001’den bu yana Türkiye’de de faaliyet gösteriyor. Geçenlerde yayımlanan “6 Yıl 11 Öykü” başlıklı çalışma Açık Toplum Enstitüsü’nün 2001 – 2007 arasında Türkiye’deki faaliyetleri hakkında oldukça ilginç bir panorama sunuyor. Dünyada 60 ülkede faaliyet gösteren Enstitü, ağırlıklı olarak insan hakları, demokrasi ve eğitim alanlarında faaliyet gösteriyor. Açık Toplum, Türkiye’de bu alanlarda zaten faaliyet sürdüren sivil toplum kuruluşlarını desteklemeyi tercih ediyor. “6 Yıl 11 Öykü” ise enstitünün bu tür kuruluşlarla birlikte gerçekleştirdiği etkinlikleri anlatıyor. Kitap genel okuyucuyu sıkabilecek bir faaliyet raporu olmanın çok ötesinde ilginç ve akıcı bir anlatıma sahip. Anlatılan her bir öykü, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları için önemli birer örnek olma özelliği taşıyor. KA-MER’den (Diyarbakır Kadın Merkezi) Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde etkinlik gösteren “Sosyal Politika Forumu”na farklı coğrafyalarda ve farklı faaliyet alanlarındaki bir dizi kuruluşa Açım Toplum Enstitüsü destek sağlıyor. ‘‘Eğitim Reformu Girişimi’’ ise son derece genç bir nüfusa sahip olan Türkiye’nin, baş edemediği eğitim sistemindeki çarpıklıklarla ilgileniyor. İstanbul Politikalar Merkezi bünyesinde sivil bir hareket olarak ortaya çıkan “Eğitim Reformu Girişimi,” Açık Toplum Enstitüsü tarafından desteklenen bir diğer sosyal proje olarak karşımıza çıkıyor. 2003’de üniversitemiz bünyesinde kurulan “STK Eğitim ve Araştırma Birimi” de Açık Toplum tarafından destekleniyor. Son yıllarda sayılarında ve faaliyet alanlarında çeşitliliği hızla artan STK’ların ihtiyaç duyduğu kurumsal kapasitelerini güçlendirme konusunda yaşadıkları güçlükleri aşmalarına yardımcı olmak amacıyla kurulan “STK Eğitim ve Araştırma Birimi” çoğulcu demokrasilerde STK’ların rolünün güçlendirilmesine de katkıda bulunmayı amaçlıyor. www.osiaf.org.tr adresinden kitabı PDF formatında indirebilir ya da kitap istek formunu doldurarak talepte bulunabilirsiniz.

Temel ihtiyacımız olan suyun ticareti olur mu?

Konu başlıkları 22-23 Mart 2008 tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryum Salonu’nda yapılacak Kapitalizmin Kıskacında Su Konferansı’nın ana başlıkları arasında şunlar bulunuyor. » Sermaye birikim sürecinde değişen bakış açısı ve suyun ticarileştirilmesinde devletler ve kurumların rolleri» Su krizi gerçek mi? Küresel sermayenin öncelikleri ve aciliyetleri: Devletin yeni rolünün yeni ticarileştirme yasalarına göre yeniden tanımlanması» Su kullanım alanlarının su kaynakları üzerine etkileri» Barajlar ve suyun ticarileşmesi» Su havzaları ve kentleşme» Suyun ticarileşmesinin çevre ve doğal kaynaklara yansımaları» Metalaşan suyun toplum sağlığı üzerindeki etkileri» Muhalif toplumsal hareketler neyi hedefliyor?» Dünyadan su mücadeleleri örnekler

İlhan Selçuk’un son yazısı

İlhan Selçuk/Cumhuriyet RTE, XIV’üncü Louis mi?.. Geçenlerde (14.03.2008) bu köşede “Sonra Oturup Ağlamasınlar” başlığı altında bir yazı yayımlandı…Ne diyorduk?..“Gün geçtikçe gelişip yoğunlaşan iletişim teknolojisi bizde neye hizmet ediyor ?..İslamcılığın (İslamın değil) beş şartına…Bir azgınlık.. bir azgınlık ki demeyin gitsin…Neden bu azgınlık?..İslamcılar -ılımlısı ve köktencisi- artık ülkeyi, belediyeleri, devleti, her şeyi ele geçirdiklerine inanıyorlar…AKP iktidarı belli hedefe doğru doludizgin yürüyor, yandaşları da içmeden sarhoş olmuşlar…Ülke altüst…Herkes birbirine soruyor:– Ne olacak?..Bu gidişle bir şeyler olacak…Ama ben (…) şimdiden haber vereyim…Bir şeyler olduğunda sonuç düşündükleri gibi çıkmazsa, oturup mazlum rolünde ağlamasınlar … ”Birkaç gün sonra Yargıtay Başsavcısı AKP’yi kapatma davası açınca dinci ya da liboş gazetelerde yorumlar – haberler yayımlandı…Dediler ki:– İlhan Selçuk davadan haberliydi…Geri zekâlılığın üst göstergesiydi bu tür yazılar…Çünkü zaten iki ay önce Yargıtay Başsavcısı dava uyarısını yapmış, haber bütün gazetelerde yayımlanmıştı…Peki, şimdi ne olacak?..Başsavcı görevini yaptı, davayı açtı…Davalı iktidar partisi ve iktidara bağlı medya kendinden geçmiş ve çıldırmış gibi…AKP iktidarı hukuku, anayasayı, yasaları, Başsavcı’yı, yargıyı tepeleme savaşımının borularını durmadan üflüyor…Ve herkes yine birbirine soruyor:– Ne olacak?..Ya anayasal hukuk işleyecek…Ya da AKP iktidarının çılgınca gidişatıyla her şey birbirine girecek…RTE yoksa hastalandı mı?..14’üncü Louis edasıyla diyor ki:“- Devlet benim…”Başbakanın dengesizliği ortalığı allak bullak ediyor, sapla saman birbirine karışıyor, siyasetin karnı neredeyse burnuna değecek, hamilelik sancıları bir şeylere gebeliği pompalıyor…Evet, bu gidişle bir şeyler olacak…RTE 14’üncü Louis gibi ‘devlet benim’ dedikçe Türkiye’nin dengeye girmesi, ortalığın sakinleşmesi ve normalleşmesi olanaksız…Ya RTE anayasaya ve yargıya ‘sokaktaki adam’ gibi saygı gösterecek…Ya da 14’üncü Louis olmadığını RTE’ye anımsatacak ve öğretecek bir hesaplaşmaya hazırlıklı olalım…Aklın bir başka yolu yok…