Bu eylem çok popüler olacak: ‘One minute’ karanlık



HaberVs Nesin Vakfı tarafından İzmir’in Şirince köyünde kurulan Nesin Matematik Köyü’ne TÜBİTAK’ın geçen yıldan beri destek vermeyi reddetmesi nedeniyle köyün kurucusu Prof. Dr. Ali Nesin bir imza kampanyası başlattı. Kampanyanın hedefi, Türkiye’de bilimin gelişmesine destek olmakla görevli TÜBİTAK’ın köye karşı olan tutumunun en kısa zamanda değişmesi. Nesin Matematik Köyü, Mayıs 2007’de yöre halkının maddi katkılarıyla kuruldu. Matematik ve ilgili bilimlerden oluşan derslerin, projelerin, seminerlerin ve kampların düzenlemekte olduğu köy, Ali Nesin’in daha önceki yıllarda düzenlediği matematik yaz okullarını da bünyesinde topluyor ve her yıl ortalama 500 matematiksevere eğitim veriyor. Ekonomik desteği olmayan köy geçtiğimiz yıl bazı projelerini gerçekleştirebilmek için TÜBİTAK’a başvuruda bulundu. Ali Nesin’in bir araştırmacı olduğu ancak bir eğitmen olmadığı gibi gerekçeler belirtilerek yedi projenin tümü reddedildi. Bunun üzerine Ali Nesin, TÜBİTAK başkanı Dr. Nüket Yetiş’e haziran ayında bir mektup yazdı. Mektubunda, kısaca dünyanın her yerinde bu tip girişimlere destek verildiğini anlatan Nesin, “Kurumunuzun reddettiği projelerin her biri birer mücevher değerindedir. Sadece Türkiye’de değil, dünyada bu projelere eşdeğer bir proje kolay kolay bulunamaz. Özür dileyerek söylüyorum, ama gerçek bu: Bu projeleri haklı ya da haksız gerekçelerle reddetmek kimsenin haddi değildir.” diyerek TÜBİTAK’ın destek vermemesini eleştirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ali Nesin, bu olaydan sonra TÜBİTAK’ın destek şartnamelerine getirdiği ek koşullarla artık başvuru yapmalarının dahi olanaksız hale geldiğini söylüyor. Örneğin “Etkinlikte ders vereceklerin tamamı düzenleme kurulunda yer alır ve etkinlik, düzenleme kurulunda yer alanlardan birinin bağlı olduğu bir işletmede yapılamaz.” gibi maddelerin doğrudan kendilerini engellediğini belirten Nesin, bu uygulamaları protesto etmek için bu kez de TÜBİTAK’ın bağlı bulunduğu Bilimden Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’a bir mektup yazdı. Mektubunda; “TUBITAK lise ve lisans öğrencilerine yönelik Köy etkinliklerini sudan sebeplerle desteklemeyi reddetmektedir. Bu yıl sudan sebeplerini gerekçelendirebilmek için özel olarak Matematik Köyü’nü dışlayıcı koşullar getirmiştir. Bu koşullarla TÜBITAK projelerine başvuru yapmamız bile engellemektedir.” diyen Nesin, kuruluş amacı bilimi […]

Avukatlar ve hukukçu akademisyenler, İstanbul Barosu’nun organizasyonuyla Taksim de yürüdü; bağımsız yargı ve basın özgürlüğü talep etti. Emir Kahraman İstanbul Barosu avukatları ve öğretim üyesi hukukçular, bağımsız yargı ve basın özgürlüğü talebiyle öğle saatlerinde Taksim Meydanı’na yürüdü. Saat 13’te İstiklal Caddesi’nde Baro Han önünde toplanan yüzlerce hukukçunun cüppeleriyle katıldığı yürüyüş, Cumhuriyet Anıtı önünde sona erdi. Daha önce yaptıkları duyuruda bu eylemi “Siyasi iktidarın basın özgürlüğünü ortadan kaldırma ve muhalefet edenleri sindirme girişimlerine, özel yetkili mahkemelerin adil yargılama hakkını ihlal eden hukuk dışı uygulamalarına, savunma hakkı ihlallerine ve polis devletine karşı tepki göstermek ve kaygılarını kamuoyu ile paylaşmak” için yaptıklarını belirten hukukçular yürüyüş sırasında bu taleplerini ifade eden dövizler taşıdı. Eylem sırasında Genç Siviller‘in İstiklal Caddesi’ndeki bir binadan sarkıttığı “Anlarsın ya baro!” yazılı pankart avukatların tepkisine neden oldu. Bu pankart, eyleme destek veren Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri tarafından indirildi. IHA’nın haberine göre pankartı asan, ikisi kadın üç Genç Siviller üyesi gözaltına alındı. Genç Siviller, İstanbul Barosu önderliğinde 46 baronun 18 Kasım 2009’da yasadışı dinlemeleri protesto etmek üzere düzenlediği eylemde de, meydana bakan bir otelden “Darbeci baro Taksim’e hoş geldin” pankartı sarkıtmıştı. Meydanda, eyleme katılan grup adına açıklama yapan Baro Başkanı ve Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal, özellikle son günlerde basın mensuplarına karşı gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaları kaygı ile izlediklerini ve sessiz kalmayacaklarını belirtti. Kocasakal şunları söyledi: “Öncelikle belirtmek isteriz ki hukuk devletinde kimse ceza sorumluluğundan bağışık olmadığı gibi suç işleme özgürlüğü ve ayrıcalığına da sahip değildir. Makul, ciddi şüpheye ve delillere bağlı olarak suç isnadı altındaki herkes elbette ki soruşturulacak ve yargılanacaktır. Bununla birlikte tüm bu soruşturma ve koğuşturmaların siyasi maksatlardan ve etkilerden uzak hukuk kurallarına ve özellikle usul kurallarına uygun bir şekilde yapılması zorunludur. “Bu tür soruşturma ve koğuşturmalardaki en büyük tehlike siyasi iktidara veya başka bir iktidar odağına muhalif olan düşünürlerin, yazarların bir bahane […]

Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının ardından gerçekleştirdiği ikinci eyleme binlerce kişi katıldı.
* 6 Mart 2011, bu gün Pazar… Pazar günü sabaha karşı iki gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında “tutuklama” kararı verildi. Cumartesi günü saat 16.00’da başlayan savcılık ve Mahkeme önündeki sorguları 14 saat sürdü.İki gazeteci Savcılık tarafından “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan tutuklanmasına karar verilmesi isteğiyle mahkemeye sevk edildiler. T.C. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250.Maddesi ile Görevli) Hâkimi gazetecileri sorguladı. İki şüpheli gazetecinin ve gazeteci “şüphelilerin” altı avukatı Mahkeme salonunda yerlerimizi aldık. Dinleyiciler bölümünde iki gazetecinin dostları ve diğer avukatları… Sohbeti, gülmesi, takılması, ciddiyeti, tutanak yazdırması ve verilen aralarla sabahı ettik ve iki “şüpheli” haklarında ileri sürülen suçlamaya karşı sorgulandı. İki gazetecinin haberleri, gazetecilikleri, kitapları, söyleşileri mesleklerinde geçirdikleri sıkıntılar, meslek ilkeleri, gazeteciliğe bakış açıları, dik duruşları, muhalefetleri, meslektaşlarının onlar hakkında söyledikleri, yıllar önce sorulanlar, yıllar önce yaptıkları haberler, yıllar sonra nasıl haber yapacakları, niyetlerinin ne olduğu, yazılmamış kitapları, kitaplarının içeriği, neyi neden öyle ve nasıl söyledikleri, kimlerle konuştukları ve kimlerle konuşmadıkları… Kısacası, hayatları sorgulandı. Onlar, hayatlarının gazetecilik olduğunu sürekli tekrarladı. Hayatları, hayat arkadaşları eşleri ve çocukları… Bizler içeride, günün aydınlanmasını görmüyorduk ama gün ışıdı. Şüpheliler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın üzerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında yeteri kadar tutuklama müzekkeresi çıkarılarak tutuklanmalarına karar verildi. Biz altı avukat onları orada öylece bıraktık ve çıktık…Yazının ikinci bölümü… Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur. Politikacıların ve siyasal iktidarın söylemi artık şöyledir; biz yargının işine karışmayız. Ama çok üzüntülüyüz. Bir an önce sonuçlansın istiyoruz, olup bitenlerden biz sorumlu değiliz.6 Mart 2011 bu gün Pazar… Ahmet Şık’ın gazetesi yok ama gazeteci arkadaşları var, Nedim gibi… Bilgi Üniversitesinden gelen akademisyen arkadaşları var ve yazı yazdığı çeşitli web siteleri var… Gazeteciler ve arkadaşları sabaha kadar beklediler mahkeme kapısı önünde… Bir umut, bu da geldi geçti diyerek alıp gidecekleri arkadaşlarını beklediler… 6 Mart 2011 bu gün Pazar… Nedim Şener’in gazetesi Milliyet’in başlığında bu […]

Bir gazeteci adayı olarak geleceğim açısından iyi olanı öğrencisi olduğum Ahmet Hocam mı, yoksa onu içeri alanlar mı biliyor? Ergenekon terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle çoğunluğunu gazetecilerin oluşturduğu 11 kişinin dün sabah gözaltına alınmasının ardından medya mensupları Taksim İstiklal Caddesi’nde az önce sona eren bir eylem gerçekleştirdi. 1 Mart’ta yayın hayatına başlayan Aydınlık Gazetesi hazırlık gelmişti. Üzerinde Mevlana’nın “Diken içindeler ama gül gibiler. Hapisteler ama şarap gibiler. Balçık içindeler, ama gönül gibiler. Gece içindeler ama sabah gibiler” dizeleriyle birlikte parmaklıklar ardında yer alan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın fotoğrafları basılmış el ilanları dağıttılar. Bu gazetenin okurları, ellerinde hem Türk bayrakları hem de üzerlerinde Atatürk resimleri bulunan bayraklarla, “Faşizm’e karşı omuz omuza” “Yurtsever basın susturulamaz” ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarını attılar. Aydnlık gazetesi ve okurları “ulusalcı” olarak anılır çoğu insan tarafından. Ardından da Ergenekon davası sürecinde içeri alınan Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Musatfa Balbay gibi isimler bağırılarak yoklama yapıldı. Ancak bu isimler arasında Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın olmaması dikkat çekiciydi. Bu sefer hem eylemci hem de eylemin haberini yapmak üzere bir araya gelen gazeteciler eylem öncesi son hazırlıklarını yapmaya başladı. Yürüyüşe başlamadan önce İngilizce ve Türkçe hazırlanan “Gazetecilere Özgürlük. Hemen Şimdi Adalet” yazılı pankartların kullanılması dikkat çekiciydi. Kalabalığın en önünde yer alan CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen, Hürriyet Gazetesi Yazarları Oktay Ekşi, Zeynep Göğüş, Ferai Tınç, Tufan Türenç yürüyüşe kol kola başladı. Bu sırada görüntü almak isteyen foto muhabirleri ve kameramanlar arasında yaşanan yer kapma çalışmaları eylemin kısa süreli gecikmesine neden oldu.Galatasaray Meydanı’nda sonlanacak yürüyüşün hemen başında Fransız Konsolosluğu’nun yanında yer alan CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı’nın penceresinden aşağı çiçekler atıldı. Bu hareket eyleme renk kattı ve alkış aldı. Ellerinde Radikal, BirGün, Posta gazeteleriyle birlikte üzerinde “Gazetecilere Özgürlük”, “Türkiye Basın Özgürlüğü’nde 138.”, “Bugün Ahmet, Nedim yarın kim?”, “AKP elini medyadan çek” yazan dövizler taşıyarak […]

HaberVs Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun, Ergenekon soruşturması kapsamında dün gözaltına alınan gazetecilere destek vermek için Taksim’de düzenlediği yürüyüşe binin üzerinde katılım vardı. Taksim Tramvay durağı civarında toplanan katılımcılar saat 12:00’den itibaren İstiklal Caddesi’nde yürüyüşe geçti. Gerek gözaltında olan gerekse cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan, yargılanan ve haklarında soruşturma açılan tüm gazetecilerle dayanışma amacını taşıyan yürüyüş Galatasaray Meydanı’nda sona erdi. Grup, 50 Yıl Heykeli önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması ve yürüyüşe her kuşaktan çok sayıda gazeteci katıldı. Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen, Şükran Soner, Nail Güreli, Oktay Ekşi, Zeynep Göğüş, Ferai Tınç, Tufan Türenç gibi isimlerle birlikte Ruşen Çakır, Mirgün Cabas, Ece Temelkuran, Kanat Atkaya, Mete Çubukçu, Sırrı Süreyya Önder, Celal Başlangıç, Ezgi Başaran, Bedri Baykam, Gün Zileli, Ertuğrul Kürkçü, Soli Özel, Nejat Yavaşoğulları, Haluk Şahin de katılımcılar arasındaydı. “Gazetecilere Özgürlük” , “Türkiye Basın Özgürlüğü’nde 138.” , “Bugün Ahmet, Nedim yarın kim?” , “AKP elini medyadan çek”, “Nedim, Ahmet onurumuzdur” , “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” , “Özgür basın Susturulamaz” , “Özgür basın herkese lazım” gibi sloganların atıldığı yürüyüş Galatasaray’daki 50’nci Yıl heykeli’nin önünde yapılan basın açıklamasıyla son buldu. 24 gazeteci örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu dönem başkanı olarak Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Ercan İpekçi’nin okuduğu basın açıklamasında bugün itibarıyla cezaevlerinde 54’ü tutuklu, 7’si hükümlü olmak üzere toplam 61 basın mensubu bulunduğuna dikkat çekilerek 2009 yılının başından bugüne kadar, halen cezaevlerinde bulunan gazetecilerle birlikte toplam 88 gazetecinin cezaevi koşullarını gördüğü ifade edildi. Basın ve ifade özgürlüğünün açıkça ihlali anlamına gelen uygulamalarla gazetecilere üzerindeki baskıların artık tahammül edilemez bir noktaya ulaştığı belirtilen açıklamada “Cezaevlerindeki gazetecilerin mesleki faaliyetlerinden dolayı değil de, terör örgütü üyeliği ya da terör örgütü propagandasından dolayı tutuklu olduğunu iddia edenler, Türk Ceza Kanunu’na göre “iftira” suçunu işlemektedirler. Bu tür suçlamalarla yargılanan basın mensuplarını, hakkında uygulanacak cezayı, suçun ağırlaştırıcı nedeni olan ‘basın ve yayın yoluyla işlendiği’ […]

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin dördüncü yılında Agos Gazetesi önünde anıldı. Gazeteci Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de gazetenin Şişli Halaskârgazi Caddesi’ndeki ofisi önünde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Törene katılanlar, Agos’un önüne kırmızı karanfiller bırakarak mum yaktı; ”4 yıldır yargı yok”, ”4 yıldır meclis yok” yazılı dövizler taşıdı; “Hepimiz Hrantız”, “Hrant için Adalet” ve “Katiller halk hesap verecek” sloganları attı. Törene katılan gruplar Taksim Meydanı ve Cevahir Alışveriş Merkezi önünde toplandı. Gruplar eş zamanlı olarak saat 13.30 sıralarında Agos Gazetesi’nin önüne doğru yürüyüşe geçti. Devrimci müzik grubu Bandista da Taksim’den Agos gazetesinin önüne kadar şarkılarını söyleyerek yürüdü. Öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, gazete balkonundan bir konuşma yaptı. Dink’in eşi Rakel Dink de Agos’un penceresinden kitleyi selamladı.Tören nedeniyle cadde araç trafiğine kapatıldı. Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülenlerin ailelerinin oluşturduğu Toplumsal Bellek Platformu üyeleri de törene katıldı. Nükhet İpekçi, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülen Kemal Türkler, Ahmet Kaya, Sabahattin Ali, Orhan Yavuz, Doğan Öz, Necdet Bulut, Akın Özdemir, Abdi İpekçi, Cevat Yurdakul, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Sevinç Özgüner, Mehmet Zeki Tekiner, İlhan Erdost, Metin Göktepe, Necip Hablemitoğlu, Yusuf Ekinci, Yasemin Cebenoyan, Onat Kutlar, Hasan Ocak, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter, Uğur Mumcu, Nesimi Çimen, Behçet Aysan, Metin Altıok’un aileleri adına bir konuşma yaptı. Öldürülen Milliyetgazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi konuşmasında Hrant Dink’in “Ben büstleri sevmiyorum, ben insanları seviyorum” sözünü tekrarladı. Faili meçhul bırakılmış siyasi cinayetlerin bir an önce aydınlatılmasını istedi. İpekçi, “Biz tek tek katillerin peşinde değiliz. Ancak bu cinayetlerin birer insanlık suçu olduğunu biliyor ve adaletin bir an önce gerçekleşmesini bekliyoruz” dedi.

Yaşamı yok eden enerji politikalarına karşı yaptıkları eylemlerle adını duyuran Karadeniz İsyandadır Platformu, bugün İstanbul’da yaptığı basın açıklamasında Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma (TEMA) Vakfı’nı hedef aldı. TEMA’nın Mütevelli Heyeti’nde, Türkiye’nin önemli sanayicilerinin bulunduğunu belirten platform, bu kurumun yaptığı kampanyaların göz boyamaktan ibaret olduğunu ve doğa için mücadele eden gönüllüleri pasifleştirdiğini iddia etti. Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapan platformun sözcüsü Aysun Paksoy, 40 kişiden oluşan Mütevelli Heyeti’nin içinde Türkiye’nin önemli sanayicilerinin bulunduğunu ve bu isimlerin TEMA’nın işleyişine yön verdiğini savundu. Paksoy, Cem Boyner, Aydın Doğan, Faruk Eczacıbaşı, Rahmi Koç, Halis Komili, Osman Kavala, Mustafa Balbay, Sabri Ülker, Fikret Evyap, Hüseyin Özdilek, Asım Kocabıyık, Orhan Yavuz ve Nihat Gökyiğit’in heyette yer aldığını söyledi. “ORYA Enerji, Orhan Yavuz’un firması”Paksoy, platformun bu iddiasını hidroelektrik santrali (HES) yapılması planlanan Loç Vadisi’ni anlatarak örneklendirdi: “Kastamonu’daki Loç Vadisi’de talanı yapan, ağaçları kesen, dere ve doğaya zarar veren şirketin isminin ORYA Enerji olarak biliniyor. Bu isim, şirket sahibi Orhan Yavuz’un adı ve soyadının ilk hecelerinden oluşuyor. Orhan Yavuz TEMA’da Mütevelli Heyeti’nde yer alıyor. HES’ler suyun ticarileştirilmesini, su havzalarının ve toprakların şirketlere devredilmesini amaçlayan projelerdir. Loç Vadililer ile ORYA arasındaki mücadele sürmekteyken TEMA’nın da HES’ler ve ORYA ile olan ilişkisi ortadayken, TEMA’nın tuttuğu taraf aşikar.” Loç Vadisi’ndeki köylülerin TEMA’dan yardım istedikleri fakat TEMA’nın köylülere tekrar dönmediğini ifade eden Paksoy, köylülerin Karaköy’de gerçekleştirdikleri oturma eylemine karşı TEMA’nın verdiği tek desteğin, eylemin son günlerinde internet sitelerine ‘Loç Vadisi’ndeki HES katliamına karşıyız’ başlıklı bir açıklama koymak olduğunu söyledi. Loç Vadisinin yanı sıra Erzurum Aksu vadisine değinen Paksoy “burada yapılmak istenen HES’in ise Asım Kocabıyık’a ait Borusan Holding tarafından yapılacağını, yine Asım Kocabıyık ismininde TEMA mütevelliler heyeti arasında bulunduğunu “ söyledi. TEMA’nın fidan kampanyalarının müsamere tadında gerçekleştiğini, meyve çekirdeği kampanyaları ile göz boyayıp doğa severlerin duyarlılıklarını suistimal ettiğini belirten Paksoy, bu uygulamaların TEMA’nın kendi gönüllülerini pasifleştirdiğini […]

Birleşik Taksiciler Derneği’nin (BTD) 1 Ocak’ta Kenan Önal adlı taksi sürücüsünün gasp edilmesi ve öldürülmesi olayından sonra düzenleyeceğini duyurduğu kontak kapama eylemi 13 ocak 2011 Perşembe günü gerçekleştirildi. Eyleme çok geniş katılım olmaması zaman zaman taksiciler arasında tartışmalara da neden oldu. Eyleme katılan taksicilerin bazıları taksileriyle BTD’nin Okmeydanı Fetihtepe Mahallesi’ndeki merkezindeydi. Eylemi çok sayıda basın mensubu da izledi. Lüleburgaz’dan Tekirdağ’a, İstanbul’dan Kocaeli’ye dernek üyesi olan ve olmayan taksicilerin katıldığı eylemi düzenleyen BTD Başkanı Memduh Çırak, eylemin amacının; can güvenliği, taksi ücretlerine yapılan düşük zamma, akaryakıta gelen zamlara, gece tarifesinin kaldırılmasına ve sosyal güvenlik sorunlarına tepki olduğunu söyledi. Çırak can güvenliği dışında korsan taksilerin de hem taksiciler hem de vatandaşlar için büyük sorun yarattığını vurguladı:“Korsan taksiler ki ben onlara taksi değil korsan diyorum, şayet yasa dışı uyuşturucu madde veya bunun gibi benzer madde bulunduğunda takside olduklarını asla ispatlayamazsınız. Araç şoförünün aranması olabilir, sabıkası olabilir, bundan dolayı korsan araçlar tehlike arz eder, halkımızın korsan araçları kullanmamaları gerekir.” Taksici Tuncay Sönmezde on yıldır gece çalıştığını, can güvenliklerinin olmadığını belirtiyor. Göktürk, Kemerburgaz gibi yerlere müşteri çıktığında, korkarak gittiklerini söyleyen Sönmez, yapılan taksimetre zammının sadaka niteliğinde olduğunu, akaryakıtın alıp başını gittiğini, gece tarifelerinin ellerinden alındığını, sosyal güvenlik sorununda mal sahipleriyle karşı karşıya geldiklerini de sözlerine ekliyor. Gece iş yapamadıklarını, Taksim gibi eğlencenin yoğun olduğu yerlerde yolcu alamadıklarını, bekleme yaptıklarında polisin “ Ticari bekleme yapma devam et” dediğini anlatan Taksici Bayram Petek ise “Buralarda da iş alamazsak gece nerede iş bulabileceğiz diye yakınıyor. Petek, ceza yemekten ehliyetine işlenen ceza puanının yükseldiğini belirterek, Taksim-Beşiktaş dolmuşlarının gece tarifesi uyguladığını buna karşılık gece tarifelerinin ellerinden alındığını, 90 lira yövmiye, 50 lira yakıt, 10 lirayı da sigorta için ödediklerinde geriye bir şey kalmadığını ifade etti. Taksicilerin ortak dertleri vardı. Hepsi de kimsenin taksicilerin dertleriyle ilgilenmediğini, yanlarında olmadığını, memnun olmadıklarını çünkü; akaryakıta her gün zam geldiğini, taksimetreye gelen zammın, akaryakıta gelen […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve öğretim elemanları, geçtiğimiz hafta üç akademisyenin “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesi ile işten çıkarılmasını santral yerleşkesinde protesto etti. Görsel İletişim Tasarımı (VCD) bölümünden bir öğrencinin geçtiğimiz bahar döneminde bitirme projesi olarak porno içerikli bir tez sunmasının 1 Ocak’ta basına yansımasının ardından, tez jürisinde yer alan üç öğretim görevlisinin üniversiteyle ilişiği 3 Ocak’ta kesilmiş ve söz konusu bölümün de bulunduğu E1 binasındaki ofis ve stüdyoların kilitleri, 2 Ocak akşamı değiştirilmişti. Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve çalışanları “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesiyle, savunmaları alınmadan işten uzaklaştırılan öğretim elemanlarına destek için örgütlendi. Bilgi mezunları ve e-posta hesapları geçici süreyle erişime kapatılan Fotoğraf ve Video (POV), Görsel İletişim Tasarımı (VCD) ve Sinema ve Televizyon (FTV) bölümü çalışanları, tepkisini sosyal ağlar ve üniversite dışındaki internet sitelerinden dile getirirken, Bilgi’de çalışan öğretim elemanları üniversitenin iç yazışma sistemini kullandı. Bu ikinci gruba eylem çağrısını ilk Matematik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Nesin yaptı. Eylemciler saat 10:00 civarında santral yerleşkesinin “cami girişi” tabir edilen arka kapısında toplanırken, Bilgi kimlik kartı taşımayan katılımcılar ve basın mensupları, Üniversite Yönetimi’nin bir gün önce yaptığı duyuru dikkate alınarak, güvenlik görevlilerince içeriye alınmadı. Sendikalı Bilgi Çalışanları ve öğrencilerin, basın mensuplarının içeriye alınmasına dair yönetime yaptığı çağrı olumlu karşılandı. Gazetecilere giriş izni verildi ancak az sayıdaki katılımcı, kimlik kartları olmadığı gerekçesi ile dışarıda kaldı. Sayısı 300’e yaklaşan grup, cami tarafındaki girişten E1 binasının önüne giderek eyleme devam etti. Burada, dışarıda kalan grubun da içeri alınması için çağrı yapan eylemcilerin talebi yerine getirilmedi. Grup tekrar eylemin başladığı “cami girişi”ne yöneldi ve basın açıklamaları burada yapıldı. Rektörden yorum yok HaberVs muhabirleri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörlüğü’nün gelişmelerle ilgili görüşünü almak istedi. Rektör Prof. Dr. Halil Güven muhabirlerimize konuyla ilgili yorum yapmayacağını ifade etti. Uzaklaştırılan öğretim elemanları adına ilk konuşmayı, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Mustafa Ercan Zırh yaptı. Zırh, işten çıkarmalarla ilgili […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bugün sabah saatlerinde gerçekleşen eyleme dışarından katılıma engel olunacağını duyuran Üniversite Yönetimi, bu engeli, eylemi izlemek için Santral yerleşkesine gelen gazetecilere de uygulamak istedi. Eylemciler saat 10:00 civarında yerleşkenin “cami girişi” tabir edilen kapısında toplandı. O sırada gazeteciler dışarıdaydı. Ancak eylemciler, gazeteciler içeri alınmadan eylemin başlamayacağını megafonla duyurdular. Bilgi Üniversitesi yönetimi bu çağrıya kulak verdi ve gazeteciler eylemi takip etmek üzere içeri alındı. Bilgi’deki öğretim elemanları tarafından “porno krizini” yönetememekle suçlanan Üniversite Yönetimi, gazetecilerin içeri alanmamasıyla oluşabilecek yeni bir olumsuzluğun böylece önüne geçmiş oldu. HaberVs muhabirleri, giriş izni verilmeden önce kapıda bekletilen gazetecilere mikrofon uzattı. Radikalgazetesi muhabiri Nihal Yalçın “Burası sadece Bilgi Üniversitesi’ne ait bir yer değil. İçeride müzesi de olan kamusal bir alan. Her zaman geldiğimiz bir yer bugün almıyorlar” dedi. HABERTÜRK televizyonu muhabiri Kahraman Poyrazoğlu ise durumu “İlk defa basının içeri alınmadığı bir eylem görüyoruz” diyerek yorumladı. CNNTürk muhabiri Duygu Demirdağ ise “Onlar orada mücadele etmeye, biz de burada beklemeye devam ediyoruz” şeklinde basının içeri alınmamasına tepkisini dile getirdi. Sendikalı Bilgi Çalışanları’nın çağrısını dikkate alan yönetim, bir süre sonra basın mensuplarını içeri aldı. Ancak eyleme destek için gelen diğer insanlar, Bilgi Üniversitesi kimliği taşımadığı gerekçesi ile içeri giremedi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve öğretim elemanları, geçtiğimiz hafta üç akademisyenin “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesi ile işten çıkarılmasını protesto etti. Santral yerleşkesindeki eylem katılımcıların saat 10:00’da, okulun “cami girişi” tabir edilen arka kapısında toplanmasıyla başladı. Üniversite yönetiminin 9 Ocak Pazar günü duyurduğu üzere, Bilgi kimlik kartı taşımayan kişiler üniversiteye sokulmadı. Bilgi mensubu olmayıp eyleme destek vermek isteyenler ve basın mensupları, Sendikalı Bilgi Çalışanları’nın ısrarıyla içeri alındı. Eylem, geçtiğimiz hafta görevine son verilen üç akademisyenin de ofislerinin bulunduğu ve güvenlik gerekçesiyle 9 Ocak Pazar, bir günlüğüne kapatılan E1 binasının önünde devam etti. Yaklaşık iki saat süren eylem, katılımcıların bu binayı sembolik olarak ablukaya almasıyla sona erdi. Eylemle ilgili ayrıntılara ve fotoğraflara “” başlıklı haberlerimizden ulaşabilirsiniz.

Altmışın üzerinde dernek, meslek örgütü, vakıf ve platformun bir araya gelmesiyle oluşan Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu’nun düzenlediği “3. Köprüye Hayır” mitingi bugün öğle saatlerinde Kadıköy’de gerçekleşti. Yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı mitinge, Loç Vadisi Koruma Platformu ve Senoz Deresi Platformu gibi, hidroelektrik santrallerine karşı çıkan İstanbul dışındaki aktivistler de destek verdi. Katılımcılar saat 12:00’de Hasanpaşa’daki Tepe Nautilus alışveriş merkezi önünden hareket ederek Kadıköy Meydanı’na yürüdü. Pankart ve dövizler işleğinde “Köprüyü yapanlar memleketi satanlar”, “Direne direni kazanacağız”, “Sermaye elini Boğaz’ımdan çek” ve “Ormanıma, suyuma, toprağıma dokunma” gibi sloganlar atıldı. Üçüncü Köprü Yerine Yaşam PlatformuBeylerbeyliler Derneği,Beykoz Çiğdem Mah. Der., Beykoz Dernekler Birliği, Beykoz İnisiyatifi, Beykoz Tokatköy Ayazma Der., Boğaziçi Arnavutköylüler Der., BOÇEV, Çağdaş Yaşamı Destekleme Der., Çekmeköy Gönüllüleri Derneği, Çifte Havuzlar Güzelleştirme, Geliştirme ve Koruma Der., ÇEKÜL Vakfı, ÇHD, Dayanışmacı Atölye, Derbent Mah. Der., DİSK Emekli-Sen, DİSK Genel-İş 1 No.lu Şube, Gençlik Muhalefeti, Gazete Sarıyer, Gebze Bilkar (Bilimsel ve Kültürel Araştırmalar Yayıncılık ve Üretim Kooperatifi), Gülsuyu – Gülensu Güzelleştirme Der., Halkevleri İstanbul Şb., Haydarpaşa Dayanışması Platformu, Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği, İç Dış Kumsalı Koruma ve Yaşatma Sivil Toplum Destekleme Der., İMECE-Toplumun Şehircilik Hareketi, İstanbul Barosu, İstanbul Çevre Konseyi, İstanbul Tabip Odası, İstanbul SOS Girişimi, İstanbul Yaşam Der., KESK İstanbul Şubeler Plat., Kilyos Çevre Koruma Der., Kocataş Mah. Der., Konut Hakkı Koordinasyonu, Kuzguncuklular Der., Küçükçekmece STK Platformu, Maden Mah. Der., Maden Mah. Dereiçi Der., Öğrenci Kolektifleri, Politeknik, Sarıyer Doğa ve Hayvan Dostları Plat., Sarıyer Mahalle Dernekleri Plat., SOS Çevre Gönüllüleri Platformu, Sosyal Haklar Derneği, TEMA, TMMOB İstanbul İKK, Tonyalılar Kültür Yardımlaşma Der., TOZDER, TÜKODER, TÜRÇEK, Türkiye Ormancılar Der. İst. Şb., Validebağ Gönüllüleri Der., “Vapurlarımızı Vermiyoruz!” Platformu)Eylem DestekçileriEge Su Platformu, GDO’ya Hayır Platformu, Marmara Çevre Platformu, Karadeniz İsyandadır Platformu, Sulukule Platformu, Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, Toprakların Kardeşliği Platformu, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği, Ataköy Sakinleri Derneği, Dersim Dernekler Federasyonu, Ekoloji […]

Öğrencileri “hiç yüzleri kızarmadan ‘parasız eğitim’ istemek"le itham eden Emre Aköz’ün, kendi eğitim harcamaları için devletin ödediği paranın bugünkü karşılığı 265 bin TL.

Yusuf Yavuz Çevre ve Orman Bakanlığı’nın davetiyle, Bartın’da kurulması planlanan termik santral için dün düzenlenen ikinci “halkın katılım toplantısı” da, “halkın katılımı” nedeniyle gerçekleşemedi. 24 Kasım sabahı düzenlenen ilk toplantı da, termik santrallere karşı kurulan Bartın Platformu üyelerinin protestosu nedeniyle yarım kalmıştı. Batı Karadeniz A.Ş.’nin Bartın il merkezi ve Amasra ilçesi sınırları içerisinde kurmak istediği iki termik santral için yaptığı Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) müracaatı nedeniyle düzenlenen ikinci toplantı 25 Kasım sabahı, bir önceki gün olduğu gibi Belediye Sosyal Tesisleri’nde başladı. Ancak salonu dolduran yüzlerce Bartınlı, yaptığı yoğun protestoyla toplantıya imkân tanımadı. Çevre ve Orman Müdürü Zeki Şaltu, dövizler ve sloganlar eşliğinde eylem yapan platform üyelerinin varlığı nedeniyle etkinliği iptal etti. Bakanlık yetkililerince düzenlenen tutanakta “salon içinde bulunan halkın tepkisinden dolayı toplantının yapılamayacağı kanaatine varıldığı” ifade edildi. Tutanak, salonda bulunanlara da okundu. 120 sivil toplum kuruluşunun desteklediği Bartın Platformu üyeleri, protestosuna salon dışında da devam etti. Platformun eylemi, Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın, Amasra Belediye Başkanı Emin Timur, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Başkanı Hakkı Arslan tarafından da desteklendi. Termik santrale karşı olduklarını dile getiren Bartın ve Amasra belediye başkanları kanuni haklarını talep ettiklerini ve tepkilerini demokratik yollarla göstermeye devam edeceklerini dile getirdi. ÇED mevzuatı gereği yapılması gereken “katılım toplantısı”nın gerçekleşmemesi üzerine gözler, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Ankara’da 29 Kasım’da yapacağı “kapsam belirleme toplantısı”na çevrildi. Her iki santralle ilgili ÇED süreci, bu toplantıda karara bağlanacak. Öte yandan Bartın Platformu, il halkını ve kendilerine destek veren tüm kurumları, bu tarihte bakanlığın önünde gerçekleştirilecek geniş katılımlı protesto için Ankara’ya davet etti. Halkın katılımı toplantısı Çevre Etki Değerlendirme Yönetmeliği’nin 9. maddesi “halkın katılımı toplantısı”nin düzenlenme gerekliliğini ve uygulamasını şöyle tanımlıyor: Madde 9- Komisyonun Kapsam belirleme toplantısından önce, halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde Bakanlık ile mutabakat sağlanarak belirlenen […]

Üniversite mezunu bir kaç arkadaş dört yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’nin Vermont Eyaleti’nde beş günlük bir yürüyüş gerçekleştirdi. Eyalet seçimine denk gelen yürüyüş sonunda eyalet başkanlarına, iklim değişikliğine karşı önlem almayı taahhüt ettikleri sözleşmeyi imzalattılar. Daha sonra, gezegenin dört bir yanına yayılacak olan atmosferdeki karbondioksit miktarına dikkat çekmeyi amaçlayan 350hareketini başlattılar. 2009’da Kopenhag İklim Zirvesi’nde bu isimle eylem gerçekleştirdiler. Bugün 180’den fazla ülkede biliniyorlar. Harekete ismini veren 350 sayısı, karbondioksit parçacıklarını ifade ediyor. Başını NASA’dan Dr James Hansen’ın çektiği bir grup bilim insanına göre insaoğlunun yeryüzünde güvenli yaşayabilmesi için, havadaki her 1 milyon parçacığın içinde bulunması gereken karbondioksit miktarının üst sınırı 350. Dört yılda dünya çapında tanınan, sivil toplum kampanyalarının Facebook“u, 350’nin yaratıcılarından 26 yaşındaki William Bates 20-21 Ağustos tarihlerinde İstanbul’daydı. Küresel Eylem Grubu aracılığıyla Taksim’de bir atölye gerçekleştiren Bates’in amacı çok açık ve netti. 10 Ekim 2010’da (10/10/10) geçen yıldan daha fazla ülkede daha fazla eylem gerçekleştirilmesini sağlayıp yıl sonunda yapılacak iklim zirvesinde bağlayıcı kararlar alınması yönünde hükümetlere baskı yapmak. Bates’la hareketin çıkışını ve amaçlarını konuştuk. Bize 350 kampanyasının başlangıcından bahseder misiniz? Her şey nasıl başladı?Lise öğrencisiyken iklim değişikliği farkına vardığım ve nasıl değiştirebileceğimi düşündüğüm bir konuydu. Ama bir çok insan gibi ne yapabileceğimi de tam olarak bilemiyordum. Üniversite’yi Vermont’ta okudum. Okuldaki en yakın arkadaşlarım da bu konunun farkındalardı. Derslerden birinde profesörümüz, insan hakları, işçi hakları, eşcinsel hakları konularında geçmişteki sivil hareketlerden bahsetti. Biz de benzer bir hareketi iklim değişikliği konusunda yapmaya karar verdik. Aynı hafta içinde kendimize bir arkadaş grubu kurduk. Her pazar toplanmaya karar verdik ve adımızı da “Pazar Gecesi Grubu” olarak belirledik. İki üç hafta sonra 50 ile 100 arası öğrenci bu toplantılarda yer almaya başladı. Ve bu grupla bir çok farkındalık kampanyası gerçekleştirdik. Ve üniversitemizin daha az karbon salınımı gerçekleştirmesini sağladık. Mezun olmamıza az bir zaman kala okul sonrası da iklim değişikliği hakkında neler yapabileceğimiz […]
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin sendikalı çalışanlarını, öğrencilerini ve akademisyenlerini bir araya getiren açık hava derslerinin ilki gerçekleştirildi. “Akademide sendika kurduk şimdi de sendikada akademi kuruyoruz” sloganıyla yola çıkan çalışmaya okul dışından da katılım oldu. Gerçekleştirilen ilk açık hava dersine, öğretim üyeleri Murat Belge, Murat Paker, Nazan Aksoy, ve Erol Katırcıoğlu konuşmacı olarak katıldı. Prof. Murat Belge, üniversite kavramının çalışma hayatına veya başka bir amaca yönelik bilgilenme süreci gibi algılanmasının yanlış olduğunu, üniversitenin insanın kendi için öğrenmesini sağlayan bir yer olduğunu söyledi. Prof. Nazan Aksoy da üniversitenin tamamen meslek edinilen bir yer durumuna indirgenmesine karşı olduğunu ifade etti. Prof. Erol Katırcıoğlu günümüz dünyasında klasik öğreten öğnenen ilişkisinin biraz farklılaştığını, üniversite öğretiminde daha gelişmiş ylöntemler kullanılması gerektiğini belirterek öğrencilere eleştirel bir bakış kazandırılması gerektiğini vurguladı. Konuşmacılar arasında son sözü alan Dr. Murat Paker ise Bilgi Üniversitesinin Türkiye’nin akademik yaşamında önemli bir boşluğu doldurduğunu, demokratikleşme, insan hakları, azınlıklar gibi akademik dünyanın uzak durduğu pek çok konuda önemli bir duruş sergilediğine dikkat çekerek sendika örgütlenmesinin de bu duruşun doğal bir sonucu olduğunu söyledi.Konuşmaların ardından açık hava dersi tüm katılımcılar ve akademisyenlerin karşılıklı görüşleri, soru ve cevaplarıyla devam etti. Haber, kamera ve kurgu: Niso Esim, Hikmet Karahasan, Mert Oynargül, Görkem Keser

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, sendikalı üç çalışanın işten atılmasına tepkiler artıyor.

Yunan aktivistler, Alman Focusdergisinin Yunanistan’daki mali krizi ve Avrupa Birliği’nden aldığı mali desteği hicveden kapağına yine aynı yöntemle cevap verdi. Focus, üretmeden tüketen Yunan halkını illüstre etmek için Yunanistan’ın kültür mirasından faydalanmıştı. Selanik’te yayınlanan O TOΠOE MOY (Memleketim) dergisi de kapağını aynı temayla tasarladı. Haftalık 700 binlik tiraja sahip Almanya’nın üçüncü büyük haber dergisi Focus, 22 Şubat tarihli nüshasının kapağında foto montaja başvurmuş, antik Yunan kaynaklı Milo Venüsü heykelini orta parmağını kaldırırken resmetmişti. Kapakta “Avro ailesinin dolandırıcıları” başlığı kullanılmıştı. Bu yayın Yunan basınında büyük tepkiyle karşılandı. Ancak belki de en etkili tepki, Selanik’te yayınlanan O TOΠOE MOY dergisinden geldi. O TOΠOE MOY, 23 Şubat tarihli nüshasının kapağında Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen (Yunan mitolojisinde yarı insan, yarı keçi varlık) heykeline yer verdi. Dergi Satir’in cinsel organına gönderme yaparak “Borçlarımız mı? Alın!” başlığını kullandı. Devamında da “Ama önce borçlu olduğunuz savaş tazminatlarını ödeyin” alt başlığını tercih etti. Focus, makalesinde, Yunanistan’ın AB ülkelerine 300 milyar avroluk borcunu mikroskop altına almış, AB ülkelerinde bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranı için belirlenen oranın yüzde 3 olmasına rağmen Yunanistan’ın yüzde 15’lere doğru gitmesini eleştirmişti. Makalede Yunan halkı yan gelip yatmak, tembellik yaparak dışarıdan gelen paralarla geçinmek ve AB’ye katkıda bulunmamakla itham edilmişti. Selanik merkezli gönüllü eylem grubunun karşılıksız dağıtılan yayın organı O TOΠOE MOY, internet sitesinde de yer alan bir mesajla Focusdergisi editörüne seslendi. “Dergimizin bu son sayısı ve Satir size, meslektaşlarınıza ve saygıdeğer derginize adanmıştır” dendi. Focus’un hakaretlerini kabul ettiği var sayılan Yunan halkı ve siyasetçileri de bu sert mesajda nasibini aldı. Focus’a adanan Satir Sayın Bay Helmut MarkwortFocusdergisi Genel Yayın Müdürü Derginizin kapağı bir zevksizlik ve kabalık ürünüdür. Paralarınız konusunda duyduğunuz kaygı, ülkemizin tarihine ve kültürüne hakaret etmek hakkını size vermez. Kültür, Sayın Bay Markwort, grubumuzun dergisinin kapağında görülmektedir. Kültür, Atina Arkeoloji Müzesinde bulunan bu Satir heykelidir. Umarım onu biliyorsunuz. Dergimizin […]