Etiket teknoloji

Teknoloji gelişir eşya değişir

Gelişen teknoloji bir yandan hayatı kolaylaştırırken, sahip olduğumuz her ürün bir yenisini de beraberinde getiriyor. Cep telefonu alan bluetooth kulaklığını ya da kılıfını, bilgisayar alan görüntülü sohbeti sağlayan kamerayı, dijital fotoğraf makinesi alan yüksek kapasiteli hafıza kartları ya da taşınabilir bellekleri de satın alıyor. Evdeki tüplü televizyonları tahtından eden plazma ya da LCD televizyonlara sahip olmak ise ses ve sinema sistemleri ya da DVD oynatıcıları almayı da neredeyse “şart” kılıyor. Teknoloji gelişti “gereksinim” arttı Gelişen teknoloji ile beraber hayatımızda yeni gereksinimler oluştu. Daha önceleri cep telefonuna bile ihtiyaç duymayan bizler, bugün onsuz sokağa çıkamaz olduk. Şimdilerde bu ihtiyaçlar öyle bir noktaya geldi ki evdeki eşyaları dahi yeni aldığımız teknolojik aletimize göre değiştiriyoruz. Eski tüplü televizyonların yerini alan plazmalar salonun başköşesinde duran televizyon sehpalarının pabucunu dama attı. Artık ya duvara monte ediyoruz televizyonumuzu ya da alçak, modern televizyon sehpamızı kullanıyoruz. Öyle ki, plazma TV alınca yanında sinema sistemi alma ihtiyacı duymamız işten bile değil. Tabii sinema sistemi kurulunca da film alma ihtiyacımız doğuyor. Bir başka “temel” ihtiyacımız cep telefonlarının gerektirdiği başlıca şeyler arasında; kılıfları ve bluetooth kulaklığı saymak mümkün. Son günlerde cep telefonları da yetmez oldu. Cep bilgisayarları hem telefon hem bilgisayar olarak bütün ihtiyaçlara cevap verdiği için telefonların tahtına oynuyor. Bu bilgisayarlarla e-postalarımızı cevaplayabildiğimiz gibi internete 3G hızında erişmemiz de sağlanıyor. CD, DVD derken taşınabilir hafıza kartları Bilgisayarın hayatımızda yarattığı gereksinimler ise saymakla bitmiyor. Önceleri internetten indirdiğimiz filmleri, müzikleri saklamak için boş CD ya da DVD’ye ihtiyaçduyarken, şimdilerde boş CD sadece korsan filmcilerin ihtiyacı haline geldi. Artık indirilen filmler ve mp3 formatındaki müzikler harici hafıza kartları veya bilgisayarların hafızalarında saklanıyor. Kamera ihtiyacı ise internet üzerinden karşımızdakiyle daha samimi bir görüşme yapabilmek için bilgisayar ihtiyacımıza ilave oluyor. Harici disk ihtiyacı da bilgisayarımızın hafızasını biraz olsun rahatlatabilmek ve veri taşıyabilmek için günlük hayatımızdaki yerini alıyor. Küçük, büyük ebatlardaki bu harici disklerin fiyatlarıda […]

Hayatımızı değiştiren on yıl

Yüzyıl, binyıl değişti derken 2000’lerin ilk on yılı da göz açıp kapayana kadar geçti. Şimdi önümüzde 2010’lu yıllar var. Bu on yıl hayatımızda neleri değiştirir şimdiden tam olarak bilmemiz mümkün değil. Ama bildiğimiz bir şey var ki geride buraktığımız on yıllık süre hayatımızda çok büyük değişiklikler yarattı. Pek çoğunun geçmişi daha önceki yıllara uzansa da cep telefonu ve internet gibi 2000’lerin ilk on yılında hayatımıza giren pek çok yenilik ve teknoloji insan hayatını bir daha asla geri dönülemeyecek biçimde değişikliğe uğrattı. Yeni teknolojiler, kişiler arası iletişimden, sosyal hayata, alışverişten eğlence anlayışımıza kadar pek çok alışkanlığımızı değiştirdi. Müzik ve sinema gibi sektörlerin yapısında adeta devrim yaşanırken kültür ürünlerinin üretilmesi ve tüketilmesi konusunda bambaşka yöntemler ortaya çıktı. Djital müzik, dijital görüntü, mobil teknoloji, Wi-Fi, 3G, online oksijen, Web 2.0, sanal ortam, sosyal paylaşım ve daha pek çok yeni kavramın yaşamımıza hakim olduğu 2000’lerin ilk on yılının değişimini HaberVs muhabirleri Berk Doğan, Meneviş Tozak ve Server Uraz derledi…

Hayatımız dijitalleşti

2000’lerin ilk on yılı dijital teknolojilerin tavan yaptığıı bir dönem olarak tarihe geçecek demek herhalde yanlış olmaz. Dijital müzik ve dijital görüntünün hayatımıza girdiği bu yıllarda ayrı ayrı amaçlara yönelik bir takım araçların bir araya getirilme tutkusu da çılgınlık boyutlarına vardı. Sonunda, o ona eklendi, bu bununla birleştirildi, hem müzik dinlenebilen, hem fotoğraf çekilebilen, hem mesajlaşılan, hem, internete erişilen, hem radyo dinlenen, saati gösteren, kronometre olarak kullanılabilen, sabah uyanmak için çalar saat görevi gören, randevularımızı ve önemli günleri kaydeden, ajanda olarak kullanabileceğimiz, ses kaydı yapılan, hesap makinesi olarak kullanılabilen, oyun oynanabilen, bütün bu özelliklerinin yanında istersek da telefon görüşmesi de yapabileceğimiz bir alet hayatımızın tam ortasına yerleşiverdi. İşte 2000’lerde hayatımızı değiştiren teknolojiler… Dijital kameralı cep telefonları İlk cep telefonu 1973 yılında Martin Cooper tarafından icat edildi ve sadece 2000 adet üretildi. 90’lı yılların sonunda yaygınlaşan cep telefonları, çıktığı yıllarda araba takozlarını anımsatırdı. 2002 yılında Nokia firmasının piyasaya sürdüğü 7650 modeli ilk dijital kameralı cep telefonu olarak tarihe geçti. İlk dönemlerde dijital fotoğraf makinelerinin pahalılığı ve görüntülerin kalitesizliği nedeniyle analog kameralar kullanılmaya devam edildi.Bu geçiş dönemi de telefon firmalarının yüksek çözünürlükte kameraları cep telefonlarına koymalarıyla son buldu. Artık yaşlısı genci kameralı cep telefonlarından edindi ve bütün fotoğraflarını bilgisayara aktarır oldu. Böylece baskı, film gibi masraflar ortadan kalktı. Bu teknoloji sayesinde herkes amatör fotoğrafçı ve gazeteci haline geldi. Aslında bir cep telefonu üreticisi olan Nokia’yı dünyanın en fazla fotoğraf makinesi üreten firması haline getiren bu gelişmeyle birlikte, nternette fotoğraf, film ve yazı paylaşımını sağlayan en önemli adımlardan biri de atılmış oldu. Mp3 çalar, Ipod Napster adlı şirketin internet üzerinden ücretsiz şarkı indirilmesine olanak veren yazılımı kullanıma açmasıyla halen en yaygın dijital müzik farmatı olan mp3’e olan ilgi, müzik sektörünü alt üst edecek şekilde arttı. Bu gelişmeyle birlikte 2000’lerin en yenilikçi firmaları arasında sayılan Apple, 2001 yılında ilk İpod’u piyasaya sundu. İlk taşınabilir […]

Sosyalim, çünkü paylaşıyorum!

2000’li yıllarda internet, birilerinin içerik hazırlayıp birilerinin de okuduğu bir mecra olmaktan çıkıp kullanıcıların yarattığı içeriğe evsahipliği yapan bir ortam haline geldi. Web 2.0 adı verilen bu değişimin hemen ardından da “sosyal paylaşım devrimi” geldi. Artık internette herkes içerik üretiyor ve ürettiği içeriği sınırsız bir şekilde paylaşabiliyor. Medyatava’nın mayıs ayında yayınladığı ComScore internet sitesinin Türkiye için özel olarak hazırladığı raporda Türkiye’de 15 yaş ve üstü toplam 18,1 milyon kişinin internet kullandığı ve mayıs ayında internette toplam 544 milyon saat vakit geçirildiği ve kişi başına aylık 30 saatlik bir internet kullanımını olduğu belirtiliyor. İnternette geçirilen bu sürenin büyük çoğunluğunun sosyal paylaşım ortamlarında harcandığına ise hiç kuşku yok. İşte hayatımızı en çok etkileyen ve onlarsız nasıl iletişim kurduğumuzu hatırlayamadığımız bazı paylaşım siteleri… Bloglar Blog yada Türkçe adıyla ağ günlükleri, web tabanlı günlük gibi düşünülebilir. Genellikle güncelden eskiye doğru sıralanmış yazı ve yorumların yer aldığı bir yayın sisteminden oluşan bloglarda yayıncının seçimine göre okuyucular yazılara yorum yapılabiliyor. Pek çok insan tarafından kullanılan blogların yazarlarına blogger adı veriliyor. Web 2.0, yani kullanıcıların yarattığı içerik sisteminin temeli olan ve yemek, moda, sanat,ekonomi, politika gibi sınırsız bir konu yelpazesine sahip bloglar o kadar popüler ki, kimilerine göre bu yayıncılık biçimi klasik gazetelerin yerini almaya en büyük aday durumunda. Blog yazmak yada “blogger” olmak için öyle çok teknik bilgiye de gerek yok, günümüzde blog kullanıcılarının yaş yelpazesi de çok geniş. Ve ücretsiz olarak kullanılabilmesi de bu sayının artışında oldukça etkili. WordPress ve Blogspot gibi siteler halen en popüler ücretsiz blog siteleri durumunda. Milyonlarca blogun kayıtlı olduğu Technorati.com adlı blog arama motoru bloglar aleminde neredeyse Google’dan daha etkili bir konumda.. Facebook 2006 yılında Harvard’da okuyan Marc Zuckerberg tarafından ilk başta sadece Harvard’lı öğrenciler için kurulan Facebook, şu anda dünyada 350 milyonu aşmış olan üye sayısı ile en popüler sosyal paylaşım aracı. Fotoğraftan videoya içinde bulunduğunuz ruh halinden katılacağınız […]

Kolay müzisyenlerin ve mp3’lerin çağı

Milenyumdan sonra, 1990’larda doğan müzik tarzları geniş kitlelere hitap etmeye başlarken, bir çok yeni müzik tarzı da doğdu ve yeni akımlar ortaya çıktı. Dub, deep house, broken house, bossa nova, progressive, space age, exotica, downbeat, ambient, chill out, trip-hop ve benzeri müzik türleri 2000’lerde gündeme geldi. Alternatif denilebilecek bu tür müzikleri çalan radyolar açıldı ve bu tarzlara ağırlık verilmeye başlandı. Bu yeni müzik türlerinin peşinden sürüklenen kitleler ise, tarza göre kategorilenen organizasyonlarda bir araya geldi. 2000’ler için yeni müzikal akımların doğuşu demek yanlış olmaz. Müzikal farklılıkları gözden geçirirken, 2000 sonrası akımları incelediğimizde göze çarpan en büyük farklılık, 90’lardaki enstrümantal ağırlığın, yerini elektronik tabanlı müziğe bırakması oldu. 2000’lerde hızla gelişen teknoloji elbette müziğin mutfağına da damgasını vurdu. Müziğin dijitalleşmesi olarak adlandırabileceğimiz bu değişimi büyük bir sahneden onlarca enstrümanın inip, yerine sadece bir tane bilgisayarın çıkması olarak görebiliriz. Gerek yeni müzik tarzlarının, gerek pop, jazz, rock gibi ana akım denilebilecek, yerini sağlamlaştırmış kalıcı tarzların uğradığı dijital değişim, 2000 sonrası müzik dünyasının en önemli konusu oldu. Artık aranjesi yapılan bir pop şarkısına, örneğin keman gerekiyorsa; aranjörler, bunu kemancı getirmeden, gerekli müzik programlarını kullanarak kendileri yapabiliyor. Tabii aynı durum tüm enstrümanlar için geçerli. Teknoloji ilerledikçe bilgisayar tabanlı kullanılan enstrümanlar, gerçeklerinden ayırt edilememeye başladı. Bu durum müzik yapımında kullanılan emek gücünü azaltırken, müzik üretimini de kolaylaştırdı. Böylece müzisyenlik artık eskisi kadar emek isteyen bir iş olmaktan çıkarak kolayca edinilebilecek bir sıfat haline geldi. Dijitalleşen müzik teknolojisinin getirisi -bir yandan da götürüsü- olan “kolay müzisyenlik” 2000’lerde akıl almaz bir biçimde çoğaldı. Oldukça düşük bütçelerle kurulabilen “home studio”lar , evinde müzik yapmak isteyen insanlara büyük olanaklar sundu. İnternet üzerinde geniş kitlelere sahip bireysel müzik paylaşımına imkan veren sosyal platformlar, “kolay müzisyenlerin” yaptığı eserleri duyurabilmeleri ve paylaşabilmeleri için büyük bir ortam sağladı. Bu durumun en büyük sonucu ise amatör-profesyonel veya iyi müzisyen-kötü müzisyen koşullarının dijital ortamda eşitlenerek ayrımının […]

Şifayı internetten kapma devri: e-hastalıklar

Flickr’da “fotoğraf avcılığı” Bunların yanı sıra Flickr gibi fotoğraf sayfalarında da aynı bağımlılığı görebiliyoruz. Çoğumuz başkalarının fotoğraflarına gizlice göz atarken yakalanmaktansa ölmeyi tercih ederken, Flickr gibi sitelerde insanların özel resimlerini paylaşmasıyla bu tür pişmanlıklar da ortadan kalkıyor.İngiltere Lancaster Üniversitesi’nden Haliyana Khalid ve Alan Dix, “fotoğraf avcılığı” üzerine bir çalışma yürütüyor. Flickr ve benzeri sitelerde zaman harcayanlarla yaptıkları söyleşilerde “fotoğraf avcıları”nın hiç tanımadıkları insanların fotoğraf albümlerine saatlerce baktıkları anlaşılıyor. Khalid ve Dix, bunun nedenini duygusal tatmin olarak açıklıyor: “Örneğin başkalarının düğün fotoğraflarını incelemek insanlara kendi düğünleriyle ilgili hayaller kurduruyor.” Kişisel e-postadaki cümleler ertesi gün gazetede E-posta ise işlerin yolundan çıktığı bir başka alan. E-posta hizmeti, arkadaşlara ve tanıdıklara post-it kağıtlarla not bırakma alışkanlığının yerinin almış olsa da çok düşünmeden yazdığımız bu notların nereye gideceğini, nasıl sonlanacağını da hesap edemiyoruz. Bu konuyla ilgili en trajikomik örnek olarak US dergisi editörü Keith Olbermann’ın yaşadığı e-posta skandalı sayılabilir. Olbermann geçen sene bir arkadaşına yolladığı özel e-posta’da hemcinsi bir MSNBC muhabiri için “taşla dolu bir bavuldan bile daha işe yaramaz” demesi ve ardından bu sözleri ile New York Daily News gazetesinde karşılaşması gönderilen e-postaların çok da masum olamayabileceğini gösteriyor. Modern Brigitte Jones’lar : Blog bağımlıları İngiltere Northumbria Üniversitesinde insan-bilgiyasar etkileşimi üzerine çalışmalar yapan Pam Briggs ise elektronik iletişim sırasında yüz ifadesi ya da vücut dilinin eksik olmasını söylediğimiz şeyleri tam anlamıyla ifade etmemizi engellediğini söylüyor: “Kullanılan mecra çok küçük, dolayısıyla kendimizi ifade edebilmemiz için elimizdeki tek malzeme dil. İletişimin diğer öğeleri kaybolduğu zaman kendimizi tek öğeyle ifade edebilmek için normalde söylemek istediğimizden çok daha duygusal, daha çoşkulu, daha üzgün şeyler söylüyoruz ya da yazıyoruz.” Briggs’e göre herkesin arasında dolaşan e-postaları ya da ünlenmiş Youtube videolarını takip etmek aslında insanların diğerleri tarafından nasıl algılanmak istendiğinin de göstergesi. Bu durum ayrıca bloggerların, insanlara yüzyüze söyleyemeyecekleri kişisel bilgilerini bloglarında paylaşmalarını da açıklıyor. Blogger örneklerinden biri olan Jessica Cutler […]

Yalnızlığa ticari çözümler

Yalnızlık birçok insanın korkulu rüyası. Dünya kendiyle baş başa kalarak kendini dinlememek için elinde avucunda ne varsa dökmeye hazır insanlarla dolu. Buna karşılık yalnızlığı bilançolarının kâr hanesini şişirmek için iyi bir fırsat olarak görenler de var. Bunlar da her an yeni buluşlarıyla ortalıkla boy gösteriyorlar… Teknolojinin bizi yalnızlaştırdığına dair makaleler havada uçuşadursun, çivi çiviyi söker misali daha da teknoloji bağımlısı bireyler haline geliyoruz. Teknoloji mi yalnızlıktan yalnızlık mı teknolojiden çıkar sorusu kafamızı kurcalayamıyor, çünkü o sırada ya Hizamaruka’mıza sarılarak günün yorgunluğunu atıyoruz ya da alkış makinemizin coşkulu sesiyle kendimizden geçiyoruz. Daha az soru soran bireyler olarak daha “mutlu” yaşıyoruz. Biliyoruz ki bizim için sonsuz çözüm olanakları sunan ticari kafalar her daim hizmetimizde. Bir taraftan da yalnızlığın özgürlük olduğunu pompalayan bu kafalar çarkın dönüşünü garantilemek için ellerinden geleni yapıyorlar. İşte yalnızlığa karşı icatlar… Kedime sarılmak yerine bu yastıktan mı alsam acaba? Sevgilin mi var derdin var sorunu bizim için sorun olmaktan çıkartılıyor. “O kadar yalnızım ki yanımda bana dokunan, beni dinleyen bir erkek olsun yeter” diyorsanız ona da çözüm bulundu. Uyurken göğsüne yatabileceğiniz, içi elyafla doldurulmuş bir yastık adam hizmetinizde. Kameo tarafından üretilen ‘Erkek arkadaş kolu’ isimli Japon icadı bu yastığın satışının yapıldığı http://www.pillow-partners.com sitesinde, yalnız uyumaktan nefret edenler; boşanmış, sevgilisinden ayrılmış ve yalnızlığa alışamamışlar için ideal olduğu belirtiliyor. Bir erkekle uyumaktan daha avantajlı olduğu iddia edilen yastık için “Dönmez, çarpmaz, horlamaz, gece yarısı sizi uyandırmaz, şikayet etmez ve daima sadıktır” yazıyor.Aynı sitede yer alan bir kullanıcı yorumunda “Beni rahatlatıyor. Ona sarıldığımda kendimi sıcak ve güvende hissediyorum. Şekli bedenimle uyumlu. Tüm gece en ufak bir ses çıkarmadan bana sarılıyor ve daima sadık” deniliyor. www.zamazing.org sitesindeki okuyucu yorumu ise ilginç ve düşündürücü: “Kedime sarılmak yerine bu yastıktan mı alsam acaba?” Onayla beni! Çevresindekiler tarafından onaylanmadığını düşünenler için geliştirilen ‘alkış makinesi’ kendini yalnız hisseden şişkin egolar için çözüm niteliğinde. Bir toplantıda belirttiği fikri […]

Nice yıllar Tetris

Kimine göre havadan düşen anlamsız bloklar, kimine göre bir hastalık. Büyükten küçüğe hepimizin elini aşındırmış bir oyun. Mantık basit: Yukarıdan aşağı durmadan inen, yatay şekilde sağa, sola kaydırabildiğimiz ya da kendi ekseni etrafında döndürebildiğimiz renkli kutular. Durdurulamayan, giderek daha hızla düşmeye başlayan bu bloklar ekranı kaplayarak hayatı size zindan ediyor. Neyse ki düştükleri yerde, eksiksiz bir yatay bir sıra oluşturduklarında kaybolup gidiyor ve size puan kazandırıyorlar. Evet, Tetris’ten bahsediyorum. Çocukluğumu hatırlıyorum. Her sene kuzenimle bayramda para toplar ve “oyuncakçı”ya giderek tetris alırdık. Çünkü her gittiğimizde bu konsola yeni oyunlar da eklenmiş olurdu. Konsolun ismini hiç öğrenemedik. Daha doğrusu içerisindeki oyunlar ne olursa olsun bu aletin adı herkes için “Tetris”ti. Tıpkı bilgisayarın evlere girmekten uzak olduğu yıllarda, hemen her sokağın köşesinde açılan oyun salonlarına Atari salonu denmesi gibi. Varsa yoksa Tetris Tetris oynarken geçirdiğim saatlerin haddi hesabı yoktu. Bu kutucuklar, televizyona bağlanan oyun makinaları çıkana kadar tetris bizi meşgul etti. Gerçi hangi konsol, hangi alet çıkarsa çıksın içerisinde mutlaka bir Tetris oyunu vardı. Elbette yer çekimine dayanamayan bu blokları keşfeden tek grup biz çocuklar değildik. Bilgisayarın 1990’larda yaygınlaşmasıyla, ofis saatlerinde, mesaisinin kayda değer bölümünü Tetris’e harcayan yetişkinler de oldu zamanla. Babam biraz geç te olsa keşfetti Tetris’i. Abartmıyorum, benim oynadığım sürelerin kat ve kat fazlasını oynadı. Hâlâ da oynar. Ne zaman yolculuğa çıkacak olsak koşarak pil almaya gönderilirim bizim emektar Tetris için. İnsanın, teknolojiyle arası hiç de iyi olmayan babasını küçücük bir aletin başında, gergin bir şekilde saatler geçirdiğini görmek ve her seviye atladığında çocuk gibi sevinirken görmek ilginçti. Babam bu konuda yalnız olmasa gerek. Eli bilgisayar klavyesine deyip de bu oyunu oynamayan biri yoktur herhalde. Rusya’dan yayılan tehlike! 25 yıl önce, Moskova’daki Sovyet Bilimler Akademisi’nin arka odalarından birinde oturan genç bir yapay zeka uzmanı ilk masaüstü bilgisayarına (bir Amerikan örneğinden kopyalanan Sovyet yapımı Elektronika 60) kavuştu ve onun için programlar […]

F1’de az parayla saadet olacak mı?

FIA (Uluslararası otomobil fedarasyonu) 2009 yılı içinde bazı yeni kuralların alındığını ve bu kuralların 2010 sezonunda uygulacağını açıkladı. Formula 1 için alınan yeni kurallar ile birlikte, Luca Di Montezemola başkanlığındaki Ferrari takımının yönetim kurulu, 12 Mayıs tarihinde yaptığı toplantı sonrasında 2010 sezonunda uygulanacak olan kuralların dayatma olduğunu ve bu kuralların uygulanması halinde 2010 sezonunda Formula 1’e katılmayacaklarını açıkladı. Yapılan açıklamada, “2010 yılında teknik kurallar ve ekonomik parametrel kuraldan öte dayatmadır. Alınan kararların bir çoğu takımlara danışılmadan alınan kararlardır. Bu durum değişmediği takdirde, şampiyonanın başladığı 1950 tarihinden bu yana kesintisiz olarak yarışlara katılan tek takım olan Ferrari önümüzdeki sezondan başlayarak, şampiyonaya araçlarını dahil etmeyecek” açıklamasında bulundu.4 takım çekildiğini açıkladı Yıllık 40 milyon sterlinlik bütçe sınırlaması üzerinden doğan yeni kuralların açıklanması ile birlikte yarışlardan çekileceğini açıklayan takım sayısı 4 oldu, daha önce Red Bull ve Toyota yeni kurallar yüzünden yarışlardan çekileceğini açıklamıştı Son olarak 13 Mayıs’da Renault’da bu kervana katılan takımlardan oldu. Yıllık bütçeleri 400 milyon doları aşan Ferrari, Toyota, Renault gibi takımların bu kurallar karşısında ne yapacağı şimdilik merak konusu. Formula 1’e olan ilginin giderek azaldığı bir dönemde takımların bu tarz açıklamalarda bulunması veya yarışlardan çekilmesi durumunda Formula 1’in geleceği tartışma konusu olacağa benziyor. Ferrari 2008 Ekim ayında da “Tek tip motor” kuralına karşı çıkmış ve yarışlardan çekilme kararı almıştı. Bunun üzerine açıklama yapan FIA, “Formula 1 ferrari olmadan da ayakta kalabilir” ifadesini kullandı. 2008 yılının Ekim ayında gerçekleşen bu restleşmeden sonra 4 takımın birden çekilme kararı karşısında FIA’nın yapacağı açıklama merakla bekleniyor.Bütçe sınırı ortalığı karıştırdı Takımların en çok karşı çıktıkları kuralların başında “40 milyon sterlinlik bütçe sınırlaması” kuralı geliyor. Bu kural gereğince Formula 1’de isteyen takım bütçesini 40 milyon sterlin ile sınırlayacak. İsteyen takımların da sınırsız bütçe ile yarışacağı kurala göre bütçesini sınırlayan takımlar teknik ve teknolojik olarak diğer takımlara göre daha fazla imtiyaza sahip olacak. Yeni kurallar şöyle: * […]

Sanal dünyanın gerçek çöpü: e-atıklar

Dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri bize her gün yeni bir teknoloji harikası ürün sunarken, sunulan her ürünün belli bir ömrü olduğu da biliniyor. Alınan bir bilgisayar ya da cep telefonu, zamanla eskidiği, bozulduğu ya da daha yenisi çıktığı için atılıyor. Alınan bir cep telefonun iki hafta sonra yeni modeli, kullanılan bilgisayara uyum sağlayamayan yeni yazılımlar çıkabiliyor. Hal böyle olunca son on yılda 500 milyon bilgisayarın çöpe atılması normal karşılanıyor. Peki atılan bir elektronik çöp nereye gidiyor, hangi süreçlerden geçiyor? Bu soruya gelişmiş geri dönüşüm tesislerinde, doğaya ve insana zararı olmayacak şekilde ayrıştırılıyor diye cevap vermeyi çok isterdik ama maalesef durum çok daha içler acısı. E-atıkları buzdolabı, klima, telsiz ve cep telefonları, her tür bilgisayar ve bilgisayar aksesuarı, televizyon, müzik seti ve ses sistemleri gibi aklınıza gelebilecek her tür elektonik alet oluşturuyor. En çok e-atık oluşturan alet ise bilgisayarlar. Özellikle bilgisayarın en çok satıldığı ülke olan Amerika’nın attığı bilgisayarların yüzde ellisinin çalışır durumda olduğu halde, yeni teknoloji kurbanı olması, e-atık miktarını gereksiz şekilde arttırıyor. ABD, Avustralya, Japonya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde atılan elektronikler toplanarak gemilerle başta Çin olmak üzere, Hindistan ve Pakistan’a geri dönüşüm amacıyla gönderiliyor. Az gelişmiş ülkelere gönderilmesinin nedeni ise basit: E-atık geri dönüşümü için Amerika’da 30 dolar, Avrupa’da 20 Euro harcanması gerekirken, Çin’de 2 dolar, Hindistan’da 2 euro harcanıyor. Bu fiyat farkında ucuz iş gücünün yanı sıra, geri dönüşüm işlemi için hiçbir tesise ya da önleme gerek duyulmaması da etkili. 18 ayda bir yenilenen teknoloji Çin ve Hindistan’daki e-çöplüklere geçmeden önce bu çöplerin nedenini anlamak için üç farklı kategorideki kullanıcılara bir göz atmak gerekiyor. Birincisi bireysel kullanıcılar ve küçük işletmeler. Bu kategorideki elektronik eşya kullanıcıları genelde aletleri bozulduğu için değil, daha yenisi çıktığı için atıyor. Teknolojinin bugün yaklaşlık 18 ayda bir yenilenen bir sektör olduğu kabul edildiğinde bireysel kullanıcıların yaklaşık iki yılda bir sahip oldukları aletleri yeniledikleri gözlemleniyor. İkincisi […]

“Dinital” çağ

Dijital çağın getirdiği yenilik ve kolaylıklar saymakla bitmez. Fotoğraf makinesinden resim çerçevesine, saatten tansiyon ölçme aletine kadar en gereklisinden en gereksizine günlük hayatımızda kullandığımız çoğu eşya dijitalleşti. Fotoğraf makinesinin dijitale çevrilmesiyle fotoğrafçılıkta yepyeni bir çığır açılırken, evimizde büfenin üzerinde duran fotoğraf çerçevesinin dijitalleşip slayt gösteri yapmasıyla hayatımızda değişiklik adına bir yaprak bile kımıldamadı. Dijitale çevrilen ürünlerin gerekliliği ayrı bir tartışma konusuyken, yeniliğe tamamen kapalı tek konu olan din ise dijitalleşme sevdasıyla aklın sınırlarını zorlayacak kadar değişiyor. Değişim, dinin doğasına aykırı olsa da dükkanlarda ya da internette rastlayacağımız birçok icat, dini ürünlerin teknolojinin içerisine nasıl da monte edildiğini gösteriyor. Müslümanın cep rehberi Hatimmatik İnternet ya da telefon yoluyla rahatlıkla satın alabileceğiniz bu dini ürünlerin başında hatimmatik geliyor. Hatimmatik, tek bir tuşla tüm Kuran’ı okuyarak kendi kendine hatim indiriyor. Kuran okunurken aynı zamanda ekrandan okunan sayfaları takip edebiliyorsunuz. Aynı zamanda hatimmatike fotoğraf ekleyip, dosya yükleyebiliyorsunuz. Ezan saatlerini de gösteren aletten radyo özelliği sayesinde müzik de dinleyebiliyorsunuz. Müslümanın cep rehberi sloganıyla satılan aletin fiyatı 120 YTL civarında. Kıbleyi gösteren seccade Dini ürünlerden bir diğeri de namaz kılarken doğru yönü bulmaya yarayan seccade. Bu seccadenin diğerlerinden farkı, üzerinde dijital bir pusula olması. Pusula sayesinden Kıbleyi nerede olursanız olun bulabiliyorsunuz. Tasarımında kullanılan fosfor baskı tekniğiyle seccadenin üzerindeki desenler parlıyor. Londra’da yaşayan Soner Özenç adlı bir Türk tasarımcı tarafından tasarlanan seccadenin fiyatı 400 Dolar. Ancak aynı ürünün, 10 YTL’ye satılan sahte Çin malı olanını da bulmak mümkün. Kabe’de dijital hac rehberi Dini ürünler tasarlanırken hacılar da unutulmamış. Hacıların hac boyunca okuyacakları tüm duaları yazılı ve sesli olarak gösteren dijital cihaz hacı olabilmek için gerekli süreci daha “teknolojik” takip etmenizi sağlıyor. Arapça, İngilizce ve Türkçe dillerinde kullanılabilen aleti yakında Kabe’yi tavaf eden müslümanların boynunda sıkça görebiliriz. İnternetin yanı sıra hacı malzemeleri satan dükkanlarda da bulunabilen dijital hac rehberinin fiyatı 45 YTL. Nur yağdıran kalem Dini unsurlar barındıran […]

“Lale soğancısında buluşalım sevgilim”

Kavuşmaların ve vedaların vazgeçilmez mekanları olan havaalanları aslında ait oldukları kentlerin dokusu ve kültürleri hakkında bize ilk izlenimleri verir. Örneğin Atina’nın ufacık havaalanına ilk indiğinizde Türkiye’den aslında hiç çıkmamış gibisinizdir. Gümrük memurlarının vücut dili adeta bizimkileri andırır, buyurgan ve tekinsizdirler. Yunanistan’a geldiğinizi anlamak için ancak koca bir bardak Frappe içmeniz gerekecektir. Amerika’daki tüm havaalanları sizi tüketime çağırır. Ve bolca yeme içmeye. Geniş bekleme salonları, ucu bucağı görünmeyen koridorları vardır. Yitip gittiğinizi sanırken bir yandan da yolcu olarak tuhaf bir rahatlık hissedersiniz. Koşuşturan dünya vatandaşları arasında asla yalnız değilsinizdir. Charles de Gaulle havaalanının üstüne adeta Fransız küstahlığı sinmiştir, daima yabancı kalmaya ve dışlanmaya mahkumsunuzdur. Viyana, Frankfurt ve Amsterdam havaalanları ise saat gibi işler, toplumlarının önyargı ve kalıplarını ustaca gizlerler. Alman ve Hollandalıların yalınlıktan yana ancak işlevsel tavrı havaalanlarına yansır. Buraları son medya teknolojileriyle önemli işlerinden her an geri kaldığını düşünen ya da o izlenimi veren işadamlarına olanaklar sunar. Geçen hafta yolum yıllar sonra tekrar Amsterdam Schiphol Havaalanı’na düştüğünde kendimi buraya farklı bir şekilde bakarken buldum. Yılda 48 milyon yolcunun gelip geçtiği bu Avrupa’nın en işlek beşinci havaalanında iletişimin nasıl farklı bir boyuta ulaştığına tanık oldum şaşkınlıkla. Bizi Rotterdam’a götürecek olan minibüsün şöförüne bakınırken bir anda başımı kaldırdım ve kafamın 5 metre üstünde 3,5’a 2,5 metre ebatında dev bir ekran gördüm. Cep telefonundan atılan SMS mesajları eşzamanlı olarak bu ekrana yansıtılıyordu. “İyi yolculuklar sevgilim”den “Hey Inge, seni lale soğanları satan dükkanın önünde bekliyorum” a kadar pek çok mesaj faklı dillerde akıp gidiyordu. Bu ekran bekleme salonunun her tarafından rahatlıkla görülebiliyordu. Toplu bir ayin havası içinde buradan gözlerimizi ayıramıyor ve büyülenmiş gibi samimi aşk mesajlarını, resmi buluşma taleplerini ya da kaybolmuş bir yolcunun haykırışlarını okuyorduk. Yanımdaki Hollandalı bu uygulamanın aslında burası için bile yeni olduğunu ve bütün Schiphol’da bu ekranlardan tam dört tane bulunduğunu söyledi övünerek. Aslında bu teknoloji yeni olmasa da insan […]

En ilginç içeriğe sahip web siteleri II

Dev bütçeli film ve dizilerdeki hataları bulan site Gişe rekortmeni filmlerdeki ya da Lost, Heroes ve 24 gibi dünyanın dört bir yanından hayran kitlesine sahip dizilerdeki herkesin gözünden kaçan hataları yakalayan bu sitede eğlenceli bir tura çıkabilirsiniz. www.moviemistakes.com Dinleyicilerin ruh haline göre değişen internet radyosu Last FM ve Pandora gibi efsane müzik sitelerinden yola çıkarak oluşturulan bu site türünün ilk örneği olmasa da internet kullanıcıları arasında oldukça popüler. Müzik kutusu tadındaki sitede, seçtiğiniz müzik türüne ait sayısız örneği bulmak ve ücretsiz olarak şarkıların tamamını dinlemek mümkün. musicovery.com İnternet üzerinden görüntülü yemek tarifi Televizyondaki yemek programlarına rakip olabilecek bu sitede dünya mutfaklarından tarifler sunuluyor. Ünlü şefler, lezzetli yemeklerin sırlarını internet kullanıcılarıyla paylaşıyor. www.cookinglovers.tv En sevdiğiniz şarkıları tersten dinlemeyi ister misiniz? Şarkılarda ancak tersten okununca anlaşılabilecek gizli mesajlar olduğuna inananlardansanız ya da sadece sevdiğiniz şarkının tersten okunduğunda nasıl bir hal alacağını merak ediyorsanız bu siteyi mutlaka ziyaret etmelisiniz. www.talkbackwards.com

Teknolojik ürünler V

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.com USB TV TV kartı olmayan bilgisayar kullanıcıları için tasarlanmış USB TV kartı ile hem TV izleyebilecek hem de beğendiğiniz görüntüleri USB kartın hafızasına aktarabileceksiniz. İster laptop’ınız da isterseniz de masaüstü bilgisayarınızda kullanabileceğiniz 4 GB’lık USB satışa sunulmayı bekliyor. En sıcak elbise kabini: Maytag drying cabinet Maytag tarafından tasarlanan ısıtıcılı elbise kabini sayesinde artık kıyafetleriniz ıslak kalmayacak. İsteğe göre farklı boyutlarda satışa çıkan elbise kabinlerinin fiyatı 1.100 dolardan başlıyor. http://www.maytag.co.uk/ProductPages/DryCab.aspx Sörf simülasyonu Sörfü evinize taşıyan bu simülasyon ile odanızda sörf yapmayı öğreneceksiniz. 16 bit görüntü kalitesine sahip ürün 49.95 dolardan satışa sunuldu. Kurmalı MP3 Player Trevor Bavlis tarafından tasarlanan bu cihaz, kurularak çalışan ve elektrik gücüne ihtiyaç duymayan ilk MP3 player olma özelliğine sahip. MP3 çalar bir dakika kurulduktan sonra 40 dakika video ve müzik oynatıyor. Fiyatı 149,99 Dolar.

Şarj etmeden 30 yıl dayanan pil

Ali Erişkinaeriskin@medyakronik.com Amerikan Hava Kuvvetleri araştırma laboratuarlarında bilimadamları 30 yıl enerji sağlayabilen Betavoltaic adlı laptop bataryası geliştirdi. İki-üç yıl içinde satışa hazır hale gelmesi beklenen pil şimdiden yüzyılın en önemli icatlarından biri olmaya aday gösteriliyor. Betavoltaic yarı iletken maddelerden üretiliyor, enerji kaynağı olarak radyoizotopları kullanıyor. Adından ya da özelliklerinden dolayı kulağa nükleer bir yapıya sahipmiş gibi gelse de, enerji üretmek için fizyon veya füzyon kullanmıyor, bu nedenle de radyoaktif tehlike ve risk taşımıyor. Gerçekleşen reaksiyon termal olmadığı için lityum-iyon pillere kıyasla laptoplar ve cep telefonları gibi benzeri cihazlar çalışırken çok daha az ısınacak. Elektronların belirli iki katman arasındaki ara yüzeylere çarpmasıyla enerji üreten yeni pil, özellikleriyle Einstein’ın E=mc2 formülü için en iyi örnek olarak gösteriliyor. Çevre dostu olarak nitelenen ve bilgisayarsız yaşayamayanların hayatlarının bir parçası olmaya aday pilin fiyatının ne olacağı henüz belli değil. Ama araştırma-geliştirme çalışmaları ve kullanılan yüksek teknolojiler göz önüne alındığında pek de ucuz olması beklenmiyor.

Yeni teknolojik ürünler IV

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.comNihan Ozannozan@medyakronik.com Cep telefonu kolun parçası oldu Teknolojinin şaşırtan gelişimiyle istekler artıyor, tasarımlar çılgınlaşıyor. Cihazlardan sadece ileri teknoloji beklenmiyor, çevre dostu olmaları ve enerji tasarrufu sağlamaları da isteniyor. Amerikalı endüstri tasarımcısı Jim Mielke çevreci teknolojik cihazlara yeni bir tasarım ekledi: İnsan kolunda dövme gibi duran bir cep telefonu. Kas dokusuyla deri arasına silikon yardımıyla cep telefonu mekanizmasından oluşturulan dijital bir ekran ekleniyor. Cep telefonu ile dijital ekran arasında bluetooth sayesinde bağlantı kuruluyor.Telefona çağrı ya da mesaj geldiğinde dövme şeklindeki dijital ekrana uyarı geliyor ve gelen çağrı ya da mesaj ekrandan görülebiliyor. Ayrıca arayan numaralar görülebiliyor ve dijital ekranın yanındaki rakamlar tuşlanarak arama yapılabiliyor. Her geçen gün yeni modeller çıkartan cep telefonu endüstrisi bu yenilik karşısında nasıl bir tepki verecek bilinmez. Tabii, kolunda her daim yapışık bir cep telefonu taşımak isteyeceklerin sayısı da. Hasta bisikleti Klasik tekerlekli sandalye üzerinde oynanarak tasarlanan pedallı bisiklet sayesinde artık hastalar kendilerini yormadan ilerleyebilecek. Uzaktan bakıldığında bisikleti andıran bu işlevsel ürün 50 Dolardan satışa sunuldu. Matkap dengeliyici Normal bir matkaptan pek de farkı yokmuş gibi görünen bu ürün, ucundaki yuvarlak halka sayesinde duvarı şekilsiz delmenizi engellerken, sizin de güç sarf etmeden iyi işler çıkartmanıza yardımcı oluyor. Henüz satışa çıkmadı.

İyi ki doğdun internet: Türkiye’de internetin 15. yılı kutlanıyor

ESRA OCAKadresinden ulaşabilirsiniz. Bilişim STK Platformu tarafından ilk kez 1997 yılında, 7 – 20 Nisan tarihleri arası ‘‘internet yaşamdır’’ sloganıyla Türkiye’de interneti geliştirmek, interneti geniş kitlelere tanıtmak amacıyla internet haftası olarak ilan edildi. Bilişim STK Platform’u bu sene internet kullanımının arttırılması için yapılması gerekenleri altı başlık altında topluyor: 1)Okullar internette bağlanmalı.2)Halk kütüphaneleri internete bağlanmalı.3)Belediyeler bünyesinde halka açık internet evleri açılmalı.4)Organize sanayi bölgelerinde internet evleri açılmalı.5)Kültürel mirasımız internete taşınmalı.6)e-devlet hizmetleri başlatılmalı. İnternet kullanıcısı oranında yedi yılda yüzde 700 artış oldu 12 Nisan 1993’te Ankara-Washington arasında kiralık hatla kurulan bağlantı ile Türkiye internetle tanıştı. İlk bağlantı kurulduktan sonra ODTÜ ve Bilkent üniversitelerinin aynı yıl hizmete geçirdikleri web siteleri, ilk Türk web siteleri olarak tarihe geçtiler. 1994’de ise ilk internet servis sağlayıcısı olarak “tr.net” hizmete girdi. Günümüze gelindiğinde ise, “Dünya İnternet İstatistikleri” sitesinin verilerine göre Türkiye 16 milyon kullanıcı ile internet kullanımında Avrupa yedincisi olarak karşımıza çıkıyor. Buna ek olarak, 2000 – 2007 yılları arasında yüzde 700 artış ile internet kullanıcı sayısının en hızlı arttığı ülke olan Türkiye, internet teknolojisini de tıpkı televizyon ve cep telefonunda olduğu gibi büyük bir ilgiyle karşıladı. İnternet kullanıcısı sayısı gün geçtikçe artarken aynı şekilde internette alan sahibi olan ve yayın yapan kişi ve kuruluşlarında sayısı da hızla artıyor. Türkiye’de halen 250 internet servis sağlayıcı sayısı, 1000 etkin portal, 122 800 ‘‘tr’’ uzantılı web sitesi, 12 milyon 280 bin com, net, org vs. uzantılı web sitesi sayısı yayınını sürdürüyor. ‘‘tr’’ uzantılı alan adı kayıt servisi “nic.tr” tarafından yayınlanan Nisan 2007 tarihli “alan adı alım istatistikleri”ne göre 1997’de toplam alan adı alımı 4 527 iken bu sayı 10 senede 122.800’e çıktı. Yani, Türkiye’de sadece internet takip oranları artmakla kalmadı aynı zamanda internette alan sahibi olma eğilimi de hızlı bir şekilde artmaya başladı. Türkiye 2007 internet raporuna göre, yüzde 46’lık oranla en çok 15 – 24 yaş aralığındaki gençler internet […]

Cepte durduğu gibi durmuyor

Umut Duranuduran@medyakronik.com Alexander Graham Bell’in aşık olduğu duyma engelli kadınla iletişim kurmanın yollarını ararken tesadüfen telefonu keşfetmesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Haliyle ilk telefon görüşmesi de buluşu gerçekleştiren Alexander Graham Bell ile yardımcısı Thomas Watson arasında yapıldı. Bell, yan odadaki Watson’a, ”Watson, buraya gel! Seni görmek istiyorum” demişti. İcadından neredeyse 40 yıl sonra 1915’te şehirlerarası ilk telefon görüşmesi de yine Bell ve Watson arasında yapıldı. Bell, New York’tan o anda San Francisco’da bulunan Watson’a yine onu görmek istediğini söylediğinde aldığı yanıt, “Bu bir hafta sürer” olmuştu. O yıllarda Amerikalı bir belediye başkanının, “Bundan bir gün her kentte bir tane olacak” demesi de hayli komik karşılanmıştı. O zamanlar gülünse de, zamanla telefon neredeyse her eve girdi. Yetmedi. İsteyen ve elbet parası olan herkesin sahip olabildiği, olağanüstü marifetleri olan küçücük bir kutuya dönüşerek cepte taşınır hale geldi. Telefon ilk icat edildiğinde bu kadar hızla yaygınlaşmamıştı, ama ceplerde taşınabilir hale gelmesinin üzerinden çok da zaman geçmeden kısa sürede milyonlarca kişinin kullandığı bir alet oldu. 1990’lara kadar kimsenin ihtiyaç olarak bile görmediği cep telefonları giderek herkesin bir parçası haline geldi. Son verilere göre dünyadaki cep telefonu kullanıcı sayısı 3,3 milyar civarında. Türkiye’de ise bu sayı 60 milyona yaklaşıyor.İnsan sağlığına etkileri araştırılıyor Şimdilik kimi bilim insanları ve cep telefonu kullanmayı reddedenler dışında kimse böyle bir teknolojinin gelecekte nelere malolabileceğini ne biliyor, ne de dikkate alıyor. Cep telefonları üzerinden kullanıcıya ulaşan zararlı ışınların oranı ve etkileri, baz istasyonlarının konumları, bunların çevreye ve halk sağlığına olan etkisi gibi konularla ilgili kimi bilimsel araştırmalar zaman zaman basında yer almakta. Bilimsel olarak kesin şekilde kanıtlanmamış olmakla birlikte, cep telefonu kullanımının beyin tümörleri oluşumu, hafıza kaybı, depresyon, uyku bozuklukları gibi pek çok hastalığa yol açabileceği ileri sürülüyor. Hepsi bir yana, cep telefonlarının çoğu kullanıcıda alışkanlık yaptığı kesin. İnsanlar üzerinde psikolojik bir bağımlılık yapıp yapmadığı ise incelenmesi gereken bir […]