Michael Jack – SON!

29 Ağustos 1958’de Amerika’nın Indiana eyaletinde doğan Michael Jackson, dokuz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğuydu. Babasının müzik sevdası yüzünden Jackson, daha altı yaşında, dört kardeşiyle birlikte sahneye çıktı ve “The Jackson Brothers” isimli grup oluştu. 1976’da “The Jacksons” olarak ismini değiştiren grup, 1978’de Destiny isimli albümleriyle büyük sükse yaptı. Zira Michael Jackson’ın kendi bestelediği şarkıların büyük beğeni toplaması ve albümün iki milyona yakın satması onun yeteneğini gözler önüne serdi ve şöhretin kapısını açtı. 1979’da ilk bağımsız solo albümü “Off the Wall” albümünün 20 milyona yakın satış yapmasıyla Jackson, tüm dünyaya sesini duyurdu. Albüm satışıyla da American Music Awards’da üç dalda ödül kazandı ve aynı yıl “En İyi R&B Erkek Vokal” dalında Grammy ödülünün sahibi oldu. 1982’de çıkarttığı “Thriller” albümünün 109 milyon satmasıyla da gerçek bir efsane ve “pop idolü” haline geldi. Neredeyse tüm dünya onun şarkılarını söylüyor ve onun gibi dans ediyordu. 1984’te sekiz Amerikan Müzik Ödülü, dört Amerikan Video Ödülü, üç MTV Video Müzik Ödülü ve Üstün Başarı Ödülü alarak müzik piyasasına adını altın harflerle kazıdı. 1987’de çıkarttığı “Bad” albümünün dünya çapında 30 milyon satması büyük bir hayal kırıklığı yaratsa da yine de en çok konuşulan adam olmayı başardı. Fakat bu sefer albümünden çok ten rengindeki değişiklik dikkatleri üzerine çekti. Medyada, Jackson’ın zenci olmaktan utandığı için bir takım operasyonlar geçirdiği ile ilgili dedikodular gündeme geldi. Ancak Jackson vitiligo yani, deri veremi adlı bir hastalığa yakalandı. Zenciler arasında milyonda bir görülen bu hastalık yüzünden birçok operasyon geçirmek zorunda kaldı. 1991’de “Dangerous” albümüyle bir önceki albümündeki istikrarı kaybetmedi ve yine dünyada 30 milyon satış rakamı elde etti. “Black or White” isimli şarkısına çektiği klip nedeniyle hakkında çıkan “ırkçı” söylentileri karşısında üzüntüsünü dile getirdi, aynı zamanda da bir takım sosyal sorunluluk projelerine imzasını attı. Çocukların daha iyi ve eşit yaşam koşullarında büyümesi ve topluma faydalı bireyler olmaları için “Heal the World Fundation” […]

Nihat Kahveci yeniden!

HaberVs Son bir kaç haftadır spor kamuoyunu meşgul eden Nihat Kahveci transferinin gerçekleştiği Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören tarafından açıklandı. Beşiktaş’ın Nihat için Villarreal Kulübü’ne 4,5 milyon Euro bonservis bedeli ödeyeceği öğrenilirken, Nihat’ın alacağı ücret konusunda bir açıklama yapılmadı. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören iki kulübün daha önceden anlaştığını belirterek , “Nihat Kahveci Beşiktaş camiasına hayırlı olsun.Nihat bundan sonra Beşiktaş’ın başarısı için ter dökecek” açıklamasını yaptı. Habervesaire bundan tam bir yıl önce Nihat Kahveci’yi kulübü Villareal’in bulunduğu Valencia’nın 170 bin nüfuslu Castellon kentinde ziyaret etmiş ve uzun bir söyleşi yapmıştı. Bilge Egemen‘in gerçekleştirdiği söyleşide Kahveci futbola İspanya’da devam etmek istediğini, Türkiye’ye dönmeye pek de niyetli olmadığını anlatmıştı. Eğer bir gün Türkiye’ye dönerse de top koşturacağı kulübün Beşiktaş olacağını söylemişti. Nihat Kahveci Türkiye’ye dönmeye, düşündüğünden erken karar verdi. İşte Nihat’ın Villareal’deki hayatı ve Türkiye’deki futbol dünyası üzerine düşünceleri…

Ah Bologna

Üniversitelerin gündeminden uzun süredir düşmeyen “Bologna süreci” geçtiğimiz günlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde de masaya yatırıldı ve “Bilim, Belirsizlik ve Bologna” isimli toplantıda enine boyuna tartışıldı. Sürecin ekonomik, sosyal ve kültürel yönleri ele alındı. Kitaplarda, web sitelerinde yazanların ötesinde, projenin çıkış düşüncesi anlatıldı ve Türkiye üniversitelerinin Bologna kriterlerine ne kadar ayak uydurabildiği konuşuldu. Öğrenci için savaş Bologna sürecinin hedefleri — karılaştırılabilir dereceler, kalite güvencesi, erişilebilirlik, yaşam boyu öğrenme, her gün büyüyen pazarın işgücü ihtiyacını karşılama, öğrenci, hoca ve akademik personel mobilitesinin artırılması, öğrenci merkezli eğitim — ve dönüşüm, değişim kriterlerinin ne kadar gerçekçi olduğu üzerine uzun süredir yaptığımız tartışmalar Laureate Üniversiteler Ağı Rektörü Juan Salcedo’nun yaptığı konuşma sonrasında farklı bir zemin kazandı. Salcedo konuşmasına “Başından beri sürecin içinde yer alan biri olarak size bir sır vereceğim”, diye başladı ve projenin çıkış noktasının ABD üniversiteleri olduğunu belirtti. Yabancı öğrenci çekmekte ve akademik başarıda ABD üniversitelerinin çok gerisinde olan Avrupa üniversitelerinin, “belli bir standardı yakalarsak ibre bize dönebilir” düşüncesiyle yola çıktıklarına değinen Salcedo sürecin iyi öğrencileri çekmek için verilen bir savaş olarak görebileceğini vurguladı. Projenin temelleri çoğumuzun varsaydığı gibi Bologna’da değil, 1998 yılında Sorbonne’da atılıyor. İlk aşamada yalnızca dört ülke dâhil oluyor. Üye ülke sayısı 1999 yılında 29’a, sonraki on yılda ise 46’ya çıkıyor. Hepsinin ortak amacı iyi öğrencileri ülkelerine çekebilmek; ABD üniversiteleri ile yarışabilir hale gelmek. Bu on yıl içinde komisyonun ön göremediği gelişmeler —11 Eylül saldırıları, ABD’nin Irak’a asker göndermesi ve yabancı öğrencilere uyguladığı vize kriterlerini yeniden mercek altına alması — olduğuna ve bunların sonucunda da Avrupa üniversitelerinin on yıl önceye oranla daha çok talep gördüğüne değinen Salcedo “Ancak Obama’nın seçilmesiyle birlikte ibre yeniden aleyhimize dönebilir; bu nedenle Bologna sürecini hızlandırmalıyız”, diye sürdürdü konuşmasını ve “Şimdi yağmur yağmaya başlasa içeride mi olmak istersiniz, dışarıda mı? İçeride olmak her zaman dışarıda olmaktan iyidir” diye bitirdi. İstemek yeterli mi? Türkiye de yukarıda değindiğim […]

Placebo’da bir günlük gecikme

İstanbul Turkcell Kuruçeşme Arena’da 23 Haziran Salı akşamı 21.00’de gerçekleşecek konser bir gün sonraya ertelendi. İstanbul’a gelmek için hazırlanan ünlü rock gruplarına bir şeyler oluyor. İlk olarak Depeche Mode’la başlayan konser iptali, Placebo ile devam ediyor. 23 Haziran Salı akşamı 21.00’de gerçekleşmesi gereken konser, turne ekipmanının Bulgaristan sınır kapısında yaşadığı bir sorun nedeniyle bir günlüğüne ertelendi. Yeni albümleri “Battle For The Sun” için dünya turnesine çıkan Placebo, 24 Haziran Çarşamba akşamı 21.00’de Turkcell Kuruçeşme Arena’da sevenleriyle buluşacak.

Darwin kapakta, sansür firarda

Ankara Başsavcılığı, Bilim ve Teknik dergisinin Darwin kapağını son anda değiştiren TÜBİTAK yönetimi için "takipsizlik" kararı verdi. Mart sayısında dergiden çıkarılan Darwin haziranda kapak oldu.

Sezen’in hasat mevsimi

Rıdvan Ardıç 16 Haziran 2009 tarihi itibariyle Sezen Aksu’nun yine içimizden İzmir’i ve mavi yeşil duyguları geçiren bir albümü müzik marketlerde satışa sunuldu. İki CD ve DVD’den oluşan DMC etiketli bu albümde 30 şarkı bulunuyor ve bu şarkılardan üçü daha önce yayınlanmadı. Sezen Aksu 1996 yazında “Düş Bahçeleri” isimli Onno Tunç’a ithaf ettiği albümünü çıkarmıştı. Aksu o albümde de, başka sanatçılara verdiği şarkılarını kendisi yorumlamıştı. Aradan geçen zamanda, Türk popüler müziğinin belki de en bereketli ağacı Aksu’nun elinden çıkan ama farklı isimlerin sesiyle hayatımıza giren onlarca parça birikti. Ve Minik Serçe 13 yıl sonra “Yürüyorum Düş Bahçelerinde” isimli albümüyle 27 eski şarkısını kendi yorumladı. “İzmir Yanıyor” albümün birinci CD’sinin ve dolayısıyla albümün açılış parçası. İzmirli olmasına rağmen daha önce doğduğu kent için şarkı yazmayan Sezen Aksu, bu parça ile sanki hemşerilerinin gönlünü alıyor. (Sanatçı “Şarkı Söylemek Lazım” albümündeki “İstanbul İstanbul Olalı” şarkısı ile İzmirliler’de bu türde bir beklenti yaratmıştı.) Aksu’nun bu şarkıyı yorumlarken kullandığı akustik sound albümde çoğu şarkıda karşımıza çıkıyor. Aksu’nun ilk kez seslendiği parçalarından biri de “Unutamam”. Bu parça daha önce birçok şarkının düzenlemesini yapmasına rağmen, solist olarak görmeye pek de alışık olamadığımız Mustafa Ceceli tarafından Enbe Orkestrası eşliğinde seslendirilmişti. Aksu bu şarkıyı, keman ve piyanonu da eşliğinde, hergün görmeyi merakla beklediğimiz biri haline getirmiş adeta. Sezen şarkılarının umutsuzluktan bile keyif aldıran bir yönü vardır, bu yadsınamaz. “Kaybedenler” şarkısı bize bu duyguyu yaşatıyor. Şarkıyı, Sezen Aksu dışında Ebru Gündeş de söylemişti. “Uslanmadım” şarkısını daha önce Levent Yüksel o meşhur Med-Cezir döneminden sonra ikinci başırısını yakaladığı zaman söylemişti. O yorum genel anlamda başarılıydı. Ama bir de bu şarkıyı yaratıcısının sesinden dinlemek var!Aşkın Nur Yengi’nin “Hesap Ver” albümünde yer alan “Elveda”, Sezen Aksu’nun yorumuyla yeni bir nefes kazanmış. Şarkı ortasındaki hareketli ve sert kısımdan sonra gelen akustik bölüm, hayatımızda yaşadığımız çalkantılı dönemleri iyi bir şekilde yansıtıyor. “Tutunamadım” Işın Karaca’nın “Anadilim […]

Kadına yönelik şiddeti var, yok etmek için niyet yok!

Türkiye, son haftaları yine kadına yönelik şiddet ve tacizin gölgesinde kaldığını gösteren haberlerle geçirdi. Şiddet gören kadınların yaptığı başvurular üzerine açılan davalarda, mahkemelerde kimi ilginç kararlara imza atılırken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen bir davada da Türkiye, kadına yönelik şiddet nedeniyle ilk kez ceza alan ülke sıfatını kazandı. AİHM kararını eleştiren hükümet temsilcilerine ise tekzip Siirt’ten geldi. Sevgilisini çalıştığı yerde ziyaret ettiği için bir genç kadın öldürülmek istendi. Bu olayın yanısıra gazetelere yansıyan haberlere göre sadece haziran ayının ilk 3 haftasında 12 kadın namus ya da töre kisvesi altında işlenen cinayetlerde öldü. 5 kadın ise tecavüze uğradı. Hakimlerden örnek kararlar İlk olarak Ankara 8’inci Aile Mahkemesi’nde görülen bir davada, Hakim Eray Karınca,eşine şiddet uygulayan kocaya 6 ay evden uzaklaştırma cezası ile diş fırçalama da dahil kişisel temizliğine dikkat etme uyarılarında bulunan bir karara imza attı. Karınca, kocanın yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde 6 ay hapis cezası verileceğini de hükme bağladı.Ardından, Ankara hakimi Eray Karınca’nın verdiğine benzer bir karar, Kastamonu’nun Araç ilçesinden geldi. Şiringüney köyünde, tartıştığı eşi İpek Kadıncı’yı darp edip eve kilitleyen çiftçi Mustafa Kadıncı hakkında açılan davada Araç Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Aslıhan Limon, kocaya toplam 1 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Hakim, mağdur kadının şikayetçi olmaması nedeniyle cezayı “denetimli serbestlik” tedbiri uygulanmasına çevirdi. Buna göre koca Kadıncı, iri puntolarla yazılı halde, “Eşime vurduğum için eşimden ve tüm Araç halkından özür diliyorum. Mustafa Kadıncı” imzalı bin adet el ilanı dağıtma ve 50 adet fidan dikerek 6 ay süreyle bakımlarını yapma cezası aldı. AİHM’in rekortmen ülkesi Türkiye Bu kararlardan birkaç gün sonra ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aile içi şiddet konusunda Ankara’ya karşı açılmış ilk davayı sonuçlandırdı. 9 Haziran günü alınan bu kararla Türkiye kadına yönelik şiddet nedeniyle ceza alan ilk ülke olma sıfatını kazandı. Mahkeme, Türkiye’nin şiddet gören bir kadını, savcılığa başvurduğu halde, kocasından koruyamayarak ayrımcılık yaptığına hükmederek, şikayetçi […]

Salı Pazarı’nda yapılaşmaya durdurma

HaberVs Yaklaşık 70 yıl boyunca Salı Pazarı’nın kurulduğu tarihi Kuşdili Çayırı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından imara açılmasına ve çok katlı alışveriş merkezi yapılmasına imkan tanıyan projenin yürütmesi İstanbul İdare Mahkemesi’nce durduruldu. Proje, Kadıköy’ün merkezinde yer alan ve imar girmemiş son arazinin yeşil alan yerine yapılaşmaya teslim edildiği gerekçesiyle sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri tarafından tepki görüyordu. Arkeologlar Derneği ise, kent tarihinin en eski tarihi buluntularının ve antik limanın yer aldığı gerekçesiyle Kuşdili Çayırı’nda arkeolojik çalışma yapılmasını zaruri görüyordu. Kadıköy Belediyesi’nin 10 Haziran 2009’da yaptığı açıklamada, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin kararıyla, Aralık 2008 tarihine kadar Salı Pazarı’nın kurulduğu Kuşdili Çayırı’na yapılması planlanan alışveriş merkezi projesinin durdurulduğu ifade edildi. Açıklamada, Kadıköy’de yapılacak böyle bir inşaatın, “Bölge trafiğini daha da zora sokacağı ve yapılacak alışveriş merkezinin Kadıköy’deki tarihi çarşı esnafının ekonomisine zarar vereceği” gerekçesiyle ilçede oturanların bu projeye karşı çıktıkları, bu alanın tekrar yeşil alan olarak tasarlanması için kampanya başlattıkları ifade edildi. Açıklamada, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün şu görüşlerine yer verildi: “Kararı olumlu buluyoruz. Bizim için önemli bir kazanım. Kentin yeşil alanlarının korunması açısından örnek teşkil edecek bir yaklaşım. Bir süredir tüm Kadıköylüler gibi biz de bu kararı bekliyorduk. Karar, umarım yeşil alanların imara açılması yoluyla trafik yoğunluğunu artıracak ve kent içi yaşamı olumsuz etkileyecek diğer projelere de örnek olur.” İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce, Salı Pazarı’nın kaldırıldığı Kuşdili Çayırı’na çok katlı alışveriş merkezi yapılmasına ilişkin proje hazırlanması üzerine Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından, “projenin yürütmesinin durdurulması” talebiyle İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurulmuştu.

Sizce adalet tecelli etti mi?

İzmir’de 25.11.2007 tarihinde arkadaşlarıyla bir eğlence programından dönerken, polisin selektör şeklindeki “dur” ihtarını duymadığından polis tarafından öldürülen 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Baran Tursun’un babasıyım. Oğlumuzu öldüren polise verilen 2 yıl 1 aylık ceza, adalete ve hakkaniyette dayalı bir ceza değildir. Her ne kadar yasal itiraz haklarımı kullansam bile, ağır bir adaletsizliğe uğradığımı biliyorum ve acısını derinden hissediyorum. İncinmeyeceğinizi tahmin ettiğim için, maruz kaldığım adaletsizliği bilginize “şikayet” niteliğinde sunuyor, bilgilenmenizi ve tetkik etmenizi rica ediyorum. Davalı devlet olduğunda, adaletin terazisi de devletten yana dönüyor. Baran Tursun’un yaşam hakkını ihlal eden polise verilen sembolik cezayı mahküm etmezsek, bundan sonra “yaşam hakkı ihlallerinde bulunacakların” elini tutmamız mümkün olmayacak. Yapılan dış muayene ve otopsi bulguları,” Baran Tursun’un başına isabet eden ateşli silah mermi çekirdeğinin ölümüne neden olduğunu” söylüyor. Sanık polisin, tanık polisin ve avukatlarının verdikleri ve tutanaklara geçen ifadelerde şu çelişkiler mevcut: 1- Sanık polis: “Öldürme veya yaralama kastım yoktu, elimdeki silah kurulu iken, yere düşme esnasında silah gayri iradi biçimde ateş almıştır, düşerken benim iradem dışında patlayan silah, Baran Tursun’a isabet etmiş olabilir” (Sanık Oral Emre Atar, Nöbetçi 2. Sulh Cez. Mah. 2007/506 nolu sorgu zaptı) 2- Sanık polis: “Şüpheli araç, yanımızdan geçtikten sonra, aracı durdurmak maksadıyla (14 metreden) arabanın arkasından lastiklerine doğru bir el ateş ettim, asfalt zemine çarpan mermi Baran Tursun’a isabet etmiş olabilir” (Sanık Oral Emre Atar, 1. nolu duruşma tutanağı) 3- Sanık polisin avukatı : “Müvekkilin, öldürme veya yaralama kastı yoktur, elindeki silah kurulu iken, silah gayri iradi biçimde ateş almıştır ve Baran Tursun’a isabet etmiştir” (Av. Muammer Yurdakul, 25.11.2007 ve 2007/27601 sayılı savcılık soruşturma dosyası) 4- Tanık polis : “Şüpheli araç yanımızdan geçtikten sonra arkadaşım Oral Emre Atar ayakta iken, aracın arkasından lastiklerine doğru bir el ateş etti” İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Uzmanı Doç.Dr. Nadir Arıcan’ın mahkemeye sunulan raporu: Mermi çekirdeği parçasının olası seyri ve morfolojik özellikleri birlikte […]

Hulda festival en route Istanbul

News, Etc. “His dream was to bring his ship to the Mediterranean…But he thought that it would be difficult to find eight people for the journey that would take a whole year,” said Turkish artist Behcet Sefa in an interview talking about the wish of the world famous Turkish sculptor Ilhan Koman to set “M/S Hulda” on sail. It was the vessel that Koman made his home and workshop for years in Stockholm. Now that dream has become true. “M/S Hulda” is en route to the Mediterranean visiting European ports as a sailing exhibition and her journey will end up in Istanbul in September of 2010, the year when the city will be the Cultural Capital of Europe. Those who have visited Istanbul Bilgi University’s Santralistanbul campus could not have missed the works of Ilhan Koman that have been exhibited at the museum. Actually there is a replica of his famous work ‘To Infinity’ between the museum and the parking lot. His other famous sculpture called “Mediterranean” that depicts a woman consisting of 112 metal strips probably expressing the waves and breezes of that sea which has been the cradle of civilizations. Despite its 4 tons, the sculpture gives a very light impression to the beholding eye. Who is Ilhan Koman orn in 1921 in Edirne-Turkey, Ilhan Koman studied at the Istanbul Academy of Fine Arts. After his graduation in 1946 he went to Paris where he worked in l’Académie Julian and l’Ecole du Louvre (1947-1950) and opened his first solo exhibition. He produced his first iron works in Istanbul between 1951 and 1958 at the Academy’s sculpture department and workshop of which he was the co-founding professor. In 1958 he was invited to the Brussels World Fair to represent Turkey. In 1959 he moved to Stockholm where he took […]

Is the alleged “Action Plan” to undermine AKP government true or fake? One may never know!

Niyazi Dalyancı Whether a document containing plans to undermine the government allegedly written by a colonel at the headquarters of the Turkish General Staff is authentic evidence of the presence of a junta within the officer ranks or a fabrication leaked to the media with the purpose of discrediting the armed forces, dominated the political agenda in the country for the past week. Latest reports indicate that the public might never learn where the truth lies. The public debate over the document was launched in full fervor after the Taraf newspaper published it last week claiming that it was found among the evidence seized at the office of a lawyer who is presently under arrest as one of the defendants of the Ergenekon trial where nearly 200 suspects including officers, university professors, journalists, lawyers and police chiefs are charged with setting up an armed terror organization to overthrow the elected government in Turkey. Scores of defendants including top ranking generals are presently under arrest. The document titled “Action Plan for the Struggle Against Religious Radicalism” and dated as recently as April 2009, targets both the government of Prime Minister Tayyip Erdogan and the so-called Fethullah Gulen community, that has become increasingly influential in the country’s social and political scene in recent decades. The alleged plan includes a wide-range of measures, including “planting weapons, documents and material” that would point to illegal activities at houses used by the community, launching a media campaign discrediting the government and claiming that officers arrested under Ergenekon have been imprisoned because of their activities against radical Islam. The campaign plan is also aimed at accusing the Justice and Development Party (AKP) government of leading Turkey towards a society run according to Islamic Sharia law. It also mentions plans to implant agents within AKP to create […]

Oyun içinde çocuk hakkı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Bölümü tarafından hazırlanan Söz Küçüğün Kutu Oyunu, 10-15 yaş arası ilköğretim çağındaki çocukların insan haklarını oynayarak öğrenmelerini hedefliyor. Monopol isimli oyundan esinlenerek tasarlanan Söz Küçüğün Kutu Oyunu, öğretmen, pedagog, oyun tasarımcısı ve sivil toplum kuruluşu üyesi gibi farklı alanlarda çalışan bir ekiple birlikte hazırlandı. Eyüp ve çevre ilçelerdeki okullarda oynanmaya başlanan oyun, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından da ilgiyle karşılandı. Tanıtımı Santralistanbul’da gerçekleştirilen oyun dış ve iç olmak üzere iki parkurdan oluşuyor. Hak savunuculuğu ve hak ihlallerine dayalı sorunlar karşısında çocuklara, “Ne söylersin?” ve “Ne yaparsın?” soruları yöneltiliyor. Oyunun tasarımcılarından Gülesin Nemutlu, çocuk haklarıyla ilgili bir oyun hazırlamanın çok zevkli, fakat çok da zor olduğunu söylüyor. Özellikle ekip olarak, “Çocuk hakları çocuklara mı, yoksa yetişkinlere mi öğretilmeli?” sorusu üzerine hâlâ tartıştıklarını sözlerine ekliyor. Oyunu oynayan öğrencilerin aileleriyle de bir takım atölye çalışmaları yapan Çocuk Çalışmaları Birimi, oyunun daha da geliştirilerek tüm ilköğretim okullarında oynanmasını hedefliyor.Haber: Mine Savaş Kamera-Kurgu: Ertan Önsel

Şampiyonluk ve hazımsızlık

Efes Pilsen ve Fenerbahçe, basketbol seviyesi ve skor olarak son yılların en çekişmeli final serisini oynadı. Kazanan, kupaya dört sezon sonra tekrar uzanan Efes Pilsen oldu. Ama bunu pek fark edemedi. Şampiyon takımın antrenörü Ergin Ataman o sırada yerde, Fenerbahçeli bir taraftarın tekmesini yiyordu. Ben, şampiyonluğa uzanan ekibi, takımların oyun kurucularının belirleyeceğine inanıyordum. Altı maçta sona eren seri ilerledikçe bu inancım pekişti. Özellikle de sezon sonunda Fenerbahçe’ye NBA’den “kurtarıcı” posizyonunda tranfer edilen Will Solomon ile benzer bir durumu Rusya liginden Efes’e gelerek yaşayan Kerem Tunçeri’nin performanslarını gördükten sonra. Seyirci her maçta kavga etti Ancak görüldü ki sahadaki oyuncu kadar tribündeki taraftar arasında da fark var. Görünen o ki Fenerbahçe, sadece kazanmak için seyretmeyen basketbol seyircisi yaratamamış henüz. Bunu sadece son maçta sahaya atlayıp Efesli sporculara vuranları düşünerek söylemiyorum. Fakat gerek son maçta, gerek Abdi İpekçi’de oynanan diğer final karşılaşmalarında Ferenbahçe seyircisi kendi içerisinde de büyük kavgalar çıkardı. (Tabii, bu grupların tribündeki varlığını değil basketbol, hiç bir sportif etkinlik açıklayamıyor.) Yine de sormadan edemiyorum: Bir Efes Pilsen taraftarının Fenerbahçe antrenörünü yerde tekmeleme ihtimali nedir? En iyi final Gerçekten de son yıllarda bu kadar mücadele dolu bir final serisi hatırlamıyorum. Efes Pilsen 2002/03 sezonunda şampiyonluğa ulaşırken Ülkerspor’la yedi maç oynamıştı. Seri 4-3 Efes’in üstünlüğüyle sona ermişti. Daha sonra yedi maçlık bir seriye tanık olmadık. Efes 2004/05 sezonunda finali Beşiktaş’la oynamış ve kupaya 4-1’le uzanmıştı. Takip eden iki sezonun finalinde sırasıyla Ülkerspor ve Fenerbahçe, Efes Pilsen’i 4-0’la geçtiler. 2007/08 sezonunda ise Fenerbahçe Ülker, Telekom’u 4-1’le geçti. Bu finali farklı kılan oynanan maç sayısı değil, sahadaki mücadelenin seviyesiydi. Biri hariç, altı maçın tümünde kazananı, son 30 saniye belirledi. Son iki saniyede galibin değiştiği maç oldu. Oyun kurucular İşte bu kiritik dakikalarda takımını en iyi oynatan (en çok skoru yapan demiyorum) oyun kurucular ön plana çıktı. Kerem Tunçeri’nin sadece bir oyun kurucu olarak değil, tüm […]

Dikkat! AP’de “Korsan” var

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede, geçen günlerde yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri bu kez de parlamentoda her zamanki, görmeye alıştığımız partilerin sandalye kapma yarışı şeklinde geçti. 2009-2014 yılları arasında görev yapacak olan parlamentoda 267 sandalyeyle birinci parti olmayı kimseye kaptırmayan Hristiyan Demokratlarla, 159 sandalye sayısıyla bu sene de ikinci parti olan Avrupa Sosyalist Partileri Grubu (PES) geçen seneki parlamento düzenini korumuş oldu. Üçüncülüğünü koruyan Avrupa için Liberal ve Demokrat İttifakı (ALDE) de 81 sandalyeyle parlamentodaki yerini aldı. Cem Özdemir’in de üyesi olduğu Yeşiller/Avrupa Serbest İttifak Grubu (Greens/EFA) ise 51 sandalyeyle AB için söz sahibi oldu. Seçimlerin ardından tüm dünya basını konuyu farklı pencerelerden bakarak yorumladı. Türkiye basını ise seçim sonuçlarının Türkiye’yi nasıl etkileyeceği ile bir hayli ilgilendi ve sağcı kanatın güçlenmiş olması Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde olumsuz etkileri olacağı sonucuna varıldı.Ancak seçimlerin tüm bu kendini tekrar eden işleyişi içerisinde bir parti sıyrıldı ki tüm bu tekdüzelik bozuldu. AP’ye girebilmek için gerekli yüzde 7,1’lik oy oranını alarak parlamentoda bir sandalye kazanan Korsan Parti ( Piratpartiet/ Pirate Party) kendilerinin de beklemediği bu gelişmeyle seslerini duyurabilecekleri çok önemli bir platforma girmiş oldu. Partinin sesini duyurabilmesi önemli, çünkü eleştiri, öneri ve vaadleri bugüne kadar duymaya alışık olduklarımızdan bir hayli farklı. Sloganlarıysa, tüm dünya halklarının diline tercüman olur nitelikte: “Tüm vatandaşlar için adalet, özgürlük ve demokrasi talep ediyoruz”Bu slogan aslında çok klişe bir söylem gibi dursa da Korsan Parti özgürlüğü, demokrasiyi ve adaleti bilgi çağına uyarlayarak istemesiyle diğerlerinden ayrılıyor. İsveç örneğini izleyen İspanya, Danimarka, Almanya, Hollanda, İsviçre, Brezilya ve Kanada’da da korsan partileri kuruldu.Kurulduğu ilk 24 saatte 2 bin üye Politikasına geçmeden önce partinin Avrupa Parlamentosu’nda sandalye kazanmasına kadarki süreci anlatmakta fayda var. Bugün İsveç’in en büyük üçüncü partisi olan Korsan Parti oluşumu aslında bir internet sitesiyle başladı. Haziran 2006’da “Pirate Party Bay” adıyla kurulan sitenin başarmak istediği altı etap vardı. Birinci etap sundukları […]

Yüzer sanat merkezi İstanbul’a geliyor

“Tekneyi Akdeniz’e getirmek en büyük düşüydü. Ama bir yıl sürecek bu yolculuğa katılacak sekiz kişiyi bulmanın güç olduğunu düşünüyordu,” yaşamının son yıllarını İsveç’te geçiren ünlü heykeltıraş İlhan Koman’ın yakın dostu ressam Behçet Safa böyle anlatıyor anılarında. 1921’de Edirne’de doğan ve 1986’da Stockholm’de ölen ünlü sanatçının bu düşü gerçekleşiyor. 1960’lı yılların sonunda alıp restore ettiği ve ölümüne kadar evi ve atölyesi olarak kullandığı 1905 yapımı ‘Hulda’ adlı tekne Stockholm’den yola çıktı bile. İçinde Koman’ın yapıtlarını taşıyan ve sergiye dönüştürülen tekne çeşitli Avrupa limanlarına uğradıktan sonra, İstanbul’un Avrupa’nın Kültür Başkenti olacağı 2010 yılının Eylül ayında muhtemelen Dolmabahçe önlerine demirleyecek. Ev sahibi kirayı arttırınca… İlhan Koman’ın teknede yaşamaya karar vermesi de ilginç bir öyküye dayanıyor. 1959 yılında İsveç’e yerleştikten sonra Stockholm’de bir evde kiracı olarak yaşayan ünlü sanatçı, doğal becerisiyle evi restore ediyor. Ama ev sahibi İsveçli hanım, restorasyondan sonra evin değerinin arttığına hükmederek kirayı artırmaya yelteniyor. Koman bunun üzerine 1965 yılında “Hulda”yı satın alıyor. Tekne 60 yıldır kuzey denizlerinde yük taşımakta kullanılmaktadır. Koman “Hulda”nın ambarlarını ev ve atölye olarak yeniden inşa ediyor ve Stockholm limanda Kıraliyet Yazlık Sarayının önünde rıhtıma bağlıyor. Liman yetkilileri Koman’ı teknesini buradan çekmesi için uyarıyorlar ama o “Kıral İsveç vatandaşıysa ben de İsveç vatandaşıyım,” diye karşı koyuyor. Sonunda rica, minnet Koman’ı tekneyi yüz metre ileriye bağlamaya ikna ediyor İsveçli yetkililer. Yapıtları bugün Paris Çağdaş Sanatlar Müzesi, New York’ta Modern Sanat Müzesi MoMA, Brüksel’de Palais International des Beaux-Arts, Seattle Sanat Müzesi, Montevideo’da J. Battle Müzesi ve Stockholm’deki Moderna Museet gibi dünyanın ünlü sanat merkezlerinde sergilenmekte olan İlhan Koman’ın Santral İstanbul’da da önemli yapıtları var. Ama İstanbul’daki en tanınmış yapıtı ilkin Zincirlikuyu’da sonra Galatasaray’da şimdi de Levent’te Yapı Kredi Bankasının Genel Müdürlük binası önünde sergilenen Akdeniz adlı heykeli. Dört ton ağırlığında, 12 milimetre kalınlığında ve 112 metal levhanın yan yana getirilmesiyle oluşturulan bir kadın figürü bu heykel. “Sanat has, öz, […]

Gateway to government but not to democracy

Aslı TUNÇLast week Gordon Brown’s battered and bruised government made a bold move and appointed Sir Tim Berners-Lee, the inventor of the world wide web, to help the British government to make its data more easily available online. The prime minister apparently jumped on the bandwagon alongside with Obama administration to make the State more transparent and accountable to the citizens. In fact, this tiny news item did not get much coverage because of all the scandals that are shaking up Number 10, however I thought it was pretty important. Sir Berners-Lee originally devised the technologies behind the world wide web in the early ’/90s while working at the particle collider laboratory at CERN (Centre Européenne pour la Recheche Nucléaire) in Switzerland. He was trying to devise a method that would allow researchers to get easy access to documents for a future project they were working on. So the Internet, as we know today, is the outcome of those efforts. Obviously nobody could have been more qualified than Sir Berners-Lee for the position of opening up of access to government data on the web. The main objective will be the creation of a central data source from which all sorts of government data can be accessed. Also this project has recently been introduced by the Obama administration in the US.While the American and British governments are still working on answering a public demand for citizens’ digital engagement, believe it or not, the Turkish government already managed to launch an E-Government portal (http://www.turkiye.gov.tr/) on December 18, 2008. With the slogan “”Gateway to Government” or “Shortcut to Government”, the portal began to serve all Turkish citizens as well as the business community with a single point of access to E-Government services. After I surfed on the website, I found out that all […]

Son serenler

/ KAŞ Antalya’nın dağlık kesimlerinde Lykia (Likya) lahitlerinden esinlenerek inşa edilen ve geleneksel mimariyi temsil eden arı kovanları yok oluyor. Seren adı verilen bu dev kovanların Elmalı, Korkuteli ve Kumluca ilçelerindeki son örnekleri de yitirilmek üzere. Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal’a göre kimi örneklerinin geçmişi 17. yüzyıla kadar inen serenler, yöre insanının karakterini ve özgün mimariyi temsil eden çok önemli bir değer. “Dirim evi” Günümüze ulaşabilen az sayıdaki serenin, Elmalı’ya 11 kilometre mesafedeki Söğle köyleri ve Serkiz yaylasında bulunduğunu dile getiren Öznur Tanal, bu yapıların antik Lykia lahitlerinden (kayadan oyulan kapaklı mezar) esinlenerek inşa edildiğine dikkat çekiyor. Ancak mimarisiyle lahitleri çağrıştıran serenler, kullanım olarak tam tersi bir özellik taşıyor. “Lahitler antik dönemin ‘ölü evleri” sayılırken serenler, doğanın mucizesi sayılan arı hücrelerini harmanlayarak yaşamın hizmetine sunuyor” diyor Tanal. “Bu nedenle serenleri ‘dirim evi’ olarak isimlendirebiliriz.” Ardıç ağacından kalasların (dilme) destek olarak kullanıldığı serenler, taşla örülüyor. Ardıç ve taştan oluşan üç ile dört metrelik bu kaidenin üzerinde, ahşap bir oda bulunuyor. Bu odanın içinde, içi oyularak boru şekli verilmiş ardıç kütükler birer kovan vazifesi görüyor. Bir piramit gibi üst üste dizilen bu kovanlar bu görünümüyle, antik lahitlerin kapağını andırıyor. Toplam yüksekliği altı metreyi bulabilen serenler arıları ve balı, başta ayı olmak üzere vahşi hayvanlardan ve kötü hava koşullarından koruyor. Kovanların bulunduğu üst bölüme, kaidede kullanılan kalasların uçları basamak yapılarak çıkılıyor. İsmi de antik Mimarisi gibi seren isminin de Lykia kökenli olabileceği düşünülüyor. Antik Lykia başkenti Xantos’ta (Ksantos) bulunan Harpyler Anıtı’nın üst kısmında betimlenen mitolojik denizkızları “sirenler”, seren isminin ortaya çıkmasını sağlamış olabilir. Öznur Tanal bu bilgiyi, Arkeolog Ünsal Özçakır’dan aldığını belirtiyor. Sadece Antalya bölgesinde bulunan bu özgün yapıların geleceğe taşınması gereken bir değer olduğunu söyleyen Öznur Tanal son serenlerin, Elmalı’nın Söğle köyleri dışında Korkuteli İmecik Susuzu, Saklıkent Yazır Güzlesi, Kumluca Çakmak Yaylasıyla Göldağı eteklerinde ve Beydağları’ndaki […]

Wars over general semantics

Niyazi Dalyancı “The abbreviated form of Justice and Development Party is AK Parti, not AKP. It is compulsory for everybody to write it this way. Those who are not writing it in this way, they are devoid of manners. You are obliged to refer to me by my legal name. Otherwise it’s slander,” exploded Prime Minister Tayyip Erdogan at a meeting of mayors in Ankara. Mentioning his party as AKP in democratically unethical because in the foundation documents at the Supreme Court, his party’s title is initialed as AK Parti, he argued. “AK represents there immaculacy. It expresses both justice and development. AK has introduced cleanliness to the politics in our country. No doubt we do not respect those who say AKP,” explained Erdogan. By the way, “Ak” means “White” in the Turkish language. Erdogan’s harangue sparked yet another absurd exchange of angry words between Turkey’s politicians. Deniz Baykal, the leader of the main opposition Republican Peoples Party (CHP) reacted to Erdogan from Nigde, where he was on a visit. “Let us both lift the parliamentary immunity and see who is white and who is black,” retorted Baykal. “Anybody can say whatever he likes; you have accepted it for seven years, why are you complaining now?” Baykal asked. Later in the week Baykal on went on pursuing the argument. “It seems that as the party gets increasingly soiled, they feel the need to emphasize the fact that they are white,” said Baykal addressing his deputies in the parliament. Second person singular, second person plural “You cannot address a party leader in the second person singular,” Erdogan continued the fight over language, addressing himself to Baykal at his party’s local congress in Kayseri. “I am addressing you as ‘sayin,’ (an expression in Turkish that roughly means ‘respectable’ in addressing another person) […]