Dersim’in yitik anıları

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Salonu, Kültür ve Turizm Bakanlığının da katkılarıyla, 2 Mart Çarşamba akşamı “İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları” isimli belgeselin gösterimine ev sahipliği yaptı. Yönetmenliğini Nezahat Gündoğan’ın üstlendiği belgeseli oyuncu Jülide Kural seslendirdi. Müzikleri Mikail Aslan yaparken, Şevval Sam da kendi bestesini seslendirdi. Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın bu belgesel için üç yıldır çalışıyordu. Gösterim öncesinde yazar ve yönetmen Sırrı Süreyya Önder, Dersim’de yaşananları değerlendirirken “Bu ülkede her şey olabilirsiniz. Bir tek kendiniz hariç. Bu ülkenin siyasi tarihi kendin olmamayı temellendirmiştir” dediği konuşmasını, “Bu acıların bir daha yaşanmaması dileğiyle ve o günlere olan hasretle” sözleriyle tamamladı. “Şimdi onlar konuşacak biz dinleyeceğiz” Ardından konuşmacı olarak kürsüye çıkan yönetmen Nezahat Gündoğan, Dersim’e ‘medeniyet götürme’ adına yola çıkan trenlerin birçok insanla doldurulup geri döndüğünü belirtti. 72 yıldır süren suskunluğun son bulacağına tanıklık edileceğinin altını çizen Gündoğan, sözlerini “Bugüne kadar onlar sustu. Ve yalnızca dinlediler. Şimdi onlar konuşacak biz dinleyeceğiz” diyerek bitirdi. Nezahat Gündoğan, 1937-38 yılları arasında Dersim yani günümüz Tunceli bölgesinde yaşanan olayları, ailelerinden kopartılıp rütbeli askerlere evlatlık olarak verilen çocukların gözünden beyaz perdeye aktarıyor. Belgesel, olayların birinci dereceden tanıkları olan amca torunları Huriye Aslan ve Fatma İçin’in ailelerinden alınışlarını, evlatlık verilmelerini ve yıllar sonra birbirlerini bulma hikâyelerini yalın bir dille anlatıyor. Tanıkların ağzından röportajlar eşliğinde ilerleyen belgeselde görsel malzemelere de başvuruluyor. Huriye Aslan ve Fatma İçin’in birbirlerini bulmalarına da vesile olan belgeselin sonunda halen kayıp olan ve birbirlerine ulaşamayan kişilerin de isimlerine yer veriliyor. Dram içinde dram Dersim’de yaşanan olayların ardından ailelerinden alınan çok sayıda çocuk, önce Elazığ’da toplanıp saçlarının kazıtılması ve kıyafetlerinin değiştirilmesinin ardından asker denetimi altındaki okullarda eğitim görüyorlar. Çocuklar daha sonra, “Türk kültürü” ile yetiştirilmeleri amacıyla Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan ailelere evlatlık veriliyor. Bu dönemde birbirlerinden koparılan amca torunlarından Huriye Aslan Samsun’a, Fatma İçin ise Malatya’da rütbeli askerlere evlatlık veriliyor. Aynı zamanda Fatma İçin’in erkek […]

Yılın eğitim yapısı Türkiye’de!

Mimar ve akademisyenler tarafından dünyanın en çok takip edilen internet sitesi ArchDaily, Mehmet Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar’ın tasarladığı Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’ni (YKB Akademi) yılın eğitim binası seçti. Gebze’deki bina 2009’da hizmete girmişti. Kütükçüoğlu ve Uçar, ArchDaily’nin 13 kategoride düzenlediği “yılın yapısı” yarışmasına eğitim dalında katıldı. YKB Akademi projesi bu dalda, tüm dünyadan 84 projeyle yarıştı. Sonuç, projeleri ArchDaily üzerinden oylayan katılımcıların tercihleriyle ortaya çıktı. Daha önce bu tür yarışmalara Türkiye’den katılım olmadığını dile getiren Kütükçüoğlu ve Uçar, Teğet Mimarlık’ın geçen yıl benzer bir yarışmaya katılmasından sonra Türk mimarların da bu alana ilgi duymaya başladığını söylüyor. İkili “ArchDaily’nin verdiği, internet üzerinden yapılan bir oylamayla gelen bir ödül. Yani bir nevi Erovizyon usulü. Bu bilgiyle değerlendirilmesi gerekir. Ancak yine de iki şeyin göstergesi sayılabilir. Birincisi, Türkiye’de de mimarlık faaliyetlerinin arttığı. İkisi de Türkiye ve İstanbul’a karşı ilginin çoğaldığı” diyor. Ödül alan YKB Akademi projesi ise, Yapı Kredi’ye ait Gebze’deki Bankacılık Üssü’ne ek olarak tasarlanmıştı. Kütükçüoğlu, akademiyi mimari açıdan değerlendirirken, “kendi karakterini ortaya koyan ama aynı anda eklemlendiği yapı grubuyla da ilişkili bir tasarımı” hedeflediklerini söylüyor. Akademisyen ve profesyonel mimarlar tarafından yönetilen ArchDaily portalı, Mart 2008’de yayına başladı. Dünyanın dört bir yanındaki mimarlara, kendi alanlarıyla ilgili en güncel ve detaylı bilgiyi ulaştırmayı hedefliyor. Site 2009’da dünyanın en çok takip edilen mimarlık sitesi oldu. “Yılın yapısı” yarışmasının kazanlarını, Building of the Year sayfasında bulabilirsiniz.

Çok mu şeffaflaştık yoksa baskı mı var?

iktidar tarafından Aydın Doğan’a böyle bir liste gittiğini anlatıyordu. Coşkun’un söylediğine göre verilen listede yazarların iktidarı destekleme oranları dahi yüzdeler halinde belirtiliyordu. İktidarın ve Başbakan Erdoğan’ın gazetelere ve gazete patronlarına yalnızca kürsüden yapılan konuşmalarla sınırlı bir etkide bulunup bulunmadığı elbette önümüzdeki yıllarda enine boyuna konuşulacak, tanıklar ve belgelerle yazılıp çizilecek. 2002 sonrasında medya mülkiyetinin yeni yapılanmasının tesadüf olup olmadığı da bu tartışmalar sonucunda ortaya çıkacak. Ancak bugün için Erdoğan’ın gazete patronlarına yönelik bu açıklamalarının “demokrasi söylemi”yle ne kadar örtüştüğü, “ifade özgürlüğünü” geliştirip geliştirmediğini sorduğumuz akademisyenler ve gazeteciler, bu sorulara büyük ölçüde olumsuz yanıt veriyorlar. Başbakan’ın ağzından çıkanlar, kafasındaki özgürlük ve demokrasi modelinin evrensel ölçütlerle pek de uyuşmadığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Gazeteci Ragıp Duran ve Kürşat Bumin, öğretim üyeleri İlter Turan, Halil Nalçaoğlu, Aslı Tunç ve Bülent Somay, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gazete patronlarına yönelik ısrarlı çıkışını HaberVsiçin değerlendirdi… “Başbakan işçi işveren ilişkisini feodal bir ilişki gibi algılıyor” Ragıp Duran Başbakan Erdoğan bu konuşmasıyla üç konudaki tutumunu net bir şekilde sergilemiş oldu: – Başbakan dünyaya, Türkiye’ye zenginler/patronlar gözüyle bakıyor: Para veriyorsunuz ‘adamlara’ benim istediğimi yaptıracaksınız bundan sonra! – Başbakan, medya işvereni ile köşe yazarı arasındaki ilişkiyi, özellikle de işveren-ücretli ilişkisini feodal çağdaki ya da daha eski dönemdeki ilişki gibi algılıyor: Ben efendiyim sen kölesin. Benim istediğimi ya da benim efendimin istediğini yazacaksın. -Nihayet Başbakan, demokrasi ve basın özgürlüğü kavramlarıyla ya henüz anakronizm nedeniyle tanışamamış ya da hoşlanmadığı kavramlarla yüzleşmek, onları uygulamak istemiyor. Başbakan’ın yaptığı bu açıklama, demokratik herhangi bir ülkede yapılsa, önce medya işverenleri,sonra tüm gazeteciler ve kuruluşları, ardından da bütün kamuoyu ve siyasi çevreler, demokrasi ve basın özgürlüğü açısından sert bir şekilde kınanır ve gerekli cevabı alır. “Başbakan yalnızca kendini tutamıyor” Kürşat Bumin Tayyip Erdoğan’nın bu çıkışı halkına karşı bir dürüstlük göstergesi veya medyaya yapılan baskının meşrulaştırılmasının ifadesi değildir. Yaptığı açıklama tamamen yapılan haberlere karşı kendisini tutamamasından kaynaklanmaktadır. Bunu baskı […]

‘Dereler ve kurbağalar çekilirse, insanlık sona kayar’

Kamuya ait kaynakların özelleştirilmelerinin yarattığı olumsuz sonuçlar üzerine yazdığı kitaplarla bilinen Tapu ve Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı, Yazar Orhan Özkaya, su kaynaklarının kullanım hakkının özel şirketlere devredilmek istenmesinin göl ve akarsuların yok edilmesi anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin de imzaladığı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni hatırlatan Özkaya, “Günümüzde birçok yaban yaşam zenginliğini kaybeden Türkiye, kalanları da yok etme riskini hidroelektrik santrallerle (HES) üstlenmiş olacaktır” ifadelerine yer verdi. Özkaya aşağıdaki açıklamayı kaleme aldı: İnsanoğlunun acımasız ve ölçüsüz bilim dışı tutumu, doğa tanımaz yaklaşım cahilliği sonucu dün yanın ekolojik dengesi alt üst olmuş durumda. Sanayideki gelişmeler hiç çevreyi gözetmeden sürdürülürse, atıklar derelere boşaltılırsa insanoğlunun kılcal damarları sayılan dereler kurur ve içinde barındırdığı tüm doğal organizmaların arasında en önemli canlı olan kurbağalar da yaşamdan koparak dünyanın dengesinin bozulmasına neden olur. Toprağın en büyük beslenme kaynağı olan dereler, sanki onun saçları gibi capcanlı, bütün hücrelerine yayılarak yaşam verir. Teknolojik gelişmeler nedeniyle toprakta kullanılan kimyasal ürünler insanlığın geleceğini tehdit ettiği gibi, tarımın sözde yüksek verim uygulamasına yöneltilmesi, sanayi atıklarının derelere boşaltılması ve kurutulan dere yataklarının yapılaşmaya hoyratça açılması hızla bitirilmekte olan doğal yaşamın canlı organizmasız kalmasına ve bizi, büyük kuraklığı yaşamanın tanığı yapmaktadır. Tarihin en büyük kuraklığını yaşayan Avustralya, bütün topraklarından kimyasal tarım uygulamalarıyla dereleri çekilmiş Avrupa, ABD tarımının yüzde ellisinden fazlasını üreten California Eyaleti ve ABD, hiçbir kontrol olanağı bulunmadan her türlü kimyasalı toprağa boca ederek küreyi yok ediyor. Toprağın kılcal damarlarını oluşturan dereler ise, bu kirlenmeden nasibini alıyor. Derelerin en büyük yaşam kaynağının oluşmasına neden olan kur bağalar da yaşamdan çekilmekte ve doğal dengeleri de bozulmakta. Erkek kurbağaların dişi haline dönüşmelerine yol açmakta. Bu da uygulanan kimyasalların ne kadar genetik tehlikeler içerdiğinin ve insanlığı tehdit eder boyuta geldiğinin göstergesi. İşte ülkemizde son uygulamalarla gözden çıkarılma ya başlanan dereler üzerine HES’lerin kurulması ve derelerin 22, 49 yıllığına kiraya verilmesi insanın kanını dondurmaya yetiyor. Ancak bu durum […]

Borçlarımız mı? Alın!

Yunan aktivistler, Alman Focusdergisinin Yunanistan’daki mali krizi ve Avrupa Birliği’nden aldığı mali desteği hicveden kapağına yine aynı yöntemle cevap verdi. Focus, üretmeden tüketen Yunan halkını illüstre etmek için Yunanistan’ın kültür mirasından faydalanmıştı. Selanik’te yayınlanan O TOΠOE MOY (Memleketim) dergisi de kapağını aynı temayla tasarladı. Haftalık 700 binlik tiraja sahip Almanya’nın üçüncü büyük haber dergisi Focus, 22 Şubat tarihli nüshasının kapağında foto montaja başvurmuş, antik Yunan kaynaklı Milo Venüsü heykelini orta parmağını kaldırırken resmetmişti. Kapakta “Avro ailesinin dolandırıcıları” başlığı kullanılmıştı. Bu yayın Yunan basınında büyük tepkiyle karşılandı. Ancak belki de en etkili tepki, Selanik’te yayınlanan O TOΠOE MOY dergisinden geldi. O TOΠOE MOY, 23 Şubat tarihli nüshasının kapağında Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen (Yunan mitolojisinde yarı insan, yarı keçi varlık) heykeline yer verdi. Dergi Satir’in cinsel organına gönderme yaparak “Borçlarımız mı? Alın!” başlığını kullandı. Devamında da “Ama önce borçlu olduğunuz savaş tazminatlarını ödeyin” alt başlığını tercih etti. Focus, makalesinde, Yunanistan’ın AB ülkelerine 300 milyar avroluk borcunu mikroskop altına almış, AB ülkelerinde bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranı için belirlenen oranın yüzde 3 olmasına rağmen Yunanistan’ın yüzde 15’lere doğru gitmesini eleştirmişti. Makalede Yunan halkı yan gelip yatmak, tembellik yaparak dışarıdan gelen paralarla geçinmek ve AB’ye katkıda bulunmamakla itham edilmişti. Selanik merkezli gönüllü eylem grubunun karşılıksız dağıtılan yayın organı O TOΠOE MOY, internet sitesinde de yer alan bir mesajla Focusdergisi editörüne seslendi. “Dergimizin bu son sayısı ve Satir size, meslektaşlarınıza ve saygıdeğer derginize adanmıştır” dendi. Focus’un hakaretlerini kabul ettiği var sayılan Yunan halkı ve siyasetçileri de bu sert mesajda nasibini aldı. Focus’a adanan Satir Sayın Bay Helmut MarkwortFocusdergisi Genel Yayın Müdürü Derginizin kapağı bir zevksizlik ve kabalık ürünüdür. Paralarınız konusunda duyduğunuz kaygı, ülkemizin tarihine ve kültürüne hakaret etmek hakkını size vermez. Kültür, Sayın Bay Markwort, grubumuzun dergisinin kapağında görülmektedir. Kültür, Atina Arkeoloji Müzesinde bulunan bu Satir heykelidir. Umarım onu biliyorsunuz. Dergimizin […]

Türkiye’de curling

Garip bir oyun. 42 metrelik buzdan bir pist üzerinde beşer sporcuyla oynanıyor. Takımlar, iç içe üç halkadan oluşan 3,66 metre çapındaki hedeflere (bunlara “ev” deniyor) kendi taşlarını yerleştirmeye çalışıyor. Oyuncular, buz üstünde kayabilen bu taşları ellerindeki süpürgeler yardımıyla yönlendirmeye çalışıyor. Amaç, her evin merkezine rakip takımdan daha yakın taş bırakabilmek. Bu yapabilmek için taşın pist üstünde kat edeceği mesafeyi, ivmesini, dönüş hızını, sürtünmesini, diğer taşlara çarpıp çarpmayacağını hesaplamak gerekiyor, Bu haliyle fiziksel yeterlilikten ziyade taktiği ön plana çıkaran bir strateji oyununa benziyor. Zaten bu nedenle de “buz üstünde satranç” olarak nitelendiriliyor. Alternatif ancak salon ve malzeme gereksinimi nedeniyle “lüks” bir spor olarak ortaya çıkan “curling” (körling) dünyada giderek daha fazla ilgi uyandırıyor. Dün sona eren 2010 Vancouver Kış Olimpiyatları bu ilginin hiç de azımsanmayacak düzeye çıktığını gösterdi. Özellikle 27 Şubat’ta sabaha karşı oynanan ve sadece bu sporun değil, olimpiyat tarihinin en heyecanlı finallerinden birine sahne olan Kanada-İsveç bayanlar karşılaşması sporseverlerin unutamayacağı çekişmeye sahne oldu. Oyunların favori takımı Kanada, iki defa maç sayısı kullanmasına ve maç uzatmaya gitmesine rağmen kendi hatalarıyla Altan madalyayı İsveç takımına verdi. (Olimpiyat oyunlarının en sürpriz gelişmelerinden biri olan bu haberi Türkiye basını da atlamadı! Altına sevinen İsveçli sporcuların dudak dudağa nasıl öpüştüğüne odaklandı.) Türkiye’de ilk curling atışı, oyuna dair malzemelerin geçtiğimiz ağustos ayında ulaşmasıyla yapıldı. Böylece, dışarından bakınca anlaması oldukça güç hatta esprilere neden olan bu oyuna dair Türkiye’deki resmi ilk şampiyona 16-17 Ocak’ta Erzurum ve 23-24 Ocak’ta Ankara’da gerçekleşti. Erzurum’dakipistin 2011 Üniversite Kış Oyunları’nda da kullanılacak olması, bu turnuvaya ayrı bir önem atfediyordu. HaberVs, curling “sporu”nu ve ülkemizdeki durumunu Türkiye Buz Pateni Federasyonu Curling Branş Sorumlusu Celal Cüneyt İşgör‘e sordu. Curling, Türkiye için çok yeni hatta yabancı bir dal. Bu spora ilginiz nerden geliyor?İnşaat mühendisiyim. Mesleğimle ilgili çalışmakla birlikte, senelerdir televizyondan ilgiyle takip ettiğim curling ile 2007 başında, 2011 Erzurum Üniversite Kış Oyunları’nın ülkemize verilmesinden […]

Hidroelektrik iştahı

Elektrik Üretim Anonim Şirketi’ne (EÜAŞ) ait satışa çıkarılan 52 hidroelektrik santrale toplam 615 teklif geldi. 88 teklif alan Kayaköy en çok talep gören santral olurken, 61 başvuru Kayadibi’ne, 75 başvuru da Bünyan ve Çamardı’na geldi. Kovada I. ve Kovada II. 15 başvuru alırken, Finike Turunçova 12 teklif aldı. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), EÜAŞ’ye ait büyüklükleri 1 Megawatt’tan (MW) 60 MW’a kadar olan 52 hidroelektrik santralini (HES) “işletme hakkı verilmesi” yöntemiyle özelleştiriyor. İhaleye teklif verme süresi 19 Şubat’ta sona erdi. ÖİB’den yapılan açıklamada, 19 gruba ayrılan 52 adet EÜAŞ hidroelektrik santrali özelleştirme ihalelerine katılmak üzere toplam 615 teklif geldiği belirtildi. Rekor başvuru teklifinin yapıldığı özeleştirme ihalesinin bundan sonraki adımı, başvuru sahipleriyle yapılacak görüşmelerin ardından yapılacak olan açık arttırmayla sonuçlanacak. Hangi santrale ne kadar talep geldi 19 grupta satışa çıkan hidroelektrik santraller, bulundukları iller ve ihale öncesinde aldıkları talep sayısı şöyle: Kayaköy (Kütahya)…………………………………………………………………………88Bünyan, Pınarbaşı, Sızır ((Kayseri), Çamardı (Niğde)…………………..75Kayadibi (Bartın)……………………………………………………………………………61Bayburt, Çemişgezek (Tunceli), Girlevik (Erzincan)……………………..54Bozkır, Göksu (Konya), Ermenek (Karaman)………………………………..54Arpaçay-Telek (Kars), Kiti (Iğdır)……………………………………………………40Esendal (Artvin), Işıklar/Visera (Trabzon)…………………………………….30Anamur, Bozyazı, Mut-Derinçay, Silifke, Zeynel (İçel)…………………… 29Dere, İvriz (Kopya)………………………………………………………………………….27Çağ Çağ (Mardin), Otluca (Hakkari), Uludere (Şırnak)………………. 26Engil, Erciş, Hoşap-Zeyne, Koçköprü (Van)………………………………….25İznik Dereköy, İnegöl Cerrah, M.Kemalpaşa Suuçtu (Bursa)………..22Besni (Adıyaman) , Derme, Erkenek, Kernek (Malatya)……………….22Değirmendere, Karaçay (Osmaniye), Kuzuculu (Hatay)……………….20Koyulhisar (Sivas), Ladik-Büyükkızoğlu (Samsun)……………………… 15Kovada I, Kovada II (Isparta)…………………………………………………………15Turunçova-Finike (Antalya)……………………………………………………………12Haraklı-Hendek, Pazarköy-Akyazı (Sakarya), Bozüyük (Bilecik)… ….9Adilcevaz, Ahlat (Bitlis), Malazgirt, Varto-Sönmez (Muş)………………….9

More military men detained as 33 already jailed

News,Etc. Prosecutors in Istanbul continued to order the detention of military men throughout the week after the first wave which sent 33 of the 49 officers detained to prison on charges of participating at plans to stage a coup against the government of Prime Minister Tayyip Erdogan while President Abdullah Gul asked him and Chief of Staff Gen. Ilker Basbug to a meeting at the Cankaya Presidential Residence to discuss “the serious situation” that has been created by the whole affair. The prosecutors handling the Ergenekon case issued another list of 18 officers, almost all of them in active service to be detained by police and brought to Istanbul for questioning. However, the former commanders of the air force and navy and the former deputy chief of staff who were detained during the first wave were freed after their questioning by the prosecutors. The decision to free them came after the meeting at the Cankaya residence after which a one-sentence announcement urged “all parties concerned to act with responsibility in order not to impair the institutions of the state.” Erdogan was seen walking into the President’s office carrying a briefcase followed by Gen. Basbug with a similar one in his hand leading to speculation that the “warring parties” were going to settle their accounts through solid evidence. But no word was leaked out of the meeting regarding the exchanges that took place between the three leaders who are probably the only people capable of defusing the tensions or exacerbating the crisis. Although the former commanders of the air force and the navy were released after their questioning, retired four-star general Cetin Dogan, the former commander of the 1st Army, under whose command the military exercises allegedly aiming at a coup had been staged was formally arrested and sent to prison. […]

Bright Lights. Big City

Cristina RotaruIt’s every once in a while, when you feel like mornings don’t blind you with their softness anymore, and afternoons become just an excuse for a long night, that you hear the road calling you. It’s usually a high-pitched tone that not all ears can hear, and this time, just this once, mine brought me to Istanbul.“But why Istanbul?” I hate this question. I’ve had to answer it so many times and I still don’t know what to say. Because it’s exotic? Maybe. Because I’m selfish? Most definitely. Because, at some extent, I needed some sort of gratification that I actually am special, just like everybody else? For sure. But for now let’s just stick to “Because I wanted to look left towards the West through Eastern eyes for a change.” And, after three weeks in the big city, I’m further away than ever of finding a plausible answer to this question. Sure, it’s great fun pretending that you’re not a tourist any more, that you’ve learned some shortcuts to your new home and where to buy cheap Döner, and maybe even not to photograph every single thing any more, but I have a slight feeeling in my gut that the more time we’ll be spending here, the more we’ll start to realize how far we actually are from knowing and understandng this place, this place and its legacy.They say 15 million people. I say no. Well all right, demographically speaking, it might be so, but let’s face it, shall we: which one of us, university students, actually get to experience real contact with these people? Yes, it’s cool telling your friends back home how “freaking AWESOME AND HUGE!!!” this place is, isn’t it? But, my friends, we live in a bubble. A bubble that takes us from Taksim […]

Bilgi’nin enerjisi artacak

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kampuslerinde bugünlerde taze bir rüzgar esiyor. Koridorlarda, kantinlerde sınıflarda yeşil bir şeyler gözünüze çarpıyor. Gözünüze çarpanlar hem renk olarak yeşil, hem de küresel ısınmaya karşı bir mesaj veriyor:“Bilgi’de bir ilk; yeşil elektrik!” Bilgi Üniversitesi’nin kampuslerinde artık “yeşil elektrik” kullanılıyor. Peki, bu elektrik nerede ve nasıl üretiliyor? Üniversite kampuslerine nasıl geliyor? Bu soruların yanıtlarını enerji alanında uzman bir isim olan ve Bilgi’deki enerjiyle ilgili projelerin bizzat sahibi olan Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Halil Güven’den aldık. Prof. Güven ayrıca Türkiye’nin ilk enerji santrali olan Santralistanbul’da gerçekleştirilmesi düşünülen enerji projesi, kampus içinde inşâ edilmesi planlanan “Yaşil Ev” projesi ve Bilgi Üniversitesi’nde kurulması planlanan enerji sistemleri bölümüyle ilgili açıklamalar yaptı. Yeşil Elektrik nedir?Şimdi yeşil elektrik konusu Avrupa’da çok yaygın olan bir sistem. Konuya “Yeşil elektrik nedir?” diyerek girersek; üretilirken sıfır karbon salımı yapan her şey yeşil elektrik olarak adlandırılabilir. Örneğin siz buraya bir güneş filtresi (solar cell) koyarsanız ya da çatıya güneşten elektrik elde eden bir cihaz koyarsanız burada sıfır karbon salgısıyla elektrik üretmiş olursunuz. Aynı şey rüzgâr türbinleri için de geçerli. Veya barajlara (hidroelektrik santrallere) bakalım, siz orada yüklü miktarda su tutuyorsunuz sonra su hızla aşağı doğru aktığında bu suyun önüne bir pervane koyduğunuz takdirde bunu jeneratöre bağlandığında aynı işlem gerçekleşmiş oluyor, buna da yeşil elektrik diyoruz. Çünkü bunların bacaları yok ve çevreye karbon salgılamıyor. Avrupa’da kurum ya da birey olarak başvuru yaptığınızda evinizde ya da herhangi bir yerde yeşil elektrik tüketimi yapabiliyorsunuz. Böylelikle evinizde kullandığınız elektriği de sıfır karbon üreten bir üreticiden almış oluyorsunuz. Elektrik ya devlet tarafından ya da özel ve bağımsız üreticiler tarafından üretiliyor. Bu bağımsız üreticiler termik santraller de kurabilir, kojenerasyon da (kojenerasyon kısaca, enerjinin hem elektrik hem de ısı formlarında aynı sistemden beraberce üretilmesidir) kurabilir veya rüzgâr panelleri de kurabilir. Rüzgâr panelleri kurması durumunda üretici, elektriği isterse direkt bir antlaşma imzalayıp satabilir. Örneğin siz […]

Alkazar’da son matine

İstanbul ve Türkiye’nin en eski sinemalarından, Beyoğlu’nun sembol yapılarından Alkazarkapanıyor. İlk film gösterimini 1923’te yapan sinema, 28 Şubat Pazar günü gerçekleşecek son seansın ardından sessizliğe bürünecek. 1925’ten beri aynı ismi taşıyan Alkazar’ın müze ya da benzeri bir işlev üstlenmesi gündemde. Beyoğlu’nun sadece en eski değil, cephe süslemeleri ve heykelleriyle en güzel mimarilerinden birine sahip yapısının yeni sahibi Nizam Hışım. Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Derneği başkanlığını da yürüten Hışım, son yıllarda bölgede yaptığı yatırımlarla göze çarpan bir işadamı. Lacoste, Gloria Jeans, Swatch ve Nike gibi markaların İstiklal Caddesi üzerindeki mağazalarının sahibi. 2007’da, 19. yüzyılda iş hanına çevrilen Voyvoda Caddesi’ndeki 700 yıllık Ceneviz Sarayı’nı (Palazzo del Comune) satın aldı ve otele çevirmek üzere restorasyona başladı. Alkazar’ı ise Kasım 2009’da sinemanın ortakları İsak Mizrahi, Necla Birsel ve İhsan Cengiz Yarımağan’ın mirasçılarından 7,5 milyon dolar karşılığında aldı. Nizam Hışım: “Tekrar sinema olabilir” Sinemanın yeni sahibinin, ticari faaliyetleriyle ön plana çıkan bir isim olması kültür sanat takipçilerini endişelendirebilir. Nizam Hışım HaberVs’ye yaptığı “Tek hayalimiz, kültür ve sanata ilgi duyan kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmak” açıklamasıyla Alkazar’ın kültür işlevini devam ettirmesine dair niyetini ortaya koyuyor. Cine Salon Electra Tarih Vakfı’nın yayımladığı İstanbul Ansiklopedisi’ne göre 1918-1920 yıllarında inşa edildiği tahmin edilen Alkazar Sineması, ilk film gösterimini 1923’te gerçekleştirdi. İlk ismi Cine Salon Electra, ilk işletmecileri Safvet ve Naci beylerdi. Bugünkü ismini 1925’te aldı. Zaman içinde birkaç kez el ve işletmeci değiştirmesine rağmen işlevi hep aynı kaldı. Kasım 2009’da İşadamı Nizam Hışım tarafından alınmadan önce son sahipleri İsak Mizrahi, Necla Birsel ve İhsan Cengiz Yarımağan’ın mirasçılarıydı. Sinema 1930’lardan sonra kovboy ve korku filmleriyle özdeşleşti. 1950’lerde, Makseki Süvari, Zorro, Yüzbaşı Amerika gibi kahramanların seri filmleri ağırlık kazandı. 1960’larda Ayfer Feray’ın kendi adıyla kurduğu tiyatroya ev sahipliği yaptı. 1970’lerde seks filmlerinin gösterildiği bir mekan haline geldi. Aynı dönemde alt salonu birahane ve bilardo salonuna dönüştürüldü. Bu dönem 1994’te sona erdi […]

Grizu

Grizu’nun son kurbanı Balıkesir Odaköy’deki maden işçileri oldu. Dün akşam Şentaş Madencilik’e bağlı ocakta yaşanan patlama 13 işçinin ölümüne 18’inin de yaralanmasına yol açtı. Aynı madende 2006’da yine grizu birikmesinin neden olduğu patlama 17 işçinin hayatına mal olmuştu. İstatistikler madenlerde kaza sonucu en fazla ölümün grizu patlamaları nedeniyle meydana geldiğini söylüyor. Türkiye halkı da bu kelimeye hiç yabancı değil. Peki sadece Türkiye’de her yıl onlarca insanın ölüm nedeni olarak gösterilen “grizu”nun ne olduğunu biliyor muyuz? Sözlük anlamıyla grizu (ismi Fransızca’dan geliyor), kömür ocaklarında doğal sıcaklık ve basınçla ortaya çıkan bir gaz. Metan gazı ve havanın karışmasıyla oluşuyor. Yanıcı ve patlayıcı özelliğe sahip metan, kömürün ve onu çevreleyen kayaçların içinde sıkışmış halde bulunuyor. Kömür üretimi, bu gazın havayla karışmasına olanak verdiği için grizu oluşumuna da zemin hazırlıyor. İTÜ Maden Fakültesi Maden Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Gündüz Ökten’in verdiği bilgiye göre grizunun, bulunduğu ortamdaki havanın içindeki oranı yüzde beş ile 14’e ulaştığında patlama tehlikesi yaratıyor. Patlamanın gerçekleşmesi için grizunun en az 650-700 derecelik bir ısı kaynağıyla temas etmesi gerekiyor. O ısı kaynağı da çoğu kez, kömür ocaklarındaki kayaçları parçalamak için kullanılan dinamitler oluyor. Açık ateş, fazla ısınan yüzeyler, sürtünme veya elektrik ile oluşan kıvılcımlar da patlamayı tetikleyebiliyor. Patlama olması için ayrıca, havanın içinde oksijen oranınında yüzde 12’ni üzerinde olması gerekiyor. Patlamanın şiddetini grizunun içindeki metan miktarı belirliyor. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayınladığı “Madenlerde Grizu Tehlikesi” isimli broşüre göre en güçlü patlama, maden havasının yüzde 9,5 metan ihtiva etmesiyle meydana geliyor. Yüzde 15’in üzerinde metan ihtiva eden ortamlar ise, yanıcı ve parlayıcı özellik taşıyor. Grizuya karşı önlem*• Öncelikle grizu gazı bulunan maden ocaklarında kullanılan elektrikli ekipman alev sızdırmaz olmalıdır. Çünkü havalandırması düzgün şekilde yapılan bir madende bile ani grizu salınımı sonucunda patlamalar olabildiği dünyada ve Türkiye’de daha önce görülmüştür.• Alınması gereken diğer bir önlem ise metan birikiminin önlenmesidir. Madenin doğal yollarla […]

Eyvah! 900 bin kişiye iş bulunacak

İktidar partisinin ekonomiyle ilgili bakanları ve milletvekilleri zaman zaman hazırladıkları raporlarla ortaya atılıp işsizliğe çözüm bulduklarını açıkladıklarında, gazeteler ve internet siteleri de sorgusuz sualsiz bu iddiaları manşetlerine taşıyorlar. Tabii bir bakıma hükümetten yapılan açıklamaları kamuoyuna yansıtmak habercilerin görevi sayılabilir. Ancak bu açıklamaları kamuoyuna yansıtmak kadar ortaya atılan iddiları sorgulamak da gazetecinin görevleri arasında olsa gerek. AKP Ekonomi İşleri Başkanlığı’ndan Bülent Gedikli ve Hasan Fehmi Kınay tarafından hazırlanarak 19-21 Şubat’taki Ulusal İstihdam Çalıştayı’na sunulan rapor da basında yankılanan işsizlikle ilgili son bomba oldu. “Türkiye’nin en önemli sorunu olan işsizliğe çözüm bulacağı” söylenen modelin basına yansıyan ayrıntıları kısaca şöyleydi: Toplamda 90 bin firmaya 45 milyar TL kredi kullandırılacak. Bu çerçevede 30 bin yeni firma kurulmasının önü açılacak. Faaliyeti devam eden 60 bin firmaya da ‘Kapasite artırımı’ şartı ile kredi olanağı tanınacak. Yeni kurulacak firmalara, kuruluş döneminde yatırım için 250 bin TL, işletme için de 250 bin TL olmak üzere toplam 500 bin TL kredi verilecek. Faaliyeti devam eden 60 bin işletmeye, mevcut üretim kapasitelerini artırmak üzere yaptıkları genişleme yatırımlarında kullanılmak üzere 500 bin TL’ye kadar kredi olanağı sağlanacak. Kullandırılan kredinin faizini KOSGEB üstlenecek, KOSGEB, girişimci firmayı derecelendirecek. Bu firma, anlaşmalı bankaya gidecek. Girişimci, bankaya KOSGEB’den aldığı derecelendirmeyi ve istihdam taahhütnamesini gösterecek. Teminat, Kredi Garanti Fonu’ndan karşılanacak. Firmalar, yeni işe alacakları personeli de İş-Kur aracılığıyla temin edecek, 50 bin TL tutarında her harcama, en az bir kişinin istihdamını sağlayacak, böylece toplamda 90 bin firmaya kullandırılacak 45 milyar TL, 900 bin kişiye iş imkanı sağlayacak… Hani şu aralar televizyonlarda bir banka reklamı gösteriliyor; bir çocuk, “Benim 2010’dan dileğim abimin iş bulmasıdır” diyerek anlatıyor ya aynı onun gibi… Bir yerlerden 45 milyar liralık kaynak bulunacak, firma başına 500 bin lira kredi verilecek, kişi başına 50 bin lira harcanarak 45 milyar lirayla 900 bin kişiye istihdam yaratılacak, böylece banka reklamındaki çocuğun abisi de 2010’da iş bulmuş […]

Shock wave of detentions among top-ranking military

News,Etc. A total of 49 officers, some retired, some still in active service, including the former commanders of the air force and navy have been detained by police on the orders from the prosecutors investigating the Ergenekon case in Istanbul on charges of planning to spread turmoil in the country to overthrow the government of Prime Minister Tayyip Erdogan. The police operation conducted simultaneously in Istanbul, Ankara, Izmir and other cities also included searching the homes and offices of the detained officers. They included retired four-star generals Ibrahim Firtina, the former commander of the air force, Cetin Dogan, the former commander of the 1st Army headquartered in Istanbul, retired admiral Ozden Ornek, the former commander of the navy and others like Engin Alan who conducted the operation of special forces unit that arrested PKK (Workers Party of Kurdistan) leader Abdullah Ocalan in Kenya in 1999 and Ergin Saygun who served as the deputy chief of staff before his retirement. Among the 49 detained officers 20 are still in active service. All the detainees were brought to Istanbul for questioning by the prosecutors. The detentions are related to the alleged Sledgehammer Plan that included planting bombs at historical mosques during Friday prayers, shooting down a Turkish air force jet over the Aegean to create a confrontation with Greece and round up some 200,000 people at stadiums. The so-called Sledgehammer Plan was discussed during a military exercise held at the headquarters of the 1st Army at the historical Selimiye barracks in March 2003 with the participation of more than 100 top-ranking officers. The plan was published by the Taraf newspaper in January after an unidentified officer delivered a suitcase full of documents about the military plans to a reporter. Following the publication of allegations, the documents were given to the prosecutors who […]

Balyoz planına balyoz gibi operasyon

Taraf Gazetesinin kamuoyunun gündemine taşıdığı “Balyoz Darbe Planı” ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa’da bugün (22 şubat 2010) yapılan operasyonlarda aralarında eski kuvvet komutanlarının da bulunduğu emekli ve muvazzaf 49 asker gözaltına alındı. Ergenekon soruşturmasına kılavuzluk eden Darbe Günlükleri’nin yazarı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, aynı dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanlarından Orgeneral Çetin Doğan ve Ergun Saygun ile emekli Korgeneral Engin Alan, eski Güney Deniz Saha Komutanı Emekli Koramiral Lütfi Sancar, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli de 4’ü muvazzaf 21 general, 27 subay, 1 astsubay olmak üzere gözaltına alınan 49 kişinin arasında bulunuyor. Camilere saldırıları da içeren planlar Geçen aylarda Taraf Gazetesi’nde yayımlanan ve altında emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın imzası olan Balyoz Eylem Planı ile ilgili haberler üzerine başlatılan soruşturmada belgelerde adı geçen askerlerden birçoğu gözaltına alındı. Taraf Gazatesi’ne bir bavul içerisinde götürülen yaklaşık 5 bin sayfalık belge, CD ve DVD’lerden oluştuğu öne sürülen Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda, 2002 sonunda başlayan ve 2003 Mart ayına kadar süren çalışmaların yer aldığı iddia edilmişti. Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camiilerinde bombalı saldırı düzenleneceği öne sürülmüştü. Bu belgeler arasında, “ıslak” yazışmalar, power point sunumlar ve orijinal antetli askeri CD’ler, dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın ve dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek’in imzasını taşıyan harekat planlarının bulunduğu iddia edilmişti. Birinci Ordu Harekat Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeli’nin de darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplantının kesintisiz ses kayıtları ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da yer aldığı kaydedilmişti. Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda 133 subay ve 29 generalin adının geçtiği iddia edilmişti. Planda imzası bulunduğu iddia edilen Orgeneral Doğan, “TSK’da her […]

Teknoloji gelişir eşya değişir

Gelişen teknoloji bir yandan hayatı kolaylaştırırken, sahip olduğumuz her ürün bir yenisini de beraberinde getiriyor. Cep telefonu alan bluetooth kulaklığını ya da kılıfını, bilgisayar alan görüntülü sohbeti sağlayan kamerayı, dijital fotoğraf makinesi alan yüksek kapasiteli hafıza kartları ya da taşınabilir bellekleri de satın alıyor. Evdeki tüplü televizyonları tahtından eden plazma ya da LCD televizyonlara sahip olmak ise ses ve sinema sistemleri ya da DVD oynatıcıları almayı da neredeyse “şart” kılıyor. Teknoloji gelişti “gereksinim” arttı Gelişen teknoloji ile beraber hayatımızda yeni gereksinimler oluştu. Daha önceleri cep telefonuna bile ihtiyaç duymayan bizler, bugün onsuz sokağa çıkamaz olduk. Şimdilerde bu ihtiyaçlar öyle bir noktaya geldi ki evdeki eşyaları dahi yeni aldığımız teknolojik aletimize göre değiştiriyoruz. Eski tüplü televizyonların yerini alan plazmalar salonun başköşesinde duran televizyon sehpalarının pabucunu dama attı. Artık ya duvara monte ediyoruz televizyonumuzu ya da alçak, modern televizyon sehpamızı kullanıyoruz. Öyle ki, plazma TV alınca yanında sinema sistemi alma ihtiyacı duymamız işten bile değil. Tabii sinema sistemi kurulunca da film alma ihtiyacımız doğuyor. Bir başka “temel” ihtiyacımız cep telefonlarının gerektirdiği başlıca şeyler arasında; kılıfları ve bluetooth kulaklığı saymak mümkün. Son günlerde cep telefonları da yetmez oldu. Cep bilgisayarları hem telefon hem bilgisayar olarak bütün ihtiyaçlara cevap verdiği için telefonların tahtına oynuyor. Bu bilgisayarlarla e-postalarımızı cevaplayabildiğimiz gibi internete 3G hızında erişmemiz de sağlanıyor. CD, DVD derken taşınabilir hafıza kartları Bilgisayarın hayatımızda yarattığı gereksinimler ise saymakla bitmiyor. Önceleri internetten indirdiğimiz filmleri, müzikleri saklamak için boş CD ya da DVD’ye ihtiyaçduyarken, şimdilerde boş CD sadece korsan filmcilerin ihtiyacı haline geldi. Artık indirilen filmler ve mp3 formatındaki müzikler harici hafıza kartları veya bilgisayarların hafızalarında saklanıyor. Kamera ihtiyacı ise internet üzerinden karşımızdakiyle daha samimi bir görüşme yapabilmek için bilgisayar ihtiyacımıza ilave oluyor. Harici disk ihtiyacı da bilgisayarımızın hafızasını biraz olsun rahatlatabilmek ve veri taşıyabilmek için günlük hayatımızdaki yerini alıyor. Küçük, büyük ebatlardaki bu harici disklerin fiyatlarıda […]

İstanbul’un toprağına yargı koruması

İstanbul Çevre Düzeni Planı’yla yapılaşmaya açılmak istenen yaklaşık 8.240 hektarlık tarım arazisinin yok edilmesine, İstanbul 6. İdare Mahkemesi “dur” dedi. İstanbul Toprak Koruma Kurulu, geçtiğimiz yıl kuruldaki ZMO (Ziraat Mühendisleri Odası) ve TEMA temsilcilerinin karşı oylarına rağmen, İstanbul Büyükçekmece, Küçükçekmece, Çatalca, Tuzla ve Şile ilçelerinde bulunan toplam 8.240 hektar arazinin, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile tarım dışı amaçla kullanılmasına izin vermişti. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 1 Mayıs 2009‘da bu kararı onaylaması üzerine, ZMO tarafından iptal ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açıldı. Davayı gören İstanbul 6. İdare Mahkemesi, söz konusu alan için ilgili bakanlıklar tarafından değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Şile Belediyesi’nin talepleri üzerine İstanbul Valiliği ve Şile Kaymakamlığı tarafından kamu yararı kararı alınması ve alternatif alan araştırması yapılmamasının hukuka aykırı olduğu görüşüne vararak, 25 Ocak 2010 tarihinde yürütmeyi durdurdu. Toprak, orman ve su Tamamı verimli topraklardan oluşan ve bir bölümü de Büyükçekmece ve Ömerli İçme Suyu Havzası içerisinde kalan arazilerin, ormanlar ve meralar ile birlikte İstanbul’un akciğerlerini oluşturduğu belirtiliyor. Yürütmenin durdurulması kararının ardından bir açıklama yapan ZMO Genel Başkanı Dr. Gökhan Günaydın, kontrolsüz artan nüfusun su ihtiyacını karşılamak için ormanların tahrip edilmesi pahasına döşenen devasa borularla 180 kilometre uzaklıktaki Melen Çayı’ndan İstanbul’a su taşınmasına çalışılırken diğer yandan kentin içindeki mevcut su kaynaklarının da rant uğruna tahrip edilmek istenmesinin düşündürücü olduğunu söyledi. İstanbul’un kent yüzölçümünün sadece yüzde 28’ini oluşturan tarım arazilerinin kaybedilmesi halinde, telafisi mümkün olmayan bir noktaya varılacağını öne süren Günaydın, “İstanbul’da tarım arazileri üzerindeki çarpık ve yanlış kentleşmeden kaynaklanan, geçen yılki sel felaketinde, 31 yurttaşımızın hayatını kaybetmesinin acısı halen yüreklerdeyken, bu olaydan ders almayan kurumlar yeni facialara davetiye çıkarmak istemektedir. İstanbul Çevre Düzeni Planı bunun en canlı örneğidir” dedi. Belediye eliyle tahribat İstanbul Tarım İl Müdürlüğü’nün mutlak tarım arazisi raporu verdiği bir alanda ve Büyükçekmece Gölü su havzası içinde inşaatı halen devam etmekte olan KİPTAŞ’a da değinen Günaydın, […]

“Dönüşüm” sırası Balat’ta!

İstanbul’daki kentsel dönüşüm projeleri, proje kapsamına alınan bölgelerin sakinlerini ayağa kaldırıyor. Şimdi de Fener-Balat-Ayvansaray kentsel dönüşüm projesini protesto eden Balat halkı, FEBAYDER (Fener Balat Yardımlaşma Derneği) öncülüğünde biraraya geldi. Daha önce UNESCO ve Avrupa Birliği projeleriyle koruma altına alınan semtte Sulukule’ye benzer bir yıkım hazırlığı bölge halkını endileşendiriyor. FEBAYDER Başkanı Hasan Acar, Balat’ta gerçekleştirmesi planlanan kentsel dönüşüm projesi konusunda bazı gerçeklerin üstünün örtüldüğünü ı öne sürüyor. Eski bir Balatlı olan Beyhan Gürsoy ise kendisine ait iki binanın daha önce restore edildiğini, ancak Fatih Belediyesi’nin bu binaları da projeye dahil ettiğini söylüyor. Fener-Balat halkı, Çalık Grubu tarafından hayata geçirilecek projeyle ilgili tüm yasal haklarını arayıp projeyi durdurucaklarından ya da kendi istekleri doğrultusunda değiştiriceklerinden emin gözüküyor.

Kırmızı’nın Bilgili gençleri

Basında En İyiler Reklam Ödülleri ya da kısa ismiyle Kırmızı ödülleri, sahiplerine ulaştı. Sadece basın reklamlarına yönelik Türkiye’nin bu ilk yarışmasının yedinci yılında ödül alanlar önceki akşam Hilton Convention Center’da sahneye çıktı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklam Bölümü öğrencileri o sahnede önemli bir yer tuttu: Genç Kırmızı ödülünü Ayça Girgin ve Ece Özmen kazanırken, yine aynı bölümden Aksel Boyacıgil (Hakan Ergun’la birlikte) Hürriyet Özel Ödülü’ne uzandı. Yarışmaya 74 ajans 750 çalışmayla katıldı. Bu çalışmalar, reklamverenin faal olduğu sektörden reklamın hedef kitlesine, reklamın içeriği ve teknik yeterliliğinden, kullanıldığı mecraya kadar 32 farklı kategoride Kırmızı ödülü için mücadele etti. Ama katılım, ajanslardan gelen işlerle sınırlı değildi. Genç Kırmızı için yarışan üniversitelilerin ve Kırmızı Kalem Eğitimleri’nde yer alan öğrencilerin işleriyle toplam başvuru 1000’e yaklaşıyordu. Juri, 32 kategorinin 2’sinde ikişer çalışmaya birden Kırmızı ödülü verirken, 3 kategoride ise bu ödülü verecek çalışma saptamadı. Böylece, tüm birinciler arasından seçilen Kıpkırmızı’yla birlikte 32 Kırmızı verilmiş oldu.Ölüm teması ve masal Bilgi Üniversitesi öğrencileri Ayça Girgin ve Ece Özmen Genç Kırmızı ödülü için sektörün profesyonelleriyle değil, kendileri gibi reklamcılık eğitimi almakta olan öğrencilerle yarıştı. “Online” basın ilanı olarak belirlenen bu dala 183 çalışma başvuruda bulunmuştu. Bu çalışmalar, üniversite eğitmenleri ve danışmanlardan oluşan bir ön jüri tarafından değerlendirilmiş ve finale kalan 6 reklam Kırmızı jürisine iletilmişti. Girgin ve Özmen’in “real life real solutions” (gerçek hayat gerçek çözümler) dersinde ürettiği “Bir varmış bir yokmuş. İletişim kurmak için geç kalmayın” sloganlı basın ilanı ipi göğüsledi. Kuşaklar arasındaki iletişim sorununa ve bu nedenle kaybedilen zamanın geri gelmeyeceğine dikkat çekmek isteyen Girgin ve Özmen, ilanlarında, bir gencin yaşça kendisinden büyük birinin mezarı başındaki görüntüsünü kullandı. Ölüm temasını, yakınını kaybetmiş her insan üzerinde etkili olacağı ve kendi deyimleriyle “damara basacağı” için kullanmak istemiş ikili. Başta “genç ölüm” fikri üzerinde durmuş ancak bu kurgunun duyguları fazlaca istismar edeceğini düşünerek vazgeçmiş. İlanın sarsıcı mesajını “Bir varmış bir […]