Meclis’te tek başına

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), uzun süredir yaşanan iç çatlak sonucu olağanüstü kongreye gitme kararı aldı. Bir önceki kongrede aday olmayacağını açıklamasına karşın son anda genel başkanlık koltuğuna oturan Ufuk Uras’ın bağımsız milletvekilliği adaylık süreci; ÖDP’nin kurucularından Oğuzhan Müftüoğlu’nun da içinde olduğu Devrimci Dayanışma’nın çoğunluğu elinde bulundurduğu Parti Meclisi’nin katılmama kararı aldığı “çatı partisi”nin toplantılarına Uras’ın katılması, Ergenekon süreci üzerinden yaşanan tartışmalar parti içindeki çekişmeleri de derinleştirmişti. İstanbul milletvekili, Genel Başkan Ufuk Uras’ın, adaylık sürecinde iyice ayyuka çıkan parti içi çekişmelerin, 2 Şubat Pazartesi günü yapılacak kongreyle ne kadar halledilebileceğini zaman gösterecek. Uras, meclise girdiği günden beri verdiği soru önergeleriyle tartışma yarattı. Seçmenlerinin bir kısmı onun mecliste yeterince aktif olmadığından şikayet ederek hayal kırıklıklarını dile getirirken, diğer bir kısmı onun meclisteki varlığıyla vekillerin ezberlerinin şaştığını iddia ediyor. ÖDP içinde, kongreyi ateşleyen gelişmeler henüz yaşanmamışken yaptığımız söyleşide Uras, TBMM’de bağımsız ve hatta tek başına olmak ve ÖDP’nin kabuk değiştirme girişimi hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Meclise bağımsız aday olarak girmiş ve tek başına mücadele etmek durumunda kalan bir milletvekili olmanın zorlukları neler?Tek tabanca olmak kolay değil. Ama diğer yandan, grubunuz olmadığı, başınızda bir lider olmadığı için aslında avantajları da var. Bizim en büyük problemimiz meclis iç tüzüğünün gruplara endekslenmesi. Yani milletvekili esaslı değil, grup esaslı bir iç tüzük var. Belki iç tüzüğün demokratikleşmesiyle birlikte daha çok avantaja sahip olacağız. Bir diğer yandan, toplumsal muhalefet örgütlerinin sesi soluğu olalım diyoruz. Yasa değişikliği trafiğinin hızına yetişecek bilgi akışını sağlayamıyoruz henüz. Bu bizim de belki hatamız. Ama genel olarak toplumsal muhalefet örgütleri, politik deklarasyonlar üzerinden hareket ediyorlar. Hâlbuki bizim çok detaylandırılmış teknik bilgilere ihtiyacımız var. AKP hükümeti bir yasa taslağı getirdiğinde her bir maddeyle ilgili değişiklik önergeleri verebilecek durumda olmamız lazım. Halen onu sağlamaya çalışıyoruz. Seçmenlerinizin büyük bir kısmı sizi “tek başına dünyayı kurtaracak milletvekili” olarak tanımlıyor. Bu üzerinizde bir baskı yaratmıyor mu?Bizim 1. bölgede solun […]

Leonardo’ya çırak aranıyor

Kısa bir süre önce yapımı tamamlanan Da Vinci Köprüsü belgeseli, kültür ve sanat çevrelerinde “Da Vinci köprüsü yapılsın mı yapılmasın mı yapılırsa kim yapsın?” tartışmasını yeniden alevlendireceğe benziyor.Yapımcılığı ve metin yazarlığı Cengiz Özdemir tarafından gerçekleştirilen, Adem Özkul tarafından yönetilen belgesel, Leonardo da Vinci’nin Haliç için tasarladığı köprünün öyküsünü anlatıyor. Köprüye ilişkin en önemli belgelerden biri, Topkapı Müzesi’nde bulunan bir mektup. Mektup, Leonardo da Vinci tarafından Sultan 2. Bayezid’e hitaben yazılmış: “Ben kulunuz, İstanbul’dan Galata’ya uzanan bir köprü yapmak istediğinizi, yapabilecek biri bulunamadığı için köprüyü yapamadığınızı duydum… Ben kulunuz, nasıl yapılacağını biliyorum… Öyle bir köprü yapacağım ki, yelkenleri fora olsa bile bir gemi altından geçebilecek… Allah sizi bu sözlere inandırsın ve bu kulunuzun her zaman hizmetinizde olduğunu bilin…” Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından ve bilimadamlarından biri olarak kabul edilen Da Vinci, Osmanlı Sultanı 2. Bayezid’e yazdığı mektupta, Haliç için tasarladığı köprüyü anlatıyor. 1502 yılında Topkapı Sarayı’na gelen bu mektup, yüzyıllarca arşivin bir köşesinde bekliyor ve Saray’a ulaştıktan tam 450 yıl sonra 1952 yılında Leonardo da Vinci tarafından yazıldığı ortaya çıkıyor. Zamanının en büyük projesi Bu tarihi gerçeği ortaya çıkaran, Alman Türkolog Franz Babinger. Babinger’in, 1952 yılında yazdığı makale, “Leonardo da Vinci’den Sultan 2. Beyazıd’a Dört Proje Teklifi” başlığını taşıyor. Bu çalışma, mektubun Fransa Enstitüsü’nde bulunan Leonardo da Vinci’ye ait el yazması ile ilişkisini açıklıyor. Paris’teki el yazması eserde, Haliç için Leonardo da Vinci tarafından tasarlanan köprünün iki ayrı çizimi var. Biri kuş bakışı olan bu iki çizimde, köprü Leonardo da Vinci’nin el yazısı ile ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor: “Pera’dan Konstantinopolis’e uzanan köprü, 40 braccia genişliğinde, sudan 70 braccia yüksekliğinde, 600 braccia uzunluğunda, yani denizin 400, karanın 200 braccia üzerinde, böylece kendi mesnetlerine sahip.” Braccia, yerel bir ölçü birimi. 1 metre, 1,64 Floransa bracciası ediyor. Haliç’in yaklaşık genişliği 244 metre olduğuna göre, “400 braccia denizin üzerinde” ifadesi, tamı tamına doğru. Köprünün […]

Çellonun Yo-Yo Ma’sı

Dünyaca ünlü viyolonsel sanatçısı Yo-Yo Ma, ikinci kez ziyaret edeceği İstanbul’da 4 Şubat Çarşamba günü İş Sanat Kültür Merkezi’nde bir konser verecek. Enstrümanına hakimliği, olağanüstü tekniği ve klasik Batı müziğiyle sınırlamadığı zengin repertuvarı dışında daima kendini yenilemesi ve alçakgönüllüğüyle de büyük müzisyen sıfatını hak eden Çinli sanatçının, 15’i Grammy ödüllü olmak üzere tam 75 kaydı bulunuyor. Viyolonsel öğrenimine dört yaşında başlayan ve “harika çocuk” olarak nitelendirilen Yo-Yo Ma, ilk resitalini henüz beş yaşındayken verdi. Yedi yaşındayken ise dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy için performans sergiledi. “İnsanlar veya bir kültür aracılığıyla yeni bir şey öğrendiğiniz zaman, bunu bir hediye olarak kabul edersiniz ve onu koruyup geliştirmek sizin için yaşam boyu sürecek bir bağlılık haline gelir” diyen Yo-Yo Ma, 1998 yılında değişik kültürlerin müziklerini ve müzisyenlerini bir araya getirmeyi amaçlayan “The Silk Road Project”i hayata geçirdi. Kâr amacı gütmeyen proje, İpek Yolu ülkelerinin kültürleriyle ve kendine özgü sesleriyle modern bir müzikal harman oluşturarak Doğulu ve Batılı müzisyenleri buluşturma fikrine dayanıyor. Müziğin insanları birbirine yaklaştırmak için bir araç olarak kullanılabileceğine inanan Yo-Yo Ma, 2006 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından BM Barış Elçisi olarak atandı. Ma, ilk barış mesajını 25. Dünya Barış Günü kutlamalarında Ahmet Adnan Saygun’un “Partita” adlı eserini yorumlayarak iletmişti. Sınır tanımayan dahi çellist, Hollywood için film müziği çalışmaları da yaptı. John Williams ile beraber çalıştığı “Tibet’te Yedi Yıl” ve “Bir Geyşanın Anıları” bunlardan ikisi. Tipik bir klasik müzik sanatçısına kıyasla hayli geniş ve çeşitli bir repertuvara sahip Yo-Yo Ma, standart klasik Batı müziğe ek olarak birçok tarz denedi. İrlanda asıllı Amerikalıların müziği Bluegrass’tan geleneksel Çin melodilerine; tangodan dönem enstrümanlarıyla Barok müziğine kadar birçok farklı müziği seslendiren Ma, aynı zamanda ünlü caz sanatçısı Bobby McFerrin ve modern minimalist Philip Glass ile beraber doğaçlama üzerine de çalışmalar yaptı. 2001 yılında ABD Hükümeti’nin tüm sanat alanlarında verdiği en yüksek nişan […]

Makarnasız spagettiyle ruh temizleme

İş stresinden mi bunaldınız? İlişkilerinizden tatmin olamıyor musunuz? Para sıkıntısı mı çekiyorsunuz? Hayatınız boş, yaptıklarınız anlamsız mı gelmeye başladı? Mutsuz ve huzursuz mu hissediyorsunuz? İhtiyaç duyulan her şeye ulaşmanın anahtarını sunan yöntemler silsilesiyle her yerde karşılaşmak mümkün artık. Çözümler, yeni bir diyet yöntemi ya da göğüs büyütücü krem pazarlanır gibi parlak paketlerle sunuluyor. Hayatınıza çeki düzen vermeyi, mucizevî sonuçlara ulaşmayı vaat ediyor. Rhonda Byrne’in yazdığı -216 sayfası altı sayfada özetlenebilecek- Secret’la başlayan “evrenin sırrını çözme furyası” gün geçtikçe palazlanıyor. Gerçekten yardıma ihtiyacı olanlar ise düşünce teknikleri, taşlar, seminerler, enerji çalışmaları ve kişisel gelişim kitapları arasında huzur bulmakla yeni bir pazarın kurbanı olmak arasında çaresizce savruluyor.Evren bana ne diyor? İçindeki boşluğu doldurmak, hayattan zevk almak ve huzur bulabilmek için çıktığı bu yolculukta yolunu kaybedenlerdenim. İlk olarak Nöro-Linguistik Programlama (NLP) çalışması yapan psikolog Derya Öztürk ile çalışarak başladım. Bu çalışmalar sırasında sevgi dışındaki her şeyi zihnimin yarattığını ve bunları sevgiye dönüştürmem gerektiğini öğrendim. Hem de bir hafta gibi kısa bir zamanda ve yalnızca bin 500 dolara! Kişisel gelişim seminerlerinin internet sayfalarına yorum yazan katılımcılar gibi “hayatım değişti, mucize gerçekleşti” diyebilmek isterdim ancak karakterimdeki sivri uçları törpülememe yardım etmesinin dışında neden olduğu herhangi bir mucize göremedim. Tasavvuftan alınan temel düşüncelerin sıkıştırılıp hap yapılmış hallerinin yutturulduğu “hızlandırılmış hayat değiştirme kurslarına” benzeyen seanslarda baş melek Mikael enerjisine de uyumlandım. Bu “uyum” eller ve ayaklar çapraz olmayacak şekilde yatarak evrenden melek Mikael’e niyet etmekle gerçekleşti. Sonra zihnimin yarattığı olumsuz düşünce kalıpları bulundu ve bunların temizlenmesi için çalışmalar yapıldı. Derya Öztürk’ün NLP olarak bahsettiği bu yöntem aslında tam olarak NLP olmasa da değişim dönüşüm çalışması sayılabilecek nitelikte.Patronun seni aşağılıyorsa.. Örneğin, patronunuz sürekli sizi aşağılıyor ya da güvendiğiniz biri size yalan söylüyor. Bu yönteme göre bu insanları siz özellikle seçiyor ve hayatınıza alıyorsunuz çünkü evren size başarısızlık ya da güvensizlik korkunuz olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu geçmişten gelen ya […]

Evliliğin binbir yolu

Dünya sürekli bir değişim halinde. Bu hızlı değişim halinden iletişim araçları da nasibini alıyor. Bu zamana kadar iletişim kurmak için birçok araç kullanıldı. Gazetelerin mürekkep kokulu sayfalarından çıktı insanın eş arama macerası. Ve bunun için mektup kullanıldı. Şimdi ise mektubun yerini birçok iletişim aracı aldı. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” der ünlü filozof Herakleitos. Bu sözü çürütürcesine insanın eş arama isteği ve yalnız olamama duygusu hiç değişmiyor. Televizyonların ve -nedense- izleyicilerin gözdelerinden biri de evlilik proğramları. “Evlilik yaz boşluk bırak Ayşe’ye ya da Ali’ye talibim” diye yazıp mesajı göndermek yeterli şansını denemek için. Hatta Ayşe ya da Ali olmazsa Fatma ya da Mehmet var. TV ekranlarından odalarımıza doluşan kadınlı erkekli eş arayanların içinde yaşını başını almış olanı da, genç olanı da, yerlisi de yabancısı da var. Ekrana çıkıp nasıl iyi bir insan olduklarından ya da ne kadar iyi birer eş olacaklarından bahsediyorlar. Kimse de, “Madem böylesin neden televizyonda arıyorsun kısmetini?” demiyor. İki gönül bir olunca, kim ne karışır? Ya da sevgi, aşk herkesin hakkı değil mi diye de sorabilirsiniz. Ama adaylara ev, araba ya da maaş soruları başı çekince düşünmemek elde değil. Aslında konumuz program eleştirisi yapmak değil. Şimdilerde TV ekranlarında dahi izleyebildiğimiz evlenme yollarının nereden nereye geldiğini anlatalım istedik. Eskilerde gazete ya da dergilerdeki ilanlarla başlayan süreç, bir takım girişimcilik örnekleriyle şirketlerin kurulmasına, internetin icadıyla da sanal ortama ve herkesin bildiği üzere televizyonlara taşındı.Gazete sayfalarından TV ekranlarına Eskiden mektuplaşma ile tanışmalar vardı. Gazeteye ilanlar verilir. Posta kutuları her gün kontrol edilirdi. Gazete eve girdiğinde bir hevesle ilgili sayfalar açılır. Hayali kurulan kişinin bu sefer bulunulacağı ümidiyle “arkadaş arayanlar” başlığı okunurdu. İstenilen özelliklere uygun kişi bulunursa hemen kâğıt kalem hazırlanırdı. Her şeyin zamana uygun olarak yapılmasından hareketle hemen görüşülmezdi karşı tarafla. Arkası kesilmeyen mektup trafiği tarafları zorlayan ama heyecanlarını ayakta tutmaya yarayan bir hal alırdı. Sayfalar duyguları karşı tarafa hissettirilebilmesi […]

Anaç Barbie’nin fendi, seksi Bratz’i yendi

Leopar desenli kürkleri, file çorapları, platform topuklu ayakkabıları, abartılı makyaj ve takılarıyla seks kokan Bratz, 50 yıllık Barbie’nin mutlak saltanatına çok kısa zamanda son verdi. Fakat, devran döndü Bratz yolun sonuna geldi. Amerika’da Bratz’in üreticisi MGA firmasına, Barbie’nin üreticisi Mattel firmasının açtığı telif haklarıyla ilgili dava geçtiğimiz haftalarda sonuçlandı. Mattel, Bratz’in aslında kendi firmalarına ait bir fikir olduğu ve Bratz’in yaratıcısı Carter Bryant‘ın Mattel’de çalışırken bu fikri geliştirdiği gerekçesiyle dava açmıştı. Davada Mattel firması haklı bulundu ve Kaliforniya mahkemesi yargıcı Stephen Larson tarafından Bratz’in Noel tatili sonrasında satışının ve üretiminin durdurulması kararı alındı. Bu durum Barbie ile Bratz’in 4 yıldır süren hararetli çekişmelerine de son verdi. MGA temyize gideceğini açıklasa da şimdilik savaşın galibi Barbie gibi gözüküyor. Yeni nesil Barbie: Bratz Şirket sahipleri arasında bunlar yaşanırken, çocuklar arasında da kıyasıya bir Barbie-Bratz rekabeti yaşanıyor. Kimileri Barbie’yi daha güzel bulduğu için tercih ederken kimileri de Bratz’i daha eğlenceli bulduğunu söylüyor. Peki oyuncak bebeğe yeni bir boyut kazandıran “yeni nesil bebekler” yeni nesilleri nasıl etkiliyor? 1959 yılında tanıştığımız Barbie, yıllarca kız çocuklarının gözde oyuncağı oldu. Masum, güler yüzlü, yardımsever Barbie, kimi zaman gelinlikle kimi zaman prenses kıyafetiyle karşımıza çıktı. Tek hayat arkadaşı olan Ken’le düzeyli bir beraberlikleri vardı. Barbie resimli tüm ürünlerde kullanılan şeker pembesi ise masumiyetin, şirinliğin timsali oldu. Derken 2001 yılında “millenium bebeği” Bratz çıktı piyasaya. İngilizce’de “şımarıklar” anlamına gelen Bratz, dört ana karakterden oluşuyor. Çılgın, alışveriş, moda ve dans tutkunu kocaman kafalı, dolgun dudaklı bebekler alışılmışın dışında bir oyuncak imajı çiziyor. Çoğu yetişkinin cesaret edemediği kıyafetleri giyen, ağır makyaj yapan, kocaman takılar takan Bratzler, Barbie’lerin ardından tüm çocukların hayal dünyasında yepyeni bir sayfa açtı. Oyuncaklarının yanı sıra, yayınlanan çizgi filmlerinde de genelde Amerikan pop şarkılarında dans ederken gördüğümüz Bratz beraberinde okullarda aynı dans figürlerini taklit eden kız çocukları yarattı. Çok kültürlülüğü temsil eden oyuncak Bratz’in yarattığı yeni dünyanın en […]

Alındaki kurşun ve leke

Tiyatrocu Atilla Olgaç’ın itirafı, kendimizle yüzleşmemiz için bir vesile olmalı. Olgaç çark etse ve askeri müdahale gerekçesi sağlam olsa bile Kıbrıs’ta suç işlediğimizi biliyorum.

IKEA 2009’da Türkiye’de!

Yaşadığınız ülkede yıllardır satışı yapılan ithal bir ürün aldınız. Ama ilk defa edindiğiniz bu ürünü nasıl kullanacağınızı bilmiyorsunuz. Doğal olarak ürünle birlikte verilen kılavuz kitapçığına başvuruyorsunuz. Ancak kitapçıkta anlayabileceğiniz dilde açıklama bulunmuyor. Daha da vahimi bu kılavuzda ülkenizde konuşulmayan 20’ye yakın dilde açıklama yer alıyor. Bu durum, ürünü el yordamıyla çözmeye, kullanmaya çalışmak durumuyla karşı karşıya kalmanın ötesinde size ne düşündürür? Mağazayı ve ürünlerini beğenseniz de, o ürünü satın alan ve içinde kendi dilinde yazılmış bir açıklama bulan onlarca ülkenin vatandaşı kadar önemsenmediğinizi hissetmez misiniz? Dünya markanın Türkiye başarısı Tüketiciye düşük fiyatlı ve iyi tasarlanmış mobilya ve ev aksesuarı sunmayı amaçlayan İsveçli IKEA, kendi alanında dünyanın en büyük ve en başarılı markalarından. 40 ülkede faaliyet gösteriyor. Türkiye pazarına Mayıs 2005’te İstanbul Ümraniye’de açtığı mağaza ile girdi ve bu firmanın dünyadaki 213. mağazasıydı. Büyük ilgiyle karşılandı. Öyle ki mağazaya giden çevre yolunda büyük kuyruklar olmuş ve saatlerce beklemek zorunda kalan müşterilere su servisi yapılmıştı. Ümraniye’yi sırasıyla Bornova (İzmir), Bayrampaşa (İstanbul) ve Osmangazi (Bursa) mağazaları izledi. Basına yansıdığı kadarıyla firma bu yatırımların karşılığını fazlasıyla aldı. Öyle ki Genel Müdür Mikael Bartroff’un Ekim 2006’daki açıklamasına göre, sadece Ümraniye mağazasının restoranında satılan İsveç köftesinden yılda 5 milyon TL’lik ciro elde etti. Gelgelelim firmanın bu başarısı, Türkiye pazarına girişinin dördüncü yılında bile ürünlerin kullanım kılavuzuna Türkçe’nin kalıcı olarak girmesini sağlayamadı. Örneğin, uygun fiyatı ve işlevselliği nedeniyle en çok satılan ürünler arasında yer aldığını tahmin ettiğimiz Kvart marka duvar lambasının kullanım kılavuzunda Slovakça’dan Flamanca’ya 18 dilde açıklama yer alıyor. Aynı durum Mysa Vete marka yorganın kullanım kılavuzunda da geçerli. Örnekler çoğaltılabilir. “İsteyene kasada veriyoruz” IKEA Bayrampaşa Müşteri Hizmetleri Sorumlusu Feyza Kuşçu, kılavuzlarda Türkçe açıklama yer almamasının nedenini, toplu üretim yapan ve dünyada yüzlerce mağaza sahibi bir marka olmalarına bağlıyor. Kuşçu “Ancak kasa arkasındaki yazıcılar sayesinde isteyen müşteriye Türkçe açıklama veriyoruz” diyor. Ve 2009 yılı içerisinde kılavuzların […]

Facebook adaleti

Kullanıcı sayısı 150 milyona ulaşan sosyal ağ Facebook, başarı hikayesinden ziyade son günlerde üyelerine uyguladığı sansürlerle gündeme geliyor. Site yönetimi geçtiğimiz yıl, bebek emziren annelerin profil fotoğrafı olarak kullandığı görüntüleri müstehcen olduğu gerekçesiyle engellemişti. Benzer bir müdahale, İsrail’in Gazze’ye saldırısını kınayan gruplara yapıldı. Son olarak İngiltere’nin Suffolk kentinde kestiği cezalar nedeniyle tepki toplayan bir trafik polisini protesto etmek için açılan grup site yönetimi tarafından kapatıldı. Yıllardır birbirini görmeyen eski dostları, dünyanın farklı yerlerinde aynı fikir etrafında toplanan insanları bir araya getiren sosyal ağ Facebook, sadece sanal alemin değil son yılların en başarılı ticari projelerinden biri olarak niteleniyor. Her gün ortalama 450 bin kişinin katıldığı bu sosyal paylaşım sitesinin Türkiye’deki kullanıcı sayısının sekiz milyonu geçtiği söyleniyor. Üyeler kendileri için oluşturdukları profil sayfasına fotoğraflarını, videolarını yükleyebiliyor. Duyurmak istedikleri bir etkinlik, dikkat çekmeyi arzuladıkları bir kişi ya da olay ya da protesto etmek istedikleri bir konu üzerine gruplar oluşturabiliyor. Facebook’u kötüye kullanmak! Sitede İsrail’in geçtiğimiz günlerde sona eren Gazze saldırısına tepki olarak bir çok grup oluşturuldu. Site yönetimi Türk üyelerin açtığı ve Filistin yanlısı olan “Filistin halkı yalnız değildir” ya da “İsrail’in Filistin katliamını kınıyorum” gibi grupların üyelerine şu uyarı mesajlanı gönderdi: “Sistemimiz sitedeki bazı özellikleri kötüye kullandığınızı belirledi. Bu e-posta bir uyarı niteliğindedir. Facebook’un özelliklerini kötüye kullanmak ya da Facebook kullanım koşullarını ihlal etmek hesabınızın kapatılmasına neden olabilir. Anlayışınız ve işbirliğiniz için şimdiden teşekkürler.” Uyarı mesajı bu grupların üye sayısının artmasına engel olamadı. Uyarı gönderilen üyeler, “Gelen mesajı okuduğum gibi sildim. Bu beni korkutmaz, protestoma devam edeceğim” diyordu. Polisi tehdit eden grup Site yönetimi, son olarak İngiltere’nin Suffolk kentinde kestiği cezalar nedeniyle tepki toplayan bir trafik polisine karşı oluşturulan bir grubu kapattı. “Terminatör” lakaplı 60 yaşındaki trafik müdürü John Woodgate’in, tolerans göstermeden çok sayıda kestiğini düşünen üyeler, tepkilerini Facebook’ta kurdukları grup ile dile getirmek istedi. Gruba katılan üye sayısı kısa sürede büyük […]

Yarıyıl tatili için çocuk atölyeleri

Yarıyıl tatili geldi çattı, minikler hem dinlenmek hem eğlenmek için heyecanla okulların kapanmasını bekliyor. 23 Ocak-9 Şubat tarihleri arasında birçok müze ve sanat merkezi çocuklara yönelik atölyeler düzenleyerek öğrencilere tatilde kendilerini geliştirme imkanı sağlıyor. Santral Atölye, İstanbul Oyuncak Müzesi, İş Sanat, Aksanat, İstanbul Modern ve Sakıp Sabancı Müzesi bu etkinlikleri düzenleyen kurumların başında geliyor. Çocukların el becerilerini geliştirmeleri, öğretici oyunlarla bilim dünyasını tanımaları, sanat hakkında bilgilenmeleri ve hayal güçlerini kullanarak kendilerini ifade etmelerini sağlamaya yönelik atölyeler, belli yaş gruplarına yönelik eğlenceli programlarıyla yoğun ilgi görüyor. Bazıları ücretli bazıları ücretsiz olan, ama kontenjanları hızla dolan atölyelere önceden kayıt yaptırılması zorunlu. Yarıyıl tatili boyunca gerçekleştirilecek çocuk atölyelerini sizin için derledik: Santral Atölye Çalışmalarını Santralistanbul bünyesinde sürdüren Santral Atölye, farklı yaş gruplarına yönelik hazırlanmış atölyeleriyle, seçeneklerin başında geliyor. Atölye programı “Müzede Dans”, “İstanbul’u Çiziyorum”, “Çılgın Kartonlar” ve “Solar Salıncak” gibi ilginç ve öğretici etkinliklerden oluşuyor. Müzede Dans: 24 Ocak 2009 Cumartesi günü Santralistanbul Enerji Müzesi’nde yapılacak olan atölye çalışmasında çocuklar bedenlerini tanıyarak farklı görme, algılama ve denge oyunları oynayacaklar. 5-8 yaş arası ve 9-12 yaş arası iki farklı grubun yer alacağı atölye çalışmasına koreograf ve dansçı Tuğçe Tuna eğitmenlik yapacak. Işığı Yakalamaya Çalışan Robot: Emre Uzun’un eğitmenliğini yaptığı atölye çalışmasında robotların çalışma sistemi ve hareket etme becerileri incelenecek ve bir robot yapılacak.7-12 yaş aralığındaki çocukların ışık, elektronik ve makina bağlantısını kavrayacağı çalışma 24 Ocak 2009 Cumartesi günü, saat 10:30-12:30 arası Enerji Müzesi’nde yapılacak. Geceyi Aydınlatıyorum – “Bir Lamba Sana Bir Lamba Bana”: Elde edilen gelirin çevre okullara bağışlanacağı atölye çalışmasında, fizik öğretmeni ve amatör dramacı Volkan Bal eşliğinde 10-11 yaş arası çocuklar elektriği ve elektrik devrelerini oyunlarla keşfediyor, öğrendikleriyle otomatik yanan gece lambaları üretiyorlar. Üstelik çalışma sonrasında, lambalarından birini kendilerine saklayıp geri kalanını satılmak üzere SantralDükkan’a bırakarak eserlerini paylaşma imkanına sahipler. “Bir Lamba Sana Bir Lamba Bana” etkinliği, 24 Ocak Pazartesi günü saat […]

Yarışmalar yeniden TV’lerin gözdesi oldu

HaberVS Tüm dünyayı sarsan ekonomik kriz, Türkiye’deki televizyon kanallarında da etkisini göstermeye başladı. Firmaların reklam yatırımlarını azaltmaya gitmesi, kanalların da bazı tedbirler almasına neden oldu. Kanallar, bir yandan reytinglerini yüksek tutarak reklamverenin ilgisini çekmeye çalışırken, diğer yandan ise personel sayısını azaltma, büyük bütçeli yapımları yayından kaldırma gibi çeşitli yöntemlerle de maliyetlerini düşürmeye çalışıyorlar. Yılın ilk iki haftasında, sekiz genel içerikli yayın yapan TV kanalını mercek altına alan Medya Takip Merkezi’nin (MTM) verilerine göre reklam spotu sayısında, Aralık ayının ilk iki haftasına oranla yüzde 20,7 düşüş tespit edildi. Firmaların reklam harcamalarını günden güne azalttığı 1-14 Ocak tarihleri arasında, toplam 50 bin 673 spot yayınlandı. Aynı araştırmaya göre, yılın ilk iki haftasında reklam yatırımı en çok düşüş gösteren sektör, otomotiv oldu. Otomotiv sektörü reklamları, Aralık ayının ilk iki haftasına oranla yüzde 94 oranında geriledi. Reklam yatırımlarını en çok azaltan bir diğer sektör ise, yüzde 72’lik düşüşle, finans sektörüydü. En çok reklam veren sektörler arasında üst sıralarda yer alıp, kriz sürecinde reklam harcamaları dikkat çekici azalmalar gösteren diğer sektörler ise sırasıyla, mobilya (yüzde 63), yayıncılık (yüzde 48,8), dayanıklı tüketim malları (yüzde 33,8), GSM operatörleri (yüzde 31,6), gıda (yüzde 26) ve kişisel bakım (yüzde 24) sektörleri oldu. Diğer yandan, bazı sektörler de reklam harcamalarını önemli ölçüde artırdı. Ocak ayının ilk iki haftasında reklam sayısında en çok artış tespit edilen sektör, yüzde 97’yle bilgi teknolojileri oldu. Reklam sayısını artıran diğer sektörler ise sırasıyla tekstil, kozmetik, ev temizlik ürünleri ve ısıtma sektörleri oldu. Kriz en çok yerli dizileri vurdu Ekonomik kriz en büyük etkisini, yüksek bütçelerle hazırlanan yerli dizilerde hissettirdi. Kanallar, yüksek maliyetli yerli dizileri ya yayından kaldırdı ya da yapımcılarla anlaşıp fiyat indirimine gitti. Kanalların başvurduğu son çözümlerden biri ise dizilerin yeni bölümlerini iki haftada bir yayınlamak oldu. Hal böyle olunca da kanallar, dizilerin tekrar bölümleriyle dolup taştı. Reklamverenin bütçe kısıtlamasına gitmesi, TV kanallarının maliyet […]

50 liraya şeriat

Yeni banknotlar yılbaşında tedavüle girdi. Küçüklüğüne bakıp, “Monopoly parası gibi” ya da “oyuncak mı bu?” diye eleştirildi. Yeni paralardaki değişiklikler küçüklükleriyle sınırlı değildi. Ön yüzünde her zaman olduğu gibi Atatürk portresi bulunan paraların arka yüzlerinde ise ilk kez bilim ve edebiyat alanında isim yapmış kişilere yer verildi. Bu isimlerden birisi de 50 liralık banknotların arka yüzünde yer alan yazar Fatma Aliye’ydi. Böylece Türk parasında ilk kez bir kadının portresine yer verilmiş oluyordu. Gayya kuyusu internet… Osmanlı döneminin muhafazakâr feminist yazarı Fatma Aliye’nin paralarda yer alacağının duyurulmasının hemen ardından internette bir yazı dolaşmaya başladı. Hemen herkesin kendi imzasını atttığı ve bildik endişeler yer verilen yazıda, “Fatma Aliye’yi Atatürk’ün yerine yerleştiren nedenin onun romancılığı olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl neden onun İslamcılığı ve Atatürk devrimlerine karşı olması” deniliyor. Fatma Aliye’nin, Atatürk’ün getirdiği yeniliklere karşı olduğu için ülkesine yabancılaştığı ve uzaklaştığı anlatılan yazıda yazarın Atatürk düşmanlığı da, “Saltanatın kaldırılmasını, alfabenin değiştirilmesini ve padişahın düşürülmesini, Fatma Aliye Hanım asla kabul edememiş, Mustafa Kemal’e hep karşı olmuş” diye anlatılıyor. “Şeriat geliyor” çığlıkları Bu metin çeşitli paylaşım sitelerinde ve bloglarda da yer buldu. Aliye popüler sosyal ağ Facebook’ta, “Atatürk düşmanı kadını paramızda istemiyoruz” isimli bir grubun açılmasına neden oldu. Kısa zamanda 17 binden fazla kişinin üye olduğu grupta Fatma Aliye, “Şeriatçı cumhurbaşkanının olduğu ülkede banknota resmi basılan Atatürk düşmanı” diye tarif ediliyor. Facebook’ta kurulan grupta da kullanılan ve Fatma Aliye’nin fotoğrafının 50 TL’lik banknotta yer almasından duyulan “bildik endişelerin” dile getirildiği yazı yine bildik cümlerle sona eriyor: “Hem Atatürk’ü paraların, hiç olmazsa, bir yüzünden çıkardılar. Hem de onun yerine antilaik, İslamcı bir kadını koydular. Evet ya sonra ne olacak arkadaşlar. Yavaş yavaş kurmayı hayal ettikleri şeriat kanunlarının işlediği bir islam devleti kurma adına şimdi sıra neye gelecek? Yükseltin sesinizi, mahalle baskısına boyun eğmeyin!” Facebook’un kimi hassas üyeleri, bu durumu protesto edip 50 TL’lik banknotları kullanmamayı bile teklif […]

Japon Filmleri Festivali başlıyor

Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan “İstanbul Japon Filmleri Festivali” 22-25 Ocak tarihleri arasında, Levent Kültür Merkezi’nde (Onat Kutlar Sinema Salonu) başlıyor. Bu yılın tüm filmleri, Japonca orijinal seslendirmeli ve Türkçe altyazılı olarak gösterilecek. Filmler konularına göre “Büyük Ustalar-Japon Sinema Dünyasını Şekillendiren Yönetmenler”, “Tanınmayan Seçkin Japon Filmlerinden Örnekler”, “Günümüzün Japon Sinemasından Kesitler” ve “Japon Animasyonunun Başyapıtları” olarak 4 ana başlık altında toplandı.Her kategoriden türünün en iyi örneklerinden seçilmiş toplam 11 yapıt seyircilere gösterilecek. “Büyük Ustalar-Japon Dünyasını Şekillendiren Yöntemler” bölümünde, Japon sinemasının en önemli yönetmenlerinden olan Akira Kurosawa’nın 1952 yapımı “Yaşamak”adlı filmiyle Mikio Naruse’nin “Yüzen Bulutlar” adlı filmi bu bölümde izlenebilecek.“Tanınmayan Seçkin Japon Filmlerinden Örnekler” bölümünde, yönetmen Takeshi Kitano’nun “Bir Deniz Manzarası”, Seijiro Kamiyama’nın “Haçiko: Bir Köpeğin Hikayesi”, Akihiko Shiota’nın “Arkana Bakma” adlı filmleri gösterilecek.“Günümüz Japon Sinemasından Kesitler” bölümünde, yönetmen Lee Sang-il’in “Hula Kızları”, Eiichiro Hasumi’nin “Umizaru: Çevik Dalgıçlar”, Atsuhiro Yamashita’nın “Linda Linda Linda”, Tetsuya Nakashima’nın “Kamikaze Kızları” da gösterimde olacak filmler arasında bulunuyor.“Japon Animasyonunun Başyapıtları” bölümünde, Schinichiro Watanabe’nin “Cennet Kapısı” ve yönetmenliğini Keiichi Hara’nın yaptığı “Coo ile Geçen Yaz” filmleri festivalde yer alacak. Japon Filmleri Festivali’ne giriş ücretsiz olacak.

Ebony Bones; müziğini de modasını da kendi yapıyor

2000’li yılların en çılgın müzisyenlerinden olan Afrika kökenli İngiliz vatandaşı Ebony Bones, 24 Ocak’ta Beyoğlu The Hall’da sahne alacak. Bones, şarkı sözlerini kendi yazıyor, vokallerini yapıyor ve tüm enstrümanları kendi çalıyor. İlk olarak 1998-2005 yıllarında İngiltere’de Kanal 5’te yayınlanan soap opera dizisi “Family Affairs”de “Yasmin Matthews” adıyla yer alan Bones, henüz 24 yaşındayken dikkatleri üzerine çekti. “O zamanlar müzikle ilgilendiğimi biliyorlardı, laptopumu alıp soyunma odasında ses kontrollerimi yapıyordum” diyen Bones, İngiliz pop grupları“Sugababes” ve “Future Cut”ın prodüktörlüğünü yapan Richard X ile çalıştı. “Kısa sürede dikkat çeken şarkılar yaptık” diyen Bones, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında, İngiltere TV Dizi Ödülleri’ne (The British Soap Awards) “En Seksi Kadın Oyuncu” olarak, 2004 ve 2005’te ise “En İyi Komedi Oyuncusu” olarak aday gösterildi. Daha sonra, bir plak şirketi ile anlaşması olmadığı halde “We Know All About U” adıyla çıkardığı single ile haftalarca radyo listelerinde 1 numara oldu. “We Know All About U” single’ı, BBC radyosu tarafından “Dünyanın en seksi şarkısı” olarak tanıtıldı. Asıl adı Ebony Thomas olan sanatçının televizyon dünyasından müziğe adım atması da aslında bir tesadüfe dayanıyor. Kuzeni için bu parçayı söylerken, kuzeni şarkıyı myspace’e koymasını istiyor ve böylece şarkı “patlıyor!” Bones, limited edition olarak yayınlanan “Don’t Fart On My Heart” adlı ikinci single’ıyla da yine liste başı oldu. Bu şarkının video klibi, British Council’ın “En iyi video” ödülünü kazandı. Giydiği ilginç kıyafetlerle moda ikonu haline gelen ve görsellerin, kıyafetlerin kendisinin dışa yansıması olduğunu söyleyen Ebony, birçok dergide en stil sahibi kadın şarkıcılar arasında yer aldı. Bones’un çılgınlıkları sadece giydiği elbiselerle kalmıyor, yaptığı açıklamalarda da dikkatleri üzerine çekiyor. Kendini Myspace’de vajinası olan Harry Potter olarak tanımlayan Bones, “Bizi seven ve sahnede yaptıklarımızı kabul eden seyircilerin olması çok güzel, sahnede 5 yaşındaki çocuk gibi zıplayıp, otistik çocuklar gibi hareket edebiliyoruz” diyor. Dünyadaki politik olaylardan her zaman ilham alan Bones, müziği politik bölünmelerin üstündeki evrensel […]

Davraz ve Hazro meselesi!

Mehmet Kara İki haberi aşağı yukarı peş peşe duyduk. 1) Isparta’da, bir kayak merkezinin de yer aldığı Davraz dağına Türkçe isim aranıyormuş. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nden bir öğretim üyesi de buyurmuş: Davraz adı Toros kelimesinden geliyor. Halkın dilinde yuvarlana yuvarlana bu hale gelmiş olabilir. Vali demiş ki; “Kelimenin Türkçe karşılığı yok. Kayaklı Dağ gibi bir ad koyabiliriz.” 2) Hazro ilçesinin adının telefonda konuşulurken çoğunlukla “Hanzo” olarak anlaşıldığı gerekçesiyle kaymakam bey ilçe adının değiştirilmesi için düğmeye basmış. İlçede anket bile yapılmış da büyük oranda “hayır” çıkmış… Şimdi ne denir bunlara? Doğru, “memlekette hanzo çok” diyebilirsiniz. Ama “ileri görüşlü” bazı bürokratlarımız da işi gücü bırakmış, bence sonunun nereye varacağına, uzun vadede ne tür etkilerinin olacağına hiç dikkat etmeden eften püften (Isparta Burdur taraflarında söylendiği şekliyle “gavız gapçık” işlerle uğraşıyor… Ben bir dil ve kültür uzmanı değilim. Ama mesleği itibariyle dili kullanan birisi olarak şu kadarını düşünebiliyorum:Dil ortak kültürün en temel belirleyicisidir, harcıdır. Kuşaklar arasındaki bağı bu belirleyici unsur ile ile müzikle, şiirle, romanla, tarih kitaplarıyla kurabilirsiniz. Atalarımızın Davraz ya da Hazro dediğine bizler başka şey söylemeye başlarsak bu bağı koparmış olmaz mıyız? Tarih kitaplarımız yazıyor. Türk-Rus harbi sonrası imzalanan Ayastafanos Anlaşması, Rus birliklerinin Midye-Enez Hattı’nın gerisine kadar çekilmesini öngörür. Bugün nasıl olduysa Enez hala Enez ve çoğumuz biliyoruz ya da yerini bilmesek de adını en azından duymuşuzdur. Ama insaf edin, Ayastafanos’un şimdiki adının Yeşilköy (İstanbul’da, şu meşhur havalimanının bulunduğu semt) kaç kişi hatırlıyor? Ya da Midye’yi bilen var mı aranızda? Şimdiki adı Kıyıköy… Aynı yazılı metinden dedemle aynı şeyi anlamam tabii ki mümkün değil. Ama bu farklı algılama aynı yaş ve aynı kültürdeki insanlar için de geçerlidir. Ancak coğrafi yer isimleri dedeme neyi anlatıyorsa, bana da aynısını anlatabilir, anlatabilmeli…Hazro kaymakamı ile Isparta valisi benim sesimi duyar mı bilemem. Ama yazık bu ülkeye ve ülkenin insanlarına be kardeşim! Geçmişimizle bağımızı kopartmayın. Kaymakam, vali […]

Murat Belge: “Hrant’ı edebiyattan çaktırırdım!”

Ölümünün ikinci yılında çeşitli etkinliklerle anılan Hrant Dink, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bugün Anti-Kapitalist Öğrenciler Kulübü tarafından düzenlenen “Hepimiz Hâlâ Hrant’ız” başlıklı söyleşinin de konusuydu. Söyleşinin tek konuşmacısı, yazar ve öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Belge, genel olarak Türkiye’de milliyetçiliği tırmanışa geçiren ve Hrant Dink’in öldürülmesine neden olan etkenler üzerine konuştu. Murat Belge’nin, Dink’in TCK’nın 301. maddesinden yargılanmasına neden olan 2004 tarihli yazısı hakkında ”“Bana derste böyle bir yazı verse onu çaktırırdım” espirisi katılımcıları güldürdü. Murat Belge konuşmasına “Türkiye’nin uzun yıllardır mesafe kaydedemediği, çözümsüz gibi gözüken Kürt sorunu, Ermeni kıyımı, Kıbrıs gibi sorunları açmadan önce Hrant Dink’i anlamak lazım” sözleriyle başladı. “Bir iki kişi der, bir iki mahalleyi ağırlardı” 1990’lı yıllarda Helsinki Yurttaşlar Derneği Başkanlığını yürüten Belge, bir dernek toplantısında tanıdığını söylediği Dink’i şöyle anlattı: “Hrant’ın sosyalist bir geçmişi vardı, yaşamının sonuna kadar da öyle kaldı. Bir Ermeni olarak Türkiye’de yaşamanın zorlukları var elbette, o da bu zorlukları yaşadı. Lakin o bunu çözmekten, en azından peşini bırakmamaktan yanaydı. Mazlum konumda gözükürdü ama hiç öyle davranmazdı.” Dink’in en önemli özelliklerinden birinin de misafirperverliği olduğunu söyleyen Belge, “Hrant’a yemeğe gitmek ayrı bir olaydı. Bir iki kişi gelecek demesi bir iki mahalleyi ağırlayacak olması anlamına gelirdi.” Türkiye’de bir azınlık olarak yaşama zorluğunun gittikçe arttığının altını çizen Belge, “Hrant bu ülkeye çok bağlı bir vatandaştı. Burası benim olduğu kadar onunda ana yurduydu. Bilgi Üniversitesi’ndeki konuşmasında ‘Evet, bu vatanın toprağında gözümüz var alıp götürmek için değil en dibine gömülmek için’ demiş ve herkesi duygulandırmıştı” dedi. Türkiye’deki Kürt ya da Ermeni meselesinin çözülmesindeki demokratik zemin neredeyse Dink’in de herkesle beraber orada ve Avrupa Birliği’ne destek verenler arasında olduğunu söyleyen Belge, bu duruma örnek olarak kendisini verdi: “Türkiye’nin Ermeni sorununu düşündüğümde aklımdan geçenlerin, Hrant’ın da aklında olan şeyler olduğunu biliyorum.” “Kurşunu sıkan Vandal, kurşunu veren ise serinkanlı” 2004’te yayımlanan ve Dink’in TCK’nın 301. maddesi esas alınarak Türklüğü aşağıladığı […]

Şifo’nun nefesi yetecek mi?

Sezon açılışını, Hikmet Karaman’ın görevine daha ilk maçına çıkamadan son vererek yapan Antalyaspor, ardından takımın başına getirdiği Joseph Jarabinsky ile de çok geçmeden yollarını ayırdı. Çek hoca, öne geçtiği Trabzonspor, G.Antep, İstabul B.Ş.B. ve Hacettepe maçlarından puan alamayarak kendi ipini çekmiş oldu. Teknik kulübe bu kez Malatya ve Sarıyer’deki başarısız tecrübelerinden sonra Ulusal Takım kariyerine kendi isteğiyle son veren Mehmet Özdilek’e emanet edildi. Özdilek’in Antalya kariyeri tartışmaya açık başlasa da, iki puanla ligin dibinde aldığı takımı 16 hafta sonunda 13 puanla 16. sıraya yükseltti. Süper Lig’e ara verilen şu günlerde Antalyaspor, Fortis Türkiye Kupası grubunda son maçında G.Antep’i yenip son sekize kaldı. Devamının gelip gelmeyeceği bilinmez. Ama Antalyaspor’un iki buçuk ayda geldiği nokta, Özdilek’in başarılı olduğunu söylemek için yeterli neden oluşturuyor. Özdilek bu başarıyı nasıl elde etti? Antalyaspor’a gelme nedenini “Elimde sihirli değnek yok, ama bir şeyler değiştirebileceğimize inandığım için bu görevi kabul ettim” sözleriyle açıklayan genç teknik adam, ilk maçında (ligin 9. haftası) takımına sezonun ilk galibiyetini yaşattı. Ertesi hafta, Sivasspor’u 2-1 ile geçerek ekibine, şampiyonluğa oynayan bir takımdan puan almanın moralini aşıladı. Bu iki galibiyet bile ligin ilk sekiz haftasında eleştirilen oyuncuların özgüveninin yerine geldiğunu gösteriyordu. İlk sekiz haftada 18 gol yiyen takım Özdilek’le çıktığı lig maçlarında 6 gol yerken, kupada Trabzonspor’dan 3 gol yedi. Kırmızı – Beyazlılar savunma yapmayı ve kolay maç kaybetmemeyi Özdilek’le öğrendi. Tek yenilgisini, yedi hafta sonra F.Bahçe karşısında aldı. Ara transfer döneminde huzuru bozan oyuncuların gönderilip, ligi bilen oyuncuların kadroya dahil edilmesi Özdilek’in yaptığı en akılcı işlerden. Hazırlık kampında yeni oyuncuların takıma uyumunu hedefleyen teknik adamın bunda başarılı olduğunu Tita’nın performansından anlıyoruz. Brezilyalı, yeni takımıyla ilk resmi maçında (Gaziantep) gol atmakla kalmadı, sevincini yedek kulübesine kadar taşıdı. Özdilek’in o maça üç forvetle çıkarak takımın oyun yapısında gözle görülür bir değişimi başlattığı da gözden kaçmadı. 2006-07 sezonunda Bülent Korkmaz, Kayseri Erciyesspor’u 11 puanla -tıpkı […]

İçinde Hrant geçmeyen bir anı yazısı

Aydın Engin*Bu suskunluğu terk edip sesini, itiraz çığlığını yükselten bir Ermeni’nin, uğursuz bir Cuma akşamüstü ensesine sıkılan mermilerle yok edildiğine tanık olduğunuzda acınızı bile ancak sessiz çığlıklarla dile getirmeye katlanmak kolay mıdır? O yüzden, sözün bittiği bu günde ben sadece içimi ısıtan bir günü hatırlamak ve “O”na, o günü hatırlatan bir mektup yazmak istiyorum.Tepenot: Biliyorum “dipnot”lu yazıya çok rastladınız. Ama “tepenot”lu bir yazıyla sanırım ilk kez tanışmaktasınız.İyi ya… Buyrun tanışın!2007 Ocak’ının o uğursuz Cuma akşamüstünden bu yana söylenmedik söz, yazılmadık yazı kalmadı. Sözün bittiği yerdeyiz…Bu ülkenin en iyi evlatlarından birini aramızdan çekip alan o cinayetin tetikçileri, cellâtları dışında, cinayeti özendirenler, katillerin önünü açanlar, sırtını sıvazlayanlar, cinayete göz yumanlar yani gerçek suçlular hâlâ yargıç karşısında değiller. Bu kanlı ağın katiller dışındaki halkalarına açılan her adım tam bir dirençle karşılaşıyor. Yargı aygıtı adeta zamanın bellekleri zayıflatan gücünü pekiştirmek istercesine ağır, çok ağır işliyor.O yüzden sözün bittiği yerdeyiz. O yüzden o cinayetin ikinci yılı biterken bilinenleri yineleyen bir yazı yazmaya niyetim yok.Ama Türkiye’de Ermeni olmanın anlamı üstüne söylenecek sözüm var.Bir de…Bir de İstanbul Ermenilerinin pek çoğunun yazlarını geçirdikleri Kınalıada’nın karakışı üstüne söylemek istediklerim var. Yabancısı olmadığım dünya Çocukluğumdan beri “gayrımüslimler” dünyasına yabancı değilim.Babam terzi Sadık’ın ilk ustası terzi Agop imiş. Makastarlık ustası ise Gedikpaşalı terzi Stelyo. Çocukluğumuzda, terzi Sadık’la Adalet Hanım, kızkardeşimle benim anlamamı istemedikleri bir şeyler konuştuklarında Rumcaya başvururlardı. Çocukluk aşkımsa önce Yahudi Klara, sonra da –yine Yahudi- Meri idi.Üniversite için İstanbul’a ayak bastığımda, Tarlabaşında Ermeni Madam Eva Minas’ın pansiyonunda kaldım.Türkiye İşçi Partisi saflarına katıldığımda “sosyalizm” ile “yoksullara merhamet duyma”nın bir ve aynı kavram olmadığını öğrendiğim ustalarım arasında Pangaltılı soğuk demirci ustası Garo’nun yeri büyüktür.Masis Kürkçügil hem kadim arkadaşım, hem hapishane arkadaşımdır.12 yıllık siyasi göçmenliği bitirip Türkiye’ye döndüğümde edindiğim yeni arkadaşlardan –galiba- ilki, tahliye edildiğim Sağmalcılar Hapishanesinin kapısında beni karşılayanlardan biri de bir Ermeniydi. Hani bir kaç yıl sonra Agos diye bir […]

Hrant için, Adalet için

İki yıl önce katledilen Hrant Dink, öldürüldüğü Osmanbey’deki Agos gazetesinin önünde anıldı. Anma törenine Dink’in ailesi, arkadaşları ve yakınları ile vatandaşlar katıldı. Geçen yıla göre katılımın düşük olduğu törende, Hrant’ın Arkadaşları adına konuşan oyuncu Halil Ergün, “Başına gelenlere engel olamadığımız için senden ve bu toprağın Ermenilerinden özür diliyorum, herkesi de özür dilemeye çağırıyorum” dedi. Öğle saatlerinden itibaren, Halaskargazi Caddesi’ndeki Agos gazetesi binası önünde toplanmaya başlayan vatandaşlar, Dink’in öldürüldüğü yeri de daha önce olduğu gibi yine karanfiller ve mumlarla donattı. Ellerinde “Hrant için adalet için” yazılı dövizler taşıyan vatandaşlar, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Katil devlet hesap verecek” sloganları attı. Tören, Dink’in öldürüldüğü saat 15.00’te saygı duruşuyla devam etti. Saygı duruşu sırasında Hrant Dink’in, “Ben hiçbir ulusa hakaret etmem, ettirmem. Türklüğe de hakaret etmem. Ermeniliğe de hakaret ettirmem. Türkleri ya da herhangi bir ulusu aşağılamak dünyanın en büyük suçu olan ırkçılıktır. Ben ırkçı biri değilim ve her tür ırkçılığa karşıyım” sözleri kendi sesinden dinletildi. Başına gelenlere engel olamadık… Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekilleri Akın Birdal ve Sabahat Tuncel, CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, müzisyenler Leman Sam ve Kerem Kabadayı, oyuncu Mustafa Alabora, Profesör Dr. Ahmet İnsel, Türk Tabipler Birliği Başkanı Gençay Gürsoy, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Sülayman Çelebi, Dink ailesinin avukatları Fethiye Çetin ve Deniz Tuna, Ercan Kanar, gazeteciler Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar, Muhsin Kızılkaya, İpek Çalışlar, Oral Çalışlar, Murat Çelikkan, Ercan Karakaş, Mahir Günşiray, Orhan Aklaya da anma törenine katılanlar arasındaydı. Sanatçı Halil Ergün, katılımcılar adına yaptığı konuşmasına Türkiye topraklarının her zaman ölümlerle beslendiğini vurgulayarak başladı. Hrant Dink’i kaybetmenin üzüntüsünü halen yüreklerinde yaşadıklarını belirten Ergün Türkiye’de adaletin alması gereken daha çok yol bulunduğunu vurgulayarak, “Hrant Dink, bu toprağın yerlisi ve sahibiydi. İnsanları kucakladı ve bizden biri olarak konuştu. Dink, Türkiye’de değişik kültürleri, zenginlikleri ortaya çıkarttı. Halkların kardeşliğini savundu. […]