GSM operatöründen rahatsız olan kimdi?

Güventürk Görgülü Üç ayda bir gerçekleştirilen İnterpromedya Tüketici Trend Araştırması’nın Haziran ayı sonuçlarına göre numara taşınabilirliği operatörler arasında beklendiği gibi çok büyük bir geçişe neden olmayacak. Numara taşınabilirliği konusunda kullanıcıların yüzde 68,7’si bilgi sahibi olmadığını, yüzde 31,3’ü ise konuyu bildiğini söylüyor. Numara taşınabilirliğinin başlaması durumunda tüketicilerin yüzde 80,4’ü operatör değiştirmeyi düşünmüyor. Yüzde 20’ye yakın bir oran mevcut operatöründen başka bir operatöre geçebileceğini söylüyor ancak bu geçiş operatörler arasında şu andaki abone dağılımında ciddi bir değişikliğe neden olmayacak gibi görünüyor. Araştırmaya verilen cevaplara göre Turkcell’e geçmeyi düşünenlerin oranı yüzde 7, buna karşılık Vodafone’a ve Avea’ya geçmeyi düşünenler yüzde 6,3’le eşit oranda çıkıyor. Bu dağılım, numara taşınabilirliğinden sonra her operatörden yüzde 7’ye yakın oranda bir abonenin yer değiştireceğini, ancak her operatörün kaybettiği aboneyi diğerinden gelen miktarla kazanabileceğini gösteriyor. Araştırmaya verilen cevaplar hem Türkcell, hem Vodafone, hem de Avea’nın numara taşınabilirliği sonrasında abonelerin büyük ölçüde kendilerine kayacağı yönündeki iddialarının da pek gerçekçi olmadığını gösteriyor. Ancak tüketicilerin operatör değiştirme nedenleri, numara taşınabilirliği başladıktan sonra operatörler arası rekabetin fiyatları ciddi olarak düşürebileceği konusunda ipuçları veriyor. Zira tüketicilere operatör değiştirme nedenleri sorulduğunda, yüzde 53,7 ile “fiyat” en önemli neden olarak sayılıyor. Ardından gelen değiştirme nedenleri; yüzde 34,1’le “yaygın ve kullanıcısı çok”, yüzde 27,4’le “paket hizmet çeşitliliği”, yüzde 22,6’yla “markaya güven” yüzde 19,6’yla “hizmet kalitesi” yüzde 16,6’yla “teknolojik alt yapısı güçlü” yüzde 7,1’le “müşteri odaklılık”, yüzde 5,7’yle “arkasındaki grup” olarak sıralanıyor. İnterpromedya tarafından 3 ayda bir periyodik olarak gerçekleştirilen ve her sektörden firmanın soruları ile yer alabileceği Tüketici Trend Araştırması, Türkiye’de kentsel alanda yaşayan tüketicilerle yapılıyor. Kantitatif araştırma, toplam 16 ilde (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Erzurum, Gaziantep, Konya, Kayseri, Manisa, Samsun, Trabzon) 15 yaş ve üzerinde 1.512 kişiyle görüşülerek gerçekleştirildi. Örneklemin yüzde 33,5’i üniversite, yüzde 40,3’ü lise ve yüzde 26,1’i ilköğretim mezunu. Ayrıca görüşülen kişilerin yüzde 43,5’i Turkcell, yüzde 19’u Vodafone, yüzde […]

Ertuğrul Günay da “rahatsız”

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın Halime Hatun Kümbeti’nin de bulunduğu Selçuklu mezarlığını ziyaret ettiği 20 Temmuz'da yurt binasından rahatsızlığını dile getirdiği ancak skandalın basına yansımadığı ortaya çıktı.

Kaçak yurtta gaz kaçağı: 18 çocuk öldü

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Konya’nın Taşkent ilçesine bağlı Balcılar beldesinde, bir vakfa ait kız öğrenci yurt binasının bir bölümü LPG patlamasının ardından çöktü. Yurtta kalan 18 çocuk öldü. 27 kişinin de yaralı çıkarıldığı enkazda çalışmalar devam ederken halen enkaz altına kalan öğrencilerin kurtarılması için çalışmalar sürüyor. Konya Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin, patlamada tamamen yerle bir olan yurdun deprem ve itfaiye raporunun olmadığını söylediği kaçak Kur’an kursu verilen kız yurdunda 12-18 yaş arası kız çocukları kalıyordu. 17 yıldır Kur’an Kursu verilen Boğaziçi Özel Öğrenci Yurdu’nda göçüğe neden olan patlamanın LPG tankından mutfak ve banyo bölümüne giden borulardaki gaz kaçağından meydana geldiği saptandı. LPG sızıntısı Balcılar beldesinde, yaşları 8-16 arasında kız çocuklarının kaldığı Balcılar Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneği’ne bağlı Özel Boğaziçi Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurt binası Kur’an kursu kız öğrencilerinin kaldığı yurt binasında, sabah 05.00 sularında şiddetli bir patlama meydana geldi. Olaydan yaralı kurtulan öğrencilerin verdiği bilgiye göre yapılan araştırmalarda iki bölüm halinde yapılan 3 katlı betonarme binanın dışında bulunan LGP tankının, mutfak ve banyo bölümüne giden borularda gaz kaçağı olduğu ve patlamaya da bu sızıntının neden olduğu belirlendi. Yaralılar, sabah namazı için abdest almak isteyen bir öğrenci elektrik düğmesini açınca içeri dolan gazın alev alması sonucu patlama yaşandığını söyledi. Patlamada binanın 1990 yılında yapılan bölümü yerle bir olurken, daha sonra yapılan bölüm ağır hasar gördü. Bu bölümde ve binanın dışında bulunan LPG tankının infilak etmemesi, facianın boyutlarının daha da büyümesini önledi.18 çocuk öldü, enkazda kalanlar var Patlamayla birlikte bina tamamen tahrip olurken 3 katlı betonarme binanın çökmesi sonucu, kurstaki çocuklar ve görevliler enkaz altında kaldı. Olayın ardından ilk müdahale vatandaşlar ve jandarma ekiplerince yapıldı. Gün boyunca süren kurtarma çalışmalarında enkazdan 18 öğrencinin cesedi çıkarılırken, 27 kişi de yaralı kurtarıldı. Yaralı öğrenciler özel araç ve ambulanslarla Hadim ve Konya’daki hastanelere kaldırıldı. Yurt binasında kaç kursiyerin kaldığı konusunda net bir bilgi verilmezken, […]

Lenny Kravitz’i çok sevmiştim

Lenny Kravitz, “sevgi devrimi” projesinin İstanbul ayağında Kuruçeşme Arena’da sahne aldı. Bence erkek adam sevgisini öyle ulu orta yerde, hele 13 bin kişi karşısında konuşmaz. Ben Lenny’yi rock yıldızı bilmiş ve öyle benimsemiştim. Ama dedim ya, aramıza sevgi girdi. Gökhan Tan Lenny Kravitz’in yaptığı müzik türü başta rock olmak üzere soul, funk, reggae gibi tarzları içeriyor. (Kendi sitesinde böyle yazıyor.) Oysa konser tanıtımlarında da “dünyanın en önemli rock vokalistlerinden” olduğu vurgulanmıştı. Ben de kendisini rock yıldızı olarak benimsemiş ve sevmiştim. Ama bu sevgi karşılık görmedi; araya başka müzik türleri ve hepsinin ismini burada sayamayacağım ünlü girdi. Yine de bir tane ünlünün ismini söylemeden geçemeyeceğim: Natalie Imbruglia. Lenny’nin, pop ve parfüm reklamları ikonu Imbruglia ile aşk yaşadığı söyleniyor. Tamam, Lenny erkektir, boyunu yükseltmek için yüksek topuklu ayakkabı giyse de öyledir; istediğini sever. Natalie de güzel kadın doğrusu. Ayrıca topuk da adamı bozmaz. Ama aşk acısını binlerce insanla paylaşması ve iki saat boyunca ayakta bekletmesi de erkekliğe sığmaz, ayıptır. Sanatçı adam yürümez! Bugün tüm gazetelerde okuyacağınız üzere Lenny Kravitz, ilan edilenden yaklaşık bir saat geç çıktı sahneye. Geç çıkmasına bir da bir itirazım yok aslında. Kabul edelim ki 21:00, İstanbul’da hafta içinde gerçekleşen bir konserin başlangıç saati için erken bir saat. Nitekim sadece konser sahibi değil, konseri izlemeyi uman binlerce insan da bu saatten sonra Kuruçeşme’ye varabildi. Velhasıl bu gecikme, benim gibi VIP alemlerinden uzak bir gazetecinin ufkunu genişletmeye de yarıyor. Çekim yapmak için akredite olan fotoğrafçı ve kameramanlarla birlikte basın odasında beklerken bu VIP aleminin “inceliklerine” de bir saatlik tanıklık imkanı yakaladım! Bir kere bu alemin müdavimleri, kalabalık “iğne atsan yere düşmeyecek” kıvamda ve otoparklar tıka basa doluyken bile, VIP kapısının önüne siyah camlı, “van” tabir edilen araçlarıyla gelmek durumundaymış. Ve durum böyle olunca, Kuruçeşme Arena’nın VIP otoparkında, koruma görevlileri arasında şu tür diyaloglar yaşanabiliyormuş: “Abi otopark ağzına kadar dolu. Arabayla […]

Sarı kartlı AKP’den “Neoliberalizme” devam

Anayasa Mahkemesi’nin “kapatmama” kararının ardından Türkiye’nin gündeminin nasıl şekilleneceği tartışılırken, AKP’nin “yeni dönemde” nasıl bir ekonomik rota izleyeceği de konuşulmaya başlandı. Başta ABD eski Büyükelçisi Mark Parris’in tüyosundan olmak üzere içeriden bilgi alanlar hemen borsada fırtınalar kopardılar. Bu, bazı aklıevvellerce ekonomide canlanma ve Türkiye’nin ekonomik geleceğine önemli bir sıçrama sinyali olarak takdim edildi. Hiç alakası yok. Borsa denilen dev yeşil çuhaya bir “kapatılma-kapatılmama” iddiası üzerine atılmış bu büyük zar, sonuç olarak bir seans işidir. Kalıcı olarak bir yükseliş, dövizde bir gevşeme, faizlerde gerileme, giderek yatırımlarda canlanma, tüketimde artış ve sonuçta büyüme gibi şeylere işaret etmez. Ezber bozuldu Kapatmama ve hakemlerden sıkı bir sarı kart görme, aslında AKP’nin ezberini bozmuş durumda. AKP, daha çok şu ezber üstüne çalışıyordu. Nasılsa kapatılacaklardı ve yeni bir parti ile seçim meydanlarına çıkarken iki temayı ballandırarak işleyeceklerdi. 1- Ekonomide iyi şeyler yapıyorduk, kapatarak bozdular, önemli bir fatura çıktı. Bu fatura kapatanlar ve arkasındakilerin, sizlere-bizlere çektirdikleridir. 2- Ergenekon denilen çetelerle uğraşıyor, onları deşifre ediyorduk, kapatarak bu operasyonu engellediler. Şimdi, bu oyun planı işlemez durumdadır. Ergenekon’un seyri de bu karardan sonra değişecektir. Seçim meydanlarında sahneye konulmak üzere hazırlanan oyun, bir süre ertelenmek durumundadır. Ama esas mesele ekonomidedir. Ekonomide, siyasi gerilim, istikrarsızlığı artıran etkenlerden sadece biriydi. Dış çalkantı ve ekonominin içsel kırlganlıklar ise diğer iki etkendi. Davanın sonuçlanması ile bu üç etkenden sadece siyasi istikrarsızlık etkeni elimine oldu, diğer önemli iki etken ekonomideki yerini ve önemini koruyor. Şimdi, bu dış ve iç ekonomik istikrarsızlığın baskısı altında, AKP’den ekonomiye odaklanması ve sorunlara çözüm üretmesi beklenmektedir. Büyük sermayenin beklentileri, IMF ve AB çıpalarını güçlendirmekle başlamaktadır, ardından yükselen enflasyon, düşen büyüme, derinleşen cari açık, yükselen faizler vb. sorunlara çözüm üretmesidir. Gündem ağır Hemen belirtelim ki, AKP, “şartlı salıverilse de”, kendini bir an yoğun bir sorunlar yumağı ile karşı karşıya bulmuştur. Siyaseten AKP iç kazanı kaynayacak, sarı kartın baskısı ile “merkez”e geldikçe, milli […]

Ne şiş yandı ne kebap

Semih Saka Anayasa Mahkemesi’nin AKP’nin kapatılma davası ile ilgili kararı Türkiye’de ve dünyada geniş bir yankı buldu. İktidar yanlısı gazeteler “Türkiye kazandı” gibi manşetler atarken, muhalif gazeteler “Ciddi uyarı” manşeti üzerinde durdu. Mahkemenin kararı yabancı basında da sürmanşet verildi. İşte Türk ve dünya basınındaki manşetler Hürriyet: Kapatma yok ağır ihtar var. Uzlaşın çağrısı Anayasa Mahkemesi’nde ‘kapatılsın’ oyları 7’yi bulmadı. AKP kapatılmadı, ancak çok ciddi bir ihtar aldı. 11 üyeden 10’u, AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna kanaat getirdi Milliyet: Kapatma yok ‘ciddi ihtar’ var 6 üye kapatma, 4 üye hazine yardımını kesme, 1 üye ret istedi. 7 oy çıkmadığı için AKP kapatılmadı. Ancak 11 üyeden 10’u, AKP’nin laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı haline geldiği görüşünde birleşti. Yaptırım ise hazine yardımının kesilmesi Yeniçağ: Hafif para cezası AKP ‘laikliğe aykırı fiillerin odağı’ olmaktan suçlu bulundu ama ‘Hazine yardımının yarısını kesme’ cezasıyla kurtuldu Taraf: Darbe direkten döndü 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarını yok saymaya yönelik “Google davası,” ülkeyi dört buçuk ay oyaladıktan sonra, hükümet partisini kapatmayı başaramadan noktalandıYeni Asya: Kapatılmadı, uyarıldı Aylardır süren gerilim dün sona erdi. Anayasa mahkemesi, AKP’yi kapatmadı, ancak hazine yardımını kesti. Kararı açıklayan Mahkeme Başkanı Kılıç, “Bu bir uyarıdır” dedi BirGün: Anayasa Mahkemesi de kararını verdi: Ne şeriat ne darbe AKP kapatma davasında Anayasa Mahkemesi 6’ya karşı 5 oyla kapatma istemini reddetti. Hazine yardımının yarısının kesilmesi kararı verdi. Akşam: Kapatma yok Karar 6’ya 5 çıktı, AKP 1 oy farkla kurtuldu Cumhuriyet: AKP’ye para cezası Anayasa Mahkemesi partiyi kapatmadı ancak laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğini kabul etti Evrensel: AKP’ye ihtar Anayasa Mahkemesi’nin 10 üyesi AKP’nin ‘laiklik karşıtı odak’ haline geldiği görüşünde birleşti ancak kapatma kararı vermedi Radikal: Türkiye ‘Oh’ dedi ‘AKP laiklik karşıtı odak’ görüşündeki 10 üyeden dördü, ‘odaklaşma’yı kapatma için yeterli bulmayınca AKP, Hazine yardımı kaybıyla kurtuldu Vakit: Kötünün iyisi Anayasa Mahkemesi, AK Parti’nin kapatılması talebiyle açılan davanın 3. gününde […]

Kollarımızda uçan Lenny Kravitz

Müge Doğrular Yer Kuruçeşme Arena. Saat 21:00. Sahnenin en önlerinde rahat görebileceğimiz bir yer bulduk, dünyanın en iyi rock vokalistlerinden biri olarak gösterilen Lenny Kravitz’i heyecanla bekliyoruz. Kravitz’in parçalarını sevmeme rağmen kendisinden pek hoşlanmadığımı belirtmek isterim. Kendi aramızda insanlara “artiz” derken referans alabileceğimiz, kelimenin tam anlamıyla artist olan Lenny Kravitz’in boyundan büyük egosundan pek hoşlanmıyordum. Hatta 21:00’da başlaması gereken konsere 22:00’de başlamasına da gıcık oldum! Hürriyet’te İstanbul konseri öncesinde yapılan bir röportajda ise kafamdakinden çok farklı bir sanatçı profili çiziyordu, son derece mütevazıydı. Egoist olsun veya olmasın, seyirciyle iletişiminin çok iyi olduğunu bu konserle anladım. Lenny Kravitz, ilk albümünden Bring It Onisimli biraz sıkıcı bir parçayla başladı performansına. Çok havalı bir giriş yapmak için kasmadı. Siyah pantalonu, içinde beyaz bluz, içinde bir yelek ve üstünde siyah bir ceketle, kısalttığı saçlarıyla binlerce kişinin karşısına çıktı. İlk parça bitince buraya ilk defa geldiğini, çok mutlu olduğunu, konsere trafikten dolayı geç kaldığını söyleyerek samimi bir özür dileyerek kendini affettirdi. Always On the Run, Once You Dig In, son albümden pek sevmediğim başka bir parça daha, ardından en güzel aşk parçalarından It Ain’t Over ‘Til It’s Over’ı muhteşem grubuyla seslendirdi. Dancin’ Till Dawn’u yaklaşık 10 dakika boyunca çaldı ve sonlara doğru Another Brick In The Wall ve Billie Jean nakaratlarını da söyleyerek seyirciyi mest etti. Sıradaki parça Be’de ise trompet ve saksafon soloları konserin İstanbul Caz Festivali kapsamında olduğunu bize hatırlattı. Her parçasını 10 dakika çalmaya devam eden Kravitz, Stillness of Heart’ta seyirciye uzun uzun sözlere eşlik ettirdi. Son albümünün en iyi parçalarından I’ll Be Waiting’de ise sadece piyanosuyla solo çalmaya başlayan sanatçıya, sonlara doğru grubu tekrar katıldı. Bu romantik parçadan sonra konser tekrar hareketlenmeye başladı, biz de zaten bunu bekliyorduk. Muhteşem bir girişle American Womanbaşlarken seyirci zevkten dört köşeydi, sonrasında ise parçayı uzatmadan hızla Fly Away başladı. Klibi 1998 yılında yayınlanmaya başladığında ortaokulda […]

Uzlaşma için iyi bir fırsat

Medyakronik/Anadolu Ajansı Siyasetçiler ve işadamları Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla siyasetin önünün açtığını düşünüyor. Kararın siyasi ve ekonomik reformlar için iyi bir fırsat olduğu görüşü ağırlık kazanırken karardan herkesin çıkartması gereken sonuçlar olduğu vurgulanıyor. Ertuğrul GünayAnayasa Mahkemesi’nin kararı ile ilgili, “Şuanda, birlik beraberlik içinde olmamız geren bir dönemdeyiz. Karar demokrasi için sağlıklı bir gelişme. Milletimiz, devletimiz ve demokrasi için hayırlı olsun.”Köksal ToptanKarar ciddi bir rahatlama yaratacaktır. Sayın Kılıç bütün partilerin üzerinde uzlaşacağı bir rejim arzusunu göstermiştir. Haşim Kılıç’ın temennilerine katılıyorum. Ahmet TürkToplumsal realiteyi, çağı ve değişimi göz önünde tutan Anayasa Mahkemesi, önemli bir karar verdi. Tabii en önemlisi Sayın Başkanın yaptığı açıklamadır. Parti kapatılmalarına karşı olduğunu, değişimi, dönüşümü, çağdaş dünyayı göz önünde tutarak Parlamentoya, siyasi partilere mesaj verdi ve gerçekten çağdaş değerleri içinde barındıran bir mantık açıklaması ve parti kapatılmasının sona erdirilmesini göz önünde tutarak bir çağrısı oldu. Bence bu çok önemli. Bu AKP’nin yanlışı yok anlamına gelmemelidir. Halkın iradesine sahip çıkma anlamında verilmiş bir karardır, hayırlı olsun. Zeki SezerAnayasa Mahkemesinin kararına saygılı olmak durumundayız. Biz DSP olarak saygılıyız da. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağına göre DSP, AK Parti’yi siyaseten yenmek için çalışmalarını sürdürecektir. Erkan MumcuBu gibi süreci, sancıları yeniden yaşamamak adına Türkiye demokratikleşmesindeki eksiklikleri mutlaka tamamlamalıdır. AK Parti’ye bir kez daha mağdur edebiyatı yapma fırsatı verilmemiş olması, bir siyasetçi olarak beni memnun etti. İnşallah yaşanılan bu tecrübeden bir şeyler öğrenmiş olarak ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda hem tutarlı hem onurlu bir tutum takınmayı karar sonrasında bir ilke haline getirebilirler. Mustafa Özyürekİhtarın ötesinde çoğunluk laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu noktasında birleşmiştir. Önemli olan budur. Daha önceki Anayasa değişikliği yapılmamış olmasaydı şu anda AKP kapatılmış olacaktı. Şu anda nitelikli çoğunluk arandığı için kapatılmıyor. “Türkiye’de parti kapatmak çok kolaylaşmıştır. Onun için bunu zorlaştıralım” diyenler yanılmışlardır. Türkiye’de parti kapatmak çok zorlaşmıştır. Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu çoğunluk kararıyla saptanmış olan bir parti kapatılmamıştır. Ama bundan […]

“Kapatmama” kararı 6 Haziran’da verilmişti!

Alper Görmüş Artık AK Parti’yi kapatmaya gerek yok Başlıkta “hakikaten” diye de eklemeli miydim? Çünkü herhangi bir “sanat” yapmadan söylüyorum; Anayasa Mahkemesi’nin türban kararından sonra buna gerek kalmadı, bence parti kapatılmayacak. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ortaklaşa hazırlayıp TBMM’de kabul ettikleri anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Anayasa Mahkemesi’nde açtığı iptal davasında mahkemeden “iptal” kararı çıktı. Bu sonuç, bilelim ki gönlünden “iptal” geçen çevrelerin bile beklemediği bir sonuçtu. Peki, beklenen neydi? Beklenenle ortaya çıkan arasındaki farkı ve bunun ne anlama geldiğini daha iyi anlayabilmek için, karardan önce mahkemenin önünde bulunan seçeneklere bir göz atalım. Birinci seçenek: Mahkeme, anayasanın ilgili maddesinde açıkça belirtildiği gibi (148. madde: “Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler”) konuyu esastan karara bağlama yetkisi olmadığı gerekçesiyle “iptal talebinin reddine” karar verir. (Hatırlayın, raportörün tavsiyesi de bu doğrultudaydı.) İkinci seçenek: Önüne gelen anayasa değişikliği ile anayasanın “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeleri arasında ilişki kurar ve 148. maddeye aldırmaksızın anayasa değişikliklerini CHP’nin talebi doğrultusunda iptal eder; ki kararla bu seçenek gerçekleşmiş oldu. Üçüncü seçenek: Mahkeme, anayasa değişikliklerini iptal etmez, fakat “yorumlu ret”le bu değişikliklerin hiçbir sonuç doğurmayacağını hükme bağlar, sonuçta başörtüsünün üniversitelerdeki varlığına ilişkin eski uygulama devam eder. “İptal” demek, savaş ilanı demek! Üniversitelerde başörtüsü yasağının devamını isteyenler “gerçekçi”; yasağın kaldırılmasını isteyenler de “kötümser” bir bakışla en güçlü ihtimalin üçüncü ihtimal olduğunda birleşiyorlardı. Bu durumda mahkeme, daha önce aldığı ve “içtihad” haline gelen bir kararına dayanmış olacak, hukuken çok da fazla yıpranmayacaktı.Mahkemenin “iptal” kararı almasının hukuk çerçevesinde savunulması ise imkânsız gibiydi. Özellikle 148. maddenin varlığı bunu mümkün kılmıyordu. Öte yandan, değişiklikleri “Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddelerini işaret ederek iptal etmenin türban kararını çok aşan başka bir anlamı vardı. Bu anlam, doğrudan doğruya “egemenliğin kullanımı” ile ilgiliydi. Başta, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Serap Yazıcı olmak […]

AKP 1 oyla “devam” dedi

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Siyasi kriz yaratan ve aylardır Türkiye gündeminden düşmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkındaki kapatma davası 6 ya karşı 5 oyla reddedildi. AKP’nin hazine yardımlarının yarısından mahrum bırakılması kararının da verildiği ve oturumların 3. gününde verilen kararı Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç açıkladı. Kılıç kendisinin red oyu verdiğini açıkladığı basın toplantısında 6 üyenin AKP’nin kapatılması yönünde oy kullandığını, 4 üyenin ise partinin laikliğin karşıtı eylemlerin odağı olduğunu ancak çok tehlikeli boyutta olmadığını belirttiğini söyledi. 71 AKP’li için istenen siyasi yasak kapatma kararı çıkmadığı için gündeme gelmedi. Kapatma kararının çıkması için en az 7 üyenin oyu gerekiyordu. Son 3 günde 30 saat mesai yapan Anayasa Mahkemesi, AKP’nin “kapatılmamasına” ancak son aldığı hazine yardımın kesilmesi suretiyle “ciddi bir ihtar” verilmesine karar verdi. 71 AKP’li için istenen siyasi yasak kapatma kararı çıkmadığı için gündeme gelmedi. AYM Başkanı Kılıç, konuyla ilgili yaptığı basın toplantısında kararın ilgili partiye ‘ciddi bir ihtar’ olduğunu belirterek “İlgili siyasi partinin gerekli mesajı alacağını temenni ediyorum” dedi. AKP hakkında açılan kapatma davasının final gününde (30 Temmuz) Ankara’da siyaset de mola verdi. AYM’nin 11 üyesi 3 gün boyunca Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianamesini inceledi. Yalçınkaya’nın esas hakkındaki görüşü ve delilleriyle, AKP’nin savunmalarını Ceza Muhakemesi Kanunu ve Siyasi Partiler Yasası’ndaki kriterlere göre değerlendiren AYM üyeleri, zaman zaman yaşanan tartışmaların ardından kapatma istemine ilişkin sunulan bazı delilleri hukuki açısında yeterli saymayarak dosya dışı bıraktı. Geri kalan ve CMK ile Siyasi Partiler Yasası’na (SPY) göre delil niteliğinde olduğunda tereddüt edilmeyenler ise son değerlendirme için ayrıldı. Kılıç’tan sitemkar açıklama Mahkeme heyeti, bu sabahki oturumda delillerle ilgili görüşmeyi tamamladıktan sonra öğlenden sonraki oturumda delilerin partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olup olmadığının göstergesi olup olmadığını tartıştı. Anayasa’nın 69. maddesinde “parti kapatma” kriteri olan “odak olma” hakkındaki tartışmasının ardından da karar aşamasına geçildi. Dava dosyasını görüşen heyet, AKP hakkında “kapatılmasın” kararını belirledikten […]

Umudun adı ölüm oldu

Medyakronikinfo@medyakronik.com İstanbul Küçükçekmece’ye bağlı Kayabaşı’nda, kaçak yollardan Avrupa’ya gitmeye çalışan 13 kişinin cesedi bulundu. Bugün (30 Temmuz) boş bir araziye cesetleri atılmış olarak bulunan kaçak göçmenlerin kapatıldıkları tır dorsesinde açlık. susuzluk ve havasızlıktan boğularak öldüğü anlaşıldı. Cesetlerin bulunmasından sonra çevrede operasyon yapan polis ekmek ve su bulabilmek için çevreye dağılan Pakistan ve Burma vatandaşı 60 kişiyi gözaltına aldı. 10p kaçak da durumları kötü olduğu için hastanede tedavi altına alındı. Ölümle noktalanan umut yolculuğu Van’da önceki gün bindikleri tırla yola çıkan Pakistan ve Burma vatandaşı 138 kaçağın umut yolculuğu Küçükçekmece’de bir insanlık dramıyla son buldu. 138 kaçak yolcusuyla önceki gün Van’dan yola çıkan tır dün (29 Temmuz) saat 04.30 sularında Küçükçekmece Kayabaşı köyündeki bir göl kıyısında durdu. 13’ünün açlık, susuzluk ve havasızlıktan boğularak öldüğü kaçaklardan 10’u da fenalaşmıştı. Kaçakları tırdan indiren şoför kayıplara karışırken ayakta kalabilen kaçaklar da ekmek ve su bulabilmek için çevreye dağıldı. Çevre sakinlerinin haber vermesi üzerine olay yerine gelen polis Pakistan ve Burma vatandaşı 13 kaçağın cesetleri ile baygın haldeki 10 kaçağı buldu. Ölüler Adli Tıp Kurumu’na, durumları kötü olan kaçaklarsa hastaneye kaldırılırken, çevreye dağılan kaçakları yakalamak için bir helikopterin de katıldığı takip başlatıldı. Gün boyunca süren takip çalışmaları sonunda 60 kaçak yakalanarak, Halkalı Polis Karakolu’na götürüldü. 138 kişi oldukları belirlenen kaçakların geriye kalanlarını arama çalışmaları sürüyor. Ölenleri atmaya gelmiş Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, olayın saat 07.30’da öğrenildiğini, emniyet güçleri ve savcılığın olay yerinde incelemelerde bulunduğunu belirterek, “13 göçmenin öldüğünü tespit etmişler. 10 göçmenin de bitap ve halsiz olduğu görülmüş. Bunlar çevre hastanelere sevk edildi. 50 civarında göçmen bölgeden toplanarak gözaltına alındı. Bir o kadar göçmenin de havadan ve karadan aramalarla toplanmasına çalışılıyor” dedi.Küçükçekmece İlçesi Kayabaşı Mahallesi Muhtarı Doğan Azat, gece saat 04.00 sıralarında bir tırın Kayabaşı Mahallesi girişindeki kırsal alana geldiğini ve bu aracın içindeki 13’ü havasızlıktan ölmüş 150’yi aşkın kaçağı araziye bırakıldığının belirlendiğin söyledi. […]

Sabah’ın haberi başlıktan spota evrim geçiriyor

Eren Bircan Sabah Gazetesi’nin 30 Temmuz tarihli sayısında birinci sayfadan verdiği bir haber, biyoloji öğretmenlerinin Darwin’in evrim teorisine yönelik fikirleriyle ilgili. Ancak “Biyoloji öğretmeni evrime inanmıyor” başlıklı haber, daha spotta, başlığıyla fikir ayrılığına düşüyor. Çünkü spottan, öğretmen adaylarının aslında yüzde 43’ünün “evrimin bilimsel bir teori olduğunu düşündüğünü”, yüzde 30’unun “kararsız kaldığını”, yüzde 16’sının ise “teoriye inanmadığını” öğreniyoruz. Haberin 18’inci sayfada yer alan devamında ise birinci sayfadaki başlık biraz yumuşar gibi oluyor: “Biyoloji öğretmeni evrime ‘mesafeli’. Fakat bu kez de haberin spotunda ve grafiklerinde işler karışıyor. Sabah Gazetesi’ne göre araştırmaya katılanların “Sadece yüzde 43’ü evrim teorisinin bilimsel bir geçerliliği olduğunu düşünüyor”. Yani Sabah’a göre “Hayır evrim teorisine inanmıyorum” diyen yüzde 16 ile “kararsızım” diyen yüzde 30, çoğunluk görüşü oluştururken, “teori bilimseldir” diyen yüzde 43, “sadece” ifadesiyle azınlıkta kalıyor. Muğla Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Oğuz Özdemir tarafından, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği bölümde öğrenim gören 98 öğrenciyle yapılan ankette, deneklerin “tamamen katılıyorum”, “katılıyorum”, “kararsızım”, “katılmıyorum” ve “hiç katılmıyorum” diyerek cevaplanması istenen 5 anket sorusu yer alıyor:“Evrim bilimsel geçerliliği olan bir teoridir”, “ Günümüzde yaşayan organizmalar, evrim sürecinin ürünüdür”, “Modern insan evrim sürecinin ürünüdür”, “Eldeki veriler, evrim konusunda çelişkiler içermektedir” , “Organizmalar yeryüzünde aynı anda olmuştur” Sabah’ın haberinde, birinci sayfada “evrime inanmayan” öğretmen adayları, 18’inci sayfada “evrime mesafeli” hale geliyor, aynı sayfadaki grafik başlığında ise “Kararsızların oranı yüzde 30” vurgusu yapılıyor. Haberin başlık ve yazımı yanında grafiklerdeki çelişki de işin bir başka yönü. Araştırma sonuçlarının pasta grafiklerle verildiği haberde, pasta grafik kullanımının genellikle “toplamı 100 eden” yüzde dağılımlarını göstermek için iyi bir yöntem olduğu da göz ardı ediliyor. Zira haberde yer alan beş grafikteki pasta dilimleri görünürde yuvarlağı tamamlayarak 100 ediyor ama rakamlar pek de öyle söylemiyor. Pasta dilimleri üzerindeki rakamlar toplandığında her pasta sırasıyla 89, 104, 82, 95 ve 100 ediyor. Tabii Sabah Gazetesi’nin “boşa koyulsa doldurmayan, doluya koyulsa almayan” […]

Saldırı sanal suç duyurusu reel

Medyakronikinfo@medyakronik.com Düşünce ve ifade özgürlüğü alanında faaliyet yürüten Düşünce Suçuna Karşı Girişim’e bağlı internet sitelerine yönelik hacker saldırılarıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Sözcülüğünü Şanar Yurdatapan’ın yaptığı Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in yürüttüğü çalışmaların yayımlandığı antenna-tr.org ve ortakpayda.org internet sitelerinin sabote edilmesiyle ilgili Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz ve Başsavcı Yardımcısıyla görüşen Yurdatapan, “Her olayın ardında Ergenekon aramak gibi bir paranoyaya kapılmamak gerektiğini düşüyorum. Gene de, arada bir bağlantı olabileceği ihtimalini de göz ardı etmiyorum” dedi. Düşünce Suçuna Karşı Girişim, dünyada ifade özgürlüğü ile ilgili mücadele veren kuruluşların şemsiye örgütü durumundaki Uluslararası İfade Özgürlüğü Kampanya Örgütü IFEX’in üyesi. Girişim, ifade özgürlüğü önündeki anti-demokratik yasaların yürürlükten kaldırılması için başka sivil itaatsizlik olmak üzere çeşitli etkinlikler düzenliyor. Örgütlü suç iddiası Yurdatapan, dün (29 Temmuz) İstanbul Beşiktaş’taki Ağır Ceza Mahkemesi’ne giderek internet sitelerine yapılan saldırıyla ilgili suç duyurusunda bulundu. Dünyada ifade özgürlüğü ile ilgili mücadele veren kuruluşların şemsiye örgütü durumundaki Uluslararası İfade Özgürlüğü Kampanya Örgütü IFEX’in üyesi olan Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in sözcüsü Yurdatapan suç duyurusu dilekçesinde kendilerini “Sabotage TIM” olarak tanıtan kişilerin www.atabeyler.org sitesi üzerinden örgütlendiğini belirtti. Konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada sitelerinin tahrip edilmesini suç olduğunu ifade eden Yurdatapan, “Uzun yıllar aynı filmleri döne döne izlerken öğrendim ki, birçok kitlesel taşkınlık mutlaka birilerince kışkırtılıyor, körükleniyor, zemin hazırlanıyor, birilerinin ceplerine paralar konarak ortaya salınıyor” dedi.Bilgisayar korsanlarının tüm yönleriyle araştırılmasını isteyen Yurdatapan, “Atabeyler” ve benzeri odaklarla bağlantı bulunması durumunda araştırmayı Savcı Öz’ün sürdüreceğini, bulunmadığı durumdaysa başka savcının görevi devralacağını belirtti. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 244. maddesinin “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu”nu cezalandırdığını vurgulayan Yurdatapan, kendilerini “Sabotage TIM” olarak tanıtan grubun bilişim suçu işlemiş bir örgüt olduğu için de sözkonusu suçun TCK 220. maddenin “Suç işlemek için örgüt kurma” suçuyla da bağlantılı olduğunu belirtti. “Atabeyler” internet sitesinde ‘Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır” ifadesinin yer aldığını kaydeden Yurdatapan, TCK 214. […]

Tuzla’da 101. ölüm

Medyakronikinfo@medyakronik.com Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde faaliyet yürüten Gemsan şirketine bağlı tersanede dün (29 Temmuz) meydana gelen kaza sonucu bir işçi daha öldü. Gemsan tersanesinde kompresör dairesinde işçilerin bakım yaptığı sırada meydana gelen patlamada işçilerden İbrahim Çelik başına sert bir cismin çarpması sonucu yaralanarak öldü. Tayeron işçi olan Çelik’in hayatını kaybetmesiyle şimdiye kadar kazalarda ölen tersane işçisi sayısı 101 oldu.Tuzla’daki Gemsan tersanesine bağlı Atlas Gemi taşeron firmasında çalışan İbrahim Çelik’in, dün (29 Temmuz) kompresör dairesinde bakım yaptığı sırada patlama meydana geldi. Patlamanın şiddetiyle Çelik, başına cisim çarpması sonucu ağır yaralandı. Çelik, mesai arkadaşları tarafından hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetti. Liman Tersane Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter İş), yaptığı açıklamada TBMM Tuzla Araştırma Komisyonu’nun yeni tamamlanan raporunu anımsatarak, gerekli düzenlemeler yapılmadığı sürece raporların malumun ilanı olmaktan öteye geçemediğini söyledi. Limter-İş’in tutabildiği kayıtlara göre, Çelik bu yıl Tuzla tersanelerinde ölen 15. işçi. 41 yaşındaki makineci olarak çalışan Dinçay Tomurcuk da Ereğli’deki tersanede kalp krizinden ölmüştü. Sendikanın kayıtlarına göre şimdiye kadar Tuzla ve Tuzla dışında ölen tersane işçilerinin toplam sayısı 101 oldu.

“Hürriyet bu nedenle ‘büyük’ ve bu nedenle ‘gazete’ değil!”

Güngören’deki terör eylemi, pazar gecesi 21.00’e doğru gerçekleşti. Hürriyet‘in biraz sonra aktaracağım manşeti, onu izleyen birkaç saat içinde atılmış olmalı. Yani ortada herhangi bir resmî açıklama yoktu, tam tersine, ülkenin başbakanı bile o gece olay yerine gidip “Hemen ad vermeyin, bırakın onu savcılar versin” diyerek gerekli uyarıları yapmıştı. Fakat işte, ülkenin en etkili gazetesi bu koşullarda ertesi gün şu manşetle yayımlanacaktı: “PKK’DAN SİVİL KATLİAM… Bölücü terör İstanbul Güngören’de sivilleri hedef aldı.” Benim yaşadığım yerde, saat 21.00 civarında gerçekleşen bir olayın haberi, o gazete Hürriyetde olsa ertesi günkü gazetede yer almaz, alamaz (bir olay bekleniyorsa, gazete geciktirilir, o başka). Yani büyük şehirlerde yaşayanlar, 28 Temmuz pazartesi sabahı Hürriyet’in manşetinde yukarıda okuduğunuz manşeti gördüler. Buna karşılık biz taşralı Hürriyet okurları, gazetemizin olayı nasıl “gördüğünü” ancak 29 Temmuz salı sabahı öğrenebildik. Hayır, manşette eylemi PKK’nın yaptığına dair bir ibare yoktu. Manşet şöyleydi: “ANNE KARNINDA BEBEĞİ BİLE… Güngören’de önceki akşam art arda patlayan iki bomba 18 can aldı. Hain saldırıda ölenlerin hayat hikâyeleri yürekleri burkuyor.” Peki haberin herhangi bir yerinde ya da Hürriyet‘in herhangi bir yerinde eylemi kimin yaptığına dair bir ibare var mıydı? Hayır yoktu. Yani ne olmuşsa olmuş, gazete iddiasından vazgeçmişti. “Önyargı” mı, “ah keşke” mi? Hürriyeto manşeti neden öyle attı? Bu soruya verilmiş iki farklı cevap üzerinden konuyu tartışmak istiyorum. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Esra Arsan, Bianet.org’a verdiği demeçte şöyle diyor: “Henüz herhangi bir delil olmamasına rağmen suçlunun ‘bulunmasını’, bir örgütün ya da eylem grubunun olayı üstlenmesini veya emniyet raporlarının açıklanmasını beklemeden gazeteciler hemen yargıya vardılar. Ve birilerini de bu yargılara doğru yönlendirdiler. Yapılan haberlerde tek adres PKK olarak gösterildi. Böyle bir beklenti var gazetecilerde. Halbuki henüz daha bir yargıya varmak için çok erken. Çünkü ne olduğu araştırılmamış.” Acaba burada “önyargı” gibi nispeten hafif, insanı farkında bile olmadan yanlışa sürükleyen ve mesela bir özür dilendiğinde bağışlanabilir bir hata ile […]

Operasyon isimlerine “son nokta” operasyonu

Duygu Furuncu Kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin sanıkları arasında yer aldığı ve siyasi kriz çıkaran Ergenekon soruşturması özellikle AKP karşıtları tarafından büyük tepki çekti, çekiyor. Ana muhalefet partisi liderinin avukatlığına soyunduğu, katı laik çevrelerin Cumhuriyet karşıtı olarak nitelediği bu operasyona en ilginç tepkiyi verenler ise milliyetçi çevrelerdi. Özellikle MHP’li cenah operasyona ve haliyle soruşturmaya, partilerinin adeta program tüzüğü haline gelen Ergenekon Destanı’nı anımsatan bu ismin verilmesine yönelik tepkiler gösterdi. Hatta MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi vererek, “Polis operasyonlarına verilen Ergenekon gibi isimlerin, alaycı ve küçük düşürücü tarzda kullanıldığı ve bu isimlerin hangi birim tarafından, ne gerekçeyle verildiğini” yanıtlamasını istedi. Bakan Atalay 17 Haziran günü yazılı olarak yanıtladığı bu soru önergesinde isim uygulamasının gerekçesini, “Özellikle örgütlü suçlara yönelik gerçekleştirilen operasyonlardaki olası karışıklıkların önlenmesi, soruşturma sırasında gizliliğin sağlanması gibi tamamen mesleki ve teknik gerekçelerle operasyonlara isim verebilmektedir” diye açıkladı. Bakan Atalay daha sonra da müjdeyi verdi; artık polis operasyonlarında isim değil kod adı kullanılacaktı. Bu yeni uygulamayla kullanılacak kodlama sistemine göre önce operasyon yapan ilin trafik kodu ardından da operasyonu gerçekleştiren birimin harf veya harflerden oluşan kodu eklenecek. Son olarak da operasyonun sırasına göre numaralandırma yapılacak. Yani artık ne Ergenekon gibi siyasi rencide yaratan, ne Barbie, 40 Haramiler, Kara Melek gibi masal ve TV dünyasından aşırılmış ne de Buffalo ya da Yarasa gibi hayvanlar aleminden isimler duymayacağız. TV dünyasından, hayvanlar alemine Polisin hangi isim verildiğinde nasıl bir sansasyon toplayacağını ya da kamuoyunda nasıl ilgi çekeceğini tahmin ederek yapılan ancak çoğu zaman yaratıcılıktan uzak bu isimlerle yazılı haberler artık gazete sayfalarında olmayacak. Ya da en azından emniyet bu isimle açıklama yapmayacak. Özellikle Sadettin Tantan’ın İçişleri Bakanlığı döneminde yapılan ve genelde hayvan isimleri verilen yolsuzluk operasyonlarıyla içeriğinden çok isimleriyle dikkat çeken ilginç bir literatür de geliştirilmiş oldu. Genelde operasyon düzenlenen suç örgütünün niteliği ya da suç […]

Nietzschelerin Şöleni

Modern felsefi düşünüşün şahikası 19. yüzyılda, bu düşüncenin açmazlar ve sıkıntılarını kör gözüm parmağına bir tavırla hesapsızca dillendiren heretikler de yok değildi. Modern felsefenin boş bıraktığı yahut doldurduğunu, çözdüğünü zannettiği alanlarda, halen bile sürmekte olan birtakım metafizik önkabullerle iş gördüğüne dair ilk kıvılcımlar Nietzsche tarafından çakılmıştır denilebilir. Modernitenin, ölümüne sakındığı, metafiziğin sularında işine geldiği gibi gezindiği, kendi körleşmesinin ve özgüvenin esiri olmuş bir biçimde hükümranlığını ilan ettiği dönemde Nietzsche, akranlarından, bunun bir dekadans düşüncesi olmaktan öte bir anlam ifade etmediğini bütün açıklığıyla ilk kez dile getiren “modern” felsefeci olmasıyla ayrılıyor. Felsefeyi bilginin nasıl bir şey olduğuna dair teknik, epistemolojik bir faaliyete indirgeyen ve onun yaşamla olan bağını kopartan modern felsefe, Nietzsche gibi yaşamı, ölümü ve doğayı felsefenin temel ve asli bir parçası olarak düşünen, ve felsefeyi estetik ve yaşam inşa edici teorik-pratik bir faaliyetler bütünü olarak anlayan birisini heretik olarak kodlamakta gecikmedi. Derrida ise Nietzschelerin Şöleni başlıklı derlemede yer alan makalelerinde Nietzsche’nin bu heretik, çoğul, sonsuz bir anlamlandırma ağına açılan yersiz yurtsuz yazısının izinden giderek modernitenin öncüllerine dair sıkı bir sorgulamaya girişiyor. Nietzsche dolayımında Derrida “isim, imza, metin üzerinden genel yorum politikası, otobiyografi, devletin ideolojik aygıtı olarak öğretim kurumları ve üniversite, üslup sorusu, Varlık sorusu, hakikat, demokrasi/gelecek demokrasi, adalet, Mesihçilik ve yeni Enternasyonel” gibi konuları tartışıyor. Derrida’ya göre Nietzsche’nin belli bir yoruma direnen, sürekli kendi yapısını çözen yazısı ve “Nietzsche’nin çoğul üslupları, hakikat pathosunun sözmerkezci buyruğunu kaldırır ve bu buyruğun yerine bir oyun davetini yerleştirir.”

Aşırılığın peygamberleri

Genellikle postmodernizm başlığı altında ve aşağılayıcı bir biçimde hepsi bir ve aynı yolun yolcusu diye anılan batı felsefesinin bu dört yaramaz çocuğu aslında hiç de sanıldığı gibi postmodern bir kayıtsızlık içinde değildir. Batı felsefesinin temellerini insanlığın selameti için dinamitleyen bu dört bilge birer yaşam kurucu estetisyen olarak teolojinin sahneden çekilmesiyle oluşan derin krizin nasıl giderileceğine ya da giderilip giderilemeyeceğine dair oldukça kendine özgü ve ‘can’dan yaklaşım ve çözümlemeriyle özel bir dikkati hakediyor. Aslında bir tarihçi olan Allan Megill, kendince tek bir izleğin peşinde çatallanmış yolları ifade ettiğini düşündüğü bu mahşerin dört atlısını, çoğunlukla ihmal edilmiş yaşam kurucu estetisyen yönleriyle ele alıyor. Megill, bu yaklaşımıyla, post-teolojik kriz sonrası kırarak, çözerek, parçalayarak, sökerek, koparak felsefe yapmaya ve aslında felsefeyi tekrar yaşamın kurucu bir edimi haline getirmeye niyetlenmiş bu isimlerin sınırda, kıyıda, köşede, uçlarda gezinmesinin hikmetine dikkat çekiyor. Yaşamı kendi sahihliğine, ‘olan’a iade etmenin yol açıcıları olarak bu dört bilgenin yol haritasına, bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu aşikar.